Şeyh Ali el-Kürdî el-Muleh. Cabiye kapısı dışında ikamet ederdi. Ebu Şâme onun için dedi ki: «Onun hakkında ihtilaf edilmiştir. Bazı Dı-maşklılar onun keramet sahibi olduğunu söylerken, bazıları da bunu inkâr ederler ve şöyle derlerdi: Hiç kimse onun namaz kıldığını, oruç tuttuğunu, ayakkabı giydiğini görmemiştir. Aksine o yalın ayak pisliklere ve necasetlere basar, öylece mescitlere girerdi.»
Başkaları da demişler ki: Onun cinlerden bir tabii vardı. O tabiinin kendisine getirdiği haberleri insanlara aktarırdı.
Sibt, bir kadının Lazkiye'de bulunan annesinin ölüm haberinin geldiğini ve bazılarının o kadına «annen ölmemiştir» dediklerini, bunun üzerine o kadının mezarlıkta oturmakta olan Şeyh Ali elKürdî'nin yanına gittiğini, Şeyh Ali'nin başını kaldırıp ona, «Annen öldü, annen öldü, artık ne yapabilirsin?» dediğini ve söylediklerinin gerçek olduğunu nakletmiştir. Arkadaşım Abdullah bana şöyle bir olay anlatmıştır: «Bir gün sabahladığımda yanımda hiçbirşey yoktu. Şeyh Ali'nin yanma gittim. Bana yarım dirhem verdi ve bu, ekmek ve pekmez alman için yeterlidir dedi.»
Günlerden bir gün Şeyh Ali el-Kürdî, Hatip Cemaleddin ed-Doleî'nin yanına gitmişti. Hatip Cemaleddin ona, «Ey Şeyh Ali, bu gün birkaç parça kuru ekmek kırıntısı yedim. Üzerine de su içtim. Bu bana yetti» demiş. Şeyh Ali de ona, «Nefsin için bundan başka birşey mi talep ediyorsun?» diye sormuş, Hatip Cemaleddin de, «hayır» diye cevap verince Şeyh Ali el-Kürdî şöyle demişti:
«Ey Müslümanlar burada, bu maksurede kendini hapsedip birkaç ekmek kınntısıyla kanaat eden, ama Allah'ın kendisine farz kıldığı hac-cı yerine getirmeyen bir kimseyi görüyorsunuz işte!»

