İsfahanlıydı. Bağdat'a geldi. Faziletli bir gençti. Şeyh Şihabeddin es-Sühreverdî'den ders aldı. Güzel yolda olan bir insandı. Tefsire dair güzel bilgisi vardı. Tasavvufî yöntemle yazdığı bir tefsiri vardır. Bu eserinde letafet görülmektedir. Vaazlarından birinde şöyle demişti:
«Âlem, Allah'ın azamet fezasında bir zerre gibidir.
Zerre de, onun hikmet kitabında bir âlem gibidir.
Usûl fürûdur, şayet evveliyetinin cemali tecelli ederse.
Fürû da usûldür, şayet vasıtaların nefyedildiği batış yerinde onun ahiriyet güneşi doğarsa.
Gecenin perdeleri sarkıtılmıştır. Yıldızların mumları ateşlenmiş-tir.
Gözeticilerin gözleri özlem duydukları kimselerle meşguldür. Perdelerin hacipleri vuslat kapısından azledilmiştir. Bu vakıa ve bu sevgili nicedir ki, artık kapı açılmıştır.
Bu geri dönüş ve fetret nedir ki artık hacibin perdesi yırtılmıştır.
Üzerimde, akikin kenarlarında daha başka akikler vardır.
Eğer ben bunu istemezsem, göz yaşlarımda akik vardır.
Eğer ben Hama'da yaşayana özlemimden ötürü ölmezsem,
Demek ki iddialanm doğru değildir.
Ey Leyla'nın konduğu yer.
Aşkta birbirini sevenler, hep birbirine benzemezler.
Bütün içkiler saf içki değildir.
Kendisiyle karşılaştığın her insan, gönlüyle sana mukabele edecek
değildir.
Sana yönelen herkes de sana özlem duyacak değildir.
Aşk üzerine iddialar çoğaldı.
Aşkın esiri de, serbest bırakılmışı da aynı oldu.
Ey kendini güvende hissedenler! Var mıdır aranızda göğe yükselebilecek olanlar?
Ey kendi müsemmalarının tomarları arasında hapsolanlar! Var mıdır aranızda sağlam bir anlayışa sahip olup da kuşların ve vahşi hayvanların rumuzlarını anlayabilenler?
Var mıdır aranızda Musa gibi aşka gelip, aşk lisani ile Rabbine, «Bana görün ki seni temaşa edebileyim, bekleyiş çok uzadı artık?!» diyebilenler.»
İnsanlar yağmur duasına çıkmışlardı. Şeyh Ebu Abdillah Muham-med duadan sonra şöyle demişti: «Müştak kişinin nefsi Aziz ve Celil olan Allah'a doğru yükselince ufukların gözleri ağlamaya başlar. Bulutlar, cömertlik yapıp süt yağdırırlar. Topraktaki susamışlar rahmet sütünü emerler. Bulutların gerisinden saf suyun damlacıkları gelmeğe başlar. Böylece kurak topraklar canlanıp hareketlenir. Köylerin ve kasabaların pınarlarının gözleri su fışkırtmağa başlar. Bahçeler yeşil sündüslerle ziynetlenir. Renkler en güzel şekilde etrafı boyarlar. Sabâ rüzgarının parmak uçları nur tepeciklerini yarar ve bu nefeslerle çiçeklerin yakaları açılır. Kâinatın cüzleri kendi evsafının lügatiyla konuşmağa başlar. Kendi ibareleriyle meramlarını ifade ederler. Şöyle ki: Ey uykuda olanlar uyanın. Ey uzakta olanlar, Allah'ın rahmetine koşun.
«Allah'ın rahmetinin belirtilerine bir bak. Yeryüzünü ölümünden sonra nasıl diriltiyor? Şüphesiz ölüleri o diriltir. O herşeye kadirdir.» (er-Rûm, 50).

