Melik Zahir Baybars'ın şeyhi olup onun yanında itibar sahibiydi. Saygı görürdü. Yüksek mertebelere ulaşmıştı. Sultan, bizzat onun için yaptırmış olduğu Hüseyniye zaviyesine haftada bir ya da iki kez giderdi. Zaviyesinin yanında onun için bir cami de yaptırdı. Her cuma Şeyh Hızır orada hutbe irad ederdi. Sultan ona çok miktarda mal, para ve dilediği herşeyi verirdi. Zaviyesi için cidden çok şeyler vakfetmişti. Şeyh Hızır, sultanın kendisini sevmesi ve ona saygı göstermesinden dolayı avam ve havas tarafindan da saygı görürdü. Yanında oturduğunda sultan onunla şakalaşırdı. Şeyh Hızır, hayırlı, dindar ve salih bir kimseydi. Sultana bir çok şeylerin olacağım önceden haber vermişti. Bir defasında Kudüs'teki Kıyame Kilisesi'ne girmiş, oranın keşişini kendi eliyle boğazlamış, oradaki mallan kendi arkadaşlarına hibe etmişti. Aynı şekilde İskenderiye'nin en büyük kilisesine de girmiş, oranın mallarım yağmalamış, orayı bir mescide ve medreseye dönüştürmüş, Beytü'l-maldan oraya çok masraf yapmış ve oraya Medresetül-Hadra adını vermişti. Dı-maşk'taki Yahudi kilisesine (havra) de aynı şeyleri yapmış, içeriye girmiş, içerideki alet ve eşyaları yağmalamış, orada bir ziyafet sofrası kurmuş orayı bir süre mescit olarak kullanmıştı. Sonra Yahudiler oranın tekrar kendilerine iade edilmesini ve kilise olarak bırakılmasını talep etmişlerdi.
Ancak bu sene Şeyh Hızır'ın hoş karşılanmayacak bazı hareketlerde bulunduğunu haber alan sultan, gerekli tahkikatı yaptırdı ve şeyhin zindana atılmasını gerektiren suçları irtikâb etmiş olduğunu anladı. Sonra da idam edilerek öldürülmesini emretti. Şeyh Hızır bu sene vefat etti ve kendi zaviyesine defnedildi. Allah onu bağışlasın.
Sultan Melikü'z-Zahir, onu çok severdi. Hatta onun adına muvafik olsun diye oğullarından birine de Hızır adını vermişti. Rabve'nin batısındaki dağda bulunan kubbe kendisine nisbet edilerek Şeyh Hızır Kubbesi adını almıştır.

