Ciane adıyla Dımaşk'ta tanınan, aklı yitik bir kimseydi. Bazı akılsızlar ve avam tabakasından olan bir takım insanlar, onun harika halleri ve mükaşefeleri olduğunu söylemişlerdir. Beş vakit namazım kılan insanlarla birlikte oruç tutan biri değildi. Bununla beraber halk tabakasından ve diğerlerinden birçoğu, onun ermiş bir kişi olduğuna inanmışlardır. Bu senenin cemaziyelevvel ayının yedisinde pazar günü vefat etti. Kasyun mezarlığında Şeyh Yusuf el-Kamînî'nin mezarının yanına defnedildi. Şeyh Yusuf da ondan kısa bir süre önce vefat etmişti. Şeyh Yusuf, Şehit Nureddin'in, Bizuriyin mıntıkasmdaki hamamının külhanında yatıp kalkardı. Pislikler ve necasetlerin üzerinde otururdu. Sokaklarda necasetlere sürtünen, kirli, pasaklı elbiseler giyerdi. Ama insanlar ona itaat eder, onu sever ve hüsnü kabul ile karşılarlardı.
Onun ermiş bir kimse olduğuna aşın derecede inanırlar ve onu çok severlerdi. Namaz kılmaz, necasetlerden sakınmazdı. Ziyaretine gelen bir kimse, külhanın kapısında necasetlerin üzerinde otururdu. Halk onun mükâ-şefe ve kerametleri olduğunu söylerdi ki, bütün bunlar saçma olup avam tabakasının hurafelerindendir. Diğer bazı deli ve meczublar hakkında da halkın bu tür inanışları vardır. Şeyh Yusuf el-Kaminî vefat edince avamdan ve diğerlerinden oluşan büyük bir kitle, cenaze merasimine katılmıştı. Kasyun mezarlığına kadar omuzlarda taşınmıştı. Tabutunun önü sıra çok gürültü, velvele, tekbir ve yapılması caiz olmayan avama mahsus bir takım hareketler icra edilmişti. Onu bu halde Kas-yun'daki delilerin türbesine getirip defnettiler. Avamdan bazı kimseler mezariyla çok ilgilendiler. Türbesinin üzerine nakışlı taşlar koydular.
Gül mukarnasları ve diğer desenlerle süslenmiş bir kubbe yaptırdılar. Etrafını çevreleyip bir kapı yaptırdılar. Aşın bir ilgi gösterdiler. Şeyh İbrahim ve bir grup adamı, Şeyh Yusuf un türbesinin yanında uzunca bir süre kalıp Kur'an okuyup tekbir ve tehlil getirdiler. Halk da onlar için yemek pişirip kendilerine götürüyor, onlar da oracıkta yeyip içiyorlardı. Kısaca demek istediğimiz şudur ki; Şeyh İbrahim el-Cianî, Şeyh Yusuf el-Akminî'nin vefat etmesi üzerine Şağur'dan Babü's-Sağir'e müritlerinden bir grupla gelmişti. Babü's-Sağir'e vardıklarında müritleri gürültü yapmış, bağırıp çağırarak şöyle demişlerdi: «Artık şehre girmemize izin verilçü- Artık şehre girmemize izin verildi!» Bunu defalarca tekrarladılar. Bunun sebebini Şeyh İbrahim'e sorduklarında şöyle demişti: «Yirmi seneden beridir Dımaşk'ın surlarına girmiş değildik.
Çünkü şehrin kapılarından herhangi birinin yanma geldiğimde şu arslanın kapıda durduğunu görüyordum ve kendisinden korktuğum için şehre giremiyordum. Ama o vefat edince artık şehre girmemize izin verildi.»
Bütün bunlar, sürü halindeki avam tabakasından olan bayağı kimseleri kandırıp yoldan çıkarmaya matuf sözlerdir ki, bu gruptaki insanlar, her anıranın peşine düşerler. Anlatıldığına göre Şeyh Yusuf, kendisine gönderilen bağış ve hediyeleri Ciane'ye gönderirmiş, doğrusunu, kulların ahvalini bilen noksanlıklardan münezzeh olan yüce Allah daha iyi bilir. Dönüş O'nadır. Hesabı görecek olan O'dur.
Önceki sayfalarda da anlattığımız gibi Humus savaşında, aralarında Emir Hacı İzzeddin Özdernir es-Silahtarî'nin de bulunduğu bir grup ümera şehit düşmüştü. Emir Hacı İzzeddin şehit edilirken altmış yaşındaydı. Seçkin ve hayırlı emirlerden olup yüksek himmet sahibiydi. Şu halde bu yüksek himmeti ve hayırh kişiliği sebebiyle Cennette yüksek bir makama kavuşacağı ümit edilir.

