El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Şeyh Muvaffaküddîn Abdullah B. Ahmed

Muvaffaküddin Abdullah b. Ahmed b. Muhammed b. Kudame b. Mikdam b. Nasr Şeyhü'l-îslâm. elMuğnî fi'1-Mezheb adlı eserin musannifidir. Künyesi Ebu Muhammed el-Makdisî olup yüksek derecede bir âlimdi. Kendi çağında ve …

Muvaffaküddin Abdullah b. Ahmed b. Muhammed b. Kudame b. Mikdam b. Nasr Şeyhü'l-îslâm. elMuğnî fi'1-Mezheb adlı eserin musannifidir. Künyesi Ebu Muhammed el-Makdisî olup yüksek derecede bir âlimdi. Kendi çağında ve kendisinden önceki zamanlarda ondan daha iyi bir fakih yoktu. Hicretin 541. senesinin şaban ayında Cemail'de doğdu. Ailesiyle birlikte hicretin 551. senesinde Dımaşk'a geldi. Kur'an okudu. Çok sayıda hadis dinledi. İki kez Irak'a geldi. Birinci gelişi, hicretin 561. senesinde idi. Bu gelişinde amcası Hafız Abdülganî'yle birlikteydi. İkinci gelişi ise hicretin 567. senesinde idi. Hicretin 573. senesinde hac yaptı. Bağdat'ta Hanbelî fıkhım Öğrendi. Fıkıhta yükseldi. Fetva verdi. Münazara yaptı. Birçok ilimlerde derya idi. Bunun yanısıra za-hid abid, takva sahibi, mütevazi, güzel ahlâklı, cömert, hayalı, güzel davranışlı, nurlu ve kıymetli bir şahsiyetti. Çok Kur'an okur, namaz kılar, oruç tutar, gecelerini ibadetle geçirirdi. Güzel bir yol tutmuştu. Selefi salihine tabi olmuştu. Güzel halleri ve mükâşefeleri vardı. Merhum İmanı Şafiî'nin şöyle bir sözü vardır: «Eğer akıllı alimler Allah'ın veli kulları savunuyorlarsa, o zaman ben Allah'ın bir velisi bulunduğunu bilmiyorum».

Şeyh Muvaffaküddin, Şeyh İmad'la birlikte Hanbelî mihrabında imamlık yapardı. Şeyh îmad vefat edince o yalnız başına bu göreve devam etti. Kendisinin bulunmadığı zamanlarda yerine Ebu Süleyman b. Hafız Abdurrahman b. Hafiz Abdülganî vekâlet ediyordu. Akşamla yatsı namazları arasında mihrabın biraz ötesine gidip otururdu. Yatsı namazını kılınca da Rasif teki Derbi'd-Doleî caddesinde bulunan evine intikal ederdi. Evine giderken bulabildiği kadar yoksul kimseleri de beraberinde götürür, onlarla birlikte yemek yerdi. Asıl evi ise Kasyun'da idi. Bazı geceler Yatsı'dan sonra Cebel'e giderdi. Gecenin birinde adamın biri, sarığını başından kaçırdı. Sarığında, içinde birkaç kum tanesi bulunan bir kağıt vardı. Şeyh Muvaffaküddin, sarığı kaçıran adama «Kağıdı al, sarığı bırak» dedi. Adam da kağıdın içinde para bulunduğunu zannederek kağıdı aldı ve sarığı bıraktı.

Bu da Şeyh Muvaffaküddin'in keskin zekâlı ve hazır cevap olduğunu ispatlamaktadır. Böyle yapmakla o, sarığım adamın elinden rahatlıkla alabilmişti. Onun meşhur bir kaç tasnif eseri vardır. On ciltlik el-Muğnî fî Şerh-i Muhtasari'l-Harekî, iki ciltlik eş-Şafî, el-Muknî li'1-Hıfz, er-Ravza fî Usuli'1-Fıkh gibi faydalı tasnif eserleri vardır. Bu sene Ramazan bayramında seksen yaşında cumartesi günü vefat etti. Büyük bir halk topluluğu cenazesinin teşyiine katılmıştı. Şeyh Muvaffaküddin meşhur türbesine defnedildi. Vefatından sonra güzel rüyalarda görüldü. Yüce Allah ona rahmet etsin. Birkaç erkek ve kız çocuğu vardı. Ancak bunlar onun sağlığında vefat etmişlerdi. Vefat edince geride oğlu İsa'dan olma iki torunu vardı. Bunlar da daha sonra vefat ettiler. Ve böylece Şeyh Muvaffaküddin'in nesli kesildi.

Ebü'l-Muzaffer Sıbt İbn Cevzî dedi ki: Şeyh Muvaffak'm kendi el yazısıyla yazdığı şu şiirini gördüm:

«Evine gitmene karşı koyan kimsenin kapısında oturma.

Ona ihtiyacım var ama kendisiyle,

İdare etmediğim takdirde işime engel oluyor dediğin,

Kimsenin kapısına varma.

Onu bırak, onun Rabbine yönel.

O zaman ev sahibi hoşlanmasa da senin ihtiyacın karşılanır.»

Şeyh Muvaffaküddin'in kendi nefsine hitaben söylediği şöyle bir şiiri de vardır: «Saçlar ağardıktan sonra mı mezardan başka bir mesken yapacağım?

Böyle yaparsam o zaman demek ki ben ahmakım.

Saçlarımın ağarışı, yakında öleceğimi bana haber veriyor.

Ölüm haberini bana veriyor ve bu haberi de doğrudur.

Her gün ve gecede ömür eskiyor ve deliniyor.

Her tarafı delinmeğe yüz tutan şey yamanabilir mi?

Kendimi naaşımın üzerinde uzanmış gibi görüyorum.

Kimi suskun, kimi feryad edip yanıyor.

Beni sorduklarında ağlayarak, feryad ederek cevap veriyorlar.

Kendimi naaşımın üzerinde uzanmış gibi görüyorum.

Kimi suskun, kimi feryad edip yanıyor.

Beni sorduklarında ağlayarak, feryad ederek cevap veriyorlar.

Göz yaşları pınar gibi akıyor ve işte bu MuvafFak'tır diyor.

Ben daracık bir çukura gömüldüm.

Üzerine kaya parçası konan bir lahide yerleştirildim.

En güvendiğim arkadaşlarım dahi üzerime toprak saçıyorlar.

Bana şefkat edenler bile beni mezara teslim ediyorlar.

Ey Rabbim! Yalnız kaldığım günde bana dost ve arkadaş ol.

Çünkü ben senin indirdiğin kitabı tasdik eden biriyim.

Ben Allah'a gidiyorum, bunun bana zararı yok.

Ailemden olana iyilik edip acıyorum.»