El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Sultan Ebu Muhammed Yakub B. Yusuf

Sultan Ebu Muhammed Yakub b. Yusuf b. Abdülmü'min, Mağrip ve Endülüs hükümdarıydı. Mağrip'te Mehdiye adını verdiği güzel bir şehir yaptırmıştı. Yaşantısı güzel, kalbi temiz ve dindar bir kimseydi. Malikî mezhebine …

Sultan Ebu Muhammed Yakub b. Yusuf b. Abdülmü'min, Mağrip ve Endülüs hükümdarıydı. Mağrip'te Mehdiye adını verdiği güzel bir şehir yaptırmıştı. Yaşantısı güzel, kalbi temiz ve dindar bir kimseydi. Malikî mezhebine mensuptu. Sonra Zahirî mezhebine intisap etti ve İbn Hazm'a tâbi oldu. Bundan sonra da, Şafiî mezhebine meyletti. Bazı şehirlere Şafiî kadıları tayin etti. Onbeş sene müddetle hüküm sürdü. Çok cihad ederdi. Beş vakit namazda imamlık yapardı. Kadınlara ve zayıflara yakın bir kimseydi. Allah rahmet etsin. Sultan Selahaddin kendisine mektup yazarak Haçlılarla yapacağı savaşta yardımını istemişti, ancak Sultan Selahaddin kendisine yazdığı mektupta Emirü'l-Mü'minin diye hitap etmediği için öfkelenmiş, Sultan Selahaddin'in yardım isteğini karşılıksız bırakmıştı. Vefatından sonra yerine oğlu Muhammed tahta geçti. Babasının yolunu takip etti. Babasına isyan etmiş olan birçok beldeler onun itaatine döndü. Ancak bundan daha sonra bu hanedanın üyeleri dağıldılar. Melik Yakub'tan sonra bu hanedan çöktü.

Bu sene Dımaşk'ta Meryem oğlu İsa olduğunu iddia eden bir adam ortaya çıktı. Kale naibi Emir Sarimüddin Berguş, onun Katip İmad hamamı yanında asılmasını emretti. Burası, Babü'l-Ferec dışında ve iki kapı arasında bulunan değirmenin karşısındaydı. Ancak bu hamam çok önceleri yıkılıp yok olmuştur. İdam edildikten iki gün sonra halk Rafizîler'e hücum etti ve Babü's-Sağîr'de Vessab denen Rafizî birinin mezarına saldırdılar. Onu mezardan çıkarıp iki köpekle birlikte astılar. Bu hadise bu senenin rebiyülahir ayında cereyan etmiştir.

Bu sene Horasan diyarında büyük bir kargaşa meydana geldi. Bunun sebebi de şuydu: Fahreddin Muhammed b. Ömer er-Râzî, Gazne hükümdarı Melik Giyaseddin el-Gurî'nin yanma gelmişti. Melik Gıyased-din ona ikramda bulunmuş ve Herat şehrinde onun için bir medrese yaptırmıştı. Gurluların çoğu Kerramî idiler. Razî'den hoşlanmadılar ve ona yapılan ikram çok ağırlarına gitti. Bu nedenle de onu hükümdarın yanından uzaklaştırmak istediler. Onun için Hanefî ve Kerramî fakihlerinden bir cemaat ile Şafiîler'den bir grup alimi bir araya getirdiler. Halk arasında büyük itibar gören, saygın bir şahsiyet olan Şeyh İbn Kudve de bu toplantıda hazır bulundu. O, îbn Kerram'ın mezhebine mensuptu. îbn Heysem'e de intisabı vardı. Razî ile münazara yaptı. Münazaranın usulü dışına çıkıp birbirlerine sövmeye ve hakarette bulunmaya başladılar. Ertesi gün halk büyük camide toplandı. Vaizin biri kalkıp konuşmağa başladı ve hitabesinde şöyle dedi:

«Ey insanlar! Bizler ancak bizce Rasûlullah'tan sabit ve sahih olarak geldiğine inandığımız hadisleri kabul ederiz. Aristoteles'in ilmine, İbn Sina'nın küfür dolu sözlerine, Farabî'nin felsefesine ve Razî'nin karıştırarak ortaya çıkardığı iddialarına gelince, biz bunları bilmeyiz ve söylemeyiz. Bizim bilip söylediğimiz şey, sadece Allah'ın kitabı ve Rasûlünün sünnetidir. Peki dün Allah'ın dinini ve Rasûlünün sünnetini savunan bir İslâm âlimine delilsiz konuşan bir kelama tarafından ne diye sövülüp hakaret edilmişti?!»

Vaizin bu konuşması üzerine halk ağladı, feryadü figan etti. Kerramîler de ağlayıp yardım istediler. Bu hususta elit tabakadan bir gurup onlara yardımcı oldular. Durumu ve olup bitenleri hükümdara anlattılar. Hükümdar da Razî'nin, ülkesinden ayrılmasını emretti. Bunun üzerine Razı de Herat'a döndü. İşte bu nedenle Razî'nin kalbi Kerramîler'e öfkeyle dolup taştı. Onlara olan düşmanlığını her yerde ve mekânda dile getirmeğe başladı.

Bu sene halife, vaizlerin üstadı Ebü'l-Ferec b. Cevzî'den razı oldu, onu affetti. Ebü'l-Ferec b. Cevzî daha önce Vasıt'a sürgün edilmiş ve orada beş yıl mecburi ikamete tâbi tutulmuştu. Vasıtlılar ondan yararlanmışlar, ondan ders almışlar, fayda görmüşlerdi. Cezası bitince Bağdat'a dönen Ebü'l-Ferec'e halife hil'at giydirdi ve eskiden olduğu gibi Maruf-u Kerhî'nin mezarının yanındaki türbe-i şerifte vaaz vermesine müsaade etti. Vaazına cidden çok büyük bir cemaat gelirdi. Halife de bir gün onun vaazını dinlemeğe gelmişti. Halifeye hitaben şöyle bir şiir okumuştu:

«Kendin yaptığın bahçeyi susuz bırakma.

O bahçeyi kendi bağış yağmurlarınla yeşertip geliştirmiştin.

Düzelttiğin bir dalı kesme.

Şeref binasının kurucusu, hâşâ bu binayı yıkacak değildir.

İşlediğim bir suçum varsa eğer,

Sen yine affet ve beni bağışla.

Daha önce bağış elde etmek umuduyla sana ümid beslerdim,

Ama bugün sadece hoşnutluğunu istiyorum senden.»

Ebü'l-Ferec îbn Cevzî'nin o gün söylediği şiirlerden biri de şudur:

«Bir zamanlar niyetimizi bozduk. Şakî olduk. Ama karşı karşıya geldiğimizde sanki hiç birbirimize düşman değilmiş gibi olduk.

Geceler karardığında öfkelenmiştik.

Ama artık birbirimizden hoşnud olduk.

Öldükten sonra kim bir gün yaşayabilir artık.

Ama biz öldükten sonra tekrar canlanıp hayat bulduk.»

Bu senede halife Nasır, Musul kadısı Ziyaeddin b. Şehrezorî'yi Bağdat'a çağırdı ve onu Bağdat kadilkudathğına atadı.

Bu sene Hafız Abdülganî el-Makdisî nedeniyle Dımaşk'ta büyük bir kargaşa meydana geldi. Şöyleki: Hafiz Abdülganî, Emevi Camii'nde Hanbeliler maksuresinde konuşuyordu. Bir gün akaidden bahsetti. Bazı şeyler söyledi. Kadı îbn Zekî ile hatip Ziyaeddin ed-Doleî gidip Sultan-ı Muazzam ve Emir Sarimüddin Berguş'la görüştüler. Hafiz Abdülganî için Arş üzerinde istiva, Allah'ın Arş üzerine inmesi, harf ve ses meselelerini konuşmak üzere bir meclis kuruldu. Necm elHanbelî, diğer fakih-

lerin görüşlerine katıldı, ancak Hafiz Abdülganî, kendi görüşünde ısrar etti. Görüşünden vaz geçmedi. Diğer fakihler ona karşı birleştiler. Kendisini ilgilendirmeyen bazı şeyleri ona isnad ettiler ve susturmağa çalıştılar. Nihayet Emir Berguş ona, «Bütün bunlar sapıklıkta da sadece sen mi haktesin?!» deyince o da «evet!» diye cevap verdi. Onun bu cevabı karşısında Emir Berguş öfkelendi ve onun şehirden sürgün edilmesini emretti. Ona sadece üçgün süre tanıdı. Bundan sonra Emir Berguş, kaledeki esirleri salıverdi. Bu esirler Hanbeliler'in minberini parçaladılar. O gün Hanbeliler mihrabında öğle namazı kılmamadı. Oradaki hazineler ve sandıklar dışarı çıkarıldı. Büyük bir musibet meydana geldi. Fitnelerin gizlisinden de, açığından da Allah'a sığınırız. Bu münazara meclisi bu sene zilhicce ayının yirmidördünde pazartesi günü düzenlenmişti. Hafiz Abdülganî bundan sonra Baalbek'e göçtü. Oradan da Mısır'a gitti. Hadisçiler onu yanlarında barındırdılar. Kendisine şefkat gösterip ikramda bulundular.

Hicretin Beşyüzdoksanbeşincî Senesinde Vefat Eden Meşhur Şahsiyetler