Kâtip îmad ve diğerleri dediler ki: "Sultan Selahaddin, hazinesinde bir surî dinardan ve otuzaltı dirhemden başka para bırakmadı.»
Başkaları ise onun hakkında şöyle demişlerdir: «Hazinesinde sadece kırkyedi dirhem para vardı. Geride ne ev, ne akar, ne çiftlik, ne de bahçe bıraktı. Hiçbir mülkü yoktu.»
Evet geride hiçbir şey bırakmamıştı, ama onaltı erkek evlad, bir de kız çocuğu vardı. Sağlığındayken vefat eden başka çocukları da vardı. Vefatından sonra geriye kalan çocuklarının en büyüğü oğlu Melikü'1-Ef-dal Nureddin Ali idi. Melikü'l-Efdal hicretin 565. senesinde ramazan bayramı gecesinde Mısır'da doğmuştu. Sonra Aziz İmadüddin Ebü'l-Feth Osman,, hicretin 567. senesinin cenıaziyelevvel ayında Mısır'da doğmuştu. Ondan sonra Muzafferüddin Ebü'l-Abbas Hızır, hicretin 568. senesinde şaban ayında Mısır'da doğmuştu. Bunun lakabı Şaki-kü'1-Efdal'di. Bundan sonra Zahir Gıyaseddin Ebu Mansur Gazi, hicretin 568. senesinin ramazan ayının ortasında Mısır'da doğmuştu. Ondan sonra Aziz Fethüddin Ebu Yakub îshak, hicretin 570. senesinin rebiyülevvel ayında Dımaşk'ta doğmuştu. Bundan sonra Necmeddin Ebü'l-Feth Mes'ud hicretin 571.
senesinde Dımaşk'ta doğmuştuki, bunun lakabı Şakikü'l-Aziz'dir. Bundan sonra Ağar Şerefüddin Ebu Yusuf Yakub hicretin 572. senesinde Mısır'da doğmuştu ki bunun lakabı da Şaki-kü'1-Aziz'di. Bundan sonra Zahir Mücireddin Ebu Süleyman Davud hicretin 573. senesinde Mısır'da doğmuştu. Bunun lakabı Şakikü'z-Zâ-hir'dir. Bundan sonra Ebü'1-Fadl Kutbeddin Musa hicretin 573. senesinde Mısır'da doğmuştu ki, bunun lakabı Şakikü'l-Efdal'dir. Sonra kendisine Muzaffer lakabı da verilmişti. Bundan sonra Eşref Muizzüd-din Ebu Abdillah Muhammed hicretin 575. senesinde Şam'da doğdu. Bundan sonra Muhsin Zahireddin Ebü'l-Abbas Ahmed, hicretin 577. se-nelinde Mısır'da doğdu. Bununla Eşref Muizzüddin özkardeştirler. Anneleri aynıdır. Bundan sonra Muazzam Fahreddin Ebu Mansur Turan-şah, hicretin 577. senesinin rebiyülevvel ayında Mısır'da doğdu.
Hicretin 658. senesine kadar yaşadı. Bundan sonra Rükneddin Ebu Said Eyyûb, hicretin 578. senesinde doğdu. Bu, Muizz'in özkardeşidir. Anneleri aynıdır. Bundan sonra Galib Nusayrüddin Ebü'1-Feth Melikşah, hicretin 578. senesinin receb ayında doğdu. Bu, Şakikü'l-Muazzam'ın özkardeşidir. Anneleri de aynıdır. Bundan sonra Mansur Ebu Bekir, Sultan Selahaddin'in vefatından sonra Harran'da doğdu. Bu, Muazzamla özkardeştir. Anneleri de aynıdır. Bundan sonra Sultan Selahaddin'in Ümmü'l-Veled olan bir cariyesinden Sadî adında bir oğlu da doğdu. Nusayrüddin Mervan adındaki oğlu, ümmü'l-veled bir cariyeden doğmuştur. Sultan Selahaddin'in kızına gelince bunun adı Mu'nise'dir. Amcasının oğlu Melikü'l-Kâmil Muhammed b. Âdil Ebu Bekir b. Ey-yub'la evlendi. Yüce Allah hepsine rahmet etsin.
Cömert, âlicenab, emirlerine ve başkalarına ihsanda bulunan, hatta düşmanlarına da iyilik eden, onlara bağış yapan bir kimse olduğundan ötürü geride mal mülk bırakmamıştı. Düşmanlarına da ihsanda bulunduğuna dair bazı meseleleri önceki sayfalarda naklettik. Kendisi giyeceğinde, yiyeceğinde, bineğinde az şeylerle yetinirdi. Keten, pamuk ve yünden başka bir şey giymezdi. Kötülüklere doğru adım attığı bilinmemektedir. Özellikle Cenâb-ı Allah kendisine hükümdarlık nimetim bahşettikten sonra kötülüklere hiç yanaşmadı. Aksine yegane amacı ve en büyük gayesi İslâm'a yardım etmek, onun alçak düşmanlarını yenip bozguna uğramaktı. Sadece bu konuda fikir yorardı. Gece gündüz bu işle uğraşırdı. Güvendiği kimselerle birlikte bu konuda fikir alış verişinde bulunur, planlar yapardı. Bununla birlikte onun başkalarında bulunmayan birçok fazilet ve üstünlükleri vardır.
Lügate, edebiyata ve tarihe dair çok güzel bilgilere sahipti. Hatta denilir ki o, Hamaset adlı eseri tamamıyla ezberlemiştir. Beş vakit namazı vaktinde, cemaatla kılmaya kendini alıştırmış ti. Vefatından çok uzun bir zaman öncesine kadar namazları cemaatle kılmadığı görülmemiştir. Hatta ölüm hastalığında bile namazını cemaatla kılmaya çalışmıştır. Bu haldeyken imam yanına gelir, ona namazını kıldırırdı. Vücudunun direnci azalmış, kuvvetini kaybetmiş olduğu halde yine de namazı ayakta kılmağa çalışırdı. Huzurunda yapılan tartışma ve münazaraları anlardı. Hatta bu tartışma ve münazaralara bazan kendisi de katılırdı. Her ne kadar konuyla ilgili terimleri kullanmasa da kendisi de bir nebzecik bu işlere iştirak ederdi. Kutbeddin en-Nisaburî onun için bir akaid kitabı derlemişti. O kitabı ezberliyordu.
Okuduğunu anlayabilecek çağa gelen çocuklarına da ezberletiyordu. Kur'an, hadis ve ilim dinlemeyi çok severdi. Hadis dinlemeye devam ederdi. Hatta bir gün askerleri saf düzeninde teftiş ederken iki saf arasında bulunduğu esnada bir hadis okuduğu duyuldu. Kendisi bununla övünüyor ve «böyle bir yerde herhangi bir kimsenin hadis okuduğu duyulmamıştır» diyordu. Bunu Kâtip îmad'ın işareti ve tavsiyesi üzerine yapmıştı. Son derece yufka yürekli bir kimse olup hadis okunduğunu duyduğunda hemen ağlardı. Dinî hükümlere çok saygı gösterirdi. Kendisi Halep'te iken oğlu Zahir, Şihab ez-Zühreverdî adında bir gençle arkadaş olmuştu. Şihab, kimya ilmini, birazda gözboyama ve büyücülük biliyordu. Oğlu Sultan Zahir, ona aldandı. Onu yakını kıldı- Dost oldu. Ancak Şihab, İslâm'a muhalif hareketlerde bulundu.
Sultan bunu öğrenince onun öldürülmesine karar verdi. Öldürmesi için oğluna mektup yazdı. Oğlu da babasının emri üzerine Şihab'ı idam etti. Teşhir etti. Başka bir rivayete göre ise onu iki duvar arasına hapsetmiş, açlıktan ölünceye kadar orada bırakmıştır. Bu hadise hicretin 586. senesinde cereyan etmiştir.
Sultan Selahaddin, Akkâ kuşatması esnasında hasta ve sancılı olduğu halde yine de hem bedenen, hem de manen insanların en kuvvetlisi, en şecaatlisi idi. Düşmanlarının sayı ve kuvvet çokluğuna rağmen onun kuvvet ve şecaati artıyordu. Düşmanlarının sayısı 500.000 (başka bir rivayete göre 600.000)i bulduğu halde o hiç yılmamış, aksine yaptığı bu savaşta onlardan 100.000 kişiyi öldürmüştü.
Savaş sona erip de Haçlılar Akkâ şehrini teslim aldıklarında ve orada bulunan Müslümanları öldürdüklerinde, sonra da topluca Kudüs'e yürüdüklerinde Sultan Selahaddin de, sayılan kendi askerlerinin sayılarına nisbetle kat kat fazla olduğu halde onların peşi sıra yürüdü. Onları takip etti. Bununla beraber Cenâb-ı Allah ona zafer ihsan etti. Haçlıları hezimete uğrattı. Sultan onları Kudüs'e kadar takip etti. Onlardan önce Kudüs'e gitti. Allah onu korudu. Düşmanların tasallutundan emin kıldı. Ordusuyla birlikte Kudüs'te ikamete devam etti. Onları korkuttu. Yüreklerine korku saldı. Onları mağlup etti. Nihayet onlar yalvarıp ya-kararak ondan barış talebinde bulundular ve savaşın sona erdirilmesini iste jpr. Sultan da onların istediği şekilde değil de, kendi istediği şekil-d '- rla^arış yaptı. Bu, Cenâb-ı Allah'ın mü'nıinlere bahşettiği rah-%J un bir parçasıydı. Bu seneler sona ermeden sultanın kardeşi, Melik Âdil, sahil beldelerini de ele geçirdi. Böylece Müslümanlar güçlendiler. Kâfirler alçalıp zelil oldular.
Sultan Selahaddin cömert, güler yüzlü, seçkin bir kimseydi. Yaptığı iyiliklerle övünmezdi. Hayır ve taat işlerini çok severdi. Allah ona rahmet etsin. Şeyh Şihabüddin Ebu Şâme, Onun yaşantısından, zamanından, iç ve dış görünüşü hususundaki adaletinden, hükümlerinden faydalı olacak bilgileri bize aktarmıştır.

