Yusuf b. Hüsameddin Kazoğlu b. Abdullah Atikü'l-Vezir Avnüddin Yahya b. Hübeyre el-Hanbelî. Yüce Allah kendisine rahmet etsin. Lakabı Şeyh Şemseddin'dir. Künyesi Ebü'l-Muzaffer olup Hanefi mezhebine mensuptu. Bağdatlıydı. Sonra Dımaşk'a gelip yerleşti. İbnü'l-Cevzî'nin torunudur. Anası Râbia binti Şeyh Cenıaleddin Ebü'l-Ferec b. Cevzî'dir. Güzel suretli, sesi hoş, vaazı güzel, bir çok faziletlere ve musannef eserlere sahip bir kimseydi. Yirmi ciltlik güzel bir tarih eseri olan Mir'atü'z-Zaman'm sahibidir. Bu eserinde dedesine ait el-Muntazam adlı nesir eseri nazma çevirmiş, ilaveler yapmış ve kendi zamanına kadar olan tarihi de eklemiştir. Kendisi hicretin 600. senesinde Dımaşk'a geldi. Eyyubîlerin yanında itibar sahibi oldu. Onu yükselttiler, öne geçirdiler. Kendisine ihsanda bulundular. Her cumartesi sabahı Ali b. Hüseyin Zeynelabidin'in kapısında vaizlerin durup vaaz ettikleri direğin yanında oturup vaaz ederdi. İnsanlar onun vaazını dinleyebilmek için cumartesi gecesi bahçelerini, işlerini bırakıp geceyi camide geçirirlerdi. Vaaz bitince acele bahçelerine dönerler, işlerinin başına geçerler, onun anlattığı faydalı, güzel sözleri kendi aralannda müzakere eder, birbirlerine naklederlerdi. O, dedesinin yöntemine uygun vaaz verirdi.
Şeyh Taceddin el-Kindî ve diğer meşayih de Yezid kubbesinin altında oturup onun vaazını dinler, söylediklerini güzel bulurlardı. Muazzam sarayının üstadı Emir İzzeddin Aybek el-Muazzamî'nin yaptırdığı İz ziyetü'1-Berr aniye medresesinde de ders verdi. Bilindiği gibi Emir İzzeddin, Keşk'teki Îzziyetü'l-Cevvaniye medresesini de vakfeden zattır. Burası önceleri Düver-i İbn Munkiz, olarak bilinirdi. Sibt ayrıca Ce-bel'deki Kühayl köprüsünün yanında bulunan Şibliye medresesinde de ders vermiştir. Bu medresenin ön taraflarında bulunan Bedriye medresesinin yönetimi de kendisine verilmişti. Orada ikamet ederdi. Bu sene zilhicce ayının yirmibirinde salı gecesi burada vefat etti. Cenazesine şehrin sultanı Nasır b. Abdülaziz ve astları katıldılar. Şeyh Şihabüddin Ebu Şâme onun bir çok ilimlere, faziletlere, reislik karizmasına, güzel vaaz verme kabiliyetine, hoş sese, parlak bir simaya sahip bulunduğunu; mütevazı, zahid ve sevecen bir kimse olduğunu söyleyerek övmüştür. Ancak şunları da söylemiştir:
«Onun vefat ettiği gece ben hastaydım. Uyanmaya yakın bir zamanda uykuda iken onun vefat ettiğini rüyamda kötü bir halde gördüm. Benden başkaları da onu bu halde görmüşlerdi. Allah'tan onun için afiyet diliyoruz. Cenazesine gidemedim. Sultan ve halk iştirak etmiş, cenaze merasimi çok kalabalık olmuştu. Faziletli, alim, zarif, münzevî bir zattı. İdarecilerin işledikleri çirkinlikleri protesto ederdi. Orta halli elbiseler giyer, ilim mütalaasına devam eder, sürekli bilgi derleyip tasnifatta bulunurdu. İlim ve fazilet ehline insaflı davranır, cahillerden uzak dururdu. Hükümdarlar ve yüksek mevki sahipleri ziyaretine gelirlerdi. Ömrünün büyük bir kısmını müreffeh bir hayat içinde itibarlı bir kimse olarak geçirmişti. Ömrünün elli sene kadarlık bir kısmını hükümdarlar ve halk nazarında yüksek itibar sahibi olarak yaşamıştı. Vaaz meclisi şenlikli ve coşturucu idi. Sesi gerçekten güzel ve hoştu. Yüce Allah ona rahmet etsin ve ondan hoşnut olsun. Halep valisi Melik Nasır'm zamanında, bir aşure gününde kendisinden insanlara Hz. Hüseyin'in şehit edilişini anlatmasını istediler. O da minbere çıktı. Uzun süre konuş-maksızın oturdu. Sonra mendilini yüzüne koyup hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı ve şu şiiri okudu:
«İnsanların yeniden diriltilmesi için sura üflendiğinde, Şefaatçıları, aynı zamanda kendisine hasım olacak kimsenin vay haline!
Şüphesiz Hz, Fatıma kıyamette mahşer alanına, gömleği, Hüseyin'in kanma bulanmış olarak gelecektir!»
Böyle dedikten sonra ağlayarak minberden indi. Yine aynı halde Salihiye'ye gitti. Yüce Allah ona rahmet etsin.

