Şeyh Alemüddin el-Berzalî tarihinde şöyle demiştir : "Kahire'den gelen mektuplardan birinde şöyle bir olaydan bahsedildiğini gördüm : Cemaziyelahir ayının dördünde perşembe günü denizden acaip bir yaratık çıktı. Munufıye arazisinin sınırlarında Münye Mes'ud ile İstebari ve Rahip mıntıkaları arasında orta yerde kıyıya çıkan yaratığın evsafı şöyleydi:
Rengi mandanınki gibiydi, ama tüysüzdü. Kulakları deve kulakları gibiydi. Gözleri ve tenasül organı dişi deveninki gibiydi. Tenasül organının üzerinde birbuçuk karış uzunluğunda balık kuyruğu gibi bir kuy-nığu vardı. Boynu da içi saman doldurulmuş tenin denen efsane yaratığının boyunun kalmhğmdaydı. Ağzı ve dudakları ise yün dikme aleti gibiydi. Dört tane sivri dişi vardı ki, bunların ikisi üst çenede, ikisi de alt çenede idi. Her birinin uzunluğu bir karıştan azdı. Ama iki parmak kaunlığındaydı. Ağzında kırksekiz azı dişi vardı. Şerbir dişi bir satranç piyonu iriliğindeydi. Ellerinin karından yere katlar olan uzunluğu ikibu-Çuk karıştı. Dizi ile tırnağı arası yılan karnı gibi sarı ve kıvırcıktı. Tırnakları lenger gibi yuvarlak ve dairemsiydi.
Deve tabanı gibi dört tabanı vardı. Sırtının eni ikibuçuk zira kadardı. Ağzı ile kuyruğu arasındaki uzunluk onbeş ayaktı. Karnında üç mide vardı. Eti kırmızı olup balığın eti gibi yağlıydı. Tadı da deve etinin taamdaydı. Derisi dört parmak kalınlığında olup, kılıç tesir etmeyecek kadar kuvvetliydi. Derisi herbiri bir saat taşıyabilen beş deveye yükletilerek kalede bulunan sultanın huzuruna götürüldü. İçine saman doldurarak tıpkı canlı bir hayvan gibi sultanın önünde durdurdular. Doğrusunu Allah bilir"
Eeceb ayında Tatarların Şam'a girmeye niyetlendiklerine dair haberler birbirini teyid etti. Halk bu durumdan paniğe kapıldı, şiddetli derecede korktular. Namazlarda hatipler kunut okudular. Buharı de okundu. İnsanlar Şam'ı bırakarak Mısır'a, Kerek'e ve müstahkem kalelere göçmeğe başladı. Mısır askerlerinin istenilen zamanda gelmeyip gecikmesi yüzünden de korkulan daha şiddetlendi. Receb ayında Nec-meddin b. Ebü't-Tıb, Eminüddin Süleyman'ın yerine hazine nazırlığı görevine başladı. Şaban ayının üçünde cumartesi günü îbn Cemâa'dan sonra şey-hü'ş-şüyûhluk görevine Kadı Nasirüddin Abdüsselam başladı. O zamana kadar bu görevi Cemaleddin ez-Zer'î geçici olarak yürütüyordu.
Şaban ayının onunda cumartesi günü sultanın askerlerle birlikte Tatarların hakkından gelmek üzere Mısır'dan yola çıktığına dair müjdeyi halka iletmek için kalede ve ümera kapılarında sevinç davulları çalındı. Aynı günde Garafc vak'ası da meydana geldi şöyle ki:
Aralarında İstedmür, Bahadır Ahi, Geçgin ve Gurlu el-Adilf nin de bulunduğu bir grup İslâm ümerası, herbirinin maiyetinde din kılıcı olan 1.500 süvari bulunmak üzere 7.000 kişilik Tatar ordusuyla karşılaştılar. Savaşmaya başladılar. Müslümanlar sabrü sebat gösterdiler. Cenâb-ı Allah onlara yardım etti. Tatarları bozguna uğrattı. Bunlar, Tatarlardan bir kısmını öldürdüler. Bir kısmını esir aldılar. Bu durumu gören diğerleri de arkalarını dönüp kaçtılar. Müslümanlar onlardan çok miktarda ganimet elde ettiler. Salimen döndüler. Cenâb-ı Allah'ın kendilerine şehitliği ikram ettiği kimseler hariç, Müslümanların kaybı olmamıştı. Bu husus bir tezkireyle bildirildi. Sonra şaban ayının ortasında perşembe günü esirler de getirildi. O gün, Hristiyanlann bayramıydı.

