Saltanat naibi Emir Seyfeddin Baydemir, memleketin idarecisi Haseki ve Mısır diyarının atabeki Emir Seyfeddin Yelboğa'yı içten içe düşman bilmeye başladı. Onun kendisini Şam'dan uzaklaştırma çabası içine düştüğü vehmine kapıldı. Hatta bu hususta bazı duyumlar da almıştı. Bizim naibimiz; kuvvetli ve kararlı bir şahsiyet sahibi idi. Sultana itaate devam etmekle birlikte kendisinde Seyfeddin Yelboğa'ya karşı itaatsizlik emareleri görülmüştü. Bu nedenle Yelboğa, onun emir dinlemeyip, itaat etmediği gerekçesiyle azledilmesine çalışmıştı. Ancak o esnada Dımaşk'taki Mansure kalesinin naibi Emir Seyfeddin Bortak en-Nasırî vefat edince, saltanat naibi, bu kaleyi tümüyle teslim almak için adamlarını ve maiyetini kaleye göndermiş, sonra kendisi de bizzat oraya gitmişti. Kalenin bir zamanlar fakihi, daha sonra naibi ve kalenin planlan, eşyaları, hakkında en çok bilgi sahabi olan Zeyneddin Züba-le'yi çağıttı. Onunla birlikte kaleyi dolaştı. Zeyneddin Zübale, burçları, anahtarları, kilitleri, odaları, köşkleri, sarnıçları, teçhizatları ona gösterdi. İnsanlar bu dönemde böyle bir raslantıya hayret ettiler. Çünkü daha önce hiç bir naip böyle hareket etmemişti. Dârüssaâde Sarayının karşısındaki kapı açıldı. Saltanat naibi kaleye buradan girip çıkmaya başladı. Beraberinde hizmetçileri ve maiyet erkânı da vardı. Kalenin keşfini yapıyor, tamiratıyla ilgileniyor, lazım gelen şeyleri hallediyordu. Allah ona güç ve kuvvet versin.
Şaban ayının onbeşinde cumartesi günü saltanat naibi, âdet üzere selâm merasimine çıktı. Emir Seyfeddin İstedmür'ü yanına çağırdı. Seyfeddin İstedmür, daha önce Şam naibi olup onun konağında tutuklu gibiydi. Hiç törenlere çıkmıyor, kimse onu görmüyordu. Onu yanına alıp beraberinde tören yerine götürdü. Aynı şekilde Mısır'dan gelen emirlerden 1.000 askerin komutanı Tayberof ile hacib Toydemir de tören yerine geldiler. İbn Subh ile Ömer Şah'a ise cuma günü akşama doğru yola çıkıp, Sûkü'l-Hayl'e gittiler. Dârüssaâde'ye konuk edildiler. Hep birlikte güç birliği yapıp kendilerine kötülük yapmak isteyenlere karşı el birliği yapmaya söz verip yemin ettiler, kendilerinden birini azletmek veya Öldürmek isteyenlere karşı birlikte hareket etme hususunda anlaştılar. Kendileriyle savaşanla da savaşacaklardı. Sultanın, üstadları Melik Mansur b. Hacı b. Nasır b. Mansur Kalavun'un oğlu olduğunu söylediler. Hepsi saltanat naibinin bu hususta kendilerinden istediği hususlara riayet edeceklerine söz verip yemin ettiler. Sonra da yanından çıkıp gittiler, saltanat naibi de kendi âdeti üzere debdebe ve ihtişamı ile törene devam etti. Sonucu güzel kılması, ancak Allah'tan beklenir.
Şaban ayının onaltısında pazar günü sabahleyin Melikü'l-Ümera, tuz vergisini ve düğünlerden, törenlerden alman harçları kaldırdı.
Kadınların erkeklere, erkeklerin de kadınlara şarkı okumalarını yasakladı. Bu güzel bir uygulamaydı.
Bu ayın onsekizinde sah günü saltanat naibi Seyfeddin Baydemir, kale burçlarına mancınık kurdurmaya başladı. Kalenin dört tarafına, altı adet mancınık yerleştirdi. Kaledeki insanlar da dışarı çıkarıldı. Oraya Kürt, Türkmen ve diğer kavimlerden olan devriye askerleri yerleştirildi. Ayrıca çok miktarda gıda maddesi, eşya, savaş aleti ve benzeri şeyler de kaleye taşındı. Şayet kale kuşatma altına alınacak olursa bu esnada lazım gelecek malzeme de hazırlandı. Bahçelerin sahipleri kaleye mancınık kurulduğunu gördüklerinde paniğe kapıldılar. Çokları bahçelerini bırakıp şehre taşındılar. Bazıları da kıymetli mal ve eşyalarını şehirlilerin yanma emanet bıraktılar.
Fetva sormak amacıyla bana yazılı olarak şöyle bir soru gönderilmişti: "Bir hükümdarın bir köle satın alıp o köleye ihsanda bulunması, ona mal verip onu devlet kademesinde yükseltmesi, sonra o kölenin, efendisine hücum edip onu Öldürmesi, malını alıp vârislerini o maldan mahrum bırakması, kendisinin ise memleket tahtına geçmesi, tahta geçtikten sonra ülkenin naiblerinden bazılarına, Öldürmek amacıyla-yanına gelmeleri için haber göndermesi durumunda, haber gönderilen bu naib onun yanma gitmese olur mu? Yahut kendi canını ve malını korumak için tahta geçen bu köle, hükümdarla savaşması durumunda öî-dürülürse şehit sayılır mı, sayılmaz mı? Öldürülen hükümdarın vârislerinin miras hakkını kurtarmak amacıyla uğraş veren kimse sevap kazanır mı? Onun kısasını tatbik etmek için çabalayan kimse sevap kazanır mı, kazanmaz mı? Bu hususta lütfen bize fetva (cevze) verin. Sizin sevabınızı da Allah versin."
Emirin yanından bu soruyu bana getirene dedim ki: "Eğer onun amacı kendisini Allah'a karşı olan sorumluluktan kurtarmaksa Cenâb-ı Allah onun niyetini ve amacını herkesten daha iyi bilir. Sonucunda bundan daha ağır bir mefsedete yol açacak belirli bir hakkı elde etmeye çalışmasın. Bu talebini normal yoldan elde edebileceği bir zamana kadar ertelesin. Ama bu fetvayı istemekteki maksadı, bununla devlet erkanını ve emirleri etrafında toplamak için güç sahibi olmaksa, o zaman bu fetvayı Önce büyük kadılardan ve alimlerden sorması gerekir. Bunlardan sonra diğer müftülere sorsun. Allah doğruya ulaşma hususunda başarı verecek olan yegane zattır."
Saltanat naibi, böylece bütün Şam ümerasını etrafında toplamıştı. Anlatıldığına göre bunların arasında onyedi tane de saltanat naibi vardı. Bunlar naible birlikte selâm merasiminde hazır bulunuyorlar, onunla Dârüssaâde Sarayına gidiyorlar, naib de orada bunlara ziyafet veriyor, onlarla sofrada yemek yiyordu. Kudüs'te ikâmet etmekte olan Emir Mencük Turçaksîn'in de saltanat naibine muvafakat ettiğine dair haber
Dımaşk'a ulaştı. Dımaşk saltanat naibi de ona elçi olarak Cibril'i gönderdi. Cibril geri geldiğinde Emir Mencük'ün, saltanat naibine muvafakat ettiğini kendisine bildirdi. Ayrıca Mencük'ün, Gazze ve naibini hükmü altına, aldığım çok sayıda asker toplayıp yığmak yaptığını, çok kimseleri hizmetine soktuğunu, yollan kontrol altında tuttuğunu, kontrol etmeden kimsenin geçişine müsaade etmediğini de saltanat naibine bildirdi. Bununla karşılıklı mektuplaşmaların önünü almak istemişti. Adalet yerleşmiş, güven tesis edilmiş, hiç kimsenin korkusu kalmamıştı. Dımaşk ve çevre yerleşim birimlerinde de kimsenin kimseyi korkuttuğu, kimsenin kimseye saldırdığı ve malını yağmaladığı duyulmuyordu. Allah'a hamd olsun. Yalnız bazı bahçe sakinleri, Dımaşk'taki Man-sure kalesinin üzerine altı adet mancınık kurulduğunu gördükleri için vehimlenip korkuya kapılmışlar, şehre taşınarak kıymetli mallarını şehirde ikamet eden bazı kimselere emanet etmişler, kendileri de korku nedeniyle orada ikamete başlamışlardı.
Sonra saltanat naibi, dört mezhebin kadılarını ve bütün emirleri huzurunda topladı. Bunlar Sır kâtibine müşterek bir mektup yazdırarak sultandan razı olduklarını, ama Yelboğa'dan hoşnut olmadıklarını, onu istemediklerini, memleket idaresine onun bakmasını uygun görmediklerini ifade ettiler. Kadılar da bu hususta tanıklıkta bulundular. Mektubu Emir Tayboğa et-Ta-vil'in -ki bu zat Mısır diyanndaki Yelboğa'mn dengi idi- bir kölesiyls sultana gönderdiler. Meneük de saltanat naibine hab@r salarak Mısırlılarla savaşmak üzere askerleriyle birlikte yanına gelmesi için teşvikte bulundu. Şam naibi de onun emri altında savaşacak bir askeri birliği görevlendirdi. Bu akıncı birliği şaban ayının yirmidokuzunda cumartesi gecesi daha önce Şam naibliği yapmış olan İstedmür komutasında yola çıkarak Emir Mencük'e takviye için gitti.
Sayıları 2.000 kadardı. Halkın anlattıklarına göre saltanat naibi de geride kalan askerlerle birlikte bunların peşi sıra gitti. Sonra bu 3.000 kişilik askerin ardı sıra bir askeri birlik daha ramazan ayının sekizinde salı gecesi yola çıktı. Nitekim bu husus ileride de anlatılacaktır.
Bu sene şaban ayının yirmidördünde salı günü Mısırlı Şeyh Hafız Alaeddin Moğultay vefat etti ve Mısır'daki Zeydaniye Mezarhğı'na, defnedildi. Bu zat çok miktarda kitap yazıp tasnif etmiş ve derleme yapmıştı. Yanında da çok miktarda kitap vardı. Allah rahmet etsin.
Bu sene ramazan ayı başında bir grup tüccar, Yelboğa'dan satın aldıkları şeker, polat ve züccaciye nedeniyle Babü'n-Nasır haricindeki adalet sarayına çağırıldılar. Bu kişiler bu malların kendilerinden geri alınacağından korktukları için bu çağrıya icabet etmeyince bazıları ha-cibin ve divan başkanının huzurunda dövüldü. Dövülenler arasında Şi-habeddin b. Savvaf da vardı. Sonra bu şahıslar ertesi gün salıverildiler. Böylece Cenâb-ı Allah onları genişliğe kavuşturdu.
Akıncı birliği salı gecesi yatsıdan sonra Irak, İbn Sübh ve İbn Turu-ğiye adındaki üç komutanın idaresi altında yola çıktı. Ramazanın onunda çarşamba günü Trablus naibi Emir Seyfeddin Tornan, Dımaşk'a girdi. Onu, Aksar mıntıkasına kadar giderek bizzat Melikü'l-Ümera Seyfeddin Baydemir karşıladı ve ikisi birlikte büyük bir debdebe ve alayişle Dımaşk'a girdiler. Tornan, Ablak Sarayına indi. Beraberindeki asker-lerse Yelboğa kubbesinin yanına gittiler. O esnada mancınıklar hâlâ kale üzerinde kurulu durmaktaydılar. Etrafta sıkı bir koruma vardı. Saltanat naibi de mükemmel bir şekilde korunmaktaydı. Perşembe sabahı Tornan Timur, kendisinden önce Gazze'ye gitmiş olan Şamlı askerler, Mencük ve maiyetiyle birleşmek için Melikül-Ümeraya ısrar etti. Melikü'l-Ümera, onun bu isteğini kabul etti. Aynı gün kendilerinden Önce bir grup askerin harekete geçmesini ve öncü olarak ilerlemesini emretti. Bu emir üzerine öncü birlik ilerledi. Fakat kalenin Darü'l-Hadis yanındaki kapısı kilitlendi. İnsanlar bu durumu yadırgayıp korktular. Allah, bu işin sonunu hayırlı kılsın.

