Bu ayda Cenâb-ı Allah onlara şiddetli bir azabı indirmişti. Şöyle ki: Bunlar Havran'daki en meşhur köyün halkı olup Şam naibinin yakın adamlarıydılar. Kendilerine Yemen Haleblileri, Benu Lepse, Benu Naşi denilmekteydi. Bulundukları yer gerçekten müstahkem bir kale idi ki, ipini koparan, fesat çıkaran, yol kesen, dinden çıkan herkes bunlara katılıyordu. Rüveyminli aşiretin şeytanlarından biri olan ve Denit adıyla tanınan Ömer isminde biri de bunlara sığındı. Bunlar çok hazırlık yaptılar. Aşireti yağmaladılar. Aynı zamanda Şengel Mengil adıyla tanınan genel vali üzerlerine hücum etti. Onları bu kötülüklerden vaz geçirip doğru yola iletmeye çalıştı. Ömer edDenit'i teslim etmelerini talep etti. Onlar bunu kabul etmediler, genel valinin askerleriyle çatışmaya yeltendiler. Kalabalık bir topluluktular, sayıları çoktu, genel vali bunların üzerine gitmedi.
Kendisine takviye askerler göndermesi için saltanat naibine mektup yazdı. Saltanat naibi de tabılhane emirlerinden, mangalardan ve yüz kadar okçu askerden oluşan bir takviye birliğini genel valinin imdadına gönderdi. Genel vali bunları şehirlerinde ani bir şekilde bastırınca bunlar askerlerle savaşmak için toplandılar ve taşlarla, sopalarla hücuma geçtiler. Askerlerin şehre girmelerine engel oldular. Bunun üzerine Türkler her taraftan onları ok yağmuruna tuttular. Onlar da gerisin geri kaçtılar. Genel vali onlardan altmış kadar kişiyi esir aldı. Öldürülenlerinin başlarının koparılıp esirlerin boyunlarına asılmasını emretti. Bütün çiftçilerin evleri yağmalandı ve saltanat naibinin kölelerine teslim edildi. Ancak burada sadece 300 dirhem kadar değerinde mal zayi olmuştu. Bundan sonra genel vali, aşiret şeyhleriyle birlikte Busra'ya döndü.
îbn Emir Selahaddin İbn Has Türk bu asilerle savaşmış olan tabılhane emirlerinden biri olup kendisiyle ilgili olarak yaptığı işlerin özetini anlatırken şöyle demişti: " Beraberimizde getirdiğimiz bu esirlerden biri yaralı olduğu için yürüyemez hale gelip yorulunca Mesaili bunun boğazlanıp asılmasını emderiyordu. Bu, defalarca uygulandı. Nihayet onlardan bir gencin de başı koparılıp kesik başı babasının boynuna asıldı. Babası çok yaşlı bir adamdı. İnnâ lillâh ve innâ iley-hi râciun (Doğrusu biz Allah'a aidiz ve O'na dönücüleriz.) Nihayet bunlar bu halde Busra'ya getirildiler. Bu esirlerden bir kısmı öldürüldü. Bir kısmı kalede hapsedildi. Kesik başlan Busra kalesinin çevresindeki direklerin üzerine takıldı. Böylece o zamanlarda Havranlılara misli görülmemiş bir tenkil hareketi yapılmış oldu.
Bütün bunlar, onların kendi elleriyle irtikap etmiş oldukları zulümlerinden ötürü meydana gelmişti. Yoksa Rabbin kullara zulmedici değildi. "Zalimlerin bir kısmını, kazandıklarından ötürü diğer bir kısmına böylece musallat ederiz." (ei-En'am, 129).
İnnâ lillâh ve innâ ileyhi râciun (Doğrusu biz Allah'a aidiz ve O'na dönücüleriz.)
Bu konuda anlatacaklarımız burada sona ermektedir,

