Bu sene başında Mısır'da, Şam'da, Hicaz'da ve buralara bağh bölgelerde Müslümanların Sultanı Melikü'l-Mansur Selahaddin Muhammed b. Melikü'l-Mansur el-Muzafferî Hacı b. Melikü'n-Nasır Muhammed b. Melikü'l-Mansur Kalavun es-Salihî idi. Onun kontrolü altında memleketi Atabekü'lAsakir Seyfeddin Yelboğa idare ediyordu. Mısır kadıları ise önceki senede adlan anılan kimselerdi. Yalnız Şafiî Kadısı İbn Cemaa ile Hanbelî kadısı Muvaffaküddin, Hicaz-ı Şerifte bulunuyorlardı. Dımaşk naibi Emir Seyfeddin Taşdemir el-Mansurî; Dı-maşk'taki Şafıflerin Kadilkudatı ise Şeyh Bahaeddin b. Kadilkudat Ta-kiyyüddin es-Sübkî idi. Bunun kardeşi Kadilkudat Taceddin ise Mısır'da ikamet etmekteydi. Dımaşk'taki Hanefi'lerin Kadilkudatı, Şeyh Cemaleddin b. Kadilkudat Şerefüddin el-Küfrî idi. Bu görevi ona babası devretmiş, kendisi ise Rükniye Medresesi'ne yerleşerek orada kendini ibadete ve Kur'an okumaya vermişti.
Dımaşk'taki Malikîlerin Kadilkudatı, Cemaleddin el-Meslatî, Hanbelîlerin Kadilkudatı, Şeyh Cemaleddin el-Merdavî Mahmud b. Cümle idi. Dımaşk muhtesibi, Şeyh İmadüd-din b. Şeyrecî, Sır kâtibi, Cemaleddin Abdullah b. Esir idi. Bu zat, Nasirüddin b. Yakup'tan boşalan bu görev için-geçen sene sonunda Mısır'dan Dımaşk'a gelmişti. Dımaşk'm divanlarının nazırı Bedreddin Hasan b. Nablusî; Hazine nazırı ise Kadı Takiyyüddin b. Meracil idi. Sultanın kafilesi -yağmurdan korkulduğu için- Muharrem ayının yirmiikisinde cuma günü ikindiden sonra Dımaşk'a girdi. Günlerden beri şiddetli yağmurlar yağmaktaydı. Bu yüzden Havran'da ve diğer yerlerde çok miktarda ürün telef olmuştu. Meşatih'te de aynı durum görülmüştü. İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciun (Doğrusu biz Allah'a aidiz ve O'na dönücüleriz.)
Muharrem ayının yirmiyedisinde çarşamba gecesi yatsıdan önce Dımaşk'taki Mânsure kalesinin kapılan kapatılmadan Babü'l-Ferec tarafından bir süvari içeri girdi ve kalenin iç kapısına doğru ilerledi. Herhangi bir kişi izin almaksızın Mansure kalesine giremesin diye Babü'i-Ferec'de ve Babü'n-Nasır'da kapılara zincir gerilmişti. Ancak mezkur süvari, Babü'l-Ferec'deki gerili zinciri kopardı, sonra diğer kapıya gelerek oradaki zinciri de kopardıktan sonra Babü'n-Nasır'dan çıkıp gitti.
Yüzü peçeli olduğu için tanınamadı.
Safer ayının onbirinde Mısır diyarından Dımaşk'a posta geldi 1.000 kişilik askerin komutanı olan Emir Seyfeddin Zübale, saygılı bir ifadeyle Mısır diyarına davet ediliyordu. Kendisi daha önce meydana gelen bir olay nedeniyle kale naibliğinden azledilmişti. Posta ayrıca sultandan bir ferman daha getirmişti. Buna göre halkın Emevî Carnii'nde genişletme ve ilâve yapılması isteği kabul edilmiyordu. Çünkü Emevî Camii'nin nazırı Sahip Takiyyüddin b. Meracil, Surkatmış'ın zamanında yapılan bu müracaatın geçersiz sayılması için çabalamıştı.
Şam mıntıkasında Şafnlerinin Kadilkudatı Şeyh Bahaeddin b. Sübkî, bu sene safer ayının onaltısında pazar günü Dımaşk'tan Mısır'a gitti. Onu kadılar ve ayan tabakasına mensup kişiler yolcu ettiler. Gitmeden önce, bize kardeşi Kadilkudat Taceddin'in Mısır diyarında kadi-lik hil'ati giydiğini ve Şam'a gelmeye hazırlandığını, kendisinin Mısır'a vardığında onun da yola çıkacağını, ama kardeşinin Şam'ı pek sevmediğini anlattı.
Kadı Selahaddin es-Sıfdî, safer ayının ondördünde cuma gecesi Mütenebbî'nin kasidesindeki şu beyti ters yönden ele alarak okudu. Mü-tenebbi'nin şiiri şöyleydi:
"Yiğit kişi uykulara ve rüyalara dalmayı, alışkanlık haline getirdiğinde onun için uğranılacak en kolay yer, vuslattır."
Kadı Selahaddin ise bunu ters yüz ederek şöyle bir şiir meydana getirmiştir:
"Dımaşk'a girmek bize bir değişiklik kazandırır.
Oraya girmek sanki çöle girmek gibidir.
Garip kişi Dımaşk'a dalmayı alışkanlık haline getirdiğinde
Onun için uğranılacak en kolay yer, rüyalardır."
Bu güçlü bir şiir ve açık bir tersiştirmedir. Hem lâfız hem de mânâ cihetiyle bu açıkça görülmektedir.
Safer ayının yirmibirinde cuma gecesi Dakkakî Hastahanesinde, caminin civarında muazzam bir çardak kuruldu. Tavanı biraz alçak olup kerpiçle yapılmıştı. Dört kemeri alaca taştan örülmüştü, üst tarafi-na ışık pencereleri açılmış, kıble tarafında ise çok derin bir eyvan yapılmış ve tümü beyaz kireçle sıvanmıştı. Çardakta anbarlar ile bir takım tesislerin yanısıra yataklar, yorganlar ve güzel eşyalar da vardı. Allah bunu yaptıranın mükafatım artırsın. Avamdan ve havastan bir çok insan bu çardağa geldi. Bir sonraki cuma da namazdan sonra saltanat naibi oraya geldi ve gördüğü yapıyı takdirle karşıladı. Buranın önceki hali kendisine anlatılınca Nasır'm yaptığı bu binayı daha çok takdir etti.
Rebiyülâhır ayı başında yeniden Şam kadılığına atanan Kadilkudat Taceddin es-Sübkî, Mısır'dan Dımaşk'a geldi. Rebiyülâhir ayının ondördünde salı günü şehre girdi ve önce Dârüssâade Sarayında bulunan saltanat naibine uğrayıp selam verdi. Oradan çıktıktan sonra Kas-sain'de bulunan Emir Ali'nin konağına gitti. Ona da selam verdikten sonra zevaldan Önce Adiliye Medresesi'ne geldi. Sonra avamdan ve havastan bir çok insan gelip kendisine selâm verdi ve bu göreve yeniden atanışından ötürü kendisini tebrik etti. O da onlara sevgi gösteriyor ve hoş geldiniz diyordu. Rebiyülâhir ayının onaltısında perşembe günü sabahleyin Dârüssaâde Sarayında büyük bir merasimle hil'at giydi ve Adiliye Medresesi'ne gitti. Atanma fermanı kadıların ve ayan tabakasına mensup kimselerin huzurunda orada okundu. Halk, meddahlar ve şairler kendisini tebrik ettiler.
Kadilkudat Taceddin, Hüseyin b. Melikü'n-Nasır'm ölüm haberini verdi ve onun erkek çocuğu olmadığını bildirdi. Bir çok emir ve devlet büyüğü bu duruma sevindiler. Çünkü Hüseyin b. Melikü'n-Nasır çok hiddetli bir kimse olup çok çirkin işler irtikap etmişti. Kadilkudat Taceddin ayrıca Kadı Fahreddin Süleyman b. Kadı îmadüddin b. Şeyrecî'nin ölüm haberim de verdi. Kadı Fahreddin Süleyman'ın babası yaşlanıp zayıf düştüğünden ötürü kendi isteğiyle Dımaşk muhtesipliği-ni oğluna devretmiş ve bu münasebetle Mısır diyarında Kadı Fahred-din'e hil'at giydirilmişti. Artık posta vasıtasına binip Dımaşk'a gelmesi an meselesiydi. Fakat hastalandı, hastalığı bir iki gün sürdükten sonra da vefat edip yüce Allah'ın rahmetine kavuştu. Babası bu duruma çok üzülmüş, insanlar da babasına başsağlığı dileklerini sunmuşlardı. Babasının sabırlı ama ağlayan, ağlarken de yüce Allah'a istircada bulunan yani innâ lillâhi ve innâ ileyhi râciun (Doğrusu biz Allah'a aidiz ve O'na dönücüleriz.) diyen bir kimse olduğunu gördüm.

