Bu senenin başında İslâm'ın ve Müslümanların Sultanı Melikü'n-Nâsır Hasan b. Melikü'n-Nasır Muhammed b. Melikü'l-Mansur Kala-vun es-Salihî idi. Mısır diyarında ne naib ne de vezir vardı. Mısır'ın kadıları önceki senede adlan anılan kadılardı. Dımaşk'm naibi Emir Ali el-Mardanî idi. Dımaşk'm kadıları, hacibi, hatibi, sır kâtibi ise önceki senede adları anılan kimselerdi. Haleb naibi Emir Seyfeddin Taz, Trablus naibi Mencük, Hama naibi İstedmür el-Ömerî, Suğd naibi Emir Şihabüddin b. Subh, Humus naibi Emir Nasirüddin İbn Akves ve Baalbek naibi, Hacı Kamil idi.
Safer ayının dokuzunda Emir Ergun el-Kâmilî tutuklanarak Mısır diyarına çağırıldı. Bu zat bir süre Dımaşk naibliği, sonra Haîeb naibliği yapmıştı. Taz, Mısır diyarına naib olunca tutuklanıp İskenderiye'ye sevkedildi ve orada hapse atıldı.
Safer ayının ilk cumartesi gününde Kadı Taceddin Abdü'l-Vahhap b. Kadilkudat Takiyyüddin esSübkî'nin Dımaşk ve Dımaşk'a bağlı mıntıkaların kadılığına atandığına dair ferman Dımaşk'a ulaştı. Babası hayatta iken tıpkı babasının kaide ve kuralına göre görev yapacaktı. Bu münasebetle insanlar kendisine selam verip tebrik etmek için yanına
gittiler.
Rebiyülâhir ayının yirmialtısmda pazar günü sabahleyin Kadilkudat Takiyyüddin es-Sübkî, oğlu Taceddin Abdü'l-Vahhab'm kadilkudat-lığa ve Eşrefiye Darü'l-Hadisi'nin hocalığına müstakil olarak atanmasından sonra bir mahfeye binerek Mısır diyarına yolcu oldu. Beraberinde aile ve akrabalarından bir cemaat da vardı. Yamndakilerden biri torunu Kadı Bedreddin b. Ebu'l-Fetih idi. Başkaları da vardı, insanlar onu daha önce uğurlamışlar, kendisiyle vedalaşmışlardı. Kendisinde biraz zaafiyet vardı. Yolculuğa, yaşlılığı ve zaafiyeti yüzünden katlanamıya-cağından korkutmuşlardı.
Cemaziyelâhir ayının altısında cuma günü Öğlenden sonra Kadilkudat Takiyyüddin b. Ali b. Abdülkâfi b. Temmam es-Sübkî el-Mısrî eş-Şafiî'nin cenaze namazı kılındı. Bu zat pazartesi günü sabahleyin defne-- dilmişti. Vefat ederken doksanüç yaşını tamamlamış, doksandört yaşından da bir kaç ay almıştı. Onyedi sene kadar Dımaşk'ta hakimlik
yapmış, sonra bu görevi oğlu Kadilkudat Taceddin Abdülvehhab'a devrederek bir mahfeye binip Mısır diyarına yolcu olmuştu. Mısır'a ulaştık-
tan sonra bir aydan az bir süre ikamet etmiş, sonra vefat etmişti. Nitekim bu hususu önceki satırlarda da anlatmıştık. Sultanın baş sağlığı dileklerini ve oğlunun Yakubiye ve Kaymiriye Medreseleri'nin müderrisliğinde bırakıldığını ve gönlünü hoş etmek için onurlandırıcı bazı ifadelerini içeren mektubu Dımaşk'a ulaştı. İnsanlar da oğlunu adet üzere teselli edip baş sağlığı dileklerini sunmak üzere yanma gittiler. Kadilkudat es-Sübkî, gençliğinde Mısır diyarında hadis dinlemiş, sonra Şam'a göçmüş, kendini yetiştirmiş, kitap yazmış, hadis tahrio etmişti. Çok faydalı ve yayınlanmış bir çok eserleri vardı. Kadılık süresince de tasnifat-la meşgul olmuş, kitap yazmış, bu çalışmalarını vefatına kadar sürdürmüştü. Çokça Kur'an okurdu. Bana anlattığına göre kendisi gece de kalkıp namaz kılarmış. Allah kendisine rahmet etsin.
Bu senenin cemaziyelevvel ayında yenik düşmüş olan Haçlıların Trablusgarp şehrini ele geçirdikleri haberi etrafa yayıldı. Maliki kadil-kudatının bir mektubunda okuduğuma göre Haçlılar Trablusgarp'ı bu senenin rebiyülevvel ayının başında cuma gecesi ele geçirmişlerdi. Bundan onbeş gün sonra Müslümanlar orayı yeniden ele geçirmişler ve onların Müslümanlardan öldürdüklerine nisbetle kat kat fazla sayıda Haçlıları öldürmüşlerdi. Hamd ve minnet Allah'adır. Devlet yetkilileri Şam'a haber salarak esirleri kurtarma vakfindaki paralan istemişlerdi ki, bu paralarla Haçlıların ellerinde kalan Müslüman esirlerin kurtuluş akçelerini Ödeyip onları esaretten kurtarabilsinler.
Bu senenin receb ayının onbirinde çarşamba günü Maliki Kadısı Kadilkudat Cemaleddin el-Meslatî, Baalbek'e bağlı Re's köyünden Da-vud b. Salim adındaki bir Hristiyanın öldürülmesine hükmetti. Bu Hris-tiyan, Ahmed b. Nureddin Ali b. Gazi adında Lebve köyünden bir Müslü-manın şahitliği üzerine Rasûlullah (s.a.v.)'a sövdüğünü, ona burada anlatılamayacak sözler sarfedip iftirada bulunduğunu itiraf edince aynı günde ikindi ezanından sonra Sukül-Hayl'de öldürüldü. İnsanlar da onu yaktılar. Cenâb-ı Allah mümin milletin gönlünü rahatlattı. Hamd ve minnet Allah'adır.
Şaban ayının ondördünde pazar günü sabahleyin Kadı Bahaeddin Ebü'1-Beka es-Sübkî, Kaymıriye Medresesi'nde ders verdi. Amcasının oğlu Kadilkudat Taceddin Abdü'l-Vahhab b. Kadilkudat Takiyyüddin es-Sübkî bu görevi ona kendi rızasıyla devretmişti. Dersinde kadılar ve ayan tabakasına mensup kimseler hazır bulunmuşlardı. Derste şu ayet-i kerimeyi ele almıştı:
"Kendileri zaruret içinde bulunsalar bile onları kendilerinden önde tutarlar." (ei-Haşr, 9). Aynı günde genç, faziletli, alim Cemaleddin Abdullah b. Allame Şemseddin b. Kayyim el-Cevziye elHanbelfnin cenaze namazı kılındı. Babü's-Sağir Mezarlığı'nda babasının yanma defnedildi. Cenazesi büyük bir kitle tarafından teşyi edilmişti. Çok güzel ve sağlam bilgilere sahipti. Harika ve sağlam bir zihni vardı. Fetva vermiş, ders vermiş, muidlik yapmış, münazaralarda bulunmuş, defalarca hacca gitmişti. Allah rahmet etsin. Mezarını rahmetle ıslatsın.
Şevval ayının ondokuzunda pazartesi günü gündüz Sukü'l-Katta-niyyin'de korkunç bir yangın çıktı. Saltanat naibi, hacibler ve kadılar yangın yerine geldiler. İtfaiyeciler ve gönüllüler ateşi söndürmeye çok çabaladılar. Nihayet ateşin şerri sakinleşti. Ama bu yüzden cidden çok sayıda ev ve dükkan da yandı. İnnâ lillâh ve innâ ileyhi râciun (Doğrusu biz Allah'a aidiz ve O'na dönücüleriz) Ertesi gün yangın yerine gittiğimde ateş olduğu gibi duruyor, duman etrafa yayılıyor ve göklere yükseliyordu. İnsanlar çok miktarda su dökerek ateşi söndürmeye çalışıyorlardı. Ama ateş bir türlü sönmek nedir, bilmiyordu. Aksine duvarlar yıkılmış, meskenler harap olmuştu. Oralarda yaşayan insanlar da başka yerlere taşınmışlardı.
Bu konuda anlatacaklarımız burada sona ermektedir. Doğrusunu Allah bilir.

