El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Hicretin Yediyüzellidokuzuncu Senesi

Bu sene başında Müslümanların ve İslamiyetin Mısır diyarında, Şam'da, Har§meyn-i Şirifsyn'de, buralara bağlı mıntıkalardaki Sultan, Melikü'n-Nasır Hasan b. Melikü'n-Nasır Muhammed b. Melîkü'1-Man-sur Kalavun b. Abdullah …

Bu sene başında Müslümanların ve İslamiyetin Mısır diyarında, Şam'da, Har§meyn-i Şirifsyn'de, buralara bağlı mıntıkalardaki Sultan, Melikü'n-Nasır Hasan b. Melikü'n-Nasır Muhammed b. Melîkü'1-Man-sur Kalavun b. Abdullah es-Salihî idi. Önceki sayfalarda da anlattığımız gibi geçen senenin zilkade ayının yirmialtısında Emir Şeyhun'un vefatı sebebiyle sultan, güçlenmiş ve etrafına hakim olmuştu. Hayatın çiçekleri olan bir çok altınlar, gümüşler, nişanlı atlar, davarlar, ekinler, köleler, silahlar, teçhizatlar, ticaret metalan, hülasa burada sayılması çok zor olan eşyalardan oluşan Şeyhun'un terekesi sultana miras kalmıştı, duyduğumuza göre Mısır diyarında şu ana kadar ne naib ne de vezir vardı. Mısır diyarının kadıları ise önceki senede adları anılan kimselerdi.

Dımaşk'a gelince oranın naibi ve kadıları, önceki senede adları anılan kimselerdi. Sadece Hanefi'lerin kadısı değiştirilmiş o^tijp yeni Kadı Şerefiiddin el-Küfrî idi. Bu zat, Necmeddin etTusî!nin ge^en senenin şaban ayında vefatı üzerine bu göreve getirilmişti.

Haleb naibi Seyfeddin Taz, Trablus naibi Mencük, Hama naibi İs-tedmur el-Ömerî, Suğd naibi Şihabüddin b. Sübh, Humus naibi Sela-haddin Halil b. Hâdberk, Baalbek naibi ise Nasirüddin Akves idi.

Muharrem ayının ondördünde pazartesi günü sabahleyin dört binbaşı ile birlikte 4.000 kişilik bir askeri birlik, sultanın emrine uymaması durumunda Emir Taz'ı tutuklamak için göreve giden Haleb askerlerine yardım amacıyla yola çıktı. Muharremin yirmibirinde saltanat naibinin bir görevlisi, Hadid mıntıkasında kalan askerlerin bineklerine binerek

Sukü'l-Hayl'e gelmeleri için duyuru yaptı. Saltanat naibi Sukü'l-Hayl'de toplanan bu askerlerle birlikte Seniyyetü'1-Ukap tarafina gitti ki, Emir Taz'm şehre girişine mani olsun. Çünkü Emir Taz'ın askerleriyle birlikte Mısır diyarına gitmek üzere yola koyulduğu ve bu arada Dımaşk'a da uğraması kesinlik kazanmıştı. İnsanlar bu haberi duyunca tedirgin oldular. Dârüssaâde Sarayı boşaltıldı. İçindeki eşyalar, kadınlar, cariyeler ve çocuklar kaleye götürüldüler. Şehir içinde ikamet eden bir çok emir de evlerini koruma altına aldılar. İstihkâm tedbirleri aldılar. Babü'n-Nasır kilitlendi. İnsanlar bu durumdan ötürü biraz vehim-lendiler. Sonra Babü'l-Feradis ve Babü'l-Ferec dışındaki şehrin bütün kapılan hatta Babü'l-Cabiye de kilitlendi. Burası hacıların şehre girişlerinde en çok kullanılan bir kapıydı.

Muharrem ayının üçünde cuma günü sabahleyin saltanat naibinin tahtırevanı Dımaşk şehrine girdi. İnsanların çoğu Emir Taz'm durumuyla meşgul olduğundan ötürü bunun farkına varmadılar. Sultan, Havran'daki aşiretlere de bu hususta gerekli emri vermişti. Bu arada Emir Seyfeddin Toydemir'in tutuklanıp Serhat kalesine hapsedildiği haberi Dımaşk'a ulaştı. Bu, Havran diya-nndaki en büyük hacibti. Emir Cemaleddin el-Hacip de onun kılıcını getirdi ve kılıcı, Seniyyetü'l-Ukap'taki saltanat naibinin otağına götürdü. Emir Taz, askerleriyle birlikte Babü'lKatife'ye geldi. Şam naibinin askerleriyle karşı karşıya durdu ama aralarında savaş olmadı. Allah'a hamd olsun. Sonra barış için elçiler gönderdi. Emir Taz teslim olmayı, on atlıyla birlikte sultana gitmeyi ve bu duruma son vermeyi kabul etti. Naib de onun için sultana mektup yazdı.

Ona lütufkâr davranması için elinden geleni yaptı. Saltanat naibi ona kadıasker Şihabüddin'i gönderdi. Emir Taz da çocuğu, çocuğun annesi olan cariyesi ve kendi annesi için ona vasiyetini yaptı. Bu vasiyetine nazır olarak da Emir Alaeddin Emir Ali el-Mardanî ile Emir Surkatmış'ı tayin etti. Dimaşk'm saltanat naibi Muharrem ayının yirmidördünde cumartesi günü akşamla yatsı arasında Seniyyetü'lUkap'tan şehre döndü. İnsanlar onun için çokça dua ettiler ve bu duruma çok sevindiler. Aynı zamanda emir altına girip itaat edişi, beraberinde çok sayıda askeri bulunmasına rağmen savaşmayışı, kendisini savaşmaya kardeşlerinin ve akrabalarının teşvik edişine rağmen savaşa girişmeyişi yüzünden de Emir Taz'a da çokça dua edildi. Ben saltanat naibi Emir Alaeddin Emir Ali el-Mardanî ile görüştüm. Şehirden çıkıp Seniyyütü'l-Ukap'a gidişi ve oradan da şehre dönüşüne kadar olup bitenlerin Özetini bana anlattı.

Aralarında savaş çık-mayışı, Cenâb-ı Allah'ın Müslümanlara büyük bir lütufta bulunduğunu özetle anlatarak bana şöyle dedi:

"Emir Taz, Babü'l-Katife'ye vardığında biz de Lacin hanının yakınma konaklamıştık. Ona kölelerimden biriyle şu mesajı gönderdim: "Sultanın fermam gereğince sadece on atlıyla birlikte Mısır diyarına gitmelisin. Eğer bu şekilde şehre gireceksen ehlen ve sehlen derim sana. Ama böyle yapmazsan o zaman demek ki sen fitnenin kaynağısın."

Cuma gecesi askerlerimle birlikte hazır kıta vaziyette bekledim. O da aynı şekilde bekliyordu. Kölem onun kölesiyle birlikte yanıma döndü. Kölesi bana şu mesajı getirdi: "Mısır'dan kaç askerle gelmiş isem yine o kadar askerle Dımaşk şehrine girmek istiyorum" Ben kölesine, sultanın fermanı gereğince buna imkan yoktur. Sadece on eğerli atla gelebilir, dedim. Kölesi dönüp gitti. Mısır diyarından onunla birlikte gelen emir yanıma gelip şöyle dedi: "O, kuleleriyle birlikte şehre girmek istiyor. Dı-maşk'm Kesve mıntıkasına kadar gittikten sonra askerlerini orada bırakacak ve kendisi ferman gereğince sadece on atlıyla Mısır yoluna koyulacak." dedi. Ben, "Buna asla imkan yoktur, eğer onun yanında atlılar, piyadeler, silahlar ve teçhizatlar varsa ben de bunun kat kat fazlası vardır," diye karşılık verdim.

Emir bana: "Ey efendim, onun kıymetini unutan bir kimse olma" deyince ben de " Bu duyduğundan başkası olmayacak" diye kesin cevap verdim. Emir dönüp gitti. Bir ok atımı kadar uzaklaştıktan sonra onların yanında bulunan casuslarımızdan biri yanıma gelip bana şöyle dedi: "Ey efendim, işte Hama ve Trablus askerleri ulaştılar. Beraberlerinde Emir Taz sebebiyle yola çıkmış olan Dımaşk askerleri de geldiler. Bunlarla Emir Taz, ittifak kurmuşlardı" işte o zaman ben askerlerimi hazırol vaziyetine geçirdim. İki keşifçiyi yola çıkardım ve onlara "Askerlere yaklaşın, sizi görebilecekleri noktaya kadar gidin ki, her taraftan kendilerini kuşatmış olduğumuzu zannetsinler. O zaman Emir Taz, eman dilediğine dair ulağını gönderdi. On atlıyla Mısır'a gitmeyi kabul ettiğini açıkça duyurdu. Diğer askerlerini Bab-ı Ka-tife'de bırakacağını söyledi.

Günlerden cuma günüydü. Gece olunca ben silahlı askerlerimle birlikte sabaha dek hazır vaziyette

bekledim. Bunun bir hile ve tuzak olmasından korktum. Casuslarımız geldiler ve onların oklarını,

mızraklarını, bir çok silahlarını yaktıklarını haber verdiler. İşte o zaman Emir Taz'm emir dinleyip

itaat altına girdiğini ve bütün buyrukları kabul ettiğini kesin olarak anladım. Cumartesi sabahı

vasiyetini yaptı. On atlıyla yola koyulup Mısır diyarına yöneldi. Hamd ve minnet Allah'adır. Safer ayının yirmidördünde pazartesi günü Serhad kalesinde kendisi sebebiyle çok sekindiler.

Kendisi ve insanlar, onun 1.000 askerin komutanı olarak ve ayrıca diğer bazı görevlere de atanarak

saygın ve itibarlı halde Mısır diyarına gideceğini söylemekteydiler. Ancak safer ayının yirmiye

dişinde perşembe günü insanlar bir sürprizle karşılaştılar. Şöyle ki: Baş hacib tutuklanıp Mansure

kalesine atıldı. İnsanlar bu sevinçten sonra bu hüzünlü duruma şaştılar, ama Allah'ın dilediği olur.

Bu senenin rebiyülevvel ayının dördünde çarşamba günü hacib sebebiyle Emevî Camii'nin

meşhedinde bir meclis akdedildi.

Perşembe günü hacib kaleden alınarak Darü'l-Hadise getirildi. Bazılarının kendisinden talep ettikleri

haklarla ilgili dava sebebiyle kadılar da orada toplandılar. Sonra rebiyülevvel ayının dokuzunda

pazartesi günü Mısır diyarından mezkur hacibi alıp götürmek üzere posta görevlisi geldi. Hacib

Sultanî kalesinden çıkarılarak saltanat naibinin huzuruna getirildi. Saltanat naibinin ayaklarını öptü.

Sonra çıkıp evine gitti ve aynı günde saygın vaziyette Mısır diyarına gitmek üzere yola koyuldu.

Avamdan, ayak takımından ve serserilerden bir grup da yoluna çıkarak kendisi için dua ettiler. Bu

da tarihin çok garip hadiselerinden biridir. Şöyle ki: bu adam, serhat zindanına atılması sebebiyle

şiddetli bir cezaya çarptırılmış, sonra salıverilmiş, tekrar Dımaşk kalesine hapsedilmiş, yine

salıverilmişti ki, bütün bu hadiseler bir ay kadar bir zaman içinde cereyan etmişti.

Sonra cemaziyelevvel ayının onikisinde pazar günü saltanat naibinin Dımaşk'taki görevinden

azledildiğine dair haber geldi. O da pazartesi günü merasime katılmadı. Adeta sarayına da gitmedi.

Sonra bu haberlerin kesin olduğu anlaşılınca kendisinin Haleb naibliğine gitmesi gerektiği ve Haleb

naibinin Dımaşk'a geleceği bildirildi. Dindar, cömert, ilim ehline karşı muamelesi çok güzel

oluşundan ötürü insanlar onun Dimaşk'tan ayrılışına çok üzüldüler. Ama etrafındakiler onun

emirlerini uygtılanııyorlardı, Bu yüzden çok karışıklıklar ve fesat meydana gel* di. Ülkenin bir çok

yerlerini huzursuz ettiler. İşler karıştı, bu sebeple ahali arasında çatışmalar dahi meydana geldi.

Aşiretler ayaklandılar. İnnâ lillâh ve innâ ileyhi râciun (Doğrusu biz Allah'a aidiz ve O'na dönü-

cüleriz.)

Cemaziyelevvel ayının yirmibeşinde cumartesi günü sabahleyin Emir Ali el-Mardanî onu tekrar

naib rütbesiyle Dımaşk'a getirmek için yola koyuldu. Haleb'e yöneldi. Otağını Vat'ay-ı Berze'de

kurdu. Onun gelişini seyretmek için insanlar şehir dışına çıktılar. O günde naibin şehir dışına

çıkmasından az bir süre sonra Emir Seyfeddin Toydemir adındaki hacib, eski görevi olan haciblik

vazifesine yeniden atanmış olarak büyük bir debdebe ve alayişle Mısır diyarından Dımaşk'a döndü.

İnsanlar mum yakarak onu karşıladılar ve ona dua ettiler. Sonra aynı günde Melikü'l-Ümeranın

hizmetine girmek için Vat'ay-ı Berze'ye gitti. Meli-kü'1-Ümeranın elini öptü. O da kendisine ve

diğer emirlere hil'at giydirdi. İkisi barıştılar. Doğrusunu Allah bilir.