El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Hicretin Yediyüzelliikinci Senesi

Bu sene başında Şam, Mısır, Haremeyn ve buralara bağlı iklim ve beldelerin Sultanı, Melikü'n- Nasır Hasan b. Sultan Melik Muhammed b. Sultan Melik Mansur Kalavun es-Salihî idi. Mısır diyarmdaki naibi ise Emir Seyfeddin …

Bu sene başında Şam, Mısır, Haremeyn ve buralara bağlı iklim ve beldelerin Sultanı, Melikü'n-

Nasır Hasan b. Sultan Melik Muhammed b. Sultan Melik Mansur Kalavun es-Salihî idi. Mısır

diyarmdaki naibi ise Emir Seyfeddin Yelboğa Harissü't-Tayr idi. Bu zat Emir Seyfeddin Yelboğa

Aruş'un yerine geçmişti. Yelboğa Aruş, Hicaz beldesine bir grup emirle birlikte hac etmek niyetiyle

gimişti. Ancak yokluğunda sultan onu azletmiş, Şeyhunu tutuklayıp zindana atmış, aynı zamanda

saray üstadı ve 1.000'lerce askerin komutanı Vezir Mencük'ü de tutuklamış, mallarını tasfiye etmiş,

yerine vezirliğe Kadı Alemüddin b. Zeynur'u atamıştı. Emir Seyfeddin Tayboğa en-Nasıriye de

Düveddarlık vazifesine yeniden atamıştı. O, Şam'da azledilişinden bu sene sonlarında yeniden

göreve atanışına kadar ikamet etmişti.

Mısır'ın sır katibine ve kadılığına gelince bunlar da önceki senede adlan anılan kimselerdi. Bu sene başında Suğd naibi, kaleyi tahkim etmiş, orada hazırlıklarını tamamlamış, lazım gelen gıda

maddelerini, zahireleri, teçhizatı, silahları ve adamları tekmil etmiş, sultana baş kaldırıp savaş ilan

etmişti. Mısır diyarından, Dımaşk'tan, Trablus'tan ve diğer yerlerden hülasa memleketin her

tarafından askerler üzerine gelmişlerdi. Yelboğa ve beraberindeki askerlerin ve emirlerin Hicaz'da başlarına gelen olaylar, haber olarak her tarafa ulaştırılmıştı. Dımaşk naibi tedbirini almış olup insanlar onun maiyetiyle birlikte Şam'a gelip baskın yapmasından korkuyorlardı.

İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciun (Doğrusu biz Allah'a aidiz ve O'na dönücüleriz).

Gelen haberlerde Yemen sahibinin bu senede hac ettiği, kendisiyle Mekke valisi Aclan arasında çatışma çıktığı anlatılıyordu. Çünkü kendisi, kardeşi Baise'yi Mekke'ye vali olarak tayin ettirmek istiyordu. Mekke Valisi Aclan da bunu Mısırlıların büyük Emiri Seyfeddin Bez-lar'a ve beraberindeki emirlere şikayet etti. Onîar ise Seyfeddin Bez-lar'm kardeşi Seyfeddin Yelboğa'yı tutuklamışlar ve zincire vurmuşlardı. Bu durumda Seyfeddin Bezlar'm onlara karşı başı büyüdü. Onları küçümsedi. Hafife aldı. Onlar da hac menasikini ifa edinceye kadar bu duruma sabrettiler. Minâ'dan Mekke'ye ilk dönüş günü olan perşembe gününde onunla karşı karşıya geldiler. İki taraftan çok sayıda adam öldürüldü. Öldürülenlerin çoğu ise Yemenliydi. Bu çarpışma Muhasser vadisi yakınlarında cereyan etmişti. Hacılar korku içinde kalmışlar, Türklerin mağlup olmasından endişe etmişler ve neticede Bedevilerin kendilerini yağmalamasından, hatta öldürmesinden telaşa kapılmışlardı.

Cenâb-ı Allah genişlik ihsan etti. Türkleri, Yemenlilere karşı muzaffer kıldı. Yemen hükümdarı Melikü'l-Mücahid bir dağa sığındı. Ancak dağ onu Türklere karşı korumadı. Aksine Türkler onu zelil ve hakir olarak esir alıp zincire vurdular. Halk da Yemenlilere hücum ederek çok eşyalarım yağmaladılar. Kıymetli kıymetsiz az veya çok hiç bir şeylerini bırakmadılar. Hepsini alıp götürdüler. Emirler, hükümdarın eşyalarını koruma altına aldılar ve atlarıyla develerini önlerine katıp götürdüler. Çok sayıda adamlarını, çok miktarda eşyalarım ve yüklerini yanlarına aldılar. Geçen senede Medine-i Nebeviye'yi kuşatma altına aldıklarında beraberlerinde bulunan küçük bir çocuğu da esir alıp boynuna zincir taktılar ve onu bağları içinde sevkedüen esir gibi önlerine katıp şevkettiler. Artık ülkelerine geri döndüler.

Kendilerinden sonra uzun bir zamana kadar anlatılacak çirkin bir iş yapmış oldular.

Muharrem ayının yirmiüçünde salı günü eskiden beri devam eden adet ve yerleşik kural gereğince Şamlıların hac kafilesi Dımaşk'a girdi. Aynı günde Suğd şehri tarafından posta gelerek Emir Şihabeddin Ah-med b. Müşiddü'ş-Şerancatane'nin ele geçirildiği haberini verdi. Bu, Suğd şehrinde isyan etmiş, taşkınlıkta bulunmuş, şehri istila etmiş, süvari ve piyadeleri öldürmüş, kaleye erzak, silah, köle ve asker doldurmuştu. Ancak Yelboğa Aruşu'nun tutuklandığı haberini alınca bu asi nefisler boyun eğmiş, ateşleri sönmüş, serleri dinmiş, kararları açığa çıkmış, tevbeye ve isyandan dönmeye yönelmiş, selamete ve kurtuluşa rağbet etmiş, korkmuş, ama artık kaçıp kurtulma zamanı çoktan geçmişti. Tutuklanarak kılıcı sultana gönderilmiş, sonra kendisi de posta vasıtasıyla Sultan Melikü'n-Nasır'm yanına gitmek üzere yola koyulmuştu. Onun akıbetini güzel kılacak ve sultanın gönlünü kendisine meylettirecek olan zat, yüce Allah'tır.

Safer ayının beşinde pazar günü Emir Seyfeddin Ergun el-Kâmilî, Haleb naibliğine yeniden atanarak göreve başlamak üzere Haleb'e git-mekden Dımaşk'a uğradı. Beraberinde Emir Seyfeddin Tayboğa ed-De-vaddar da vardı. Bu zat, Mısır diyarında görevliydi. Şam naibinin damadıydı. Şam naibi ve önde gelen emirler kendisini karşıladılar. Tayboğa ed-Devaddar Mescidü'1-Kasb mahallesindeki Dârımünci'de bulunan zevcesinin yanına konuk oldu. Burası Hanin b. Hander'in evi olarak biliniyordu. Geçen senede onarılmıştı.

Ergun el-Kâmilî ile Seyfeddin Tayboğa ikinci gecede Haleb'e yolcu oldular.

Rebiyülevvel ayının ondördünde çarşamba günü üç mezhebin kadısı toplanarak Hanbelî kadısını Şeyh Ebu Ömer Medresesi'nin civarında bulunan Mutemid'in eviyle ilgili olarak görüşmek üzere yanlarına çağırdılar. Çünkü Hanbelî kadısı bu evin vakıflığmm bozulmasına, kapısının yıkılmasına ve mezkur Kur'an okutma evine eklenmesine hüküm etmişti. Sultanın da bunu uygun gördüğüne dair fermanı gelmişti. Şafiî kadısı ise onu bu hükmünden vaz geçirmek için çabalamıştı. Sultanın bunu teyid edici fermanı gelince konuyu görüşmek üzere toplandılar. Ancak Hanbelî kadısı onların çağrısına uymamış ve toplantıya gelmemişti. Saltanat naibi gelmedikçe ben toplantıya gelmem demişti.

Rebiyülevvel ayının onbeşinde perşembe günü Kadilkudat Takiy-yüddin es-Sübkî'nin oğlu Kadı Hüseyin, Eşrefiye Darü'l-Hadis'inde babasının yerine ders verdi. Orada bazı muhaddislerin kendisi için tahric ettikleri hadisler okundu. Şehirde babasının bu görevi oğlu için bıraktığına dair haber yayıldı. Bu konuda çok şeyler söylendi. Bazılarının anlattığına göre Takiyyüddin es-Sübkî, oğlu için Gazali'ye ve Adiliye Medreselerinin de müderrisliğini bırakmış ve oğlunu buralarda kendi yerine görevlendirmişti. Doğrusunu Allah bilir.

Cemaziyelâhir ayının beşinde perşembe "gecesi seher vakti Büyük çarşının iki tarafında büyük bir yangın çıktı. Kıymetli dükkanlar, orakçıların ve kalburcuların mekânları yandı. Bu yangın Derbü'lKula'ya sonra da Derbü'1-Amid taraflarına kadar uzandı ve o mıntıkalar yerle bir oldu. İnnâ lillâh ve innâ ileyhi râciun (Doğrusu biz Allah'a aidiz ve O'na dönücüleriz.)

Saltanat naibi de sabah ezanından sonra yangın yerine geldi ve yangının söndürülmesini emretti. Mütevelli, Şafiî kadısı ve hacipler de oraya geldiler. İnsanlar yangını söndürmeye çalıştılar. Şayet onu kendi haline bıraksalardı çok şeyi yakardı. Duyduğumuza göre bu yangında her hangi bir kimse kaybolmamıştı. Yalnız insanların çok miktarda eşyası, malı, mülkü telef olmuştu. Bu yangında Emevî Camii'nin 101 dirhem değerinde eşyası da yanmıştı. Bu konuda anlatacaklarımız burada sona ermektedir. Doğrusunu Allah bilir.