Bu sene başında Mısır, Şam, Haremeyn ve diğer mıntıkaların Sultanı Melikü'n-Nâsır Hasan b. Melikü'n-Nâsır Muhammed b. Melikü'l-ıviansur Kalavun es-Salihî idi. Mısır'da ne naib ne de vezir .vardı. Memleket işlerini ancak Emir Seyfeddin Şeyhun sonra da Emir Seyfeddin Suk-ratnıış, ondan sonra ise Emir İzzeddin Moğoltay ed-Devaddar yürümek-teyQÜer- Mısır'ın kadıları -Şafiî kadısı hariç- Önceki senede adları anılan kimselerdi. Yeni Şafiî kadısı, Müteveffa Takiyyüddin esSübkî'nin oğlu Taceddin Abdülvehhab idi.
Haleb naibi Emir Seyfeddin Taz, Trablus naibi Emir Seyfeddin Mencük, Suğd naibi Emir Şihabüddin b. Sübh, Hama naibi İstedmür el-Ömerî, Humus naibi Alaeddin b. Muazzam, Baalbek naibi Emir Nasi-
rüddin Akves idi.
Rebiyülevvel ayının ilk on gününde Emevî Camii'nin tabanının döşemelerinin onanım tamamlandı. Maksurenin ve kubbenin mozaiklerinin yıkanıp temizlenme işi de tamamlandı ve bunlar güzelce yerlerine konuldular. Kandillerin tabakları beyazlatıldı ve cidden güzel ışık vermeye başladılar. Bu işe teşvikte bulunan zat, tabılhane emirlerinden Alaeddin Aydoğmuş idi. O da saltanat naibinin bu hususta kendisine buyruk vermesi üzerine bu işe teşebbüs etmişti.
Rebiyülâhir ayının yirmisekizinde cuma günü Tengiz Camii'nde Emir Seyfeddin Barak Ercu'nun cenaze namazı kılındı ve Sufiye Mezar-lığı'na defnedildi. İdaresi güzel, çokça namaz kılan, çokça sadaka veren, hayrı ve hayır ehlini seven bir kimseydi. Şeyh Takiyyüddin b. Teymi-ye'nin en büyük arkadaşlarındandı. Yüce Allah kendisine rahmet etsin. Oğulları Nasirüddin Muhammed ile Seyfeddin Ebu Bekir'den her birine on mızraklı asker verilmesi kararlaştırılmıştı. Nasirüddin, sultan tavlasında babasının görevine atanmıştı. Cemaziyelevvel ayının ondördünde perşembe günü iki kardeş emir olan Nasirüddin Muhammed ile Seyfeddin Ebu Bekir'e -ki bunlar Emir Seyfeddin Barak'ın oğullanydı-•ar. Yüce Allah ona rahmet etsin- On'ar askerin komutanlığı verildi ve bu münasebetle kendilerine hil'at giydirildi.
Cemaziyelevvel ayında münakale meselesinde Hanbelîler arasında anlaşmazlık meydana geldi. îbn Kadı Cebel Hanbelî, Emir Seyfeddin Toydemir el-İsmailî adındaki baş hacibin vakıf olan konağındaki malzemelerin ve eşyaların başka bir yere nakîi hususunda hüküm verdi ve bu hükmünün gereği yapıldı. Şafiî, Hanefî ve Malikî kadıları da bunu onayladılar. Ancak Hanbelîlerin Kadısı Kadilkudat Cemaleddin el-Merdavî ei-Makdisî buna öfkelendi ve bu meseleyi görüşmek üzere bir kaç otu-^una düzenledi. Oturumda uzun uzadıya konuşuldu. Çokları vakıf malarının naklinin zaruret durumunda caiz olabileceğini iddia ederek bunun Hanbelî Mezhebinde mevcut olduğunu ve İmam Ahmed'in bu hususta içtihadı bulunduğunu söylediler. Tabi vakfedilen maldan yararlanma imkanının bulunmaması durumunda bu hükmün geçerli olacağını söylediler.
Bu hususta içtihadı bulunduğunu söylediler. Ama sadece maslahat ve ağır basan bir menfaat söz konusu olduğunda bunun caiz olmayacağını sözlerine eklediler. Şeyh Takiyyüddin İbn Teymiye'nin bu konuda söylediklerini kabule yanaşmadılar. Şeyh Takiyyüddin İbn Teymiye, ağır basan maslahat söz konusu olunca da İmam Ahmed b. HanbeFin bu durumda içtihadı bulunduğunu nakletmişti. Ancak bu nakli kabul etmediler. Şeyh İmadüddin b. Kesir de bu konuda eşsiz bir eser tasnif etti. Ben de baktım ve bunun son derece güzel ve faydalı bir eser olduğunu gördüm. Çünkü fıkıhtan anlayan bir kimse bu esere baktığında İmam Ahmed b. HanbeFin bu husustaki görüşünün net olduğunu görecek ve hiç bir karışıklığa meydan verilmediğini anlayacaktır. İmam Ahmec b. Hanbel, oğlu Salih'in Yezid b. Avf tarikiyle şöyle bir rivayette bulunduğunu delil olarak ileri sürmüştür: Hz.
Ömer, İbn Mes'ud'a bir mektup yazarak Kufe'deki büyük caminin hurmacılar çarşısının bulunduğu yere nakledilmesini, hurmacılar çarşısının da eski caminin yerine kurulmasını emretmiş ve bu emri yerine getirilmişti. Demek ki sırf maslahat gereğince de zaruret olmaksızın dahi eski mescit pazara dönüştürülmüş ve eski pazarın yerinde de yeni mescit kurulmuştu. Bu rivayetin senedinde Kasım ile Ömer arasında ve Kasım ile İbn Mes'ud arasında inkıta' vardır ama mezhep sahibi imam Ahmed bunu katiyetle ifade ederek bunu bir delil olarak ileri sürmüştür ve bu delil bu meselede açık ve kuvvetlidir.
Cenıaziyelevvel ayının yirmisekizinde pazartesi günü mecliste bu mesele üzerine karar verildi.
Cemaziyelevvel ayının yirmidördünde çarşamba gecesi BabüJl-Fe-rec dışında büyük bir yangın çıktı. Bu yüzden Taz ve Yelboğa'ya ait bir çok pasajlar yandı. Tengiz'in kızının Tavaşî adındaki pasajı da yandı. Buralarda bulunan bir çok ev ve dükkan da yanmış, insanların çok miktarda eşyası, bakırı ve ticaret emtiası telef olmuştu ki, değeri 1.000.000 veya daha fazla dinar tutarmdaydı. Paraları da bundan hariç tutmaktayız. İnnâ lillâh ve innâ ileyhi râciun (Doğrusu biz Allah'a aidiz ve O'na dönücüleriz.)
Bir çok kimsenin anlattıklarına göre bu pasajlarda çok aşırı derecede faizcilik, hile ve aldatma cereyan etmekteydi.
Bu senenin cemaziyelevvel ayının yirmiyedisinde mel'un Haçlıların Suğd şehrim istila ettiklerine dair haber Dımaşk'a geldi. Bunlar, yedi gemiyle Suğd şehrine gelmişler, ahalinin bir kısmını öldürmüşler, çok miktarda malı yağmalamışlar ve çok insanı esir almışlardı. Cuma günü fecir vaktinde insanların üzerine hücum etmişler, çok sayıda Müslüman öldürmüşler ve Müslümanların gemilerinden birini parçalamışlardı. Haçlılar cumartesi günü ikindiden Önce Suğd şehrine gelmişlerdi. Vali j ağjr yaralı olarak gelmişti. O esnada saltanat naibi Dımaşk, askerlerinin oraya gitmelerini emretmiş, o gecede askerler Suğd şehrine doğru
la koyulmuşlardı. Allah'a hamd olsun. Başlarında baş hacib vardı. Suğd naibi Emir Şüıabüddin b. Subh, Dımaşklı askerlere doğru gelmekteydi- Dımaşk askerleri onu geçip ilerlediler Haçlıların elde etmiş oldukları ganimet ve yakaladıkları esirlerle birlikte denizde Sayda kentinin karşısındaki bir adaya çıktıklarını gördüler. Haçlılar bu savaşta kendi eşraflarının çocuklarından bir genç ile yaşlı bir adamı Müslümanlara esir vermişlerdi. Esir düşen bu gencin babası, onları seferden men etmişti. İslâm ordusu onların elinde bulunan esirleri kurtarmak için onlarla yazıştı. Her esire karşı 500 dirhem kurtuluş akçesi vermeyi taah-hüd etti. Ordu bu amaçla esirleri kurtarma divanından 30.000 dirhem para almıştı ve böylece Haçlıların yanında bir tek esir dahi kalmamıştı. Hamd, sadece Allah'a mahsustur. Haçlıların esir verdiği genç, Müslümanlarla beraber kaldı. Müslüman oldu. Ancak yaralı ve yaşlı esir onlara geri verildi. Haçlı ordusu şiddetli bir susuzluğa maruz kalmıştı, Oradaki bir nehirde su içmek istediklerinde İslâm ordusu üzerlerine hücum etmiş v© onların nghirden bir tek damla su almalarına müsaade etmemişti.
Onlar da salı gecesi yanlarındaki ganimetlerle birlikte ric'at edip
gitmişlerdi. Savaşta Öldürülen Haçlıların kesik başları Dımaşk'a gönderilerek kaleye dikildi. Bu arada Inas şehrinin de Haçlılar tarafından kuşatıldığına dair haber geldi. Bunlar şehrin çevresindeki koyun sürülerini ellerine geçirmişlerdi. Kaleyi de kuşatma altına almışlardı. Kale de aynı zamanda şehrin naibi de bulunuyordu. Anlatıldığına göre onlar İnas şehrinin ahalisinden bir çoğunu öldürmüşlerdi. İnnâ lillâh ve innâ ileyhi râciun (Doğrusu biz Allah'a aidiz ve O'na dönücüleriz).
Haleb sahibi de büyük bir orduyla üzerlerine gitti Onu Haçlılara karşı muzaffer etmek, Allah'ın gücü ve kuvveti dahilindedir. Halk arasında Haçlıların İskenderiye'yi de kuşatmış olduklarına dair haber yayıldı. Ancak bu şu ana kadar gerçekleşmedi. Yardımına baş vurulacak olan zat, Yüce Allah'tır.
Cemaziyelâhir ayının dördünde cumartesi günü Öldürülen Haçlıların otuz küsur kesik başı Sayda şehrine getirilerek kalenin burçlarına dikildi. Müslümanlar buna çok sevindiler. Allah'a hamd olsun. Cemaziyelâhir ayının yirmiikisinde çarşamba gecesi Babü's-Sağir dahilinde Mescidü'ş-Şenaşî'nin bitişiğindeki pazarda bulunan şekerha-nede de büyük bir yangın çıktı. Şekerhane ve çevresindeki binalar yandı. Yangın Ebu Nasır hamamına kadar uzandı. Mezkur çarşıya da sirayet etti. Oradaki mekanları da yaktı. Babü'l-Ferec dışındaki yangının şiddetine yakın veya daha şiddetliydi. İnnâ lillâh ve innâ ileyhi râciun (Doğrusu b. Allah'a aidiz ve O'na dönücüleriz.) Saltanat naibi yangın yerine geldi. Vakit yatsı vaktiydi. Rüzgar kuvvetli esiyordu. Bu da güçlü ve bilgili olan Allah'ın takdirinin bir sonucuydu.
Cenıaziyelâhir ayının yirnıisekizinde salı gecesi rivayet şeyhlerinden İzzeddin Muhammed b. İsmail b. Ömer el-Hamevî vefat etti. Ertes gün de öğle namazından sonra Emevî Camii'nde cenaze namazı kıhnt ve Babü's-Sağir Mezarlığı'na defnedildi. Hicretin 680. senesinin rebiyü levvel ayının ikisinde doğmuştu. Çok miktarda hadis toplamış ve ahi] ömründe bir cemaatten münferid rivayette bulunmuştu. Beyhakî'nü Sünenü'l-kebirî'nin nakledilişi ve okunup başkalarına dinletilişi, onui vefatıyla sona erdi. Yüce Allah kendisine rahmet etsin.
Receb ayının onbeşinde cuma gecesi Kasyun Mezarlığı'nda Salihi ye mahallesinde büyük bir yangın çıktı. Hanbelî Camii'nin kıble taraf doğu ve batı kuzey ve güney cihetlerinde bulunan çarşı tamamiyle yan di. İnnâ lillâh ve innâ ileyhi râciun (Doğrusu biz Allah'a aidiz ve O'na do nücüleriz) Ramazan ayının onbeşinde cuma günü Seyfeddin Yeiboğa en Nasırî'nin, Sukül-HayPın batı tarafında yaptırmış olduğu camide hut be irâd edildi. Aynı günde bu camiin açılışı yapıldı. Burası gayet derece de güzel ve alımlıydı. Hutbeyi irad eden zat, Şeyh Nasirüddin b. Rebvt el-Hanefî idi. Şeyh Şemseddin eş-Şafiî el-Musilî, bu görevi eline geçir inek için kendisiyle çekişmiş ve bu camiyi vakfeden Yelboğa'nın kendisine bu hususta yetki verdiğine dair sultanî yazılar izhar etmişti. Ancak İbn Rebve, kendisinin Şeyh Kıvamüddin el-İtkanî el-Hanefî'nin naibi olması sebebiyle ona karşı galip oldu.
Çünkü Şeyh Kıvamüddin Mısır'da ikamet etmekte olup yanında Musilî'nin yetkisinden sonra İbn Rebve'yc verilmiş yeni tarihli bir yetki belgesi vardı. Bunun üzerine İbn Rebve göreve sahip oldu. Aynı gün Dârüssaâde Sarayında siyah renkli bir hil'at giydi. Önünde siyah renkli ve halifeye mahsus sancaklar götürülerek saraya geldi. Müezzinler de o esnada adet üzere tekbir almaktaydılar. İbn Rebve el-Hanefî o gün Kur'an'm faziletlerinden bahseden güzel bir hutbe irad etti. Mihrapta Tâhâ suresinin baş kısmını okudu. Namazda emirlerden, avamdan, havastan, kadılardan birçok kimseler hazır bulundular. O gün mahşerî bir gündü. Ben yakınında namaz kılmış ve hutbesini dinlemiştim. Hayret ki ben zilkade ayında adamın birinin Trablus'taki bir arkadaşına gönderdiği bir mektuba vakıf oldum. Mektupta şunlar yazılıydı:
"Mahdum Şeyh İmadüddin Şam'ın sahil beldelerinde meydana gelen Trablus şehri ile Beyrut'un kazalarını ve Kesrevan mıntıkasını içine alan yangını bilmektedir. Bu yangın bütün dağlan yaktı. Vahşi hayvanlar Öldüler, vahşi hayvanların kaçıp sığınacakları bir yer kalmadı. Yangın günlerce devam etti. İnsanlar ateşin korkusundan deniz kıyısına kaçtılar. Çok miktarda zeytin ağacı da yandı. Yağmur yağınca ateş Yüce Allah'ın izniyle söndü. Yani bu senenin zilkade ayındaki yağmurlar yangını söndürdüler. Hayret ki bir ağaçtan kopan bir yaprak, bir evin bacasından içeriye düşmüş, evin içindeki eşyaları, elbiseleri, zinetleri çok sayıda ipeği yakmıştı. Bu beldelerin büyük bir kısmı Dürzilere ve Rafizî-
lere aitti.1'
Ben yazan Muhammed b. Balaban'a ait olan bu mektubun orijinalini yanımda bulundurmaktayım ve bu satırları o mektuptan nakletmişim. Bu senenin zilkade ayında Şeyh İsmail b. İzz el-Hanefî ile taraftarları olan Hanefîler arasında -onun muhakemelerde bazı kimselere haksızlık edişi yüzünden tartışma çıktı. Neticede asi ve suçlu bir kimse sıfatıyla üç gün müddetle hüküm meclisine çağırıldı. Gelmeyince Hanefî-lerin kadı naibi Şihabüddin el-Küfrî onun adalet vasfının düşürülmesine hükmetti. Sonra onun Mısır diyarına gittiğine dair haber ortaya çıkınca naib onu geri çevirmeleri için Mısır'a haber gönderdi. Getirtti, onu azarladı, sonra bırakıp evine gönderdi. Hanefîlerin kadilkudatı onun için şefaatçi oldu. Şefaati kabul edildi. Hamd ve minnet Allah'adır.

