El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Hicretin Yedîyüzkırksekizinci Senesi

Bu sene başında Mısır, Şam, Haremeyn ve diğer İslâm beldelerinin Sultanı, Melik Muzaffer Emir Hacib b. Melikü'n-Nasır Muhammed b. Kalavun idi. Mısır diyarındaki naibi Emir Seyfeddin Arkutye, Mısır'daki kadıları, geçen …

Bu sene başında Mısır, Şam, Haremeyn ve diğer İslâm beldelerinin Sultanı, Melik Muzaffer Emir Hacib b. Melikü'n-Nasır Muhammed b. Kalavun idi. Mısır diyarındaki naibi Emir Seyfeddin Arkutye, Mısır'daki kadıları, geçen senede adları anılan kadılar; Şam'daki kadıları önceki senede adları anılan kadılardı. Yalnız Hanefî Kadısı İmadüddin görevini, oğlu Kadilkudat Necmeddin'e kendi isteği üzerine devretmişti. G da babasının sağlığında bu göreve başlamıştı. Baş hacib de Fahreddin İyas idi.

Bu sene başında saltanat naibi Sukü'l-Hayl'in batısında Teli el-Müstakin denen yerde yapımına başladığı camiin inşaatını tamamlamak için büyük bir çaba içinde bulunuyordu.

Muharrem ayının üçünde Kadilkudat Şerefüddin Muhammed b. Ebu Bekir el-Hemedanî el-Malikî vefat etti. Cenaze namazı Emevî Ca-mü'nde kılındı. Meydan-ı Hassa'dakitürbesine defnedildi. Reis, dindar, güzel huylu /e bir çok kimseye ihsanda bulunmuş olmasından dolayı insanlar onun ölümüne çok üzüldüler. Allah kendisine rahmet etsin.

Muharrem ayının yirmidördünde pazar günü Maliki kadılığına Ce-maleddin el-Meslatî'nin atandığına dair olan ferman Dımaşk'a ulaştı. Bu zattan önce Malikî kadılığını Şerefüddin yürütmekteydi. Cemaled-din'e aynı gün akşamleyin hil'at giydirildi.

Rebiyülevvel ayında Sukül-Hayl'deki Camii Mücedded'in yapımına başlandı. Buranın inşaatında kullanılmak üzere şehirden bir çok direk getirildi. Sukü'l-Albiyyin'de bulunan ve başında küre gibi bir demir parçası takılı olan direği de alıp bu camiiye getirdiler. Hafız İbn Asa-kir'in anlattığına göre bu demir küre başlıklı direkte, idrarını yapamayan hayvanlar için bir tılsım bulunuyormuş. Böyle bir hayvan bu dire-

ğin etrafında döndürülünce rahatlayıp idrarını yapabiliyormuş.

Rebiyülevvel ayının yirmiye di sinde pazar günü direği 4.000 senelik yerinden söküp aldılar. Ben de

o günde bu direğin Sukü'l-Albiyyin'de sürüklenip Camii Mücedded'e götürülmek üzere tahtaların

üzerine uzatılmış olduğunu gördüm. Onu Cabiye kapısından çıkarıp götürdüler. Lâ ilahe illallah.

Rebiyülâhir ayının sonlarında naibin yaptırdığı caminin duvarları yükseldi. Duvarlarının altında

bulunan pınar inşaatta başlandıktan sonra kurudu. Hamd ve minnet Allah'adır.

Rebiyülâhir ayının bitiminde Mısır diyarından gelen haberlerde söylendiğine göre Hicazı, Aksungur

en-Nasırî gibi önde gelen büyük emirlerden bir grup ile bunların çevrelerinde bulunan insanlar

tutuklanmıştı. Şam'daki askerler harekete geçmiş, büyük bir kargaşa meydana gelmişti. Bu

hareketler ve kargaşalar gittikçe şiddetlenmekte iken cemaziyelevvel ayı girdi. Saltanat naibi de

emirleri, Mısır diyarında meydana gelen hadiseleri görüşmek üzere Dârüssaâde Sarayına davet etti.

Bunlardan birlik olmalarını ve hiç kimseye eziyet etmemelerini istedi. Bu hususta kendilerinden söz

aidi; Aynı günde Melikü'l-Ümera, Dârüssaâde Sarayından ayrılıp Ablak kasrına göçtü ve orada

kendini koruma altına aldı. Adamlarını da oraya taşıdı. Cemaziyelevvel ayının ondördünde

çarşamba günü Mısır diyarından bir emir posta vasıtasıyla Dımaşk'a geldi, Sultandan bir mektup da

getirmişti. Bu mektupta sultan, Şam naibi Yelboğa'yı azlettiğini açıkça bildiriyordu. Sultanın bu

mektubu Ablak Sarayında emirlerin huzurunda Yelboğa'ya okundu. Yelboğa bu duruma çok üzülüp

kederlendi. Ayrıca Mısır diyarının naib-liğine atanmak üzere posta vasıtasıyla Mısır'a gitmesi de

isteniliyordu. Görünürde bu onun yakalanması için bir tuzaktı, kendisi de Mısır'a gitmeyeceğini

açıkladı ve şöyle dedi: "Eğer sultan, benim Dımaşk naibliği-mi çok görüyorsa beni dilediği başka

bir yere naib olarak atasın. Ben buna da razı olurum" cevabını verdi. Sabah olunca yani

cemaziyelevvel ayının onbeşinde perşembe günü bineğine bindi. Harekete geçti. Önceki sene

ordugahını kurmuş olduğu Cesvereye yakın bir yerde çadırını kurdu. Cuma gecesini orada geçirdi.

Emirlere, Önceki senede olduğu gibi yine orada çadır kurmalarını emretti. Cuma günü yani cemaziyelevvel ayının onaltısmda namazdan sonra insanlar, aniden emirlerin kale

altında toplanmış olduklarını, oraya sarı renkli iki sultanî sancağı getirdiklerini, cenk davullarını

çaldıklarını ve hepsinin sultanî sancağın altında toplandıklarını gördüler. Sadece naib, oğulları,

kızları ve maiyet erkanı orada hazır bulunuyorlardı. Emir Seyfeddin Kalavun, 1.000'lerce askerin

komutanıydı. O da naib-likten sonra diğer emirlerin durumunda bulunuyordu. Emirler kendisine

gelip sultanın emrini dinlemesi ve ona itaat etmesi için çağrıda bulundular. Ama o buna yanaşmadı.

Arada elçiler defalarca gidip geldilerse de o yine de bu çağrıyı kabul etmedi. Neticede emirler

davulları ve borazanları çaldırarak savaş elbiselerini giyinip silahlarını takınarak üzerine yürüdüler.

Yanma vardıklarında onun ve adamlarının da savaş elbiselerini giyinip atlarına bindiklerini ve

kaçmaya hazırlandıklarını gördüler. Emir Seyfeddin, onlarla yüze yüze gelince beraberindekilerle

birlikte hep beraber kaçmaya başladı. Askerler peşine takıldılar ama fazlaca kaçmasına da nrsat

tammadılar. Bütün askerler ve Türkmenler onların çadırlarının üzerine yürüdüler. Ordugahında

kalan arpa, koyun ve çadırları yağmaladılar. Hatta çadırların iplerini kesip param parça ettiler.

Böylece Emir Seyfeddin'in şahsının ve adamlarının 1.000.000 dirhem değerinde eşyaları telef edildi.

Peşine takılıp yakalamak için çağrıda bulunuldu. Onu takib edenlerin başında Mısır'dan yakın bir

zaman önce gelmiş olan büyük Hacib Şihabüddin b. Subh vardı. Eşrefıye yolunu takib etti. Sonra

Karyeteyn taraflarına yöneldi.

Pazar günü Suğd naibi Emir Fahreddin İyas geldi. Emirler ve önde gelen komutanlar onu

karşıladılar. Sonra gelip Ablak kasrına konuk oldu. Akşama doğru büyük bir kalabalıkla yola

koyuldu. Askerlerden hiç birini Dımaşk'ta bırakmadı. Hepsini yanına aldı. Yelboğa'mn peşine düştü. Çöl taraflarına yöneldi. Her tarafla Bedeviler karşısına çıkıyorlar, etrafına birikiyorlardı. Nihayet o da Hama taraflarına yöneldi. Hama naibi şehir dışına çıktı. Onun da durumu cidden zayıflamıştı. Her taraftan düşmanların hücum etmesi, sevkıyatın çokluğu yüzünden kendisi ve beraberinde bulunan askerleri teslim oldular. Kılıçları ellerinden alındı. Hama'da tutuklandılar. Kılıçları Mısır diyarına gönderildi. Ayın ondördünde çarşamba günü sabahleyin Dımaşk'a bu haber ulaştı. Kalede ve meydanlar kapısında adet üzere sevinç davulları çalındı. Askerler Hama şehrini her taraftan çembere almışlar ve sultanın bu konuda ver-ceği kararı beklemeye başlamışlardı>jyas, Dımaşk ve Trablus askerleriyle birlikte Humus üzerinde gözetim görevini yapmakta devam ediyordu.

Sonra askerler ayın yirmi dokuz unda perşembe günü Dımaşk'a döndüler. Yelboğa da zincire vurulmuş olarak babasıyla birlikte kendisini korumakla yükümlü olan emir ve askerlerin muhafazası altında Kediş'e geldi. Yatsıdan sonra şehre girdiler. Çarşı ve pazarlar kilitlendikten, ışıklar söndürüldükten, pencereler kapatıldıktan sonra şehre girdi. Daha sonra Şeyh Raslan'a uğradılar. Babü'ş-Şarkî'den, Babü's-Sağir'den, oradan da musallanın üst tarafındaki Mescid-i Deyyan'm önünden geçtiler ve Mısır diyarına yöneldiler. Mısır diyarından posta geldi. Posta, sultanın Yelboğa ve kendisiyle birlikte isyan eden adamlarının, mallarının, mülklerinin ve eşyalarının müsadere edilmesini emderen fermanını getirmişti. Daha sonra cemaziyelâhir ayının üçünde Çarşamba günü Mısır diyarından gelen posta, Yelboğa'mn Kakon ile Gabra mıntıkaları arasında bir yerde öldürüldüğünü, kesik başlarının sultana götürüldüğünü, aynı şekilde Gabra'da, Mısır'da isyan etmiş olan üç emirin; Vezir Hakim ibn Serd İbn Bağdadî ile Devaddar Tuğayti-mur ve Aydemir el-Bedrfnin de öldürüldükleri haberini getirdi.

Sultan Yelboğa ile işbirliği yapmış olduğundan Ötürü önde gelen komutanlardan biri olan Baydemir el-Bedriye çok gazaplanmıştı. Bu üç önde gelen emin bütün mallanndan soyutlayarak Mısır'dan kovup Şam'a sürmüştü. Bunlar, Gazze'de iken posta, bulunduklan yerde Öldürülmelerine dair emri yetkililere ulaştırdı. Aynı şekilde yolun her neresinde bulunursa Yelboğa'nın da öldürülmesine dair fermanı ulaştırdı. Posta Gaz-ze'den aynldığında Fahme vadisinde Yelboğa ile karşılaştı. Onu boğdu, sonra başını kesip sultana götürdü. Mısır diyanndan iki Emir Yelboğa ile Tavaşf nin mallanna, mülklerine el koymak üzere Dımaşk'a geldiler. Bunlar cidden kıymetli mücevherleri ve takıları teslim aldılar. Aynca Yelboğa'nın emlakinin ve Suku'lHayPde inşaatına başlanılan camii'n-de vakfedilen eşyalarının satılması kararlaştırıldı.

Meşhur haberlere göre bu camiye Babü'l-Ferec dışında yaptırdığı pasajı vakfetmiş, aynca Babü'l-Cabiye dışında ve eski sultan hanının batısındaki hamamı başka köylerdeki arazileri de bu camiye vakfetmişti. Daha önce kendisi bu hususta beyanat vermişti, Doğrusunu Allah bilir, Sonra diğer taraftarları Hama'dan çağırıldılar. Yakalanıp Mısır diyarına sevkedildiler. Sonra haklarında her hangi bir haber duyulmadı. Ne şekilde öldürüldükleri de bilinemedi.

Cemaziyelâhir ayının onsekizinde sah sabahı Emir Seyfeddin Ergun Şah, naib olarak Haleb'ten Dımaşk'a geldi. Haleb'e de emir Fahred-din İyas el-Hacib naib olarak gitti. Ergun Şah büyük bir debdebede ve alayişle Dımaşk'a geldiğinde üzerinde bir hil'at ve iki uçlu sarık vardı. Şekil bakımından Tengiz'e benzemekteydi. Allah Tengiz'e rahmet etsin. Ergun Şah Dârüssaâde Sarayına indi. Orada hüküm vermeye, memleketi idare etmeye başladı. Sehanıetli ve kararlı bir kimseydi.

Cemaziyelâhir ayının yirmiüçünde perşembe günü Emevî Ca-mii'nde ve Babü'n-Nasır dışında Emir Kara Sungur'un cenaze namazı kılındı. Namazda kadılar, ayan tabakasına mensup kimseler ve emirler de hazır bulundular. Cenaze, Kerimî Camii'nin yakınındaki Meydan-ı Hassa'da bulunan türbesine defnedildi.

Beraet gecesinde de adet gereği kandiller yakıldı ama kıtlık hüküm sürdüğünden, yağmurlar yağmadığından,, ürünler az olduğundan insanlar, kendi evlerinde kandil yakmadılar. Çünkü her şey pahalıydı. Bir ntl (460 gram) zeytin yağı dortbuçuk dirheme satılıyordu. Susam yağı, sabun, prinç, iğde gibi şeylerin de her bir nth üç dirheme satılıyordu. Diğer gıda maddeleri ve yiyecekler de bu fiyatlarda seyrediyorlardı. Sadece etin fiyatı biraz normaldi ki o da iki dirhem ve bir çeyreğe satılmaktaydı. Havranlıların çoğu uzak beldelerden geliyorlar, zahirelik buğday toplamak için Dımaşk'a giriyorlardı. Çünkü Havran'da bir avuç elenmiş buğday, dört dirheme satılmaktaydı. Onlar gayet sıkıntı içindeydiler. İşin sonunu ancak Allah hayreyleyebilir. Adamın biri sefere çıkacağı zaman kendi şahsı, atı ve bineği için su bulması çok zordu. Çünkü yollardaki suların tamamı tükenmişti. Kudüs'e gelince orası daha sıkıntı ve kıtlık içindeydi.

Bu senenin şaban ayının yirmisinden sonra noksanlıklardan münezzeh olan yüce Allah, yağmur yağdırarak kullarının imdadına yetişti. Hamd ve minnetler O'nadır. Böylece kullan ve beldeleri ihya etti. Vadilerde ve ırmaklarda su meydana geldiğinden insanlar artık kendi vatanlarına dönmeye başladılar. Daha önce içinde bir damla su bulunmayan Zer' sarnıcı suyla doldu. Bu müjde, saltanat naibine ulaştırıldı. Anlatıldığına göre o zamanda ülkenin her tarafında su meydana gelmişti. Beni Hilal dağlarında çok miktarda kar vardı. Dımaşk çevresindeki dağlara gelince buralarda da çok miktarda kar vardı. Kalpler rahatlamış, genişlik ve bolluk meydana gelmişti. Hamd ve minnet Allah'adır. Takvimin sayfaları da o günlerde kasımın son gününü gösteriyordu.

Bu senenin ramazan ayının yirmibirinde sah günü Şeyh İzzeddin Muhammed el-Hanbelî, Salihiye'de vefat etti. Bu zat Muzafferi Camii'nin hatibi olup meşhur ve salih kimselerdendi. Allah rahmet etsin. Cenâb-ı Allah dünya hayatında ve ahirette de kavl-i salih ile onu sebat ettirip kendisine hüccetini telkin etti.