Bu kutlu senenin başlangıcında Müslümanların Sultanı Melik Nasır Nasırüddin Muhammed b. Melik Mansur Kalavun idi. Kerek'te ikamet ediyordu. Eşyalarını ve mallarını Cebel kalesinden Kerek kalesine naklettirmişti. Mısır'daki naibi ise Emir Seyfeddin Aksungur es-Salarî idi. Daha önce Gazze'de naiblik yapmıştı. Mısır diyarının kadıları, önceki senede adları anılan kimselerdi. Sadece Hanefî kadısı değiştirilmişti. Dımaşk'a gelince, orada henüz bir naib yoktu. Sadece Kutluboğa el-Fahrî Dımaşk'ta bulunmadığı zamanlarda Emir Rükneddin Baybars el-Hacib'i kendine vekil tayin etmişti. Hacip Almış, Temir el-Mihmandar, Berr valisi Emir Seyfeddin Halave, şehir mütevellisi Emir Nasırüddin b. Rekbas ile birlikte memleket işlerini geçici olarak vekaleten yürütüyordu. İşte bunlar devlet işlerini yönetiyorlar, boşluğu dolduruyorlardı. Şam mmtıkasındaki kadılara gelince, bunlar da önceki senede adları anılan kimselerdi. Şehrin hatibi, Taceddin Abdürrahim b. Kadı Celaled-din el-Kazvinî, sır kâtibi de Kadı Şıhabüddin b. Fadlullah idi.
Bu sene başında Emir Rükneddin Baybars el-Ahmedî, Dımaşk'm Dâriye yolunda bulunan Tengiz'in konağında ikametine devam etmekteydi. Mısır'daki sultan da her zaman Dımaşk'a mektuplar göndererek onun göz altına alınıp tutuklanmasını ve Kerek'e gönderilmesini emrediyordu. Hal böyle iken emirler onun durumu hakkında işi ağırdan alıyorlar, sultanın gönderdiği emirleri tatbikte gecikiyorlardı. Ahme-dî'nin suçsuz olduğuna inandıkları için ötürü böyle davranıyorlardı.
Onu yakaladıkları takdirde tarafsız davranmış olmayacaklarım düşünüyorlardı. Bununla birlikte sultan, onun emirlerin hoşuna gitmeyecek davranışlar içinde bulunduğunu, Kerek'te oyun ve eğlenceye daldığını, rezil ve aşırı kimselerle oturup kalktığını, ayrıca Kutluboğa el-Fahrî ile Taşdemir'i feci bir şekilde öldürdüğünü, ailelerinin mallarım yağmaladığını, kadınlarının üzerindeki elbise ve ziynetleri zorla aldığını, onları perişan bir halde Kerek'ten kovduğunu, Hristiyanlan yakınma aldığını ve huzurunda bulundurduğunu bildiriyordu. Dımaşklı emirler de onun hakkında anlatılan bu nitelemelerin gerçek olup olmadığını anlamak için aralarından birini tahkikat için görevlendirdiler. Ancak bu muhakkik, Ahmedî'nin yanma ulaşamadı. Korkarak geri dönüp kaçtı. Dönünce de emirlere durumu anlattı. Onlar da tedirgin olup paniğe kapıldılar.
Suku'l-Hayl'de defalarca toplandılar. Kendi aralarında meşveret meclisi kurdular. Onu hal' etme hususunda ittifaka vardılar. Bu durumu Mısırlılara bir mektupla haber verdiler. Haleb naibi Aydoğmuş ile diğer beldelerin naiblerine de bunu böylece bildirdiler. Bu durum karşısında tereddüde kapılıp vehim içine düştüler. Kimi de zahiren yaltaklanıyordu. Ama hakikatte onlarla beraber değildi. Mısır diyarına dönmedikçe emrini dinlemeyeceğiz ve kendisine itaat etmeyeceğiz diyorlardı. Ne zaman memleket tahtına oturursa o zaman emrine girer. Kendisine itaat ederiz, diyorlardı. Sultan da onlara bu yüzden mektup yazarak onları ayıplayıp azarladı. Ama bunun bir faydası olmadı.
Ahmedî, alayıyla birlikte harekete geçti. Onlar da sağında ve solunda yer aldılar. Onunla birlikte saraya kadar gittiler. Saraya girince yanma varıp selam verdiler ve hizmetine girdiler. Böylece olay büyüdü, iş vehamet kesbetti. Mısır diyarına gidince de etrafında Mısırlıların ve Şamlıların yer alacağını düşünerek kederlendiler ve korkuya kapıldılar. Korkulan ve kederleri diğer insanlara da sirayet etti. Sonucu güzelleştirmek, Allah'a kalmıştır.
Muharrem ayının yirmialtısmda pazar günü posta, Mısırlıların mektuplarını Dımaşk'a getirdi. Mısırlılar mektuplarında, Şamlılara nisbetle sultana daha fazla destek vereceklerini bildiriyorlardı. Azimlerinin gereğini yapmaya hemen teşebbüs edeceklerini, ancak Şamhlann bu hususta kendilerine muhalefet etmekten korkarak tereddüde kapıldıklarını, onlarla savaşmak için sultanın emri altında yola çıkabileceklerini bildiriyorlardı. Ama Şamlılar tarafından emin olunca azimlerini bilediler. Nasır Ahmed'i sultanlıktan hal' ederek başlanna onun kardeşi Meliküs Salih İsmail b. Nasır Muhammed b. Mansur'u geçirdiler. Allah onu Müslümanlara mübarek kılsın. Mezkur muharrem ayının yirmisinde salı günü onu tahta oturttular. Şamlıların emirlerine ve önde gelen adamlarına selamlarım ileten mektubu Dımaşk'a geldi. Bu münasebetle Mısırlı emirlerin de Şamlı emirlere selamlarını ve memleket haberlerini ileten mektupları Dımaşk'a ulaştı. Müslümanlar, Şamlı emirler, havas ve avam bu duruma çok sevindiler. O gün Mansure kalesinde bu münasebetle sevinç davulları çalındı. Şehrin süslenmesi emredildi. Muharrem ayının yirmiyedisinde salı sabahı şehir süslendi. Muharrem ayının bitiminde cuma günü Dımaşk'ta Melik Salih İmadü'd-Dünya Ve'd-Din îsmail b. Nasır b. Mansur adına hutbe irad edildi.
Safer ayının altısında perşembe günü sahibimiz, imam, allame Şemseddin Muhammed b. Ebu Bekir b. Eyyup ez-Zer'î, Sadriye Medresesinde ders verdi. Bu zat, Cevziye'nin imamıydı. Dersinde Şeyh İzzed-din b. Menca da hazır bulundu. Bu zat görevini onun için bırakmıştı. Faziletli insanlardan bir grup da bu derste dinleyici olarak bulunmuşlardı. Safer ayının onaltısmda pazartesi günü Mısır diyarından gelen ve Haleb naibliğine gitmekte olan Emir Seyfeddin Tuğur Demir, Dımaşk'a uğradı ve Kabun'da konuk oldu.
Safer ayının onsekizinde salı günü şeyh, imam, alim, ilmiyle amel eden, zahid bir insan olan Abdullah b. Ebu'l.-Velid vefat etti. Bu zat kurrâ idi. Malikîlerin imamıydı. Kardeşi Ebu Arnr'la birlikte Emevî Ca-rmi'nin sahab© mihrabında imamlık yaparlardı. Bakiyyetüssahaf bahçesinde vefat etmiştir, Cenaze namazı Musalla'da kılındı. Babü's-Sa-ğir'de bulunan babasının mezarının yanına defnedildi. Allah ikisine de rahmet etsin. Cenaze merasiminde ayan tabakasına mensup kimselerle fakihler ve kadılar da* hazır bulunmuşlardı. Salih insandı, dindarlığı ve azameti hususunda görüş birliği vardı. Allah rahmet etsin.
Safer ayının yirmisinde perşembe günü saltanat naibi Aydoğmuş, Haleb'ten gelenlerle Kabun tarafından Dımaşk'a girdi. Bütün askerler onu karşılamaya çıktılar. Üzerinde naiblik hil'atı vardı. Gelişi sebebiyle insanlar toplandılar. Mumlar yaktılar. Yahudi ve Hristiyanlardan olan zimmiler de ellerinde mumlanyla onu karşılamaya gelmişler, ona dua etmişlerdi. O gün görülmeye değer mahşerî bir gündü. Cuma namazını Emevî Camii'nin mahfelinde kıldı. Beraberinde emirler ve kadılar da vardı. O gün naibliğe atanma fermam saray kapısında okundu. Okunurken de üzerinde hü'ati vardı. Yanında Emir Seyfeddin Melketüm er-Rahulî vardı ki o da hil'atini giymişti.
Safer ayının yirmibeşinde sah günü Hama naibliğine gitmekte olan Alemüddin el-Çavlı Dımaşk'a uğradı. Saltanat naibi ve emirler Mescid-i Kudeme kadar giderek onu karşıladılar. O da gelip Kabun'a konuk oldu. Kadılar ve ayan yanma gittiler. Şafiînin müsnedini rivayet ettiği söylenmiştir ve bu kitaptaki hadisler kendisinden dinlenilmiş tir. Bunun üzerinde kendisinin de bir çalışması ve güzel bir tertibi vardı. Bunu ben gördüm. Bu kitabı ayrıca şerh de etmişti. Şafiîler ve diğerleri için vakıfları da vardı.
Safer ayının yirmi sekizinde cuma günü Adiliyetüssağire Medresp sının müderrisliğine kimin atanacağı; buraya Kadi Fahreddin el" Mısrı nın mı, yoksa Sadreddin Abdülkerim b. Kadı Celaleddin el Kazvım mn mı tercih edileceği konusunu görüşmek üzere cuma
lanndan sonra Emevî Camii'nin Kemali penceresinin yanındaki Meş-hed-i Osman'da bir meclis kuruldu. Neticede Sadreddin'in buradaki müderrislikten ayrılmağına» Fahreddin'in Emevî CaımTnden almakta olduğu W0 dirhemlik maaştan feragat etmesine karar verildi.
Mezkur ayın sonunda pazar günü Kadı Fahreddin el-Mısrî, Adili-yetüssağir Medresesinde den verdi. Adet üzere insanlar onun dersinde dinleyici olarak hazır bulundular, O da şu ayet-i k§rim©yi el© aldı: "tfte mallarımız da bize iada edilmiş," (Yusuf, m. Rsbiyülsvval ayın donunda Mısır'dan bir ferman gslerak Emir Hü-sameddin es-Sumakdar komutasında bir süvari birliğinin, îbn Sultan Ahmed'in kendini korumaya aldığı Ksrek şehrini kuşatmak amacıyla Dımaş k'tan ssvk edilmesi amredildi. Çünkü îbn Sultan Ahmid, Mısır diyarından aldığı hazineleri Kerek'e götürmüş, orada kendini muhafaza altına almıştı, Kerek'e gidecek olan askeri birliğin komutam Kubey-bat Camii'nin kıble tarafında kaleye doğru mancınıkları kurdu, İnsanlar da görmek için oraya geldiler. Niyetleri kuşatmaya o askeri birlikte beraber gitmekti.
Rebiyülâhir ayının ikisinde çarşamba günü adeti üzere Emir Alaeddin Tanboğa el-Mardanî, Mısır diyarından Dımaşk'a geldi. Rebiyülahır ayının onunda perşembe günü iki büyük emir olan Rükneddin Bay-bars el-Ahmedî Trablustan, Alemüddin el-Çavlı da ayrıldığı Hamâ'dan Dımaşk'a geldiler. Bunlar merasim bölüğünün yanında hazır olup saltanat naibi için beklediler. Saltanat naibi gelince, Ahmedî sağ tarafına Çavlı da sol tarafında yer aldı ve böylece şehir dışında konakladılar. Bundan bir kaç gün sonra Ahmedî, meşveret meclisinin başkanı olarak kural gereği Mısır diyarına gitmek üzere yola koyuldu. Çavlı da naib olarak Gazze'ye gitti. Emir Bedreddin Mes'ud b. Hatir de Dımaşk'taki ta-bılhane emirliği görevinde kaldı.
Rebiyülâhir ayının ondördünde perşembe günü Kerek şehrine gitmek üzere bir süvari birliği Dımaşk'tan hareket etti. Havran'daki baş yönetici olan Emir Şehabüddin mancınıkları kurmakla görevlendirilmişti. Bu münasebetle de Seyfeddin Bahadır eş-Şems Halave, Havran baş yöneticiliğine gitmişti. Bu, daha önce Dımaşk'ta Berr valisi idi.
Rebiyülâhir ayının onsekizinde cuma günü naib ile Şafiî kadısı arasında anlaşmazlık meydana geldi. Bunun sebebi de şuydu: Mısır diyarından gelen bir mektupta mezkur kadı es-Subkî, hatipliğe atanmakla birlikte kadılık görevini de yürütecek ve kendisine hil'at giydirilecek deniliyordu. Naib de bundan ötürü onu kıskanmıştı. O, Kadı CelaPin evla-
dının korumasını, onlara ihsan edilmesini arzuluyordu. Çünkü onların aİle efradı kalabalık ve aynı zamanda yoksul idiler. Naib bu yüzden Kadı es-Sübkî'yi bu göreve atanma çabası içine girmekten daha önce men etmişti. Ancak kendisim dinlemediğinden ötürü artık naib de onu Emevî Camii'nin Kemalî penceresinin yanında namaz kılmaktan men etmişti, o da artık oradan ayrılıp Gazzaliye Medresesi'ne gitmiş, orada namaz kılmaya başlamıştı.
Rebiyülâhir ayının yirmisinde pazar günü Sultan Melik Nasır'm kızının kocası Emir Seyfeddin Eriğa, Trablus'a naib olarak gitmekte iken büyük bir alâyiş ve debdebe ile Dımaşk'a uğradı.
Aynı ayın yirmidördünde perşembe günü Emir Bedreddin b. Hatirî, Gazze naibliğinden azledilmiş olarak Dımaşk'a geldi. Saltanat naibinin kafilesine katıldı ve onunla birlikte dolaştı. Sonra da evine yerleşti ve insanlar kendisine selam vermek üzere yanına gittiler.
Safer ayının onüçünde salı günü Sultan Melik Salih'in yakalandığı hastalıktan kurtulup şifa bulmasından dolayı şehir süslendi.
Safer ayının yirmial tısında cuma günü ikindiden önce Mısır'dan Dımaşk'a posta geldi. Kadı Takiyyüddin es-Sübkî, Mısır'a çağrılıyordu. İnsanlar onunla selamlaşmak ve vedalaşmak için yanma gittiler. Çağrılışı sebebiyle insanlar büyük bir tedirginlik yaşadılar. Öksüzlerin mallarını, Alaeddin Tanboğa ile Kutluboğa el-Fahrî'ye verdiğinden Ötürü Mısır'da hakkında dava açılacağı haberi etrafa yayıldı. Onlara vermiş olduğu bu paraların kendisine ödettirilmesine dair bir fetva yazıldı ve bu fetva müftülerin imzalarına sunuldu. Sadece Kadı Celaleddin b. Hü-sameddin el-Hanefî bunu imzalamıştı. İkindiden sonra sadece onun bu fetvayı imzaladığım gördüm. Aleyhinde fetva verilmesi, müftülerden istenilmişti. Ancak buna yanaşılmamıştı. Çünkü yazılan ama diğer müftüler tarafından imzalanmayan bu fetvada, yöneticilerin fikrini çelme vardı.
Saltanat naibinin ilk emirnamesinde müftülerin bu dileği göz önünde bulundurmaları ve şeriatin hükmünce fetva vermeleri isteniyordu. Kadı Takiyyüddin es-Sübkî hakkında acaip bir niyetleri vardı. Ama Cenâb-ı Allah, Mısır diyarına çağırılması üzerine onu genişliğe kavuşturdu. O da pazar gecesi postayla Mısır'a gitti. Dımaşk'm önde gelen büyükleri ve ayan tabakasına mensup insanlar onu uğurladılar. Kendisiyle vedalaştılar. Hizmette kusur etmediler.
Cemaziyelâhir ayı başında süvari birliği Kerek tarafına sevkedil-miş bulunuyordu. Bu halkadan tecrid edilmiş askerler ise 1.000 veya daha fazla idiler. Cemaziyelâhir ayının dördünde salı günü öğleden sonra saltanat naibi Emir Alaeddin Aydoğmuş, Şam'daki Dârüssaâde konağında vefat etti. Bulunduğu odaya girdiler. Muayene ettiler. Onun kalp sektesinden bu hale düştüğünden korktular. Başkaları onun şifa bulduğunu söyledi. Doğrusunu Allah bilir, ama ihtiyaten ertesi güne kadar onu beklettiler. Sabah olunca cenaze namazını kılmak için insanlar toplandı ve Babü'n-Nasır haricinde cenaze namazlarının kılındığı yerde, namazı kılındı ve onu kıble tarafına götürüldüler. Ailesinden bazı kimseler onun Kubeybat Camii'nin yanındaki Gabriyal türbesine defnedilmesini istediler, ancak bu mümkün olmayınca yol ağzında caminin kıble tarafına defnedildi. Defni ancak o gün öğlenden sonra gerçekleşti. Cuma ,: gecesi mezarının başında bir hatim indirdiler. Allah ona rahmet etsin ve onu bağışlasın.
Cemaziyelâhir ayı başında Kerek şehrinin kuşatma altında bulunduğuna, Kereklilerden bir kısım halkın şehir dışına çıktıklarına, onlardan çoğunun öldürüldüklerine, kuşatmayı yapan askerlerden sadece birinin öldürüldüğüne dair olan haber etrafa yayıldı. Yine gelen haberlerde anlatıldığına göre kadı ve bir cemaat, beraberlerinde bir miktar mücevher de olmak üzere kaleden inmişler, şehri teslim etmeye razı olmuşlardı. Sabah olunca kale halkı istihkam tedbirlerini fazlalaştırmış-lar, mancınıkları dikmişler ve vuruşmaya hazırlanmışlardı. Bir kaç gün sonra askerlerin mancınıklarına atış yapmışlar ve mancınığın okunu kırmışlardı. Artık onu taşıyamayınca da öncü birliklerinin komutanlarının emri üzerine yakmışlardı. Böylece orada çok feci durumlar cereyan etmişti. Allah akibeti hayreylesin.
Cemaziyelâhir ayının sonlarında kuşatmacı askerlerle Kerek halkı arasında bir çarpışma daha cereyan etti. Şöyle ki: Kereklilerden bir grup erkek, kuşatmacı ordunun karşısına çıkmışlar, onları ok yağmuruna tutmuşlardı. Bunun üzerine kuşatmacı askerler çadırlarından çıkıp üzerlerine silahla yürümüşler ve Kereklilerden bir grup Hristiyanı ve diğerlerini öldürmüşlerdi. Kuşatmacı askerlerden de bazıları yaralanmıştı. Bir veya ikisi öldürülmüştü. Emir Seyfeddin Ebu Bekir b. Bahadır As, Emîrü'l Arap gibi şahıslar öldürülmüş diğerleri esir alınarak Kerek kalesinde hapsedilmişlerdi. Çok çirkin olaylar cereyan etmişti. Bundan sonra askerler muradlanna nail olmadan ülkelerine geri dönmüşlerdi. Çünkü şiddetli soğuklar ve azık kıtlığı, onların durumunu fena-laştırmıştı. Kereklileri faydasız yere şiddetlice kuşatmışlardı. Çünkü şehrin çevresinde soğuklar aralıksız devam ediyor, mancınıklarda kendilerine karşı amansızca atış yapıyordu. Kuşatmacı askerlerin aralık ve ocak aylarında orada ikametleri çok zor oluyordu. Beraberlerinde götürmüş oldukları mancınıklar da kırılmıştı. Gerekli eksiklikleri tamamlamak ve bir daha savaşmaya hazırlamak için geri dönmüşlerdi.
Cemaziyelâhir ayının yirmibeşinde çarşamba günü Mısır diyarından Dımaşk'a posta geldi. Postanın getirdiği fermanla Kadı Bedreddin b. Fadlullah'm kardeşi Kadı Şihabüddin'in yerine Dımaşk Sır katipliğine atandığı bildiriliyordu. Ayrıca Kadı Bedreddin'in kardeşi Kadı Şihabüddin'in ve Dımaşk muhtesibi Kadı İmamüddin b. Şirazî'nin mallarına el konulması bu fermanda emrediliyordu. Bunun üzerine her ikisinin mallarına el konuldu. Evlerinde bulunan eşyalar dışarı çıkarıldı. Kapılarına tahta kalaslar çakıldı. Muhtesibin, Eşrefi Darü'l-Hadisine taşınma talebinde bulununca oraya taşınmasına izin verildi. Kadı Şihabüd-din'e gelince o, Haleb'te bulunan ve Şam naibliğine atandığına dair fermanı Dımaşk'a gelen Emir Seyfeddin Tuğurdemir el-Hamevî'yi karşılamaya gitmişti. Kendisi karşılamak için yolda bulunduğu esnada malına el konulmasına dair olan buyruk Dımaşk'a gelmişti. Dönmesi beklendi ki onun ve muhtesibin mallarına el konulsun. Ama bu ikisinin suçlarının ne olduğunu kimse bilemedi.
Receb ayının sekizinde pazar günü akşamleyin Kadilkudat Takiy-yüddin es-Sübkî, Dımaşk'a kadı olarak döndü. Beraberinde bu görevle birlikte hatipliğe de atandığına dair ferman vardı, insanlar kendisini selamlamak için yanına gittiler. Receb ayının onbeşinde ikindiden sonra saltanat naibi Emir Seyfeddin Tuğurdemir el-Hamevî, Haleb'ten gelip Dımaşk şehrine girdi. Emirler onu Kabun yolunda karşıladılar. İnsanlar ona çokça dua ettiler, önceki naibe kızdıklarından onu sevdiler. Önceki naib, Alaeddin Aydoğmuş idi. Yüce Allah onu affetsin. Yeni naib Seyfeddin Tuğurdemir, Dârüssaâdeye indi. Pazartesi sabahı merasim alayının yanma gitti. Halktan bir grup ihsan yanında toplanarak hatipleri Taceddin Abdurrahim b. Celaled^in'i değiştirmemesini kendisinden istediler, ama o halka iltifat etmedi. Aksine Kadı Takiyyüddin es-Sübkî'nin hatipliğe atanma fermanını uyguladı ve hil'at giydirdi.
Halkın çoğu ise bu kargaşanın farkında bile olmadı. Namazdan sonra grup, grup toplandılar ve yeni naibin gelişine çokça sevindiler. Hatip Taceddin Abdurrahim b. Celaleddin'i görevden men ettiği hoşlarına gitti. Ama bu böyle kaldı. Takiyyüddin es-Sübkî mihrapta görev başı etmedi. Halk arasında çok sözler dolaştı. Sübkî'nin hatiplik yapması halinde sefih bir kimse olduğunu etrafa yayacaklarını söyleyip kendisini tehdit ettiler. Bu durum büyük sıkıntılara sebep oldu. Böyle yapmamaları emredil-diyse de hiç aldırış etmediler. Bu davranışta bulunanların tamamına veya çoğuna: "Başınıza Habeşî bir köle dahi atanacak olursa ilk etapta onun emrini dinleyip itaat etmeniz vaciptir." denildiyse de buna kulak asmadılar. Receb ayının yirmisinde cuma günü olunca halk arasında, Kadı Takiyyüddin'in hatipliği Taceddin Abdurrahim b.
Celaleddin'e bıraktığına dair haber yayıldı. Avam tabakası bu duruma çok sevinip camide toplandı. Saltanat naibi emirlerle birlikte Emevî Camii'ndeki maksureye geldi. Hatip Taceddin Abdurrahim b. Celaleddin, adet üzere hutbe irâd etti. İnsanlar bu duruma çok sevindiler. Çok sözler ve dedikodular da yapıldı. Hatip minbere çıkıp da hutbeye başlamadan önce cemaate selam verince, onlar da beliğ bir şekilde ona karşılık verdiler. Selamım aldılar, seçtikleri güzel kelimeleri sarfettiler. Kadı Takiyyüddin es-Sübkf den hoşlanmadıklarını açıkça bildirdiler ve ona çok sözler duyurdular. Namaz kılındıktan sonra Emir Seyfeddin Tuğurdemir'in saltanat naibliğine atandığına dair ferman, sarayın kapısı önünde okundu. İnsanlar da hatiplerinin değiştirilmeyişine çok sevindiler. Etrafında toplanıp kendisine selam verdiler ve dua ettiler.
Şaban ayının üçünde çarşamba günü Kadı Burhaneddin b. Abdül-hak, sultanın Kofçazi'yi azledip yerine kendisini atandığına dair fermana dayanarak Azraviye Medresesi'nde ders verdi. Sah günü adalet sarayında bu iki zat için mahkeme meclisi kuruldu. Bu göreve ihtiyacının olması başka bir görevinin de bulunmayışı sebebiyle Kadı Burhaneddin lehinde karar verildi.
Şaban ayının beşinde cuma günü çok hadis rivayet eden, hadisleri senetleriyle nakleden ve salih kimselerden olan Şeyh Şihabüddin Ahmed b. Cezerî doksanbeş yaşındayken vefat etti. Allah rahmet etsin. Cenaze namazı cuma gününde Muzafferi Camii'nde kılındı ve Revahîye Mezarhğı'na defnedildi.
Şaban ayının onyedisinde çarşamba günü şeyh, imam, alim, âbiçl, nâsik, salih Şemseddin Muharnmed b. Zerir, Kubeybat'ta vefat etti. Bu zat, Kerimî Camii'nin hatibi idi. Öğlen cenaze namazı kılındı ve yine aynı camiin kıble tarafına yol ağzına, doğu tarafma defnedildi. Ailah rahmet etsin.
Ramazan ayı başında iki başlı dört elli bir çocuğun doğduğuna dair haber etrafa yayıldı. Bu çocuk saltanat naibinin yanına getirildi. İnsanlar Babü'l Feradis dışındaki bir mahallede o canlıya bakmaya gittiler. Hekiyyü'l-vezir mahallesinde idi. Ben de ramazan ayının üçünde perşembe günü bir grup fukaha ile ikindiden sonra onu görmeye gitmiştim. Babası Saade de oraya getirildi. Babası, Cebel halkındandı. Yaratığa baktığımda onların aslında iki çocuk olduklarını, baldırlarının birbirine girdiğini ve ikisinin iç içe kenetlendiğini, birbirlerine kaynadıklarını, bir ceset haline geldiklerini gördüm. Ama ikisi de o anda ölmüştü. Anlattıklarına göre bunlardan biri erkek diğeri dişiymiş. Ben gördüğümde ikisi de ölmüştü. Dediler ki; bunlardan biri diğerinden iki gün sonra Ölmüştü ve bu husus şahitler huzurunda tutanağa geçirildi.
Aynı günde tabılhane emirliğinden Kamil Selahaddin Muham-med'in dört oğlu, göz altına alındı. Bunlar da emir olup adları şöyledir:
Gıyaseddin Muhammed. Bu işret emiri idi. Alaeddin Ali İbn Aybek et-Tavil. Bu da tabılhane emirlerindendi.
Yine tabılhane emirlerinden Selahaddin Halil b. Balaban Turna.
Bunlar Kerek'te bulunan Melik Ahmed b, Nasır'la iş birliği içinde olmak ve onunla mektuplaşmak suçuyla itham edilip gözaltına alınmışlardı. Durumlarının iç yüzünü yüce Allah daha iyi bilir. Zincire vurulup Mansure kalesine şevke dildiler. Üçü Babüssaade'nin tabılhane karşısındaki kapısından, Gıyaseddin ise büyük kapıdan kaleye götürüldü. Bunlar ayrı ayrı yerlerde hapsedildiler. Ramazan ayının onbeşinde perşembe günü saltanat naibinin mahfe içinde saraydan çıktığı görüldü. Hatip İbn Celalde hatiplerin adeti gereğince kadılarla birlikte merasime gitti.
Yine ramazan ayında Meydan-ı Ahdar kapısında büyük mancınık kuruldu. Sütunlarının uzunluğu onsekiz zira' idi. Okunun uzunluğu ise yirmiyedi zira' idi. İnsanlar onu görmeye geldiler. Cumartesi günü onunla, altmış ntl (bir rıtl 460 gramdır) ağırlığında bir taş atıldı ve Meydan-ı Kebir'in sarayının karşısına kadar ulaştı. Mancınık ustasının anlattığına göre İslâm ülkesindeki kalelerden hiç birinde bunun kadar büyük bir mancınık yoktu. Bunu Kerek'te kullanılmak üzere Hacı Muhammed es-Salihî yapmıştı ve Cenâb-ı Allah bu mancınıkla Kerek şehrini kuşatmak için onun harekete geçmesini takdir buyurdu. Allah aki-
beti hayır eylesin.
Yine ramazan ayının sonlarında dört emir daha tutuklandı. Bunlardan biri Akboğa Abdülvahid idi. Bu Melikü'n-Nasır el-Kebir'in saray üstadı idi. Melikü'n-Nasır'm oğlu Mansu/un zamanında mah müsadere edildi. Kendisi de göz altma alınarak Şam'a gönderildi. Humus'ta na-iblik yaptı. Muamelesi ve idaresi hoş karşılanmadı, insanlar kendisini kınayıp kötülediler. Bu yüzden görevden azledildi. 1.000 askerin komutanlığı kendisine verildi ve ordunun sağ cenahına emir tayin edildi. İşte bu günlerde onun Kerek'te bulunan Sultan Ahmed b. Nasır'la işbirliği içinde olduğu iddiası ileri sürülerek tutuklandı ve kaleye sevkedildi. Beraberinde Emir Seyfeddin Bello ve Emir Seyfeddin Salamış da -bunların hepsi tabılhane emirleriydiler- Mansure kalesine götürüldüler. Allah akibeti hayreylesin.
Ramazan ayında Kadilkudat Takiyyüddin es-Sübkî ile Kadı Şihabüddin el-Barizî arasında cereyan eden bir çok tartışmadan ve devlet erkanından bazılarının da Şihabüddin'den yâna olup onu desteklemesinden sonra Humus kadılığı Dımaşk kadılığından aynlarak sultanın fermanı gereğince Kadı Şihabüddin el-Barizî'ye verildi. Yine aynı ayda daha önce uzun bir süreden beri niyabeten yürüttüğü Kudüs-ü Şerif kadılığına müstakil olarak Kadı Şemseddin b. Salim atandı. Daha sonra bu görevden azledildi. Kendisi de Gazze şehrinde ikamet etmeye başladı. Bir süre sonra müstakil olarak bu göreve yeniden atandı.
Ramazan ayında Kadı Şihabüddin b. Fadlullah, Mısır diyarından döndü. Beraberinde daha Önce kendisine ödenen 1.000 dirhem aylığın yeniden ödenmesine dair ferman da vardı. Salihiye mahallesinin doğu tarafında Kasyun Mezarlığı'mn içinde Nehhas hamamı yakınında yaptirmış olduğu imaretinde kalmaya devam etti.
Zilkade ayı başında sabahleyin mancınık, develer ve arabalarla Ke-rek'e doğru götürüldü. Başında Emir Salimüddin İbrahim el-Misbakî adındaki hacib bulunuyordu. Bu zat, Sükkerî'nin yönetiminde bir askerî birliğin komutanıydı. Askerler de Kerek'e gitmeye hazırlandılar. Teçhizatlarını tamamladılar. Yüklerini ve ağırlıklarını şehir dışına taşıdılar. Orada çadırları kuruldu. Allah akibeti hayreylesin.
Zilkade ayının dördünde pazartesi günü Tavaşî Şebelü'd-Devle Kâfur es-Sükkerî vefat etti. Ayın beşinde sah sabahı, daha önceleri Tavaşî Zahirüddin el-Hazî'nin kalede yaptırdığı türbenin karşısında Babü'l-Cabiye dışındaki türbesine defnedildi. Burası Mescid-i Dey-yan'nın kıble tarafindaydı. Allah kendisine rahmet etsin. Bu türbe daha Önce Sahip Takiyyüddin Tevbe etTikritî'ye aitti. Uzun bir süre sonra Tengiz burayı onun kardeşi Selahaddin ve Şerefüddin'den yüksek bir meblağla satın aldı. Ellerinde bulunan arazilerden daha fazla arazileri ikta olarak bunun karşılığında onlara verdi. Kendisi de saltanat kapılarında elde ettiği mallara ve paralara rağbet ettiğinden Tengiz bir zamanlar kendisine gazaplanmış, malını müsadere etmiş, başından çok olaylar geçmişti. Daha sonra bu belalardan kurtulmuş ve bu türbey© sahip olmuştu. Ölünei geride şok miktarda mal, para v© vakıflar bıraktı, Allah rahmet etsin.
Zilkade ayının altısında çarşamba günü Emir Seyfeddin b. Hatir komutasında süvari birliği Kerek taraflarına doğru yola koyuldu. Emir Bedreddin'in beraberinde başka bir komutan daha vardı ki o da Emir Alaeddin b. Kara Sungur idi.
Zilkade ayının bitiminde cumartesi günü yakışıklı bir genç olan ve Arus minaresinde müezzinlik de yapan Şihabüddin Ahmed b. Ferec vefat etti. Sesinin güzelliğiyle şöhret kazanmıştı. Şehir halkı nezdinde büyük kıymet ve itibarı vardı. Allah rahmet etsin. Nefsi olgun bir kimse olup sesi yumuşak, coşturucu ve güzeldi. Kurrâlar ve müezzinler arasında kendi zamanında ona yakın derecede biri daha yoktu, ömrünün son zamanlarında güzel yolda idi. Salih amel işliyordu. İnsanlardan kopmuştu. Kendi nefsiyle ilgilenir olmuştu. Allah rahmet etsin. Makamını âli kılsın. Cumartesi günü öğlenden sonra cenaze namazı kılındı. Sufiye Mezarlığı'nda kardeşinin yanına defnedildi.
Zilhicce ayının beşinde perşembe günü kıraat-ı seb'a şeyhi Bedreddin b. Nurhan vefat etti. Dımaşk'ta bu unvanıyla şöhret kazanmıştı. Aynı günde öğlenden sonra Emevî Camii'nde cenaze namazı kılındı ve Ba-bü'1-Feradis Mezarhğı'na defnedildi. Allah rahmet etsin.
Zilhicce ayının dokuzunda pazar günü -ki bu gün aynı zamanda Arefe idi- Şeyh Bedreddin b. Nushan'ın yerine Ümmü Salih türbesinde
Kadı Şihabüddin Ahmed b. Nakib el-Baalbekî kıraat dersi verdi. Dersinde faziletli insanlardan bir cemaat ve bazı kadılar hazır bulundular. Oraya gelişi ani olmuştu. Çünkü hastaydı. Biraz kıraat ve irab dersi verdi. Şu ayet-i kerimenin irabından bahsetti: "İnkâr edenler, kendilerine vermiş olduğumuz mühletin sakın kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar." (Al-i İmran 178).
Bu ayın sonlarında fiyatlar çok yükseldi. Ekmek azaldı. İnsanlar fırınların önünde büyük kalabalıklar oluşturdular. Karamık ve diğer yabancı tanelerle karışık arpa ekmeği satılmaya başlandı. Bir çuval un 186 dirheme satılır oldu. Bir rıtl ekmek (470 gram) bir dirheme veya biraz daha fazlasına satılır oldu. Artık kalitesine göre biraz pahalı veya biraz daha ucuza satılıyordu. înnâ lillah ve innâ ileyhi râciun (Doğrusu biz Allah'a aidiz ve O'na dönücüleriz.) Dilencilik arttı. Çoluk çocuk acıktı. Bu kıtlık hali ve çeşitli sebeplerle insanların çoğu zayıfladı. Ama Allah'ın lutfu büyüktür. İnsanlar uzun senelerden beri mislini duymadıkları müthiş derecede çok ürün beklemekteydiler ve bu ürünün elde edilmesinin zamanı da yaklaşmıştı. Bir çok beldelerde arpa hasadına, buğday biçimine başlanmıştı. Bununla birlikte çok miktarda bakla ve dut da elde ©diliyordu. Eğgr böyl© olmasaydı zat©n bunun sonu dehşet olurdu. Ama Allah, kullarına lütfetti, O dilediği gibi tasarruf eden Hakim-i mutlaktır. O'ndân başka ilah yoktur,

