Sene başında Mısır diyarının, Şam'ın, Haremeyn ve diğer İslam beldelerinin sultanı, Melikü'l-Kâmil Seyfeddin Şaban b. Melikü'n Nasır Muhammed b. Melikü'l Mansur Kalavun idi. Bunun Mısır'da naibi yoktu. Mısır'daki kadıları, önceki senede adları anılan kimselerdi. Dımaşk naibi, Emir Seyfeddin Yelboğa el-Bahnavî, Dımaşk'm kadıları ise önceki senede adları anılan kimselerdi. Sadece Hanefîlerin Kadilkudatı İmadüddin b. İsmail, görevi oğlu lehine bıraktığından yeni kadilkudat da onun oğlu Necmeddin olmuştu. Bu zat müstakil göreve atanmış, Nuriye Medresesi'nde müderrisliğe bakmıştı. Babası îmadüddin ise Rey-haniye Medresesi'nin müderrisliği görevine devam etmişti.
Bu senenin muharrem ayının onaltısında cuma günü Şeyh Takiy-yüddin b. Şeyh Salih Muhammed b. Şeyh Muhammed b. Kavvam, Sefh'teki zaviyelerinde vefat etti. Cuma günü Efrem Camii'nde cenaze namazı kılındıktan sonra zaviyesine defnedildi. Defin esnasında kadılar, ayan tabakasıria mensup kimseler ve halktan çok insanlar hazır bulundular. Kendisi ile kardeşinin vefatı arasında altı ay ve yirmi günlük bir zaman farkı vardı. Bu ondan daha güçlüydü.
Sene başında Emir Seyfeddin Yelboğa'nın, Babü'l-Ferec dışında yaptırdığı pasajın açılışı yapıldı. Buraya ayda yaklaşık 7.000 dinarlık bir masraf yapmıştı. Pasajın içinde ticarethaneler ortasında bir sarnıç ve mescit dışında dükkanlar, üst tarafinda ise mesken olarak kullanılan evler vardı.
Rebiyülevvel ayının onikisinde.pazartesi sabahı Meşhed-i Osman da Nur el-Horasanî hakkında bi/meclis akdedildi. Bu zat Tengiz Camii'nde Kur'an okurdu ve ahdesi ile namazın farzlarım insanlara öğretildi. Dört mezhep imamından bazısının aleyhinde konuştuğu, akaide dair aykırı sözler söylediği, hadiste nakledilenden fazla ibareler sarfet-tiği konusunda iddialarda bulunuldu ve bu iddiaları doğrulayıcı bazı kimseler de aleyhinde şahitlik yaptılar. Mecliste alınan karar gereğince aynı günde tazir edildi. Şehirde dolaştırılıp teşhir edildikten sonra tutuklanıp zindana atıldı. Rebiyülevvel ayının yirmiikisinden perşembe günü Emir Ahmed b. Mühenna Melikü'l Arab, saltanat naibinin yanma giderek onun için ricacı oldu. Saltanat naibi de onu huzuruna çağırdıktan sonra serbest bırakıp ailesinin ve çoluk çocuğunun yanma gönderdi.
Cemaziyelevvel ayının onüçünde cuma günü saltanat naibi Emir Seyfeddin Yelboğa el-Bahnavî enNasırî, Dımaşk'm Babü'n-Nasır haricindeki Tengiz Camii'nde namaz kıldı. Yanında Şafıîlerin ve Malikî-lerin kadılarıyla büyük emirler de namaz kıldılar. Kendisi namaz kılarken bazı köleleri namaza durmayıp silahla onu korudular. Kendisi namazını kıldıktan sonra mezkur emirlerle toplantı yaptı. Uzun süren bir müşaverede bulundu. Daha sonra naib Seyfeddin Yelboğa buradan kalkıp Dârüssaâde'ye gitti. Akşamleyin hizmetçileri, köleleri, maiyet erkanı silah ve eşyalarıyla birlikte saraydan çıktı. Mescidül-Kadem kıblesine gelip durdu. Yine akşamleyin askerler ve emirler de şehir dışına geldiler. İnsanlar bu durumdan tedirgin oldular. O esnada tesadüf eseri olsa gerek ay da tutuldu. Sonra askerler de üniformalarını giyerek oklarını, silahlarını, kargılarını, atlarını, eğitilmiş hayvanlarım yanlarına aldılar.
İnsanlar neler olup bittiğini bilmiyorlardı. Aslında bunun sebebi şuydu: Saltanat naibi Seyfeddin Yelboğa, Suğd naibinin kendisini gelip tutuklamak üzere yola koyulduğunu duymuştu. Bundan rahatsız olup "Ben ancak at üzerinde Ölürüm yatak üzerinde değil!" demişti. Askerler ve emirler de kendilerini dalgınlığa getirip firar etmesinden korktukları için gelip sağında ve solunda dizilmişlerdi. Kendisi o yerden ayrılmamış, aksine orada kalmaya devam edip naiblik işlerini yürütmüş, emirlerle toplu veya tekli görüşmüştü. Onları kendi görüşüne meylettirmeye çalışmıştı ki, görüşü; Melikü'l-Kamil Şabanı hal etmekti. Çünkü Şaban sebepsiz yere emirleri tutukluyordu. Bir çok şeylerden bahsettiler. Şabanın yerine kardeşi Emir Hacı b. Nasir'ı göreve getirmeyi teklif etti. Çünkü onun şeklinin güzel, işlerinin de dürüst olduğunu söylemişti.
Alttan girip üstten çıktı. Onları iknaya çalıştı. Nihayet onlar da kendisine uyup muvafakat ettiler. Görüşünün doğru olduğunu kabul ettiler. Tekliflerine uydular ve kendisine be/at ettiler. Sonra beldelerin naible-rine haber salarak onları Dımaşklılann ve birçok Mısırlının görüşlerine meyletmeğe davet etti. Ayrıca genel işleri yürütmeye başladı. Melik Kâmil'in, Mansure kalesinde hapsettiği bazı hükümlüleri serbest bıraktı, Melik Kâmü'in kendisini hal etmek için adamlar göndermesinden sonra kendisi de Melik Kâmilin kendisine bazı arazileri ikta olarak verdiğine dair fermanı geri çevirdi. Bazı görevlileri azletti, bazılarını atadı, aldı verdi, çeşitli tasarruflarda bulundu. Cemaziyelevvel ayının onseki-zinde çarşamba günü sultanın bazı eşyalarının satılması için tüccarları huzuruna çağırdı. Onlara peşin olarak bazı eşyaları sattı.
Sonra da bu eşyaları teslim almaları için Berraniye (Dımaşk haricine) taraflarına gönderdi. Bu tasarruflarda bulunurken adet üzere kadılar, emirler ve önde gelen devlet erkanı da yanında hazır bulundular. Bütün bu işleri yaparken mezkur mekanda kurduğu otağında bulunuyordu. Ne surların içinde ne de kuşatma altındaydı.
Cemaziyelâhir ayının dördünde perşembe günü on kişilik bir akıncı , birliği Mısır'dan gelen emirleri ve diğerleri karşılamak üzere şehir dışına çıktı. Bu emirler, memlekette yönetimin eski hali üzere devam etmekte olduğunu bildirmeye gelmişlerdi. Naib onları doğrulamadı. Hatta bazılarını cezalandırıp işkence etti. Sonra da kaleye hapsetti. Dımaşk halkının bir kısmı Mısırlıların ihtilaf içinde olduklarını doğrularken bir kısmı da Sultan Kâmü'in yönetimin başında bulunmakta devam ettiğini söylüyorlardı. Mısır süvari birliğinin Şam'a gelmesi yakın olmuştu. Artık büyük bir kargaşanın meydana gelmesi kaçınılmaz hale gelmişti. İnsanların zihinleri ve durumları da bu yüzden karışmıştı. Allah akibeti hayreyleyecek yegane zattır.
Meselenin Özü şudur ki; halkın bir kısmı bu durumu doğruluyor, bir kısmı da yalanlıyordu. Saltanat naibi ile yakınında bulunan büyük emirler, kendi nefislerine güvenmekte idiler. Mısır diyarındaki emirler ise kimi Sultan Kâmil Şaban'dan kimi de kardeşi Emir Hacı1 dan yana olup ihtilafa düşmüşlerdi. Ama büyük bir çoğunluk, sultanın kardeşi Emir Hacı'dan yana idiler. Daha sonra Mısır süvari birliklerinin yönetimdeki düzensizliği giderip otoriteyi sağlamak üzere Şam'a doğru gelmekte oldukları haberi geldi. Daha sonra büyük emirler geceleyin Mısır'a geldiler ve Sultan Kâmil Şaban'a karşı cephe alan arkadaşlarıyla görüşüp toplantı yaptılar. Emir Hacı'yı sultanlığa geçirmek hususunda anlaşarak bu hususta halka çağrı yaptılar. Davullar çalındı. Diğer insanlar da Emir Hacı'yı açıkça teyid ettiklerini ifade etmeye, Sultan Kâmil Şabân'ı hal' etmeye, onu tanımamaya başladılar.
Bu arada bazı emirler öldürüldü. Sultan Kâmil Şaban ve taraftarları kaçtılar. Ancak yakalamp göz altına alındı. Damadı Ergün el-Alaî şehir dışına kaçmıştı. Sonra o da Emir Hacı'yı destekleyince Emir Hacı tahta geçti ve kendisine Melik Muzaffer lakabı takıldı. Bu durum naibe de iletildi. Sevinç davulları çalındı. Kale naibine de bu haber iletildi. Ancak o sevinç davullarım çaldırmadı. Çaldırmayınca yeni Sultan Emir Hacı'nm bulunduğu otağa çağrıldı. Ancak o, otağa gelmedi. Kale kapılarını kilitledi. İnsanlar paniğe kapıldılar. Şehirde düzen bozuldu. Hayır azaldı. Kalede istihkam tedbirleri alındı. Adet üzere sabah akşam eski Sultan Kâmü'in tahta geçirilmesi için çağrı yapıldı. Birçok askeri birlikler işi karıştırdılar. Bazı kimselere eziyet ettiler. Cemaiziyelâhir ayının sekizinde pazartesi günü Hama naibi Dımaşk'a geldi.
Büyük bir debdebe ve alâyişle şehre girdi.
Saltanat naibine gidip itaatini arzetti. Sonra emsallerine yapılan karşılama töreniyle kendisine bir karşılama töreni yapıldı.
Aynı günde Mısır diyarının baş hacibi Emir Seyfeddin Bayka-ra'nın, Sultan Melik Muzaffer adına bey'at almak için Dımaşk'a geleceğine dair mektup, postayla Dımaşk'a getirildi. Sultanın otağında sevinç davulları çalındı ve sultan, Dımaşk şehrinin süslenmesini emretti. İnsanlar şehri süslediler. Kendileri de süslendiler ama rahat değildiler. Çoğu bunun bir hile ve tuzak olduğunu, Mısır süvari birliklerinin Dımaşk'a gelmelerinin yakın olduğunu zannediyorlardı. Kale naibi sevinç davulları çaldırmak istemedi ve kaledeki istihkam tedbirlerini fazlalaş-tırdı. Kale kapısını kilitledi. Sadece kapının bir tek kanadındaki küçük bölmeyi açtırdı. Bu da halkın kafasını ve gönlünü karıştırdı ve "Eğer iş sağlam olsaydı, kale naibi şimdiye kadar saltanat naibinin otağına gelir, bey'atini arzederdi." dediler.
Salı günü zevalden sonra Emir Seyfeddin Baykara otağa geldi. Onu karşılayıp saygı gösterdiler. Yanında Sultan Muzaffer'in Emir Seyfeddin Yelboğa'ya gönderdiği bir ferman vardı. Bu fermanla Seyfeddin Yel-boğa'mn saltanat naibliğine atandığı bildiriliyor ve emirlere selam gönderiliyordu. İnsanlar bu duruma çok sevindiler ve Sultan Muzaffer adına ona be/at ettiler. Böylece ittifak oluşmuş oldu. Hamd ve minnet Allah'adır. Seyfeddin Baykara kaleye gitti. Bineğinden inip kılıcını kınından sıyırdı. Kale naibinin yanına girdi. Hemen kendisiyle bey'atleşti. Akşam, gün batımından sonra kalede sevinç davulları çalındı. İnsanların gönülleri rahatladı. Daha sonra sabahleyin kale süslendi. Şehirdeki süslemeler de arttırıldı. İnsanlar bu duruma çok sevindiler.
Cemaziyelâhir ayının onbirinde perşembe günü saltanat naibi otağdan ayrılıp şehre geldi. Muhafızları büyük bir debdebe ve alayişle önünde yürüyorlardı. Davullar çalınıyor ve selam merasimindeki gibi tavırlar takınılıyordu. Şehir halkı da gezip dolaşmak için dışarı çıkmıştı. Zımmiler de tavratlarıyla (küçük kaplar) gelmişler ve mum yakmışlardı. O gün görülmeye değer muazzam ve mahşerî bîr gündü. Bu senenin ramazan ayında Şamiyetü'i-Berraniye Medresesinde altı yaşında bir çocuk namaz kıldırdı. Ben de kendisini gördüm. İmtihan ettim. Kur'an-ı Kerim'i güzelce ezberlemiş olduğunu ve edasının, sedasının güzel olduğunu gördüm. Bu da çok tuhaf bir durumdur. Bu ayın ilk on gününde saltanat naibinin eski sultan hanının yakınında yaptırmış olduğu iki hamamın inşaatı tamamlandı.
Aynı ayın onbirinde pazar günü saltanat naibi dört mezhebin kadıları, Beytü'1-mal vekili ve devlet ricali Telmüstakin yanında toplandılar. Gündemde saltanat naibinin burada Tengiz Camii'nin büyüklüğün-ce bir cami yaptırma istemesi görüşülecekti. İstişare yaptılar. Neticede bu caminin yapımına karar verilerek oturuma son verildi. Allah, başarıyı ihsan edecek olan yegane zattır.
Zilkade ayının üçünde perşembe gıinü Şeyh Takiyyüddin İbn Tey-miye'nin kardeşi Şeyh Zeyneddin Abdurrahman b. Teymiye'nin cenaze namazı kılındı. Allah ikisine de rahmet etsin.
Zilkade ayının onikisinde cumartesi günü Şeyh Ali el-Katnanî, Katna'da vefat etti. O, bu senelerde çok meşhur olmuştu. Çiftçilerden, Rifai tarikatına mensup gençlerden bir grup kendisine tabi olmuşlar, büyük ve kodaman kimseler defalarca ziyaretine gitmişlerdi- Emsallerinin adeti üzere sema ayinleri düzenlerdi. Batıl işaretler izhar eden ve çirkin fiillerde bulunan adamları ve taraftarları vardı ki, bu yüzden kendisine düşman olunmuştu. Çünkü kendisi onların bu durumlarını bilmiyorduysa cahildi. Biliyor da onaylıyor idiyse demek ki kendisi de onlar gibiydi. Doğrusunu noksanlıklardan münezzeh olan yüce Allah daha iyi bilir.
Zilhicce ayının sonlarında ve ondan sonraki günlerde Melikü'l-Ünıerâ, Telmüstakin kalesinin alt tarafında bir cami yaptırma işiyle ilgilendi ve oradaki binaları yıktırdı. İşi acelece ele aldı. Şehrin bir çok köşe ve bucağından taşlar getirtti. Getirttiği taşların çoğu Rahbe taraflarında bulunan ve Mısırlılara ait olan taşlardı. Rahbe'deki Akabetü'l-Küttap geçidinin başında bulunan minarenin alt tarafından getirttiği taşlarla çok miktarda taş elde etmiş oldu. Ayrıca Kasyun dağından develerle ve diğer hayvanlarla taş getirtti. Bu senenin sonlarında kıtlık meydana geldi. Bir çuval buğdayın fiyatı yaklaşık 200 dirhemi buldu. Bazan bundan da fazla yüksek fiyatta satıldığı görüldü. İnnâ lillah ve innâ ileyhi râciun (Doğrusu biz Allah'a aidiz ve O'na dönücüleriz.)

