Rebiyülâhir ayının yirmidördünde Muallim Sencer el-Hilalî 600.000 dirhem tutarındaki para cezasını ödedikten sonra serbest bırakıldı. Kurtuluşuna sevindiğinden Babü'n-nettafıyyîn'deki evinde geceyi geçirdi. Sabah olunca hamama gitti, o esnada sultanın ulağı Mısir'dan Dımaşk'a gelerek onun malına mülküne el konulmasına dair fermanı yetkililere tebliğ etti. Bunun üzerine hacibler, nakkibü'n-nükaba ve yardımcıları her taraftan gelip Muallim Sencer'in konağını kuşatma altına aldılar. Konağa ve içindeki eşyalara el koydular. Kendisini ve çocuklarım da gözetim altına aldılar. Kadınları, konaktan çok zor bir halde dışarı çıkarıldı. Üzerleri arandı, üzerlerindeki ziynetler, mücevherler, kıymetli eşyalar alındı. Orada ayak takımından ve halk tabakasına mensup kimselerden büyük bir topluluk teşekkül etti.
Mallan teslim almak, gerekli tutanakları hazırlamak için bazı kadılar da şahitleriyle birlikte oraya geldiler. Kendisinden bu durumu bütün detaylarıyla öğrenmek için Muallim Sencerl de huzurlarına çağırdılar. Günün ilk saatlerinde konakta gümüş olarak 370.000 dirhem ele geçirildi. Sonra açılmamış başka sandıklar da bulundu. Vakit dar olduğu için bunların sayımı ve dökümü yapılamadı. Pazar günü de aynı şekilde sabahleyin işe başlandı, ancak pazar gecesi nöbetçiler kapılarda ve damlarda nöbet tuttular ki, geceleyin kimse bu konağa hücum etmesin. Muallim Sencer ile çocukları da göz altına alınarak Mansure kalesinde geceyi geçirdiler. Daha önceki musibetten yeni kurtulduğu halde yeniden bu büyük musibete maruz kalışından dolayı insanlar Muallim Sencer'e acıdılar.
Bu ayın sonlarında Emir Nasirüddin Muhammed b. Devaddar es-Sükkerî vefat eti. Bu, üstadının yanında büyük bir mertebeye ve yüksek makama sahipti. Görevinde büyük bir mutluluğa kavuşmuştu. Sonra Cenab-ı Allah, üstadının ona karşı kalbini karıştırdı. Üstadı onu dövdü. Malını müsadere etti. Görevden alıp hapse attı. Bu sebeple insanların nazannda da kadri azaldı. Neticede daha önceki kendisinin tebaası olan kimselerin yanına atıyla gidiyor, onlarla alış veriş yapıyor, karşılıklı konuşuyor, sonra ihtiyaç duyduğu eşyaları satın alıp bineğine yükleyerek evine götürüyordu. İnsanlar arasında bir nevi ibret haline gelmişti. Daha öne© divgddarlık görevindi o kadar îzzst v© itibar sahibi olmuş, dünyâda yükıelip zsngin olmuş ikin bu hallin düşmüştü, Dünya işindi yükselen bir şeyi tekrar alçaltmak Allah'ın hakkıdır.
Cemaziyelevvel ayının onyedisinde pazar günü sabahleyin Muallim Sencer el-Hihalî ile oğulları tutuklu bulundukları Mansure kalesinden tahliye edildiler. Evleri ve eşyaları kendilerine teslim edildi. Ama kendisinin konağında bulunan 320.000 dirhem tutarındaki gümüş müsadere edilmişti. Ayrıca bu konu için bir mahkeme yapılması ve sadece sermayesini ele geçirebilmesi için hüccetleri mühürlenmişti. Bu işte şu âyet-i kerimenin hükmüne uyulmuştu. Şöyle ki:
"Eğer tevbe ederseniz sermayeniz sizindir. Böylece haksızlık etmemiş ve haksızlığa uğramamış olursunuz." (el-Bakara, 279).
Ayrıca şehirde bir duyuru yapılarak Muallim Sencer'e, zekat Ödemediği riba muamelesi yaptığı için bu cezanın verildiği anlatıldı. Sultanm hacibi ve şehir mütevellisi de bu işte onunla müşterek çalışmışlardı. Diğerlerinin de bu yüzden cezalandırıldıkları, şehrin her tarafında halka duyuruldu.
Cemaziyelevvel ayının yirmisekizinde divanlarda çalışan ve gözetim altına alınmış olan katiplerin memleketlerine ve ailelerine serbest bırakılıp gönderilmelerine dair sultanın fermanı Dımaşk'a geldi. İnsanlar bu katiplerin çekmekte oldukları eziyetten kurtuldukları ve ağır para cezasından muaf tutuldukları için sevindiler. Ancak bunlar salıverilmişler, para cezasından muaf tutulmuşlardı ama, görevlerine devam
edemiye çekler di.
Cemaziyelevvel ayının sonlarında Mısır diyarından gelmiş olan Şeyh Şihabeddin el-Makdisî, Emevî Camii'deki sahabe mihrabının karşısında vaaz verdi. İnsanlar vaazını dinlemek için toplandılar. Şafiî ve Malikî kadilkudatlan da vaazını dinlemek için Emevî Camii'ne gelmişlerdi. Vaiz Şihabeddin, Kur'an'm bir kaç âyetini tefsir etmiş, tefsir ederken de tasavvufî bazı şeylere akıcı, fasih, tatlı ifadelerle işaret etmişti. İfadeleri, yürekleri paralayan cinstendi. Çok faydalı ve güzel bilgiler vermişti. Memleketine döneceğini söyleyerek insanlarla vedalaştı. Dua ederken insanlar ayağa kalkıp dua ettiler. Ben de bir mecliste onu gördüm. Son derece güzel bir görünümü vardı. Edepliydi, konuşması güzeldi. Allah bizi de onu da ıslah etsin, amin.
Cemaziyelâhir ayının başlarında Haleb naibi Emir Seyfeddin Bay-demir, askerleriyle birlikte gaza için Sis ülkesine gitti. Allah ona zafer nasib etsin, onu güçlendirsin. Yine bu ayın başlarında kale halkı bir sabah Arap emirlerinin kaledeki meclislerinin üst taraflarından sarık ve iplere tutunarak hendeğe indiklerini ve Zülamiye köprüsünün yanından çıktıklarım gördüler. İki kişi kaçtı. Üçüncüsü yakalandı. Bu zindanda kaldı. Bu, onlar için ipleri ve sarkmada kullandıkları sarık bezlerini tutuyor, onlar da bu iplere v© larık bizlarini tutunarak aşağıya mvkı-yorlardı. Bu kaçma hadisesini saltanat naibi kali naibini kızarak protesto etti. Onun iki oğlunu ve kardeşini nakip (kontrol amiri) dövdü ve zindana attı. Bu olay sultana bir mektupla bildirilince sultan, kale naibinin görevden azledilip kaleden çıkarılmasını, altı yıllık görev süresince elde etmiş olduğu paraların hesabını vermesi için de Mısır'a gönderilmesini emretti. Biri nakip diğeri de saray üstadı olan iki oğlunu görevden azletti. Bunlar da aziz iken azledilip zelil oldular.
Cemaziyelâhir ayının onyedisinde pazartesi günü Emir Taceddin Cibril, Haleb naibi Emir Seyfeddin Baydemir'in yanından Dımaşk'a geldi. Emir Seyfeddin Baydemir, Sis'e bağlı Tarsus ve Adana'yı fethetmiş, buraların anahtarlarını Cibril ile birlikte sultana göndermişti. Allah sultanı güçlendirsin. Daha sonra kısa süre içinde az bir zahmetle Seyfeddin Baydemir, başka bir ç«^k kaleyi de fethetmişti. Sır katibi Kadı Nasirüddin bu sebeple beliğ ve güzel bir nutuk irâd etti. Bana gelen bir mfektupta anlatıldığına göre Adana kilisesinin kapıları gemilere bindirilerek Mısır diyarına gönderilmişti.
Ben derim ki: Bu kapılar, daha önce Sefih mezarlığının yanındaki Nasıriye kapılarıydı. Sis hükümdarı, Kazan senesi dediğimiz hicri 699, senede bunları alıp götürmüştü. Müslümanlar bu senede bu kapıları kurtarıp geri getirmişlerdi. Hamd ve minnet Allah'adır.
Bu ayın sonlarında duyduğumuza göre Şeyh Kutbeddin Hermas Dımaşk'a uğramıştı. Bu zat, malı müsadere edilmiş, evi temele kadar yıkılıp indirilmiş, sultanın yanından uzaklaştırılarak Misyaf a sürgün edilmişti. İşte bu ayın sonlarında Dımaşk'a uğradığında Babü'l-Ferec dışındaki Celile Medrese si Jne konuk olmuştu. Ben de kendisine selam vermek için ziyaretine gittim. Yaşlı ve güzel bir kimseydi. Cidden güzel Arapça konuşuyordu. Faziletli bir insandı. Mütevazi ve mutasavvıf bir kimseydi. Allah akıbetini güzel kılsın. Daha sonra Celile Medrese-si'nden ayrılıp Azraviye Medresesi'ne geçti.
Receb ayının onyedisinde cumartesi günü sabahleyin Şeyh Şere-füddin Ahmed b. Hasan b. Kadi'lCebel el-Hanbelî, Mısır diyarına gitti. Bu zat, sultanın Kahiretü'l-Muizziye'de yaptırdığı medresede Hanbelî fakihlerine ders vermek üzere sultan tarafından Mısır'a çağırılmıştı. Yola çıkarken kadılar v§ ayan tabakasına mensup kimseler onu uğurlamak için şehir dışına çıkmışlardı. Allah ona selamet nasib etsin.
Bu konuda anlatacaklarımız burada sona ermektedir. Doğrusunu Allah bilir.

