Sultan, Silmiye vadisi yanındaki Haznedar vadisine ulaşınca orada rebiyülevvel ayanın yirmiyedisinde çarşamba günü Tatarlarla İslâm ordusu karşılaştı. Savaşa tutuştular. Tatarlar, Müslümanları bozguna uğrattılar. Sultan da cepheden kaçıp gitti. İnnâ lillâhi ve inna>ileyhi racıun (Doğrusu biz Allah'a aidiz ve O'na dönücüleriz). Ümeradan, diğerlerinden ve halktan çok sayıda insan öldürüldü. Bu savaşta, Hanefi-erin kadilkudatı da kayboldu. Müslümanlar sabrettiler. Büyük bir im andan geçtiler ama güzelce sabrüsebat etmişlerdi. Lakia Allah'ın n> yerine gelmiş bir kaderdi. Müslümanlar birbirlerine bakamadan cepheden kaçmaya başlamışlardı. Bundan sonra iyi akıbet, takva sahiplerinin lehine tahakkuk etti. Yalnız askerler gerisin geri Mısır diyarına döndüler. Bir çoğu da Dımaşk'a geçti. Dımaşklılar, canlarından, mallarından, ailelerinden ötürü şiddetli bir korkuya kapılmışlardı. Daha sonra sakinleşerek Allah'ın kaza ve kaderine teslim oldular. Kader gelince tedbir hiç fayda vermiyor.
Sultan da bir grup askerle birlikte Baalbek ve Bika taraflarına döndü. Dımaşk şehrinin kapıları kilitliydi. Kale tahkim edilmişti. İçeride şiddetli bir kıtlık vardı. Durum çok sıkıntılıydı. Allah'ın vereceği genişlik yakındaydı. Beldenin ayan tabakasından ve diğer sınıflardan olan bir grup insan, Mısır'a kaçmıştı. Nitekim Kadı İmanüddin eş-Şafıî, Maliki kadısı Zevavî, Taceddin eş-Şîrazî, Berr Valisi Alemüddin es-Sevabî, Medine vahşi Cemaleddin b. Nehhas, muhtesip ve avam tabakasından olanlarla tüccarlar kaçmışlardı. Şehirde kale naibinden başka bir yetkili kalmamıştı. Makamlar bomboştu.
Rebiyülevvel ayının ikisinde pazar gecesi Babü's-Sağir'de mahkumlar gayrete gelerek hapishanenin kapılarını kırıp dışarı çıkmışlar, şehrin her tarafına yayılmışlardı. 200 kadar kişiydiler. Ele geçirebildikleri malları yağmalamışlar, Cabiye kapısına gelmişler, kapının asma kilidini kırıp şehir dışına çıkmışlar, diledikleri yerlere dağılıp gitmişlerdi. Artık kimse onları yakalayıp geri getiremeyecekti. Şehir dışındaki serseriler fesat çıkarmışlar, bahçelerin kapılarım kırıp, kapıları ve pencereleri sökmüşler ve bunları çok ucuza satmışlardı. Durum böyleyken Tatar sultanı, Kazan savaşından sonra Dımaşk'a doğru yönelmişti. Şehrin ayan tabakasına mensup kimseler, Şeyh Takiyyüddin b. Teymiye Meşhed-i Ali'de toplanarak Kazan hanını karşılamaya gitmek ve Dımaşk halkı için ondan eman almak üzere anlaşmışlardı.
Rebiyülahır ayının üçünde, pazartesi günü yola koyulmuşlar ve Tatarların sultanı ile Nebek'de görüşmüşlerdi. Şeyh Takiyyüddin, Müslümanlara yararlı olacak sözlerle ona hitap etmişti. Allah'a hamd olsun. O gece bu heyet dönüp Bedraniye'de konaklamışlardı. Dımaşk şehrinin Turna kapısı dışındaki bütün kapıları kilitliydi. Cuma günü Emevî Camii'nde hatip hutbe irâd etti. Hutbesinde sultandan bahsetmedi. Namazdan sonra Emir İsmail ve beraberindeki bir grup elçi Tara yanındaki Zahir bahçesine indiler. Tatar sultanının eman verdiğine dair ferman getirilip şehirde dolaştırıldı ve ayın sekizinde cumartesi günü hatip maksuresinde okundu. Bir miktar altın ve gümüş sevinçten ötürü etrafa savruldu.
Bu duyurunun yapılışının ikinci günü devlet yetkilileri, halkın yanında gizli bulunan para, silah ve atlan talep etti. Kaymıriye Medrese-si'nde bu malları toplamak için divan kuruldu. Rebiyülahır ayının onunda pazartesi günü Seyfeddin Kıpçak el-Mansurî gelip meydanda durdu. Tatar askerlerinin gelişi yaklaşmıştı. Şehir dışında çokça fesat işlen-
miş, bozgunculuk yapılmıştı. Bir grup insan öldürülmüş, şehirde fiyatlar yükselmişti. Seyfeddin Kıpçak, Tatarlara teslim etmesi için kale naibine haber saldı. Ancak kale naibi, kaleyi onlara teslim etmeyeceğini ve buna şiddetle karşı koyacağını bildirdi. Seyfeddin Kıpçak, şehrin önde gelen adamlarını toplayarak kale naibi Ercüvaş'a gönderdi. Bunlar onunla bu hususta konuştular. Ancak kaleyi teslim etmeyeceğini kesin bir dille ifade etti. Kalede açılıp kapanan bir göz bulunduğu sürece (bir insan bulunduğu müddetçe) kaleyi düşmana vermeyeceğim söyledi. Şeyh Takiyyüddin b. Teymiye de kale naibi Ercüvaş'a haber göndererek "Orada bir taş kalmayacak olsa bile gücün yettiği takdirde kaleyi düşmanlara teslim etme" dedi. Çünkü bunda Şamlılar için büyük bir fayda ve maslahat vardı, Cenâb-ı Allah, burayı onlar için muhafaza etti ve burayı iman ve sünnet yurdu olmakta devam eden, Şam halkı için bir sığınak ve eman yeri kıldı. Burası, Meryem oğlu İsa'nın ineceği zamana kadar iman ve sünnet yurdu olmaya devam edecektir.
Sayfeddin Kıpçağ'm Dımaşk'a girdiği gün sultan ve naibi Salar Mısır'a girdiler. Buna dair yazı kaleye ulaştı. Bu sebeple kalede sevinç ve müjde davulları çalındı. İnsanların morali biraz yükseldi. Ama durum şu şiirde anlatıldığı gibiydi:
"Suad'a nasıl ulaşacağım, arada yüce dağlar var. Onlardan önce de ölüm var.
Ayaklarım çıplak, bineğim yok, elim boş, yol da korkulu."
Rebiyülahir ayının ondördünde cuma günü Dımaşk minberinde Kazan Han adına hutbe okundu. Moğollar da mahfelde hazır duruyorlardı. Namazdan sonra saray kapısında onun için dua okundu. Kıpçağı Şam naibliğine atadığına dair fermanı okundu. Ayandan olan kimseler gidip Kıpçağı tebrik ettiler. O da âlicenaplık gösterdi. Tatarlarla birlikte çok yorulduğunu söyledi. Adiliyetü'l-Kebire Medresesi'nde Şeyhüİ-Me-şayih Mahmut b. Ali eş-Şeybanî'nin yanma gitti. Rebiyülahir ayının ortasında cumartesi günü Tatarlar ve Sis valisi, Salihiye, Mescidü'1-Ese-diye, Mescid-i Hatun ve Eşrefiye Darü'l-Hadisi'ni yağmalamaya başla-^ılar-_ Akibiye'deki Tevbe Camii yandı. Burayı Tatarlarla birlikte olan Gürcüler ve Ermeniler yakmışlardı. Allah onları kahretsin. Halktan çoğunun mallarını yağmaladılar ve çok sayıda inşam esir aldılar. İnsanların büyük bir kısmı Hanbelîlerin hankâhma gelip sığındılar .Tatarlar orayı çembere aldılar. Hankâhın, adı geçen şeyhi insanları düşmanlara arşı himaye etti. Sonra Tatarlar içeriye hücum ederek şeyhlerin kız ve
h AnÇ0CUklarmı esir aldılar- İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciun (Doğrusu iz Allah'a aidiz ve O'na dönücüleriz).
emaziyelewel ayının ikisinde Hanbelîlerin hankâhı saldırıya yinca düşmanlar orada bulunan çok sayıda erkeği öldürdüler. Çok sayıda kadım esir aldılar. Kadilkudat Takiyyüddin'e de çok eziyet ettiler. Anlatıldığına göre onlar, Salihiye halkından 400'e yakın kişiyi öldürmüşler, 4.000 kadar insanı da esir almışlardı. Nasirî ve Ziyaiye hankâhlarında çok miktarda kitap yağmalamışlar, İbn Büzzurî'nin hazinesini de talan etmişlerdi: Üzerinde vakıftır ibaresi yazılı olduğu halde bu hazinedeki malları satmışlardı. Salihiye'de yaptıklarını Mizze'de de tekrarlamışlardı. Dariya'da ve diğer Şam mahallelerinde de aynı şeyleri yapmışlardı. İnsanlar onlardan kaçarak Dariya Camii'ne sığınmışlardı, ancak Tatarlar orayı da zor kullanarak açmışlar ve içerideki insanlardan bir kısmım öldürmüşler, kadınlarını ve çocuklarını da esir almışlardı. İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciun (Doğrusu biz Allah'a aidiz ve O'na dönücüleriz).
Rebiyülahir ayının yirmisinde perşembe günü Şeyh İbn Teymiye, adamlarından bir grupla birlikte Tatar hanının yanına gitti. İki gün sonra geri döndü. Onunla görüşmesi mümkün olmamıştı. Vezir Saaded-din ile kendisi Müslüman ama babası Yahudi olan devlet müşaviri Re-şid onu Tatar hanıyla görüştürmemişler, işini göreceklerini kendisine taahhüt etmişlerdi. Ona, Tatarların çoğunun şu ana kadar bir şey elde edemediklerini, ama mutlaka bir şeylere sahip olmaları gerektiğini de söylemişlerdi. Tatarların Dımaşk'a girmek niyetinde olduklarına dâir haber şehirde yayıldı. İnsanlar bundan ötürü paniğe kapıldılar. Çok korktular. Dımaşk'ı bırakıp herhangi bir yere kaçmağa niyetlendiler. Ama nereye kaçacaklardı ki? Zaman kaçış zamanı değildi. Şehirden on-binden fazla at zorla alınmıştı. Ayrıca esnafa -sermayeleri oranında- haraç tarh edilmiş ve onlardan çok miktarda para istenilmişti. Güç ve kuvvet ancak Allah iledir.
Tatarlar camide mancınık yapımına başladıklar ki, kaleden caminin salınma mancınıkla taş atsınlar. Caminin kapılan kilitlendi. Tatarlar caminin içine girdiler. Mancınıkların kereste ve tahtalarını beklemeye, çevredeki, pazarda bulunan malları yağmalamaya başladılar. Ercüvan da kale çevresindeki binaları yaktı. Nitekim Eşrefiye Darü'l-Hadisini ve diğer binaları ta Adiliyetü'l-Kebire Medresesi sınırına kadar olan yapıları yaktı. Üst taraftan kaleyi kuşatmalarına imkan vermemek için de Darüssaadeyi yaktı. İnsanlar hendeği doldurma angaryasında çalıştırılmaktan kaçmak için evlerine kapandılar. Yollarda çok az sayıda insan görülebiliyordu. Camide de üç beş kişiden başka namaz kılan yoktu. Cuma günü dahi camide birinci saf, ancak tamamlanıyor, ikinci saf ise ne kadar çaba sarfedilse bile tamamîanamıyordu. Bir ihtiyaç için evinden çıkan bir Müslüman, Tatar kılığına bürünerek çıkıyor, sonra da çabucak evine dönüyordu. Çıkarken eve dönebileceğine inanmıyordu. Şehir halkına Cenâb-ı Allah »yaptıkları kötülüklerden ötürü-açık ve korku elbisesini giydirmişti. İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciun (Doğrusu biz Allah'a aidiz ve O'na dönücüleriz).
Para cezaları, hapis cezaları, işkenceler gece gündüz ahalinin önde len büyüklerine tatbik ediliyor, hatta onlardan çok miktarda para ah-
r canıi ve benzeri vakıflara da el konuluyordu. Sonra caminin korunmasına, vakıflarının gelirlerinin artırılmasına, alınan paraların silah deposuna ve Hicaz'a sarfedilmesine dair ferman geldi. Bu ferman ce-maziyelevvel ayının ondokuzunda cuma namazından sonra camide okundu. Aynı gün Sultan Kazan Irak'a yöneldi. Naiblerini 60.000 savaşçıyla Şam'da bıraktı. Niyeti, sonbaharda tekrar Şam'a dönmek, oradan da Mısır'a gitmek ve orayı zapt etmekti. Şam kalesinin bir taşını dahi ele geçirememişti.
Seyfeddin Kıpçak, Kazan Han'ın naibi Kutlu Şah'ı uğurlamaya gitti. Peşinden yürüdü. Ayrılışları sebebiyle Dımaşk kalesinde sevinç ve müjde davulları çalındı. Ama kalenin kapıları açılmamıştı. Kıpçak'ın şehirden çıkışının ikinci gününde kale naibi Ercüvaş, kaledekileri camiye gönderdi. Bunlar camide dikilen mancınık tahtalarını kırdılar ve salimen, çabucak kaleye döndüler. Korkularından Tatarlara sığınan bir grup insanı da beraberlerinde kaleye götürdüler. Götürdükleri arasında Şerif el-Kummî Şemseddin Muhammed b. Muhammed b. Ahmed b. Ebi'i-Kasım elMurtaza el-Alevî de vardı. Bu arada Kıpçak'ın elçileri Dımaşk'a gelerek şu duyuruyu yaptılar: "Gönlünüz rahat olsun. Dükkanlarınızı açın. Yarın Şam Sultanı Seyfeddin Kıpçağı karşılamak için hazırlığınızı yapın."
Bu duyuruyu duyan insanlar yerlerine döndüler. İş yerlerinin tahrip edildiğini gördüler. Artık şehrin ileri gelenleri çok eziyet tattıktan sonra cezalardan ve işkencelerden kurtulmuşlardı.
Şeyh Alemüddin el-Berzalî dedi ki: Şeyh Vecihuddin b. Menca'nın bana anlattığına göre kendisi Kazan Han'ın hazinesine 3.600.000 dirhem para götürmüştü. Bundan başka rüşvet ve para cezası gibi emir ve vezirlerden tahsil ettiği şeyler hariç. Şeyhü'l-Meşayih 600.000 dirhem, Asil b. Nasîr etTusî 100.000 dirhem, Safi es-Sehavî 80.000 dirhem para toplayarak Kazan Han'ın hazinesine götürmüşlerdi.
Cemaziyelevvel ayının yirmibeşinde perşembe günü öğleden sonra Seyfeddin Kıpçak, Dımaşk'a döndü. Beraberinde el-Âlikî ile bir cemaat da vardı. Önünde muhanzları yalın kılıç olarak yürümekteydiler. Kendisinin başında bir sarık vardı. Saraya geldi. Şehirde şu duyuru yapıldı: Naibiniz Kıpçak geldi. Dükkanlarınızı açın. Geçiminizi sağlamâkiçin Çalışm. Bu zamanda kimse kendine güvenip aldanmasın. Fiyatlar son derece yüksek, eşyalar az ve pahalıdır^ ^
Gerçekten bir çuval buğday 400 dirhöme bir rıtl (460 gram) et on
imeme, bir rıtl ekmek ikibuçuk dirheme, on rıtl un kırk dirheme, bir
a Peynir bir dirheme, beş yumurta bir dirheme satılır olmuştu. Sonra ay sonuna doğru bir bolluk ve rahatlık meydana geldi. Ay sonunda Kıpçak şehirde ilanat yaptırarak insanların köylerine gitmelerini emretti. Bu işi yaptırmak için bir grup insanı görevlendirdi. Askerlerden bir kısmı da bunlara eklendi. Kapısında çok kalabalıklar oluştu. Sarsıntılar meydana geldi. Şâm yüceldi. Cemaziyelahir ayının dördünde cuma günü kalede ve Kıpçağın kapısı önünde sevinç ve müjde davulları çalındı. Kıpçak, muhanzlarıyla şehirde dolaştı. 1.000 kadar süvariyi hazırlayıp Hirbetüllüsus tarafına şevketti. Vilayetlerde hükümdarlar gibi dolaştı. Emirler tayin etti. Yüksek ve geçerli fermanlar çıkardı. Tıpkı şairin dediği gibi oldu:
"Ey Ma'maradaki toy kuşu,
Ortam ganin için boşaldı. Müsait oldu. Dilediğin gibi yumurtla ve öt.
Dilediğin kadar da gagala ve yuvanı yumurtlamaya hazır hale getir."
Sonra meyhaneleri, fuhuşhaneleri meşru işyerleri haline getirdi, Turna kapısındaki İbn Cerrade haricindeki evini de meyhaneye dönüştürdü. Böylece bu gibi yerlerden günlük 1.000 dirhem kazanç sağladı. İşte bu tür icraatları yüzünden hakimiyeti yıkıldı. îzi silindi. Medreselerin ve diğer yerlerin vakıflarından da para aldı. Ağvar tarafından Bolay gelerek ülkede fesat çıkardı. Her tarafı yağmaladı. Yıktı. Beraberinde çok sayıda Tatar da vardı. Bunlar çok köyleri tahrip ettiler. Ahaliyi öldürüp çocuklarını esir aldılar. Dımaşk'ta da Bolay için haraç toplandı. Kaleden bir grup asker dışarı çıkarak Tatarlardan bir kısmını öldürdüler. Üzerlerindeki eşyaları yağmaladılar. Bu arada Müslümanlardan da bir grup öldürüldü. Tatarlara sığınanlardan bir kısmını yakaladılar. Kıpçak, beldenin hatibi ile ayandan bazı kimselerin kaleye giderek maslahat gereği kale naibiyle konuşmalarını istedi. Bu heyet cemaziyelahir ayının onikisinde, pazartesi günü kale naibinin yanına giderek, onunla konuştu. Israr ettiler. Ancak kale naibi onların isteklerini kabul etmedi. Güzel ve faydalı şeyler söyledi. Metanet gösterdi. Allah yüzünü ak etsin.
Bu senenin receb ayının sekizinde Kıpçak, kadıları ve ayandan olan kimseleri huzuruna celbettirdi. Kazan Han'ın Mahmudiye devletine bağlı kalmalarını istedi. Bu hususta onlardan yemin aldı. Aynı günde Şeyh Takiyyüddin b. Teymiye, Bolay'ın kampına gitti. Orada onunla görüşerek yanındaki Müslüman esirleri serbest bırakması talebinde bulundu. Ellerinde bulunan çok sayıdaki Müslüman esiri kurtardı. Yanında üçgün kaldıktan sonra Dımaşk'a döndü. Sonra Dımaşk'ın ayan tabakasından olan bir grup ta Bolay'ın yanma gittiler. Tekrar geri döndüklerinde Dımaşk'ın doğu kapısı yamnda soyuldular. Elbiseleri ve sarıkları ellerinden alındı. Perişan halde geri döndüler. Sonra Bolay onları yakalatmak için adamlarını peşlerine taktı. Çokları gizlenerek ortadan kayboldular. Receb ayının üçünde Emevî Camii'nde namazdan sonra kale naibi bir duyuru yaptırarak Mısır askerlerinin Şam'a gelmekte olduklarını bildirdi.
Cumartesi günü akşamı Bolay, yanındaki Tatarlarla birlikte Dımaşk'tan ayrılarak yola koyuldu. Böylece Cenâb-ı Allah, Müslümanları onlardan kurtarıp rahata kavuşturdu. Bunlar Akabetü Dümer tarafından gittiler. O yörelerde çokça bozgunculuk yaptılar. Ayın yedisine girildiğinde Dımaşk'ın etrafında ve içinde onlardan tek bir kişi dahi kalmamıştı. Böylece Allah, ülkeyi ve kulları onların şerrinden kurtarmış oldu. Kıpçak da halk arasında duyuru yaptırarak yolların güvenli hale geldiğini Şam'da Tatarlardan bir tek kişinin dahi kalmadığını bildirdi. Receb ayının onunda cuma günü Kıpçak maksurede (mahfelinde) namaz kıldı. Beraberinde bir grup asker vardı. Askerlerinin üzerinde kılıç, yay, sadak, ok gibi savaş aletleri vardı. Ülke güvenli hale geldi. Halk gezinti için eski adetleri uyarınca ayvalığa gittiler.
O esnada Tatarlardan bir grup halka saldırdı. Halk, onların saldırıya geçtiğim görür görmez hemen şehre geri döndü. Bazısının malları yağmalandı. Bazısı da kendini nehre attı. Bunlar başıboş ve kararsız Tatarlardı. Kıpçak, şehirde tedirgin oldu. Ne yapacağına karar veremiyordu. Sonra aralarında İzzeddin b. Kalanisî'nin de bulunduğu şehrin reis ve ayanından bir grupla birlikte şehir dışına çıktı ki, Mısır askerlerini karşılasınlar. Çünkü Mısır askerleri receb ayının dokuzunda Mısır'dan Şam'a doğru yola çıkmışlardı. Posta bu haberi Şam'a ulaştırmıştı. Herkes Mısır askerlerini karşılamaya çıktığından şehirde kimse kalmamıştı. Ercüvaş şehirde duyuru yaptırarak surların muhafaza edilmesini, halkın yanında bulunan silahların getirilmesini, surların ve kapıların nöbetçisiz, bırakılmamasını bildirdi.
Herkesin surlar üzerinde geceyi geçirmesini istedi. Geceyi evinde geçirenin idam edileceğini ilan etti. Bu sebeple insanlar, ülkeyi muhafaza stmsk amacıyla surlar üzerinde toplandılar, Şeyh TaMyyüddîn b, T©ymîy§ di h§r pe§ lurlar terindin dolaşarak halta mh= ra ve savaşa teşvik adıyor, Onlara eihad ve ülke sınırlarım korumanın gerekliliği hakkında ayetleri okuyordu.
Receb ayırın onyedisinde cuma günü Dımaşk'ta tekrar Mısır hükümdarı adına hutbe okundu. İnsanlar buna çok sevindiler. Çünkü tam 100 günden beri Dımaşk'ta ve diğer Şam beldelerinde Kazan han adına nutbe okunmaktaydı. Mezkur cuma gününün sabahında Şeyh Takiyyüddin b. Teymiye ve arkadaşları, meyhaneye uğrayarak oralardaki şarap kaplarını kırdılar. İçkileri yere döktüler. Bu pisliği irtikap eden meyhane sahiplerinden bir kısmını da cezalandırdılar. Halk bu duruma Çok sevinmişti. Receb ayının onsekizinde cumartesi günü Mısır askerlerin gelişi sebebiyle şehrin süslenmesi için halka duyuru yapıldı. Receb y*nın ondokuzunda pazar günü Babü'n-Nasr'a ek olarak Babü'l-Ferec kapısı da açıldı. İnsanlar bu duruma da sevinip rahatladılar. Gezip dolaşmaya başladılar. Çünkü daha önceleri şehre giriş ve çıkışlar sadece Babü'n-Nasr kapısından yapılmaktaydı.
Şaban ayının onunda cumartesi günü Dımaşk naibi Cemaleddin Akkuş el-Efrem komutasında Şam askerleri geldiler. İkinci gün diğer askerler de geldiler. Aralarında Enıir Şemseddin Kara Sungur el-Mansurî ile Seyfeddin Kutlubek de vardı. İhtişamlı bir durum meydana gelmişti. Aynı gün Babü'1-Ariş kapısı da açıldı. Buradaki Eminiye Medresesi'nde Mısırda vefat eden kardeşi Ka-dilkudat İmamüddin'in yerine, Kadı Celaleddin el-Kazvinî ders verdi. Pazartesi, salı ve çarşamba günlerinde Mısır naibi Seyfeddin Salar komutasında Mısır askerlerinin Dımaşk'a girişleri tamamlandı. Seyfed-din'in hizmetinde Melik Adil Kutboğa, Seyfeddin et-Turrahî de vardı. İhtişamlı bir geliş olmuştu. Bunlar Merc'de ordugah kurdular. Sultan da Dımaşk'a gelmek niyetiyle Mısır'dan yola çıkmış, Salihiye'ye varmış, sonra Mısır'a dönmüştü.
Şaban ayının ortasında perşembe günü Kadı Bedreddin b. Cemâa, İmamüddin'den sonra hatiplik göreviyle birlikte Dımaşk kadilkudatlı-ğına yeniden atandı. Hil'at giydi. O gün kendisiyle birlikte Eminüddin el-Acemî de muhtesiplik hü'ati giydi. Ayın onyedisinde divan nazırlığına Fahreddin b. Şerecî'nin yerine Taceddin eş-Şîrazî atanarak hü'at giydi. Vezir Şemseddin Sungur el-A'ser'in kapısında divan başkanlığına Akbaca atandı. O da hil'at giydi. Tabılhane emirliği yaptıktan sonra Emir îzzeddin Aybek ed-Düveydarî en-Necibî de Berr valiliği görevine başladı. Şeyh Kemaleddin b. Zemlekanî de şaban ayının yirmibirinde pazar günü Celaleddin el-Kazvinî'nin azledilmesinden sonra Ümmü Salih Medresesi'nde ders verdi. Aynı günde Şemseddin b. Safî el-Harirî, Hüsameddin, er-Rumî'nin yerine Hanefîlerin kadılığına atandı. Hüsa-meddin ramazan ayının ikisinde savaşta kaybolmuştu. Ramazan ayının üçünde kaledeki perdeler kaldırıldı.
Ramazan başında Emir Seyfeddin Salar, Meydanı Ahdar'daki adalet sarayında meclis kurdu. Günlerden cumartesiydi. Yanında kadı ve ümera da vardı. Müteakip cumartesi gününde İzzeddin elKalanisî'ye kıymetli bir hil'at giydirildi. Oğlu İmadüddin de hazinede müşahit olarak görevlendirildi. Aynı gün Salar, askerlerle birlikte Mısır'a döndü. Şam askerleri de kışlalarına ve beldelerine çekildiler. Ramazanın oniki-sinde Ali b. Safî b. Ebi'l-Kasım el-Basravî el-Hanefî Mukaddemiye şehrinde ders verdi.
Bu senenin şevval ayında Tatarlara sığınarak Müslümanlara eziyet eden bir grup insan yakalandı. Bunların bir kısmı idam edildi. Bir kısmının gözlerine mil çekildi. Bir kısmının dili koparıldı. Çok olaylar cereyan etti.
Şevval ortasında Hakim naibi Cemaleddin bir Bacrikî'nin yerine Kadilkudat Cemaleddin ez-Zer'î, Doleiye Medresesi'nde ders verdi. Bu avın yirmisinde cuma günü saltanat naibi Cemaleddin Akkuş el-Efrem, Dımaşk askerleriyle birlikte Cürd ve Kesrevan dağlarına yöneldi. Beraberinde çok sayıda gönüllü ve Havranlı askerler de olmak üzere Şeyh Takiyyüddin b. Teymiye de o yörelerdekilerle savaşmak üzere yola kovuldu. Çünkü o yöredeki asilerin niyetleri bozuk, akideleri sakat olup kendileri de kâfir ve sapık kimseler diler. Askerlere kötü davranmışlar. Tatarların bozgununa uğradıklarında askerlere kendileri de zarar vermişlerdi. Ama Tatarlar kendi ülkelerine dönünce bu defa kendileri askerlerin önünden kaçmaya başlamışlardı. Daha önce askerlere saldırmışlar, eşyalarını yağmalamışlar, silahlarını ve atlarını ellerinden almışlar, çoklarını öldürmüşlerdi.
Tatarlar ülkelerine dönünce bu defa bunların reisleri Şeyh Takiyyüddin b. Teymiyenin yanma gelip görüşmüşler, Şeyh Takiyyüddin onlara tevbe ettirmiş, çoklarına doğru yolu göstermişti. Böylece çok hayırlar elde edilmişti. O fesatçılara karşı büyük bir zafer elde edilmişti. Ancak askerlerden aldıklarını geri vermekle yükümlü kılınmışlar, götürdükleri malların çoğunu Beytü'l-mal'a iade etmeleri kararlaştırılmış, arazileri ve çiftlikleri kendilerine ikta olarak verilmişti. Bunlar daha önce orduya itaat etmiyorlar, dinin hükümlerine bağlı kalmıyorlar, hak dine uymuyorlar, Allah ve Rasûlünün haram kıldığı şeyleri hiçe sayıyorlardı. Saltanat naibi, zilkade ayının onüçünde pazar günü döndü. Halk onu gün ortasında Balabek yoluna kadar giderek ellerinde mumlarla karşıladı. Ayın onaltısmda çarşamba günü şehirde duyuru yapılarak insanların dükkânlara silahlarını asmaları, atıcılık öğrenmeleri emredildi.
Şehrin bir çok yerinde de silah eğitim yerleri yapıldı. Silahlar çarşıda, pazarda her yere asıldı. Kadilkudat, medreselerde silah eğitim yerlerinin yapılmasına karar verdi. Fakihle-rin atıcılık öğrenerek gerektiğinde düşmanla savaşmaya hazırlıklı olmalarım istedi. Yardımına başvurulacak zat yüce Allah'tır.
Zilkade ayının yirmibirinde saltanat naibi esnafı toplantıya çağırdı. Her esnafa bir başkan tayin etti. Ayın yirmia'Ördünde perşembe günü Eşraf da nakipleri Nizamü'l-Mülük el-Hüseynî ile birlikte geldiler. Büyük bir debdede ve alâyiş sergilediler. O gün, adeta kıyameti andıracak mahşerî bir kalabalık vardı.
Bu senede meydana gelen olaylardan biri de Hz. Zekeriya'nın başının defnedilmiş olduğu mezarın yanma maaşlı yeni bir imamın tayin edilmesidir. Bu imam, Fakih Şerefüddin Ebu Bekir el-Hamevî idi. Aşu-ra günü Kadı İmamüddin eş-Şafîî ile Hüsameddin el-Hanefî vei>ir cemaat onun yanına gittiler. Şerefüddin Ebu Bekir el-Hamevî burada sadece birkaç ay görev yaptı. Sonra kendi beldesine döndü. Bu imamlık görevi şu anda kaldırılmıştır. Allah'a hamd olsun.

