Melik Mansur Selahaddin Muhammed b. Melik Muzaffer Hacı b. Melikü'n-Nasır Muharanıed b. Melikü'l-Mansur Kalavun b. Abdullah es-Salihî. Bu zat sultan olmuş, amcası Melikü'n-Nasır Hasan b. Melikü'n-Nasır Muhammed b. Melikü'l-Mansur Kalavun'un sultanlığı ise sona ermişti. Sultan Melikü'n-Nasır Hasan'ın tamahkârlığı ve hırsı artmış, halka kötü muamelede bulunmuş, onları sıkıntılı bir yaşam içine sürüklemişti. Çoğuna ihtiyaç olmayan büyük binalar yaptırmış, Bey-tü'1mal'm parasına ve mülkünün çoğuna el koymuş, bu paralarla kendine çok miktarda köy ve çiftlik satın almıştı. Bu da insanların çok ağrına gitmişti. Ancak kadılardan, yöneticilerden, alimlerden, salihlerden hiçbiri bu nedenle ona hücum edememiş, protestoda bulunma cesaretini gösterememiş, kendisinin ve Müslümanların yararına olacak şekilde nasihatte bulunamamıştı. Cenâb-ı Allah ondan öç aldı. Askerlerini ona musallat kıldı. Halkının, havas ve avamının kalplerini ondan soğuttu. Çünkü kendisi onların erzaklarını, maaşlarım, ekmeklerini kesmiş, onlardan kestiklerini kendi has adamlarının maaşına ve erzakına eklemişti. Bu sebeple ona bağlı emirler, askerler, komutanlar, katipler, memurlar azalmış, erzakı azalan bu insanlar fakrü zaruret içine düşmüşlerdi. Kendilerinin, çocuklarının, bakmakla yükümlü bulundukları kimselerin de maaşlarına, ve erzaklarına el konulmuştu. İşte o zaman
Cenâb-ı Allah, Sultan Melikü'n-Nasır Hasan'ın ölümünü kendi has adamlarından Emirü'l-Kebir Seyfeddin Yelboğa el-Hasekî vasıtasıyla mukadder kıldı, Şöyle ki: Sultan Melikü'n-Nasır Hasan, Emirü'l-Kebir Seyfeddin Yelboğa'yı tutuklamak istemiş, bunun için gerekli hazırlığı yapıp, askerleriyle birlikte onun üzerine gitmiş, Kahire dışında onunla karşı karşıya gelmişti. Çadırların kurulu olduğu yerde karşılıklı çatışmadan sonra Sultan Melikü'n-Nasır Hasan hezimete uğramış ve iki taraftan da bir kısım asker ölmüştü. Sultan Melikü'n-Nasır Hasan, Cebel kalesine sığınmıştı. Sığınacak başka bir yer kalmamış, tedbirin de kader karşısında yararı olmamıştı. Askerler kaleyi tümüyle kuşatma altına alarak geceyi geçirdiler. Sultan Melikü'n-Nasır Hasan, atına binerek Kerek'e kaçmaya yeltendi. Ancak kale dışma çıkınca yakalanıp tutuklandı ve mezkur Haseki Yelboğa'nın konağına götürüldü.
Bu, onun son ânıydı. Günlerden de cemaziyelevvel ayının dokuzu, yani çarşamba idi. Yapılan meşveret neticesinde yetki, Hasekilerden Emir Seyfeddin Yel-boğa'ya verildi. O da emirlerle yaptığı görüşmede Melik Mansur Selahaddin Muhammed b. Muzaffer Hacı'mn sultanlığına bey'at edilmesi kararım aldırdı. Yeni sultan adına hatibler hutbe okudular. Paralar da onun adına bastırıldı. Posta onun adına bey'ut edilmesi buyruğunu ülkenin her tarafına ulaştırdı. O zaman yeni sultan henüz oniki yaşındaydı. Ondört veya onaltı yaşında olduğuna dair çeşitli rivayetler de vardır. Yeni sultan babası Nasır Muhammed b. Kalavun'un zamanındaki uygulamalara dönülmesini, Melik Nasır Hasan'ın aldığı kararların tümünün iptal edilmesini ve onun kesmiş olduğu maaşların yeniden ödenmesini, kendisine atabek yapmak için İskenderiye zindanında bulunan Emir Taz ile Taşdemir el-Kasım'm huzuruna getirilmelerini emretti.
Bu haber, bu ayın onaltısmda çarşamba günü sabahında Mısır diyarın-daki tabılhane emirlerinden Emir Seyfeddin Bezlar komutasındaki posta ile Dınıaşk'a ulaştı. Bunun üzerine kalede müjde davulları çalındı. Emirlerin müzisyenleri de konakların önünde müzik ziyafeti verdiler. Şehrin tümü süslendi. Aynı günün sabahında Dârüssaâde Sarayında yeni sultan için bey'at alındı. Saltanat naibine de büyük şeref ifade eden hil'at gönderilmişti. Emirlerin, askerlerin, halkın çoğu bu duruma sevindiler. Emir ve hüküm, Allah'a mahsustur. Çünkü bir ayet-i kerimede Yüce Allah şöyle buyurmuştur:
"Ey Muhammed! De ki: Mülkün sahibi olan Allahım! Mülkü dilediğine verirsin, dilediğinden çekip alırsın; dilediğini aziz kılar, dilediğini
alçaltirsm." (ÂI-İ İmran, 26).
Üzerinde Himyerice bir şiir yazılı olan bir taş bulunmuş ve bu taş götürülüp Memun'a okunmuştu. Taşın üzerindeki şiir şöyle idi:
"Gece ve gündüz bir birini takip ettikleri sürece, Gökteki yörüngelerinde bulunan yıldızlar boş yere dönmezler. Sadece nimetin bir hükümdardan başka bir hükümdara intikali için dönerler.
Oysa arşın sahibi olan hükümdarın hakimeyeti ebedî ve daimidir. Fani değil, ortaklı da değildir."
Rivayete göre Süleyman b. Abdülmelik b. Mervan, bir gün cuma namazına gitmek üzere evden çıkmıştı. Yaratılışı güzel, endamı hoştu. Yeşil bir elbise giymişti. Etine dolgun bir gençti. Etrafına, omuzlarına ve elbisesine bakıyor ve elbisesi çok hoşuna gidiyordu. Evin avlusuna vardığında gözdelerinden olan bir cariyenin kılığına bürünmüş bir cin, karşısına çıkıp ona şu şiiri okumuştu:
"Sen bakî kalacak olsaydın çok güzledin. Yalnız insan için ebedî hayat burada yoktur. Bildiğim kadarıyla sende hiç bir kuaur yoktur. Yalnız sen fanisin."
Namaza gitmiş, Emevî Camii'nin minberine çıkıp insanlara hutbe irâd etmişti. Gür sesliydi. Camideki herkese sesini duyurabiliyordu, Hutbesini minber üzerinde irâd etti. Smi azar azar kısılmaya başladı, Öyle ki, hükümdar mahfelinds bulunanlar dahi sesini duyamaz oldular, Namazı kıldıktan sonra evine götürüldü. Çin'in kılığına büründüğü gözdesi yanma geldiğinde, ona, "Sen namazdan önce bana o iki beyiti nasıl okudun, onlar nasıl beyitlerdi?" diye sormuş, gözdesi de, "Ben sana her hangi bir şey okumuş değilim!" demişti. Bunun üzerine Süleyman b. Abdülmelik, "Allahüekber! Demek ki o karşıma çıkan o kişi, vallahi ölüm haberini bana vermiştir!" dedi ve kendisinden sonra amcasının oğlu Ömer b. Abdülaziz'in halife olmasını vasiyet etti. Allah rahmet etsin. Cemaziyelevvel ayının yirmialtısmda cumartesi sabahı azledilmiş olan Trablus naibi ile eski Dımaşk naibi Emir Seyfeddin İstedmür, ikamet etmekte oldukları Trablus'tan Dımaşk'a geldiler ve Dârüssaâde Sarayına girdiler.
Saltanat naibi onlar için karşılama töreni düzenlemedi. Yine bu ayda Dımaşk'ta Babünnatıfaniyyin'in batısındaki revakın trabzanları yenilenip, duvarları ve mihrabı beyaza boyandı. Trabzanla-rm arasına penceremsi delikler de açılmıştı. Mağrip ezanından sonra orada okunan Kur'an için vakıf kuruldu. Anlatıldığına göre bir adam buranın onarımı ile ilgili bir rüya görmüş, rüyasını gidip saltanat naibine anlatmış, o da buranın onanlıp ıslah edilmesini emretmişti. Bu rüyada bu mekânın bitişiğindeki pencerelere kadar uzanan medrese binasının onarımı da isteniyordu. Burayı daha önce Alemüddin b. Hilal yaptırmıştı. Ancak onun malı müsadere edilip kendisi tutuklandığında burası elinden alınarak sultanın mülküne katılmıştı. Onlar da bu temeller üzerine binayı kurup doğu tarafında beş pencere, ön tarafında da bir kapı içinde bir mihrap ile Irak modeli bir sarnıç yaptırmışlardı.
Duvarlarım siyah ve beyaz taşlarla örmüşler, üst tarafım da kireçle badana yapmışlardı. Böylece son derece güzel bir bina meydana gelmişti. Sultan Nasır Hasan buranın öksüzler için bir mektep haline getirilmesini emretmiş, fakat öldürüldüğü için bu emri yerine getirilememişti. Nitekim bunu önceki kısımlarda da anlatmıştık.
Bu sene cemaziyelâhir ayının ortalarında saltanat naibi, Dımaşk şehrinde bir duyuru yaptırarak kadınların dışarıda tesettürlü halde dolaşmalarını elbiselerinin altına izar giymelerini, zinetlerini ve ellerini açığa çıkarıp göstermemelerini emretti. Kadınlar da bu emre uydular. Hamd ve minnet Allah'a mahsustur,
Arap emiri Cebbar b. Mühenna büyük bir debdebe ve alayişle Dımaşk'a geldi. Saltanat naibi yola kadar gidip onu karşıladı. Cebbar b. Mühenna, sultanın şerefli kapısına gitmekteydi.
Receb ayının sonlarında Gazze naibliğinden alınıp Dımaşk haci-bü'1-hüccaplığına atanan Emir Seyfeddin Timur el-Mihmandar Dımaşk'a geldi. Kendisine hadbü'l-hüccaphk görevinin yamsıra Dımaşk ordusunun sağ cenah komutanlığı da verildi.
Bu ayda saltanat naibi bir çok harçları kaldırdı. MuhtesipUrden yarım dirhemden fazla alman günlük harcı da iptal etti. Her cenazenin teçhizi için alman üçbuçuk dirhemi de affetti. Pasajdaki gasilhaneyi parasız hizmet veren bir yer haline getirdi ve burada yıkanan ölüler için ücret alınmasını emretti. Hurma çağlasının satılmasında zorluk çıkarılmasını ve ürünlerin pahalanması için de bir kısmının yok edilmesini yasakladı. Böylece bu sene insanlar ucuzluğa ve bolluğa kavuştular. Hatta denildiğine göre bir kantar hurma on dirheme satılır olmuştu.
Şaban ayında Emir Cebbar b. Mühenna, Mısır diyarından Dımaşk'a geldi ve Ablak Sarayına konuk oldu. Onu saltanat naibi karşıladı. Birbirlerine ikramda bulundular. Bir kaç gün sonra Emir Cebbar, Dımaşk'tan ayrıldı.
İskenderiye hapishanesinde bulunan emirler, şaban ayının yedisinde cuma sabahı Dımaşk'a geldiler. Aralarında Emir Şihabüddin b. Subh, Seyfeddin Taydemir el-Hacip, 1.000 askerin komutanı olan Tay-beraf ve Ömer Şah da vardı.
Saltanat naibi Emir Seyfeddin Baydemir, -Allah onu güçlü kılsın-Müslümanların zararına olan bazı harçları iptal etmeye devam etti. Duyduğuma göre o, -Allah kendisine imkân verdiği takdirde- bu harçların tümünü kaldırmak niyetindeymiş, dileriz ki Allah kendisine bu güç ve imkanı verir.

