Şaban ayının onüçünde, Melik Nasır'ın Dımaşk'a geldiğine dair haber geldi. Emir Seyfeddin Kutlubek ve Hacı Bahadır, Kerek'e gittiler. Onun Dımaşk'a gelmesi için teşvikte bulundular. Bunun üzerine Dımaşk naibi paniğe kapıldı. Şaban ayının onaltısında kendisine tabi olan bir cemaatla birlikte yola koyuldu. Beraberinde Şakif Arnun beldesinin sahibi İbn Sabh da vardı. Dımaşk'ta saltanat merasimi için gerekli hazırlıklar yapıldı. Kösler çalınmaya başladı. İnsanlar toplandı. Sultan Melik Nasır Muhammed de büyük bir debdebe ile Kerek'ten hareket etti. Emir Akkuş el-Efrem'e eman verdiğini bildirdi. Şaban ayının onyedi-sinde pazartesi gecesi minarelerde müezzinler ona dua ettiler. Sabah olunca halk ona dua edip sevindi. Adı amhnca insanlar ferahladı. Halka eman verdiği duyuruldu. İnsanların dükkanlarını açmaları, yerlerinde, evlerinde, ticarethanelerinde güven içinde olmaları istenildi. Halk etrafı süslemeye başladı. Sevinç davulları çalındı. İnsanlar şehre girdiği esnada sultanı görebilmek için sah gecesi evlerinin damlarında uyumaya başladılar. Sultanı karşılamak için kadılar, emirler ve ayan tabakasına mensup kimseler yola çıktılar.
Sultanın katibi İbn Kesir dedi ki: "Sultanın salı günü gün ortasında büyük bir alayişle şehre girdiğini müşahede ettim. Musalla yanında kendisi için halı serildi, yoluna sergiler konuldu. Saltanat debdebesiyle geliyordu. Yoluna ipek halılar serildi. Her bir halının üzerinden geçtikten sonra halı duruluyor, tekrar Ön tarafına seriliyordu. Gayet ciddiyet ve vakar sahibiydi. Sağında, solunda silahtarlar, önünde muhafızlar yürüyorlardı. İnsanlar ona yüksek sesle dua ediyorlardı. Dua sesleriyle her taraf çınlıyordu. O gün görülmeye değer muazzam bir gündü."
Şeyh Alemüddin el-Berzalî dedi ki: "O gün sultan beyaz bir sarık sarmıştı. Kırmızı bot giymişti. Başının üzerinde şemsiyesini Hacı Bahadır taşıyordu. Sultanın üzerinde kıymetli bir kürk vardı ki altın sırmalıydı. Kaleye ulaştığında kendisi için köprü kuruldu. Kale naibi Emir Seyfeddin esSencerî yanına geldi. Huzurunda yer öptü. Sultan ona "Ben şimdi buraya girmeyeceğim" dedi ve atını ablak kasrı tarafına çevirdi. Emirler önündeydiler. Cuma günü kendisi için hutbe okundu."
Şaban ayının yirmiikisinde cumartesi günü Emir Celaleddin Akkuş el-Efrem itaatini sunmak üzere Dımaşk'tan geldi. Huzurunda yer öptü. Sultan ona ikramda bulunmak için atından indi ve eskiden olduğu gibi yine Dımaşk naibliğine devam etmesine izin verdi. İnsanlar, Efrem'in sultana itaatini arzetmesine çok sevindiler. Hama naibi Emir Seyfeddin Kıpçak da sultanın yanma geldi. Şaban ayının yirmidördün-de pazartesi günü Trablus naibi Emir Seyfeddin İstedmür de geldi. İnsanlar bunları karşılamaya çıktılar. Sultan Efrem'i karşıladığı gibi bunları da karşıladı. Aynı günde sultan, Hanbelîlerin kadılığına yeniden Takiyyüddin Süleyman'ın atanmalına karar verdi. İnsanlar Takiyyüd-din'i tebrik ettiler. O da saraya sultanın huzuruna çıktı. Ona selam verdi ye Cevziye medresesine geçti. Orada üç ay müddetle hakimlik yaptı.
İkinci cumada, Meydanı Ahbarda namaz kılındı. Burada sultan ve kadılar da hazır bulundular. Büyük emirler, devlet erkânı ve halktan büyük bir kalabalık burada namaz kıldı. Aynı günde Haleb naibi Emir Kara Sungur el-Mansurî, sultanın yanına geldi. Ramazanın dördünde perşembe günü sultanın tahtırevanı çıkarıldı. Sultan tahtırevana bindi. Kadılar ve kurralar da yanında bulunuyorlardı. Vakit, ikindi vaktiydi. Ramazanın beşinde cuma namazı yine Meydan-ı Ahbar'da kılındı. Sonra ramazanın dokuzunda salı günü sultan Dımaşk'tan ayrıldı. Beraberinde İbn Saserî Kadıasker Sadreddin el-Hanefî, Hatip Celaleddin, Şeyh Kemaleddin b. Zemlekânî de bulunuyordu. Tevki divanının görevlileri, ordu divanı ve bütünüyle Şam askerleri beldelerinden naibleri ve emirleriyle birlikte gelip orada toplandılar. Sultan, Gazze'ye büyük bir alâyişle vasıl oldu.
Emir Seyfeddin Bahadır ile bir grup Mısır ümerası onu karşıladılar. Melik Muzafferin, sultanlıktan feragat ettiğini ona bildirdiler. Sonra Mısır'dan emirler peş peşe gelmeye devam ettiler. Sultanla görüştüler bu durumu ona bildirdiler. Şamlılar bu haberler üzerine rahatladılar ve sevindiler. Sevinç davulları çalındı. Sultan Melikü'n -Nasır Muhammed'in tahta oturuşuna dair haberi, Dımaşk'a geç geldi
Bayram gününde hatip naibi Şeyh Takiyyüddin el-Cezerî el-Mak-day, adet üzere sancaklarla Musalla'ya gitti. Şeyh Mecdüddin et-Tunisî'yi vekil olarak bıraktı. Bunlar Musalla'ya vardıklarında Musalla hatibinin namaza başladığım gördüler. Musalla' nın sahnına sancaklar dikildi. Sancaklar arasında Takiyyüddin el-Makday namaz kıldırdı Sonra hutbe irad etti. Aynı şekilde İbn Hassan da , Musalla dahilinde namaz kıldırıp, hutbe irad etti. Böylece bayram gününde iki bayram namazı kılındı ve iki hutbe irad edildi. Bildiğimiz kadarıyla o güne dek böyle bir durum yaşanmamıştı.
Sultan Melikü'n-Nasır bu senenin ramazan bayramının son gününde Cebel kalesine girdi Saların, Sübek'e gitmesini emretti. Sıfd naibi Emir Seyfeddin Bektimur el-Cogendar'ı, Mısır'a naib tayin etti. Şam'a da naib olarak Emir Kara Sungur el-Mansurî'yi görevlendirdi: Bu fermanının tarihi şevvalin yirmisiydi Sahib Fahreddin el-Halefî'yi bundan iki gün sonra vezirliğe tayin etti. Bahaeddin Abdullah b. Ahmed b. Ali Muzaffer el-Hillî, şevval ayının onunda cuma gecesi vefat etmişti. Ondan sonra Kadı Fahreddin, Mısır'da ordu nazırlığı görevine başladı. Bu zat Mısırlıların Önde gelen vezirlerinden ve büyük şahsiyetlerinden-di. Biraz hadis rivayet etmişliği de vardır. Emir Cemaleddin Akkuş el-Efrem, serhat naibliğine atandı. Divanların nazırlığına Emir Zeyned-din Kutboğa atamp Dımaşk'a geldi. Bu zat ayrıca Seyfeddin Akcaba'nm yerine saray üstadlığına da atanmıştı. Devlet yönetiminde büyük bir değişiklik meydana gelmişti.
Şeyh Alemüddin el-Berzalî dedi ki: "Sultan, ramazan bayramında Mısır'a girer girmez, Şeyh Takiyyüddin İbn Teymiye'yi saygın ve mü-kerrern olarak İskenderiye'den çağırttı. Şeyh de şevval ayının sekizinde geldi. Beraberinde bir grup İskenderiyeli onunla yola çıkmış ve onu uğurlamışlardı. Cuma günü sultanla görüştü. Sultan ona ikramda bulundu. Kalabalık bir mecliste onu karşıladı. Bu mecliste Mısırlıların ve Şamlıların kadıları da vardı. İbn Teymiye'yi onlarla barıştırdı ve bundan sonra Şeyh İbn Teymiye Kahire'ye indi. Meşhed-i Hüseyin yakınında bir meskene yerleşti. İnsanlar ziyaretine geliyorlardı. Emirler, askerler, birçok fakih ve kadılar da yanma geliyorlar, kimi kendisine karşı sergiledikleri tavırlarından ötürü özür diliyor, kimi de bu işlerle ilgileri olmadığını söylüyordu. Ama Şeyh İbn Teymiye "Bana eziyet eden herkese hakkımı helal ettim" dedi.
Ben derim ki : "Kadı Cemaleddin b. Kalanisî bu meclislerde cereyan eden konuşmaları, sultanın ve mecliste hazır bulunanların şeyhe gösterdikleri saygı ve ikramı, ondan sitayişle bahsedilmesini, onun övülmeşini, bütün tafsilatıyla anlatmıştır. Aynı şekilde Kadilkudat Mansu-rüddin el-Hanefî de buna bu oturumlar hakkında geniş bilgiler vermişti. Ancak İbn Kalanisî'nin verdiği bilgiler daha tafsilatlıydı. Çünkü o, o zamanda kadıaskerlik yapıyordu. İkiside o mecliste hazır bulunmuşlardı. Bana anlatıldığına göre Şeyh Takiyyüddin İbn Teymiye meclise gittiğinde sultan ayağa kalkarak onu karşılamıştı. Görür görmez hemen eyvanın ucuna kadar onun için yürümüş, eyvanın baş tarafında onunla birlikte uzaklaştıktan sonra sultan onu alıp, penceresi bahçeye bakan bir salona götürmüştü. Orada oturup bir süre başbaşa konuşmuşlardı.
Sonra İbn Teymiye'nin eli sultanın elinde olarak meclise gelip oturmuşlardı. Sultanın sağ tarafında Mısır Kadısı Bedreddin b. Cemaa, sol tarafında Vezir İbn Halilî, alt tarafında İbn Sasesî, sonra Sadreddin Ali el-Hanefî oturmuşlardı. Şeyh Takiyyüddin İbn Teymiye de sultanın önünde halının ucunun üzerinde oturmuştu. Vezir, zimmilerin tekrar işaretli beyaz sarık takmalarına müsaade edilmesini istedi. Ödemekte oldukları paraya ek olarak yıllık 700.000 dinar daha vermeyi üstlendiklerini söyledi. Mecliste bulunanlar sustular. Orada Mısır ve Şam'ın kadıları, aralarında İbn Zemlekanî'nin de bulunduğu Mısırlı ve Şamlı büyük alimler vardı. Ben, sultanın meclisinde İbn Zemlekânfnin yan tarafında oturuyordum. Alimlerden, kadılardan hiç biri bu hususta konuşmadı. Sultan, kendilerinden fetva isteyerek "Bu konuda ne diyorsunuz" diye sordu.
Hiç biri konuşmadı. Ancak Şeyh Takiyyüddin İbn Teymiye diz üstü çöküp bu konuda sultanla sertçe konuştu. Vezirin söylediklerini sert bir dille reddetti. Sesini yükseltti. Sultan da gayet yumuşak ve sakin bir tarzda onu susturmaya çalışıyordu. Ancak İbn Teymiye çok ileri gitti. Kimsenin söyleyemeyeceklerini söyledi. Kimsenin yapamayacağını yaptı. Bu konuya sıcak bakanları da şiddetlice azarladı ve sultana dedi ki: "Saltanat tahtına oturduktan sonra kurduğun ilk mecliste fani dünya metaı uğruna zimmilere yardım etmeyeceğine inanıyorum. Hâşâ sen böyle bir şey yapacak biri değilsin. Tahtını sana geri veren Allah'ın sana bahşettiği nimeti an. Düşmanını yüz üstü düşürdü. Seni düşmanlarına karşı muzaffer kıldı. Bu kapıyı zimmîlere açan ilk kişi Caşnigir olmuştur. O da elbetteki senin fermanına dayanarak bunu yapmıştı.
Çünkü o zaman o senin naibindi"
Sultan bu duruma şaştı ve onların tekrar beyaz sank, giymelerine müsaade etmedi. Anlatımı burada uzun sürecek çok detaylı konuşmalar cereyan etti.
Sultan, mecliste hazır bulunanların tamamından daha çok ibn Teymiye'yi tanıyordu. Onun dindar, şecaatti, hakkı yerine getiren iyi bir insan olduğunu elbetteki biliyordu.
Şeyh Takiyyüddin îbn Teymiye'nin sultanla başbaşa oturduklarında aralarında geçen konuşmaları anlattığını duydum. Sultan, kendisinin aleyhinde bulundukları, tahttan indirilip Çaşnigir'e bey'at edilmesi hususunda fetva vermiş olan bazı kadıların öldürülmesi hususunda İbn TeymiyeY m olumlu fetva vermesini istemiş, ibn Teymiye buna karşı çıkınca ona "Bunlar senin de aleyhinde bulunmuşlar ve sana eziyet etmişlerdi demiş ve bazılarının öldürülmesi hususunda fetva vermesi için İbn Teymiye'yi kışkırtmıştı. Sultanın o kadılara kızmasının sebebi, kendisinin azledilmesi ve Çaşnigir'e bey'at edilmesi için göstermiş oldukları çabalardan ötürüydü. Şeyh İbn Teymiye, sultanın maksadını anladı, kadıları ve alimleri tazimle anmaya başladı. Onlara kötülük yapacak olan kimseleri yerdi ve sultana "Eğer bunları öldürecek olursan bunlardan sonra böyle büyük alimleri bulamazsın" dedi. Sultan ona "Bunlar sana eziyet ettiler dedi. Defalarca seni öldürmek istediler!" deyince Şeyh İbn Teymiye "Bana eziyet edene hakkımı helal ettim. Ama Allah ve Rasûlu-ne eziyet edenlere gelince Allah onlardan intikam alır. Ben kendi öcümü almam" diye karşılık verip sultana nasihatlerde bulundu. Nihayet sultan yumuşadı ve onları bağışladı.
Maliki Kadısı İbn Mahluf şöyle demişti: "İbn Teymiye gibisini görmedik. Biz, hükümdarları ona karşı kışkırtıyorduk ama yine de ona güç yetiremiyorduk. O bize karşı güçlendiği zaman bizi bağışladı ve bizi savundu."
Şeyh İbn Teymiye, sultanla görüştükten sonra Kahire'ye indi. İlim yaymaya devam etti. Halk kendisine yöneldi. Uzak diyarlardan yanma gelerek kendisinden ilim tahsil ettiler. Fetvalar sordular. O da yazılı ve şifahî olarak onlara cevap verdi. Fakihler yanma gelerek kendisi hakkında sergiledikleri olumsuz tutumlardan Ötürü özür dilediler, o da "Ben herkese hakkımı helal ettim" dedi.
Şeyh İbn Teymiye, ailesine bir mektup yazıp gönderdi. Mektubunda Allah'ın kendisine bahşettiği nimetleri ve çok hayırları andı. Ailesinden, kendisine ait bir kısım kitapları göndermelerini talep etti. Bu hususta Cemaleddin el-Mizzî'nin yardımına başvurmalarını istedi: "Çünkü o benim istediğim kitapları nereden ve nasıl çıkaracağını bilir" dedi. Mektubunda devamla şöyle demişti :
"Hakka ait olan her şey yükselir, artar ve muzaffer olur. Batıl ise sürekli alçalır, sefil olur, izmihlale uğrar. Cenâb-ı Allah, hasımların boyunlarını büktü. Onların büyükleri, anlatımı, burada uzun sürecek şekilde banş talebinde bulundular. Biz de İslâm'ın ve sünnetin yücelmesine vesile olacak şartları onlara karşı ileri sürdük. Bu şartlar sebebiyle batıl ve bid'at parçalanacaktır. Onlar bütün bu şartlara uyacaklarını bildirdiler. Biz de bunu fiilen gerçekleştirmelerine kadar onlara karşı ihtiyatlı durduk. Sözlerine ve ahidlerine güvenmedik. Şartları gerçek-leştirinceye kadar taleplerini yerine getirmedik, söylediklerini mutlaka yerine getirmelerini bekledik. Böylece avam ve havas için İslâm'ın ve sünnetin izzeti ortaya çıkacaktır ki, bu da onların kötülüklerini yok edecek güzelliklerdir....."
Ayrıca Yahudileri ve Hristiyanlan ezip zelil etmek, onları zillet ve küçüklükleri içinde bırakmak hususunda sultanla yaptığı konuşmaları içeren uzun ifadeleri de yazmıştı. Doğrusunu, noksanlıklardan münezzeh olan yüce Allah daha iyi bilir.
Şevval ayında sultan, yirmiye yakın emiri tutukladı. Şevvalin onaltısmda Havranlüardan olan Kays ve Yünın kabileleri arasında çatışma çıktı. İki taraftan da yaklaşık 1.000 kişi kadar sevda (veya Süvey-de) yakınlarında öldürüldü. Buna Süveyda savaşı denilmiştir. En fazla zayiat veren Yümn kabilesi hezimete uğradı. Bunlar Kayslılarm Önünden kaçtılar. Çokları da perişan ve zayıf halde Dımaşk'a girdiler. Kayslı-lar da devletten kortukları için kaçtılar. Bu yüzden köyleri boş ekinleri sahipsiz kaldı. İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciun (Doğrusu biz Allah'a aidiz ve O'na dönücüleriz).
Zilkade ayının altısında çarşamba günü Haleb'e naib olarak atanan Emir Seyfeddin Kıpçak elMansurî, bir grup Mısır ümerasiyle birlikte Dımaşk'a uğradı. Sonra beraberindeki ümera ve askerlerle birlikte Haleb yoluna koyuldu. Emir Seyfeddin Bahadır da naib olarak atandığı Trablusa ve Dımaşk'ın sahil beldelerine gitmekte iken Dımaşk'a uğradı. Kendisinden önce orada naib olarak Emir Seyfeddin İstedmür bulunuyordu.
Sultanla birlikte Mısır'a gitmiş olan bir grup insan, zilkade ayında Mısır'a ulaştılar. Aralarında Hanefi'lerin Kadildukatı Sadreddin, Mu-hiddin b. Fadlullah ve diğerleri de vardı. Mısır'a gelişinden sonra bir gün kalkıp Kadı Sadreddin el-Hanefî'nin yanma gittim. Bana "İbn Teymiye-yi severmisin?" diye sorunca ben "Evet diye cevap verdim. O da gülerek şu karşılığı verdi : "Vallahi çok güzel birşeyi sevmişsin" sonra da İbn Kalanîsî'nin anlattıklarına yakın şeyleri anlattı. Ama İbn Kalanîsinin anlattıkları daha tam ve mükemmeldi.

