El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Mencük'ün Tutuklanması

Bir seneden beri Dımaşk havalisinde gizlenmekte olan Mencük ortaya çıkarılıp tutuklanmıştı. Muharrem ayının yirmiyedisinde perşembe günü Nasih, saltanat naibi Emir Seyfeddin îstedmür'ün yanma gelerek Mencük'ün …

Bir seneden beri Dımaşk havalisinde gizlenmekte olan Mencük ortaya çıkarılıp tutuklanmıştı.

Muharrem ayının yirmiyedisinde perşembe günü Nasih, saltanat naibi Emir Seyfeddin îstedmür'ün yanma gelerek Mencük'ün Dârü'ş-Serefl'l-âlâ'da gizlendiği haberini verince naib hemen bazı haciblerini ve has adamlarını oraya gönderdi. Görevliler gidip onu gözetim altında saraya getirdiler. Öyle ki, bazı görevliler arkadan yaklaşarak onu adeta kucaklamışlardı. Saltanat naibi onunla yüz yüze gelince onu karşıladı. İkramda bulundu ve tahtında yanına oturttu. Ona lütufkâr davrandı. Meşrubat içirdi ve yanında konuk etti. Oruçlu olduğu için, yanında iftar etmiş olduğuna dair bir rivayet de vardır. Saltanat naibi ona kendi elbiselerini vermiş, sonra zincire vurup aynı gecede yani cuma gecesinde bir grup asker ve emirle birlikte sultana göndermişti. Onu muhafaza altında götüren emirlerden biri Emir Hacib Hüsameddin idi. Saltanat naibi, sabahleyin Mencük'ün kılıcım oğluyla birlikte sultana göndermişti. İnsanlar bu duruma çok şaşmışlardı. Hatta çokları onun uzak beldelerde kaybolduğunu sanmaktaydılar. Kendisinin Dımaşk'ta kılık değiştirerek insanlar arasında dolaşmakta olduğunu hiç kimse fark edememişti. Anlatıldığına göre kendisi kılık değiştirerek insanlar arasında dolaşıyor ve cuma günleri Dımaşk Camii'ne gelip orada namaz kıhyormuş, ama bütün bu tedbirler onu kaderden kurtaramamıştı. Her şeyin bir vadesi vardır.

Melikü'l-Ümera onun kılıcını ve kılık değiştirirken giydiği elbiseleri de sultana göndermişti. Onu bir grup hacib, emirler ve kalabalık askerler refakatinde zincire vurulmuş olarak muhafaza altında Mısır diyarına göndermişti. Melikü'l-Ümeranm oğlu Mısır'dan babasına gönderilmiş olan hediye, hü'at ve davarlarla birlikte babasının yanına dönmüştü. Bu arada Hacıbü'l-Hüccaba da hediyeler getirmişti. Emirler cuma günü bu hü'atleri giymişler, insanlar merasim yaparak mumlar yakmışlar, daha sonra Mencük'ün, sultanın huzuruna girdiğine, sultanın onu affedip ona mükemmel bir hil'at giydirdiğin©, emanete alman klıç-lannm, nişanlı atlarının, kıymetli ©Ibiselirinin, mallanma, paralarının kendisine iade edildiğine, kendisine eman verildiğine, emirlerin ve devlet büyüklerinin kendisine çeşitli armağanlar takdim ettiklerine dair peşpeşe sağlam haberler Dımaşk'a ulaştı. Emir Ali de Hama naibliğine atanmış olup Suğd şehrinden yola koyulmuş, Hama'ya gitmekteyken Dımaşk'a uğramış ve safer ayının dördünde perşembe gecesi Ablak Sarayına konuk olmuş ve pazar gecesi yani bu ayın yedisinde Hama yoluna koyularak Dımaşk'tan ayrılıp gitmişti.

Safer ayının onsekizinde perşembe-günü Kadı Bahaeddin Ebü'l-Beka, Trablus'tan Dımaşk'a eski vazifesine başlamak üzere geldi. Bu vazifesine döndüğüne dair olan sultan fermanı da yanındaydı. Babası Veliyyüddin bu görevini vekâleten yürütmekteydi. Kadilkudat Taced-din de Haristan mıntıkasına kadar gidip kendisini karşılamıştı. Daha sonra insanlar, konağına giderek onu tebrik ettiler. Vatanına dönüşünden ötürü çok sevindiler.

Bu ayın ilk günlerinde -ki bu senenin safer ayı aynı zamanda şubata denk gelmekteydi- çok miktarda kar yağdı. Aylardan beri susuz kalan bahçeler suya kandı. O zamana dek insanlar çok büyük zahmetlere katlanıp türlü meşakkatlere maruz kalarak ancak su elde edebiliyorlardı. Hatta bazan insanlar su yüzünden tekme tokat birbirlerine girişiyor, gürzler ile birbirlerini vuruyor ve bu yüzden de çok rezaletler meydana geliyordu. İnsanlar suya kavuşmak için çok masraflar yapıyorlardı. Aralık ve ocak aylarında, şubatın ilk günlerinde sular gayet az ve kıttı. Aynı şekilde Havran taraflarında da insanların çoğu çok uzak mıntıkalara giderek su ihtiyaçlarını karşılıyorlardı. Sonra Yüce Allah onlara lütfetti, kar yağdı, yağmurlar çoğaldı, dereler akmaya başladı. Nehirler suyla dolup taştı. Hamd ve minnet Allah'adır. Yağmurlar aralıksız yağmaya devam etti. Ocağın sonlarından şubatın sonuna kadar seller akmaya devam etti. Oysa aralıkta bir tek oluktan su akmış değildi.

Rebiyülevvel ayında Emir Seyfeddin Mencük, sultan için bir medrese ve Mescid-i Aksa'nın batı tarafında bir hankah yaptırmak üzere Kudüs'e gitti. Kendisi için altın yaldızla yazılan fermanı Dımaşk'a getirdi. İnsanlar bu fermanı gördüler. Ben de bunun bir nüshasını gördüm. Fermanda sultan ona gon derece tazimkâr ifadelerle hitap ediyor, onu övüyordu. Eski hizmetlerini şükranla anıyor, bu devlete yararlı bir kimse olduğunu ifade ediyor, önce yapmış olduğu hatalarını affettiğini bildiriyordu. Hülasa onun biyografisini çok güzel ibarelerle anlatıyordu.

Rebiyülâhır ayının ilk günlerinde İbn Hilâl'in kölelerinden büyük servet sahibi Muallim Sencer'in 600.000 dirhem para cezasına çarptırıldığına dair olan sultan fermanı Dımaşk'a ulaştı. Babu'nnetifaniy-yîn'de medrese niyetiyle yaptırmakta olduğu inşaata el konuldu. Burayı öksüz mektebi olarak inşa etmesi emredildi. Ayrıca burası için geliri olan vakıf da tahsis etmesi istenildi. Memleketin büyük medreselerinden her birine de vakıfların gelirinden pay ayırması kararlaştırıldı ki, bu güzel bir maksattı. Muallim Sencer, divan başkanına teslim edildi ki, ondan mezkur meblağı çabucak tahsil etsin. Bunun üzerine Muallim Sencer ona 200.000 dirhemi peşin olarak Ödedi. Sonra da on askerin emi-riyle birlikte Mısır diyarına sevkedildi.