Şaban ayının onsekizinde aralarında Emir Rükneddin Baybars el-Caşnigir, Mansurî Sarayı'nın üstadı olarak bilinen Emir Hüsameddin Laçin, Emir Seyfeddin Giray el-Mansurfnin de bulunduğu bir grup Mısır askeri geldi. Bunlardan sonra da aralarında Bedreddin Silahtar ve Aybek elHaznedar'm da bulunduğu ikinci bir grup geldi. Böylece gonüller rahatladı. İnsanlar güven duymaya başladılar. Ama o zamana kadar Haleb, Hama, Humus ve o yörelerdeki bir çok insan göç etmiş, Haleb ve . Hama askerleri Humus'a doğru gerilemişti. Bundan sonra Tatarların kendilerine aniden baskın yapmasından korkarak şaban ayının beşinde pazar günü Merc'e gelip konakladılar. Tatarlar da Humus ve Baal-bek'e ulaştılar. O arazide çok bozgunlar yaptılar. Fesat çıkardılar. İnsanlar büyük bir tedirginliğe maruz kalıp şiddetli derecede korkuya kapıldılar.
Şehirde güvenlik altüst oldu. Çünkü diğer askerlerle birlikte sultanın gelişi gecikmişti. Halk "Şam askerleri, bu Mısırlılarla birlikte çok sayıdaki Tatar ordusuna karşı koyamaz" diyordu. Tek çareleri konak, konak onlar karşısında ricat etmeleriydi. İnsanlar uçurulan yaygaraları dillerine doladılar. Mezkur pazar günü emirler meydanda toplanarak düşmana karşı koymak hususunda birbirlerine yemin edip söz verdiler. Kendilerini cesaretlendirdiler. Şehirde duyuru yaptırılarak hiç kimsenin başka yere göç etmemesi istenildi, insanlar sükunet buldular. Kadılar camide oturarak fukaha ve halk tabakasından olan bir kısım kimselere savaş hususunda yemin verdiler. Şeyh Takiyyüddin b. Teymiye de Hama'dan gelen askerlerin yanma gitti. Katia'da onlarla buluştu. Düşmana karşı koyma hususunda ümeranın ve halkın yaptığı yemini onlara bildirdi.
Onlar da uygun bulup düşmana karşı kendilerinin de savaşacaklarına dair yemin ettiler. Şeyh Takiyyüddin b. Teymiye bu hususta emirlere ve insanlara yeminle teyid ederek "Bu defa siz muzaffer olacaksınız" diyordu. Emirler de kendisine "İnşaallah de" deyince o şu cevabı veriyordu : "Olursa anlamında değilde, muhakkak olacak anlamında inşaallah diyorum"
Bu konuda dinleyicilere Allah'ın kitabından bazı ayetleri okuyarak te'vil ediyordu. Mesela şu ayet-i kerimeyi de onlara okumuştu:
«Kim kendisine verilen kadar ceza verirse ve kendisine yine de sal-dırılırsa, and olsunki Allah ona, yardım edecektir.» (el Hac, 60).
İnsanlar, Müslüman olduklarını söyleyen ve imama karşı isyan etmeyen bu Tatarlarla hangi şer'i hükme dayanılarak savaşılabileceği konusunu kendi aralarında tartışmaya başlamışlardı. İmama karşı asi sayılmazlardı. Çünkü hiç bir zaman onun itaatine girmemişlerdi ki sonra ona muhalefet etmiş sayılsınlar. Bunun üzerine Şeyh Takiyyüddin "Bunlar Ali'ye ve Muaviye'ye karşı çıkan Haricilere benzemektedirler. Çünkü hariciler, halifeliğe kendilerinin Ali'den de Muaviye'den de daha lâyık oldukları görüşündeydiler. Bu Tatarlarsa kendilerini Müslümanlara nisbetle hakkı yerine getirme hususunda daha yetkili görmektedirler, işledikleri günah ve zulümlerden ötürü Müslümanları ayıplıyorlar, ama kendileri kat kat fazlasını irtikab ediyorlatr" dedi. Alimler ve halk, Ibn Teymiye'nin bu açıklamasıyla hakikati anladılar. İbn Teymiye sözüne devamla şöyle diyordu : "Beni, onların tarafında başımda Mushaf-ı
Şerif bulunduğu halde de görseniz yine Öldürün." bunun üzerine halk, Tatarlarla savaşma hususunda cesaretlendi. Moralleri güçlendi. Azimleri bilendi. Allah'a hamd olsun.
Şaban ayının yirmidördüncü gününde Şam askerleri harekete geçti ve Kesve taraflarındaki Cesvere'de ordugah kurdu. Beraberlerinde kadılar da vardı. Onlar hakkında iki ayrı düşünce grubuna ayrıldılar. Kimi onların savaşmak için bir yer seçmek üzere gittiklerini sanıyordu. Çünkü Merc'in her tarafının sular altında kaldığını orada savaşılama-yacağım söylüyorlardı. Kimi de kaçıp sultana ulaşmak amacıyla o taraflara gittiklerini söylüyordu. Perşembe gecesi Kesve tarafına gittiler. Onların kaçtıkları hususunda insanların zannı kuvvetlendi. Tatarlar da Kare'ye ulaşmışlardı. Başka bir rivayete göre ise Katia'ya ulaşmışlardı. İnsanlar bu durumdan korkup paniğe kapıldılar. Köylerde ve kasabalarda hiç kimse kalmadı. İnsanlar kaleye ve şehre doldular, evler ve yollar insanla dolup taştı. İzdiham meydana geldi.
Düzen bozuldu. Şeyh Takiyyüddin b. Teymiye bu ayın perşembe gününün sabahında büyük bir zorlukla Babü'n-Nasır'dan gelebildi. Beraberinde bir grup insan da yardı. Bunlar savaşmak istiyorlardı. Ama başkaları, Şeyh Takiyyüddin İbn Teymiye'nin kaçmak için oradan çıktığını zannetmişti. Bu yüzden bazı kimseler onu kınayarak "Sen bizi kaçmaktan men ettin, ama sen kendin şehirdin kaçıyorsun. Bu nasıl iştir?" demiş, ancak Şeyh Takiyyüddin onlara cevap vermemişti. Şehirde yönetici ve hakim kalmamıştı, Hırsızlar ve serseriler evkre ve bahçekre dalarak tahrip ediyorlar, ele geçirebildikleri malları yağmalıyorlar, olgunlaşmadan Önce erikleri, baklaları, buğdayları ve sair sebzeleri devşiriyorlardı. İnsanlar ordudan haber alamıyordu. Kesve'ye kadar yollar kesilmiş, şehirde ve kasabalarda ıssızlık hakim olmuştu.
İnsanların hiç işi gücü yoktu, sadece minarelere çıkarak sağa sola ve Kesve taraflarına bakıyorlar, bazan "Bir toz bulutu gördük" diyorlar ve bunun Tatarlara ait olmasından korkuyorlardı. Sayılarının çokluğu, teçhizatlarının mükemmelliğine rağmen kaybolan ordularından hayret ederek "Bunlar nereye gittiler?" diyorlar ve Cenâb-ı Allah'ın onlara neler yaptığından habersizdiler. Ümitler kesildi. İnsanlar dua ve niyazı sıklaştırdılar. Namazlarda, namaz dışında, her halükârda Allah'a yalvarıp yakardılar. Günlerden şabanın yirmidokuzu ve perşembe günü idi. İnsanlar korku ve panik içindeydiler. Bunu anlatmak adeta imkânsızdır. Ama genişlik pek yakındaydı. Çokları bunu bilmiyordu. Nitekim Ebu Rezî'nin hadisinde şöyle denilmiştir :
"Kulların genişliğe kavuşması yakın iken ümitsizliğe düşmesinden Rabbin hayret eder. Şiddetli ümitsizliğe kapıldığınız anda O, genişliğin yakın olduğunu bildiği için size güler."
Bugünün akşamında Dımaşk ümerasından Emir Fahreddin İyaz el-Merkibî Dımaşk'a geldi. İnsanlara hayırlı müjdeyi verdi. Şöyle ki: "Sultan, Mısır ve Şam askerlerinin bir araya geldiği vakitte ordugaha ulaştı ve şehirde Tatarlardan birinin bulunup bulunmadığına bakmam, gerekli keşifleri yapmam için beni buraya gönderdi. Görüyorum ki onun istediği gibi bir tek Tatar dahi burada yoktur ve buraya onlardan hiç kimse gelmemiştir" dedi. Tatarlar Dımaşk'a gelirlerken Mısır askerlerine doğru yönelmişler ve şehre girmemişler, şehirle ilgilenmemişlerdi. Mısır askerlerine doğru yöneldiklerinde "Eğer galip olursak zaten Dımaşk şehri bizim olacaktır. Ama mağlup olursak o zamanda Dımaşk şehrine zaten ihtiyacımız kalmaz" demişlerdi. Emir Fahreddin İyaz'ın keşif için Dımaşk'a gelmesi, halkın gönlünü rahatlatmak için şehirde duyuruldu.
Sultanın da orduya ulaştığı haberi halka ulaştırıldı. İnsanlar rahatlayıp kalbleri sakinleşti. Cuma gecesi Kadı Takiyyüddin elHanbelî havanın bulutlu oluşu nedeniyle hilal görülmediğinden ötürü ramazanın başladığını hükme bağladı, kandiller asıldı. Teravihler kılındı. Ramazanın başlaması ve bu ayda bereketlerin çokluğu sebebiyle insanlar sevindiler. Cuma günü ise insanlar şiddetli bir korkuya ve tasaya kapıldılar. Çünkü onlar kendilerine gelen haberden bihaber idiler. Onlar bu halde iken Emir Seyfeddin Gurlu ei-Adilî gelip kale naibiyle görüştü. Sonra çabucak ordugaha döndü, İnsanlar onun kale naibine neler söylediğini bilemediler. Bunun tizarin© halk arasında çeşitli dedikodular vg yalan habsrlir dolaşmaya başladı.

