Cumartesi günü insanlar hâlâ korku ve sıkıntı içinde sabahladılar. Minarelere çıktıklarında, askerler ile düşmanın bulunduğu tarafta siyah bir toz bulutu gördüler. Savaşın o günde yapılacağına kesin olarak kanaat getirdiler. Bunun üzerine mescitlerde ve şehrin her tarafından Aziz ve Celil olan Allah'a dua edip niyazda bulundular. Kadınlar ve küçükler de evlerin damlarına çıkarak saçlarını başlarım yolup feryad-ü figan ettiler. Şehirde büyük bir velvele ve gürültü meydana geldi. O günde şiddetli sağanak yağmurlar yağdı. Sonra insanlar sakinleştiler. Öğleden sonra camide cumartesi gününün saat ikisinde Şam askerleriyle Mısır askerlerinin Mercüssifir'de sultanın maiyetinde toplandıklarına dair tezkere okundu. Tezkerede halkın dua etmesi, kaleyi muhafaza etmesi, surlara bekçilik etmesi isteniliyordu. Bunun üzerine halk minarelere ve şehrin her tarafına yayıldı. Gün böylece sonra erdi. O gün tedirginlik verici korkunç bir gün olmuştu. Pazar günü sabahleyin insanlar Tatarların bozguna uğradıklarından bahsetmeye başladılar. Halk Kes-ve tarafına gitti. Döndüklerinde ellerinde epeyi ka^anç^e gelir vardı.
Ayrıca öldürülen Tatarların kesik başlanın da getirmişlerdi. Tatarların kılıçtan geçirildiklerine dair haberler peyder pey geliyordu. Nihayet bu işin kesinlik kazandığı anlaşıldı. Ama insanlar şiddetli korkularından ve Tatarların çokluğundan ötürü bu haberleri hâlâ doğrulamıyorlardı. Öğleden sonra sultanın kale naibine gönderdiği mektup geldi. Bu mektupta cumartesi günü öğlen vakti Şakhap'ta ve Kes ve'de askerlerin toplandığı bildiriliyordu. İkindiden sonra sultanın naibi Cemaleddin Ak-kuş el-Efrem'den yine kale naibine bir tezkere geldi. Bu tezkerede cumartesi günü ikindiden itibaren başlayan savaşın pazar günü saat ikiye kadar devam ettiği, gece gündüz Müslüman askerlerin kılıçlarının Tatar boynunu vurmaya devam ettiği, Tatarların kaçıp firar ettikleri, dağlara ve yüksek tepelere sığındıkları, az bir kısmı müstesna olmak üzere çoklarının kılıçtan kurtulamadığı bildiriliyordu. Akşam olunca insanların kalbleri rahatlamış, gönülleri bir hoş olmuş, bu büyük fetih ve kutlu zafer sebebiyle sevinmişlerdi. Mezkur günün sabahında da kalede sevinç ve müjde davulları çalınmıştı. Öğleden sonra göçmenlerin kaleden çıkmaları gerektiği, sultanın oraya konuk olacağı ilan edildi. Bunun üzerine göçmenler kaleden çıkmaya başladılar.
Ayın dördünde pazartesi günü insanlar Kesve'den Dımaşk'a döndüler. Halka zafer müjdesini verdiler. Aynı günde Şeyh Takiyyüddin b. Teymiye de arkadaşlarıyla birlikte cihaddan dönerek şehre girdiler. İnsanlar onun gelişine sevindiler. Ona dua ettiler. Onun vasitasiyle Cenâb-ı Allah'ın Müslümanlara bahşettiği hayırdan dolayı kendisini tebrik ettiler. Çünkü Şam askerleri, sultana gidip onu Dımaşk'a cihad için gelmeye teşvik etmesi için rica etmişlerdi. O da sultanın yanma gitmiş; Mısır'a dönmek üzere iken tekrar cihad için Dımaşk'a gelmeye teşvik etmişti. O ve sultan birlikte Dımaşk'a gelmişlerdi. Sultan ondan, savaşta kendisinin yanında kalmasını istemiş, Şeyh Takiyyüddin de ona "Kişinin kendi kavminin bayrağının altında durması sünnet gereğidir. Biz Şam askerlerindeniz. Ancak onların yanında dururuz" demişti. Sultanı savaşa teşvik etmiş, muzaffer olacağını ona müjdelemiş ve yemin ederek "Kendisinden başka ilah bulunmayan Allah'a yemin ederim ki bu defa siz muzaffer olacaksınız" demişti. Emirler kendisine "Böyle derken inşaallah de" deyince o da şu cevabı vermişti: "Olabilir anlamında değil de muhakkak olacak anlamında inşaallah diyorum."
Böyle dedikten sonra halka, savaştıkları sürece oruç tutmamalarını, oruçlu iseler oruçlarını bozmalarını söyledi. Bu hususta fetva verdi. Kendisi de orucunu bozdu. Askerlerin ve emirlerin yanına gidiyor. Elinde bulunan bir şeyi yiyordu ki, oruçlarını açıp kuvvetlenmelerinin, savaş hususunda güçlenmelerinin oruçlu iken başkalarına mağlup olmaktan daha faziletli olduğunu anlasınlar. Şamlılara da şu hadisi okuyup manasını açıklıyordu : "Siz yarın düşmanın karşısına çıkacaksınız.
Oruç bozmanız daha da kuvvetlenmenize yarar."
Peygamber (s.a.v), Ebu Said el-Hudrî'nin rivayet ettiği hadiste de anlatıldığı gibi Mekke fethi senesinde sahabilerin cephede iken oruç tutmamalarım emretmişti. Halife Ebu Rebî Süleyman, bu savaşta sultanın yanında bulunuyordu. Askerler saf düzenine girip karşı karşıya geldiklerinde ve savaşa giriştiklerinde sultan büyük bir sebat gösterdi. Kaçmasın diye atımn zincire vurulmasını emretti. Bu alanda dururken yüce Allah'a be/at etti. Çok büyük olaylar cereyan etti. O günde aralarında saltanat konağının üstadı Emir Hüsameddin Laçin er-Rumî'nin de bulunduğu, önde gelen emirler öldürülmüşlerdi. Bu arada sekiz öncü komutanı, Selaheddin b. Melik Said Kamil b. Said b. Salih İsmail ve diğer bir grup büyük komutanlar da şehid edilmişlerdi. Bundan sonraki günde ikindiye yakın bir zamanda Müslümanlar muzaffer oldular. Düşmana karşı galip oldular. Hamd ve minnet Allah'adır.
Geceleyin Tatarlar yüksek yerlere, tepelere ve dağlara sığındılar. Müslümanlar onları çembere aldılar. Kaçmalarına mani oldular. Fecre kadar onlara ok yağdırdılar. Sayılarını ancak Aziz ve Celil olan Allah'ın bildiği miktarda Tatar askerini öldürdüler. Onları ipe bağlayıp getiriyor ve boyunlarını vuruyorlardı. Sonra Tatarların bir kısmı kaçmaya yeltendi. Sadece az bir kısmı kurtulabildi. Sonra Tatar askerleri vadilere ve ölüm çukurlarına yuvarlanmaya başladılar. Bir kısmı da karanlık yüzünden Fırat'a düşüp boğuldu. Böylece Cenâb-ı Allah, Müslümanların üzerindeki büyük bir sıkıntıyı giderdi. Hamd ve minnet Allah'adır.
Sultan, ramazan ayının başında salı günü Dımaşk'a girdi. Önünde halife gitmekteydi. Şehir 3üslennıişti. Müslümanlar, Hristiyanlar ve Yahudiler bu duruma çok sevindiler. Sultan, Kasr-ı Ablaka ve Meydana indi. Sonra perşembe günü kaleye intikal etti. Orada cuma namazım kıldı. Beldelerin naiblerine hil'at giydirdi ve onlara, beldelerine dönmelerini emretti. Gönüllerini aldı. Ümitsizlik gitti, insanlar rahatladı. Kalbleri sakinleşti. Sultan, İbn Nahhas'ı Medine valiliğinden azletti. Yerine Emir Alaeddin Aydoğdu Emir Alem'i tayin etti. Has valisi San-müddin İbrahim'i Berr valiliğinden azlederek yerine Emir Küçük Hüsameddin Laçin'i atadı. Sonra ramazan ayını bitirip Dımaşk'ta bayram ettikten sonra şevvalin üçünde salı günü Mısır'a döndü.
Sufiler, Dımaşk naibi Efrem'den kendileri için, Safiyyüddin el-Hindî'yi Şeyhü'ş-Şüyûhluk makamına atamasını talep ettiler. O da bu talebi yerine getirdi. Safiyyüddin de şevvalin altısında cuma günü Nası-rüddin b. Abdüsselam'ın yerine bu göreve başladı.
Sultan, şevvalin yirmiüçünde salı günü Kahire'ye girdi, O gün mahşeri andıran ve görülmesi gereken muazzam bir gündü. Kahire çok süslenmişti.
Bu senenin zilhicce ayının yirmiüçünde perşembe safeahı büyük bir deprem meydana geldi. Depremin şiddeti Mısır diyarında hissedilmişti. Bu yüzden denizler dalgalanmış, gemiler kırılmış, evler yıkılmış, sayılarını ancak Allah'ın bildiği çok miktarda insan ölmüş, duvarlar çatlamıştı. O çağlarda böylesine şiddetli bir deprem meydana geldiği görülmemişti. Şam'da da biraz sarsıntı hissedilmişti. Ancak buradaki sarsıntı diğer beldelere nisbetîe çok hafif olmuştu.
Zilhicce ayında Şeyh Ebu'l-Velid b. Hac el-İşbilî el-Malikî, Şeyh Şemseddin Muhammed esSinhacî'nin vefatından sonra Dımaşk Ca-mii'ndeki Malikîler mihrabının imamlığı görevine başladı.

