Şaban ayının ondokuzunda cumartesi günü sabahleyin Emir Seyfeddin, askerleriyle birlikte Haleb yönünden Dımaşk'a girdi, cumartesi gecesi Vat'ay-ı Berze'de kaldı. İnsanlar Hama'ya ve Hama yakınlarına kadar giderek onu karşıladılar. Önceki paragraflarda anlattığımız gibi onunla bedeviler arasında bir savaş cereyan etmişti. İşte bu günde Dımaşk'a büyük bir debdebe ve merasimle girdi. Adet üzere eşiği öptü ve Dârüssaâde Sarayına yaya olarak gitti. Etrafındaki maiyeti, kıymetli ve güzel elbiselerini giyinmişlerdi. Teçhizatları tamdı. Kıymetli silahlar taşıyorlardı. Şehamet, kararlılık, iyiliği emretme ve kötülüğü nehyetme gibi özellikleri bulunduğundan insanlar, Emir Seyfeddin'in Di-maşk'a saltanat naibi olarak gelişine çok sevindiler. Allah ona güç ve kuvvet versin, onu doğru yola iletsin.
Ramazan ayının onikisinde cuma günü Hanbelîler Kubaybat Ca-mii'nde hutbe okudular. Burada görev yapmakta olan Kadı Şihabeddin Kadıasker el-Hanbelî, sultanın fermamyla azledildi. Çünkü sultan onun göreve atandığından bu zamana kadar sadece Hanbelîlere hizmet vermekle yetindiğini biliyordu.
Ramazanın onaltısında cuma günü Osman b. Muhammed öldürüldü. Bu, İbn Debadip ed-Dekkak adıyla meşhur olmuştu. Yalan söylemekte bir araya gelip anlaşmaları imkansız olan bir topluluğun şehade-tiyle bunun Rasûlullah (s.a.v.)'a çokça sövdüğü tesbit edilince, Maliki hakiminin huzuruna götürüldü. Aleyhinde bu iddia ileri sürüldü. Kor-kuyormuş gibi bir numara yaptı. Daha sonra suçu işlediği sabit görülünce demirle vurularak öldürüldü. Allah onu kahretsin. Onu rahmetinden uzak tutsun, ona merhamet buyurmasın.
Ramazanın yirmi altısında pazartesi günü Zübale adıyla çağırılan Muhammed Behtar, Peygamber (s.a.v.)'e sövdüğünden kâfirane davranışlarda bulunup iddialarda bulunduğundan öldürüldü. Anlatıldığına göre kendisi çokça namaz kılıp oruç tutarmış, ama bununla birlikte Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer ve müminlerin annesi Hz. Aişe ile Peygamber (s.a.v.) hakkında çok çirkin sözler sarfedermiş. İşte bu yüzden bu günde, Sukü'l-Hayl'de boynu vuruldu. Hamd ve minnet Allah'adır.
Şevval ayının onüçünde sultanın tahtırevanı hacca gitmek üzere saraydan hareket etti. Hac kafilesinin emiri, Nasirüddin b. Kara Sungur, kafilenin kadısı ise Şeyh Şemseddin Muhammed b. Sind idi. Bu zat muhaddis olup müftülük vazifesini ifâ edenlerdendi.
Şevval ayının sonlarında Şagor mahallesinde terzilik yapmakta olan Hasan adındaki biri tutuklandı. Bunun mel'un Firavun'dan yana ifadeler sarfettiği ve onun Müslüman olarak öldüğünü iddia ettiği ileri sürüldü. Kendisi şu aşağıda nakledeceğimiz âyet-i kerimeye dayanarak Firavun'un boğulurken Müslüman olduğunu söylemişti:
"İsrail oğullarının inandığından başka Tanrı olmadığına inandım. Artık ben O'na teslim olanlardanım" (Yunus, 90).
Ancak o, yani terzi Hasan bu âyetin devamındaki ifadelerin manasını kavrayamamıştı:
"Şimdi mi inandın? Daha önce baş kaldırmış ve bozgunculuk etmiştin." (Yunus, 91).
Şu âyet-i kerimelerin de manasım kavrayamamıştı:
"Allah bunun üzerine onu dünya ve ahiret azabına uğrattı." (en-Nazi-at, 25).
"Ama Firavun o Peygambere karşı gelmişti de onu çok ağır bir şekilde tutup cezalandırmıştık." (eiMuzemmii, 16).
Firavun'un en büyük kâfirlerden biri olduğunu isbatlayan daha bir çok ayet-i kerime ve hadis-i şerif mevcuttur. Yahudiler, Hristiyanlar ve Müslümanlar da bu hususta müttefiktirler.
Zilkade ayının altısında cuma günü sabahleyin Mısır'dan Dı-maşk'a posta gelerek saltanat naibinin, Tengiz'in adeti üzere saygı ve ikram içinde sultan tarafından Mısır'a çağırıldığını haber verdi. Bunun üzerine saltanat naibi, yanına saraya layık kıymetli hediye ve armağanları alıp zilkade ayının ondordünde cumartesi günü sabehleyin yola çıktı. Çıktığında kadılar, önde gelen hacibler ve emirler onu yolcu ettiler. Zilhicce ayının başlarında saltanat naibi kendi eliyle bir mektup yazarak Dımaşk'taki Kadilkudat Taceddin eş-Şafıfye gönderdi ve onu Kudüs'e davet etti. Hz. İbrahim'in mezarım ziyaret etmesini istedi. Mektubunda ayrıca sultanın kendisine ihsan ve ikramda bulunduğunu, saygı gösterdiğini, at, davar, para, ürün, tahıl ve birçok eşya armağan ettiğini de bildiriyordu. Bunun üzerine kadilkudat, zilhicce ayının dördünde cuma günü altı posta atıyla yola koyuldu. Yanında münasip miktarda ve değerde hediyeler de vardı. Zilhiccenin onsekizinde cuma günü akşamleyin kendi bahçesine döndü.
Zilhicce ayında ve ondan önceki ayda bir çok mekanda cidden büyük sel baskınları meydana geldi. Bu baskınların izlerini Baalbek şehrinde gördük. Bu yüzden bir çok ağaç yıkılmıştı. Bir çok mekan tahrip olmuş ve parçalanmıştı. Sel baskınlarının izleri bir çok mekanlarda halen görülmekteydi. Mesela Ca'lus mıntıkasında meydana gelen sel baskını yüzünden cidden çok miktarda eşya telef olmuş ve bu baskınlar neticesinde yörenin kadısı, beraberindeki bazı seçkin kimselerle birlikte sular altında kalıp boğulmuştu. Bunlar bir tepe üzerinde durmakta iken aniden sel baskınıyla karşılaşmışlar. Bundan kurtulmayı başaramamışlar ve neticede can vermişlerdi. Hissetü Cemal nahiyesinde de bir sel baskını meydana gelmiş, bu yüzden bir çok ağaç, davar, üzüm bağı ve başka şeyler telef olmuştu. Haleb'te meydana gelen sel baskını yüzünden de Türkmenlerden ve diğerlerinden çok sayıda insan, erkek, çocuk, davar ve deve telef olmuştu. Ben bu felaketi gözüyle gören bir kimsenin mektubunda okudum. Onun anlattığına göre Haleb taraflarında dolu yağmıştı ki her birinin ağırlığı, yaklaşık 700 dirhem kadardı. Bazıları bundan daha iri, bazıları ise daha küçüktü. Bu konuda anlatacaklarımız burada sona ermektedir.

