El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Saltanat Naibi'nin Mısır Diyarına Gitmesi

Ayın yirmibirinci gecesinde Taşdemir Düveydar Yelboğa, postayla Dımaşk'a geldi, doğrudan Dârüssaâde Sarayına gitti. Yatsıdan sonra saltanat naibiyle birlikte yanlarında hacibleri ve bazı duacı insanlar da olduğu halde …

Ayın yirmibirinci gecesinde Taşdemir Düveydar Yelboğa, postayla Dımaşk'a geldi, doğrudan Dârüssaâde Sarayına gitti. Yatsıdan sonra saltanat naibiyle birlikte yanlarında hacibleri ve bazı duacı insanlar da olduğu halde yürüyerek Mısır diyarına hareket ettiler. Yelboğa ona ikramda bulundu. Ondan Haleb naibliğine gitmesini istedi. O da bunu kabul etti. Sencer el-İsmailî'nin konağına konuk oldu. Oradan da Haleb'e yolcu oldu. Orada kendisiyle görüştüm. İnsanlar onun bu durumuna üzüldüler. Yokluğunda yerine Emir Seyfeddin Zübale vekalet etti. Nihayet Muiz es-Seyfî Taşdemir Abdülganî Dımaşk'a naib olarak geldi.

Muharremin yirmialtısında cumartesi günü hakim naibi Kadı Şemseddin b. Mansur el-Hanefî vefat etti. Babü's-Sağir Mezarlığına defnedildi. Seksen yaşma yaklaşmıştı.

Bu günde veya bir sonraki günde evkaf nazın Kadı Şihabüddin Ah-med b. Vezvaze de Salihiye'de vefat etti.

Safer ayının üçünde cuma sabahı şehirde bir duyuru yapılarak muhafız birliği askerlerinin tamamının Beyrut'a düzenlenecek sefere katılmaları istendi. İnsanlar bu iş için toplandılar, silahlanıp Mizze düzlüğüne gittiler. Melikü'l-Ümera Ali de maiyetiyle birlikte Babü'l-Cabiye dahilindeki konağından hareket etti. Güzel bir görünümü vardı, silahlanmıştı. Oğlu Emir Nasirüddin Muhammed ve korumaları da berabe-rindeydi. Naib vekili ve hacibler, otağına kadar ona eşlik ettiler. Bu konuyu onunla görüşüp istişarede bulundular. Bazı kimseler ise gönüllü olarak sefere çıktılar. O günde âdet gereği Kadilkudat Taceddin eş-Şafiî, insanlara bir hutbe irâd etti ve onları cihada teşvik etti. Kölelerinin başlarına miğfer, vücutlarına zırh giydirdi. Kendisi de insanlarla birlikte Beyrut'a gitmek niyetindeydi. Hamd ve minnet Allah'adır. Akşam olunca insanlar evlerine döndüler. Denizde görülen gemilerin savaş gemileri olmayıp ticaret gemileri olduklarına dair haber gelince rahatladılar. Ama savaşa muazzam bir şekilde hazırlandıkları görüldü. Allah'a hamd olsun. Safer ayının başında pazar gecesi, son zamanlara kadar Haleb na-ibliği yapmış olan Emir Seyfeddin Şerişî, askerlerin gözetimi altında Dımaşk'a getirilerek Dârüssaâde Sarayına götürüldü. Burada Haleb'teki naiblik görevinden azledilerek Trablus'a sevkedildi. Onu Trablus'a götürmekle Emir Alaeddin b. Subh görevlendirildi.

Bu sene safer ayının yedisinde salı günü Şeyh Cemaleddin b. Neba-te Mısır'daki Melikü'l-Mansur Kalavun Hastahanesinde vefat etti. O kendi zamanındaki şairlerin sancaktan idi.

Safer ayının sekizinde gece vakti saray hapishanesinde bulunan tutuklular kaçtılar. Aynı günün sabahında yöneticiler, onları yakalamak için peşlerine adam saldılar. Kaçanlann çoğu yakanarak şiddetlice falakaya yatınldılar ve tekrar zindana iade edildiler.

Safer ayının onbeşinde çarşamba günü Dımaşk şehrinde duyuru yapılarak Franklann tüfek, ok ve benzeri şeylerle muamele etmemeleri emredildi. Aynı günün akşamında Dârüzzehep konağında naib vekili Emir Zeyneddin Zübale ile görüştüm. Kıbrıs sahibinin yıldız falına baktırdığını ve Kıbns'ın elinden alınacağım gördüğünü postanın kendisine anlattığını söyledi. Bunun üzerine Kıbns sahibi, yanında bulunan Müslüman esirleri iki gemiye bindirip Yelboğa'ya göndermiş ve yanında yaşlı veya küçük bir Müslümanı gizleyenin öldrüleceğini ilan etmişti. Onun amacı, ülkesindeki bütün esirleri Kıbrıs'tan göndermekti.

Ayın onbeşinde çarşamba günü akşamleyin Kadilkudat Cemaleddin el-Meslatî el-Malüa, Mısır diyanndan Dımaşk'a geldi. Bu zat daha önce de Maliki kadılığı yapmış, geçen sene ramazan ayının sonlannda azledilmiş, hacca gitmiş, sonra kendisine yardımcı olacak birini bulmak amacıyla Mısır diyanna gitmiş, fakat kendisini kabul edecek birini bulamamıştı. Bazı hacibler onun aleyhinde iddialarda bulunmuş ve kendisi kötü durumlarla karşılaşmıştı. Sonra Şam'a gitmiş ve Emevi Camii'nin kuzeyindeki Kamiliye türbesine konuk olmuş, oradan da kızının evine geçmişti. Aleyhinde davalar, iddialar, talepler çok olduğu gibi kendisiyle uzlaşanlar da olmuştu. Allah akibetini hayreylesin.

Pazar günü ikindiden sonra Emir Seyfeddin Tayboğa et-Tavil, Ku-düs-ü Şeriften Dımaşk'a geldi. Ablak Sarayına konuk oldu. İki veya üç gün sonra atanma fermanı Mısır diyarından gelince Hama naibliğine gitti. Emir Seyfeddin Megliboğa'nm Dımaşk naibliğine karşı Halep naibliğine atandığına dair haberler de Dımaşk'a ulaştı. Dımaşk'ta kendisine oldukça fazla ikram ve bağışlarda bulunulduğu, itibar gösterildiği, çok miktarda mal, para, at, kumaş ve anlatımı imkansız denecek kadar hediye bahşedilmişti. Dımaşk'ta da Mısır baş hacibi Emir Seyfeddin Akça Timur Abdülganî görevinin başında bırakılmış, haciblik görevinin kendisinden boşalması üzerine bu göreve, Yalboğa'nın saray üstadı Emir Alaeddin Tayboğa atanmıştı. Bu üç emire aynı günde hü'at giydirilmişti.

Rebiyülevvel ayının onbirinde pazar günü Dımaşk şehrinde Haçlıların yeniden İskenderiye şehrine saldırdıkları haberi yayıldı. Mısır diyarından gelen posta da bu haberi verdi. Bunun üzerine Dımaşk'ta bulunan Haçlı Franklar göz altına alınarak kaleye hapsedildiler. Mallarına ve mülklerine de el konuldu. Kadilkudat Taceddin eş-Şafiî'nin bana verdiği habere göre bu işin aslı şuymuş: Venedikli yedi ticaret gemisi Mısır'a gelmişler, orada alış veriş yapmışlardı. Emirü'l-Kebir Yelboğa, bu gemilerden birinin Kıbrıs sahibine ait olduğunu duyunca, "O gemiyi bana teslim edin" diye Franklara haber göndermişti. Ancak Franklar bu emri yerine getirmemişler ve gemilerinin başlarına koşmuşlardı. Bunun üzerine Emirü'l-Kebir peşlerine savaşçılarla dolu altı gemi takmıştı. Bu altı gemi ile Haçlıların gemileri denizde karşılaşmışlar, iki taraftan bir çok insan ölmüştü.

Ama Haçlıların ölüleri Müslümanların ölülerinden daha fazlaydı. Sonra Haçlılar, beraberindeki eşyalarla birlikte kaçıp gitmişlerdi. Dımaşk naibi de olan emir Ah Mübarek, askerleri, oğlu ve köleleriyle birlikte alayiş ve debdebe içinde Dımaşk'a geldi. Daha sonra dönüp gitti. Saltanat naibi faaliyetine devam etti. Nihayet gidip Beyrut'ta durdu. Beyrut'un işlerini düzene soktu ve çabucak geri döndü. Frankların savaşmak üzere Trablus'a geldiklerini ve limandaki Müslüman gemilerinden birini zaptettiklerini, sonra da bunu yaktıklarını haber aldım. Bu olay Müslüman halkın gözleri önünde cereyan etmişti. Ancak Müslümanlar gemiyi savunamamış ve onlara karşı koyamamışlardı. Franklar geri dönüp gitmişler, üç Müslümanı da esir almışlardı. İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciun.