Br durum îiçüncü cuma gününde tahakkuk etti. Sonra bu işin bu sene zilkade ayının yirmidördünde olduğu anlaşıldı. Hutbe, Derbü'l-Belâğa'daki Derbü'l-Hacer mescidinin Ön tarafında, Şam naibi Seyfed-din Mengliboğa'nın yenilediği ve onardığı camide okundu. Burası Bab-ı Keysan dahilindeydi ve açılışı yeni yapılmıştı. Halk bu mescide Şazurî mescidi diyordu. İbn Asâkir'in tarihinde ise buraya Mescid-i Şehrezorî denilmektedir. Bu mescit eskimiş, köhneleşmiş ve uzun zamandan beri de terkedilmişti. Buraya çok az sayıda insan geliyordu. Şam naibi, genişletme ve onarma faaliyetlerine mescidin kıble tarafından ve tavanından başladı. Şimal tarafındaki avlusu parke taşlarıyla döşendi. Revaklan cami revakı şekline sokuldu. Dahildeki kapıları âdet gereği eski haliyle bırakıldı. Bunun iç tarafında, doğu ve batı olan ayrıca kemerleri ve sütunları bulunan büyük bir revak vardı.
Burası çok eskiden kiliseydi. Hicretin 500. senesinden önce sahiplerinden alınarak mescit haline getirilmiş ve günümüze kadar bu halde kalmıştı. Onarımı tamamlanıp oraya kanallardan su bağlanınca içine bir minber yapıldı. O gün saltanat naibi saraydan çıkıp taht-ı revana binerek şehre girdi. Bab-ı Key-san'dan Yahudi mahallesine hareket etti. Oradan da mezkur camiye geldi. Kadılar, ayan tabakasına mensup kimseler, havas ve avamdan bir takım kişiler, saltanat naibinin etrafında halka oluşturdular. Buranın hatipliğine Naciye Medresesinin müderrisi, Emevî Camii'ndeki Hanefî imamı Şeyh Sadreddin b. Mansur el-Hanefî atandı. Birinci ezan okunduğunda henüz mescide gelmemişti. O gün cemaate saltanat naibinin emri üzerine Kadilkudat Cemaleddin el-Hanefî el-Küfrî, hutbe irâd etti. Zilhicce ayı başında Cenâb-ı Allah, Dımaşklılan vebadan kurtardı.
Hamd ve minnet O'nadır. Her ne kadar bazı ölümler olduysa da, bunlar normal ölümlerdi. Artık kimse vebaya yakalanmıyordu. Ölümler, normal ve mutad hastalıklar yüzünden oluyordu.

