El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Şeyh Şemseddin B. Kayyım El-Cevziye'nin Biyografisi

Receb ayının önüçünde perşembe gecesi yatsı ezanı vaktinde sahibimiz şeyh imam allame Şemseddin Muhammed b. Ebu Bekir b. Eyyup ez-Zer'î vefat etti. Kendisi Cevziye'nin imamı ve buranın kayyımının oğluydu. Ertesi gün öğle …

Receb ayının önüçünde perşembe gecesi yatsı ezanı vaktinde sahibimiz şeyh imam allame Şemseddin Muhammed b. Ebu Bekir b. Eyyup ez-Zer'î vefat etti. Kendisi Cevziye'nin imamı ve buranın kayyımının oğluydu. Ertesi gün öğle namazından sonra Emevî Camii'nde cenaze namazı kılındı. Babü's-Sağir Mezarbğı'nda annesinin^mezarının yanına defnedildi. Allah rahmet etsin. Kendisi hicretin 691. senesinde doğmuş, hadis dinleyip ilimle iştigal etmiş, bir çok ilimde, özellikle tefsir, hadis, usul-ü fikıh ve usul-ü hadiste ilerlemişti. Şeyh Takiyyüddin İbn Teymi-ye, hicretin 712. senesinde Mısır diyarından Dımaşk'a geldiğinde derslerine devam etmiş, Şeyh İbn Teymiye'nin vefatına kadar kendisinden yararlanmış ve büyük miktarda ilim tahsil etmişti. Daha önceki tahsili de buna eklenince büyük bir alim olmuş, kendi babında bir çok ilimde eşsiz bir insan haline gelmişti. Ayrıca gece ve gündüz talebeler çokça yanına geliyor, ondan ders alıyorlardı. Allah'a çokça yalvarıp yakaran bir insandı. Kıraati güzel, huyu güzel, sevecen ve hiç kimseyi kıskanmayan, kimseye eziyet etmeyen, kimseyi ayıplamayan, kimseye Öfke duymayan bir insandı. Ençok kendisine arkadaşlık etmiş, onu en çok seven de ben olmuştum. Bu zamanımızda dünyada onun kadar çokça ibadet eden başka birini bilmiyorum. Namazda kendine has bir metodla uzun uzadı-ya durur, rüku'unu ve sücudunu uzatırdı. Bazan bir çok arkadaşı kendisini bu halinden ötürü kmardı. Ama o bu tutumundan vazgeçmezdi.

Allah rahmet etsin. İrili ufaklı bir çok eseri vardır. Kendi güzel yazısıyla da çok kitap yazmıştır. Başkasının onda birini dahi elde edemeyeceği çok sayıda selef ve halef kitabını elde etti. Kısaca bütün hal ve hareketlerinde, işlerinde ve durumlarında eşi bulunmaz ve parlak bir şahsiyet idi. Hayırlı hal ve güzel huy-u hakimdi. Allah kendisini bağışlasın ve kendisine rahmet etsin. Şeyh Takiyyüddin İbn Teymiye'nin benimsediği şekilde talak meselesinde fetva vermeye teşebbüs ederdi. Bu yüzden anlatımı burada uzun sürecek meseleler kendisiyle Kadilkudat Takiyyüddin es-Sübkî ve diğerleri arasında cereyan etmişti. Vefat ettiğinde cenazesine büyük bir kalabalık iştirak etmişti. Allah rahmet etsin. Cenaze merasiminde kadılar, ayan tabakasına mensup kimseler, havastan ve avamdan salih insanlar hazır bulunmuşlar, tabutunu taşımak için insanlar birbirlerine izdiham meydana getirmişlerdi. Vefat ederken altmış yaşını tamamlamıştı. Allah rahmet etsin.

Şaban ayının onikisinde pazartesi günü Şerefüddin Abdullah b. Şeyh İmam Allame Şemseddin b. Kayyım el-Cevziye, vefat eden merhum babasının yerine Sadriye Medresesi'nde faydalı bir ders verdi. İlmin ve alimlerin faziletine dair güzel açıklamalarda bulundu.

Bu konuda anlatacaklarım burada sona ermektedir. Doğrusunu Yüce Allah daha iyi bilir.

200 seneden beri misli görülmemiş olup bu senenin şaban ayında Emevî Camii'nde meydana gelen garip ve acaip bir hadise meydana geldi. Şöyle ki: Artık bu senenin beraet gecesinde Emevî Camii'nde diğer gecelerde olduğu gibi sadece bir kandil yakıldı. Önceki senelerdeki beraet gecelerinde ise bir çok kandil yakılmaktaydı. Bu adet iptal edildi. Hamd ve minnet Allah'adır. Bu uygulamaya ilim ehli ve dindarlar çok sevindiler. Bu çirkin bid'atm iptali sebebiyle Yüce Allah'a şükrettiler. Çünkü bu sebeple şehirde çok kötülükler cereyan, ediyor, Emevî Ca-mii'ne sığınılıyordu. Sultan Melikü'n-Nasır Hasan b. Melikü'n-Nasır Muhammed b. Kalavun'un fermanıyla bu çirkin adete son verildi. Allah, onun hükümdarlığını ebedi kılsın. Devletini sağlanıl aştırsın. O zamanlar Mısır diyarında ikamet etmekte olan Emir Hüsameddin Ebu Bekir b.

en-Necibî bu işin gerçekleşmesi için çok çaba sarfetmişti. Allah, yüzünü ak etsin. Ben de onun yanında bu bid'ate karşı Şeyh Takiyyüddin İbn Teymiye'nin kendi el yazısıyla yazdığı bir fetvayı ayrıca Şeyh Kemaled-din b. Zemlekânî'ye ait bir fetvayı ve başkalarına ait fetvaları gördüm. Hepsi de bu bid'atın ortadan kaldırılmasını öngörüyorlardı. Cenâb-ı Allah bu fetvaları uygulamaya koydurdu. Hamd ve minnet kendisinedir. Bu çirkin bid'at 450. hicrî seneden zamanımıza kadar insanlar arasına yerleşmişti. Nice fakihler, kadılar, müftüler, alimler, abidler, emirler, zahidler, saltanat naibîeri ve diğerleri bunu ortadan kaldırmak için uğraş vermişlerdi ama bu adetin ortadan kaldırılması, ancak bu senede müyesser oldu. Yüce Allah'tan bu çirkin adete son veren sultana uzun ömürler vermesini diliyoruz ki, Emevî Camii'nde beraet gecelerinde çok sayıda kandil yakma bid'atini ortadan kaldırma durumunda zamanın sultanının öleceği safsatası zihinlerine yerleşmiş olan cahiller, bunun hakikatinin ve delilinin bulunmadığını, sadece mücerret bir vehim ve hayal olduğunu anlasınlar.

Ramazan ayı başında uzun zamanlardan beri fakihler ve medreselerle ilgili olarak misli görülmemiş garip bir olay cereyan etti. Şöyle ki: İbn Salih el-Hanbelî, Salihiye Medresesi'nde vefat etti. Elinde salihiye mahallesindeki Hanbelîlere ait Dahiye Medresesi'nin yan müderrisliği vardı. Diğer yarısı ise Şeyh Şerefüddin b. Kadı Şerefüddin el-Hanbelî'ye aitti. Bu zat, Dımaşk'taki Hanbelîlerin şeyhiydi. Ferman çıkartarak diğer yan müderrisliği de eline geçirdi. Daha önceleri Hanbelî Kadısı Ala-eddin b. Menca'dan yetki almıştı. Bunun üzerine Kadilkudat Cemaled-din el-Merdavî elHanbelî, kendisine karşı çıkarak Dahiye Medrese-si'ne naibi Şemseddin b. Müflih'i atadı. Orada bu günün ilk saatlerinde kadilkudat ders verdi. Öte yandan Şafiî, Malikî ve Hanbelî kadılan, adı geçen Şeyh Şerefüddinle birlikte saltanat naibinin yanma gittiler. Durumu ona anlattılar. Şeyh Şerefüddin'in müderrisliğe atanmasına saltanat naibi karar verdi. Diğer kadılar ve bazı hacibler mezkur medreseye giderek Şeyh Şerefüddin'in hizmetinde bulundular. Dersini dinlediler. Faziletli insanlar ve ayan tabakasına mensup kimseler onun dersini dinlediler. O da dersinde bir çok faziletleri anlattı ve insanları istifade ettirdi. Dinleyiciler onun buraya müderris olmasına çok sevindiler.

Şevval ayında hacca gidenlerle birlikte bu senede Mısır diyarının naibi ve memleket idarecesi Emir Seyfeddin Yelboğa^en-Nasırî de bir grup ümerayla birlikte hacca gitmişti. İnsanlar yola/Koyulduktan sonra bir grup ümera Seyfeddin Yelboğa'nm kardeşi Eihir Seyfeddin Men-cük'e karşı harekete geçtiler. Seyfeddin Mencük, memleketin veziri ve saray üstadı olup aynı zamanda devletteki bir nevi ihtiyaç kapısıydı, ihtiyaç sahipleri, onun yanına altın ve hediyelerle giderlerdi. Harekete geçen emirler onu tutukladılar. Bu ayın sonunda bu haberi posta vasıtasıyla Şam'a ulaştırdılar. Bundan bir kaç gün sonra da Emir Seyfeddin Şeyhun Mısır'dan Dımaşk'a getirildi ve Dımaşk kalesine konuldu. Bu, Mısır devletinin büyük emirlerindendi. Bir gece sonra Dımaşk kalesinden alınarak İskenderiye'ye götürüldü. Doğrusunu Allah bilir. Posta haber getirerek Mencük'ün ve Şeyhun'un Şam'daki divanlarına el konulmasını bildirdi. Bu ikisinin selamette kalmalanndan ümit kesildi. Aynı şekilde gelen haberler de Yelboğa'nın da yolda tutuklandığı, kılıcının sultana gönderildiği bildiriliyordu.

Mısır diyanndan bir emir Dımaşk'a gelerek oradaki ümeraya, sultana itaat edeceklerine dair yemin ettirdi. Aynı şekilde Haleb'e giderek oradaki ümeraya da yemin ettirdi. Daha sonra Dımaşk'a döndü. Ardından dönüp Mısır diyarına gitti. Naiblerden ve emirlerden çok miktarda mal ve para toplamıştı. Bu senenin zilkade ayının yirmisinde perşembe günü iki büyük ve önde gelen Şamlı emir olan Şehabeddin Ahmed b. Subh ile Melik As, saltanat naibi ve ümeranın gözlerinin Önünde Dârüssaâde Sarayında tutuklanarak Mansure kalesine götürüldü. Dârüssaâde Sarayından yaya olarak Darü'lHadis tarafından kale kapısına götürülerek orada zincire vurulup zindana atıldılar. Sultanın Mısır diyarında Kadı Alemüddin Zeynuru vezirliğe tayin ettiğine ve kendisine kıymetli bir hü'at giydirdiğine dair haber Dımaşk'a ulaştı. Önceki asırlardan bu yana böylesine kıymetli bir hil'atin bir vezire giydirildiği duyulmamıştı. Alemüddin Zeynur göreve başladı. Ümeraya ve önde gelen devlet erkanına da hil'at giydirildi. Aynı şekilde Emir Seyfeddin Tayboğa'ya da hil'at giydirildi ve Mısır diyarında Düveydariye görevine iade edildi. Önde gelen bir emir olarak yeniden bu göreve atanmış oldu.

Bu senenin zilhicce ayının ilk günlerinde Suğd naibi Şihabüddin Ahmed b. Müşiddü'ş-Şaraphanat'ın Mısır diyarına çağırıldığına dair haber etrafa yayıldı. O da bu çağrıya icabet etmedi. Ahdi bozdu. İçinde bulunduğu kaleyi tahkim etti. Çok miktarda takviye ve teçhizat edindi. Orada ikamet edişi ve çağrıya icabet etmeyişi sebebiyle de kalede bir çok eşyayı stok etti. Daha sonra posta Dımaşk

naibine gelerek kendisinin ve bütün Dımaşk askerlerinin Şihabüddin Ahmed üzerine gitmeleri emri-

ni tebliğ etti. Daha sonra Şihabüddin'i ele geçirmek için hazırlanan askerler harekete geçtiler.

Sancaklarının altında yol almaya başladılar. Biraz yol aldıktan sonra saltanat naibi fikir değiştirerek

onları Dımaşk'a geri çevirdi. Bu hususta büyük tecrübe sahibiydi. Daha sonra 4.000 kişilik bir

süvari birliğini Suğd naibinin üzerine sevk etme karan alındı.

Bu senenin zilhicce ayının onikisinde perşembe günü Mina'da çok garip bir olay meydana geldi.

Şöyle ki: Mısır emirleriyle Şam emirleri, Yemen hükümdarı Melikü'l-Mücahid'e karşı isyan ettiler.

Muhasser vadisi yakınlarında savaştılar. Neticede Yemen hükümdarı Melikü'l-Mücahid esir alınarak

zincire vurulup Mısır'a görderildi. Hacılardan gelen mektuplarda da bu durum anlatılıyordu.

Zilhicce ayının sonlarında Haleb naibi Emir Seyfeddin Ergun el-Kâmilî'nin bazı köleleri ve

adamlarıyla birlikte Haleb'ten yola çıktığına dair haber etrafa yayıldı. Haleb askerleri onu geri

çevirmeye yeltendi-lerse de bunu başaramadılar, çokları yaralandı. Bir kısmı da öldürüldü. İnnâ

lillâh ve innâ ileyhi râciun (Doğrusu biz Allah'a aidiz ve O'na dönücüleriz.) Naib yoluna devam etti,

amacı Seyfeddin Yelboğa ile hac dönüşü yolunda buluşmak ve onunla birlikte Dımaşk'a gelmekti.

Şayet Dımaşk naibi Suğd şehrini kuşatmakla meşgul ise buraya aniden hürüm edip şehri ele

geçireceklerdi. Beraberindekilerle birlikte yola kovulduğunda her taraftan yol kesiciler kendisini

yakaladılar. Eşyalarım vasmaladılar. Az sayıdaki köleleriyle birlikte bir akıncı birliği halinde

kaldılar Hama'ya uğradı ki, oranın naibim kovsun, ancak naib ona kar-direndi Kendini savundu, bu

defa Humus'a uğradı, bizzat sultanın vanına gitmeyi düşündü. Humus naibi gelip bazı hacibler ve

1.000'lerce askerle kendisini karşıladı. Zilhicce ayının yirmiyedısınde cuma günü namazdan sonra

büyük bir debdebe ve alayişle Dımaşk'a girdi. Dârus-saâde Sarayına konuk oldu. Bu konuda

anlatacaklarımız burada sona ermektedir.