Receb ayının sekizinde pazartesi günü aralarında Şeyh Takiyyüddin b. Teymiye'nin de bulunduğu kadılar ve alimler sarayda saltanat naibinin huzurunda toplandılar. İbn Teymiye'nin Akidetü'lVasıtiye, adlı eseri okundu. Eserin bazı yerleri üzerinde duruldu. Tamamının okunması ikinci oturuma bırakıldı.
Ayın onikisinde cuma günü namazdan sonra tekrar oturum düzenlendi. Oturumda Şeyh Safiyyüddin el-Hindî de hazır bulundu. İbn Teymiye ile bu konularda çok konuştu. Ama nehir suyunu tarlaya aktaran dolap bu dgfa denizle karşılaşmıştı, Sonra hiç iltimas yapmaksızın kendisini sorgulaması için Şeyh Kemaleddin b. Zemlekanî'nin muhakkik olarak tayin edilmesi hususunda anlaştılar. Ondan bahsettiler. İnsanlar Şeyh Kemaleddin b. Zemlekanî'nin faziletlerini, zihninin mükemmeliğini, araştırmasının güzelliğini, sitayişle anlattılar. İbn Teymiye konuyu onunla tartıştı. Onunla konuştu. Sonra Akidetü'l-Vasıtiye adlı eserinin kabulü üzerinde anlaşmaya varıldı. Ve oturum böylece sona erdi. Şeyh b. Teymiye de saygı ve ikram görerek evine döndü. Duyduğuma göre halk, bu gibi hallerdeki adetleri üzerine İbn Teymiye için Babünna-sırdan Kassaine kadar olan mıntıkada onun için mum yakarak karşılama töreni düzenlemişti.
Bu toplantıların yapılmasına sebep, sultanın bu konuda gönderdiği bir mektuptu. Malikîlerin kadısı İbn Mahluf, Şey-hü'1-Caşnigir Nasır elMenbici ve diğer İbn Teymiye düşmanları bu mektubu yazmasını sultana önermişlerdi. Çünkü Şeyh İbn Teymiye Menbici'nin aleyhinde konuşuyor ve onun İbn Arabî itikadına mensup olduğunu söylüyordu. İbn Teymiyeyi çekemeyen bir fukaha grubu vardı. Zira îbn Teymiye devlet erkânı nezdinde itibarlıydı. Sadece kendisi iyiliği emrediyor. Kötülüğü men ediyordu. İnsanlar da ona itaatta bulunuyorlardı. Onu çok seviyorlar, çok kimseler onun peşinde gidiyordu. Kendisi de hakkı yerine getiriyordu. İlim ve amel sahibiydi. Saltanat naibinin hazır bulunmayışı yüzünden Dımaşk'ta da çok karışıklıklar ve fitneler meydana gelmişti. İbn Teymiyenin arkadaşlarından bir topluluğu kadı efendi huzuruna çağırmış, bazısını cezalandırmıştı.
Sonra Şeyh Cemaleddin el-Mizzî Nesir kubbesinin altında istiska (yağmur duası) sebebiyle yapılan toplantıdan sonra Sahih-i Buharî'deki Ef alü'l-İbad kitabının bir kısmını Cehmiye fırkasına reddiye olarak okumuş, orada hazır bulunan bazı fakihler kendisine kızmışlar ve onu Şafiî Kadısı İbn Saserî'ye şikâyet etmişlerdi. Şafiî Kadısı İbn Saserî'de Şeyh Mizzî'nin düşman: idi. Bu şikayet üzerine onu zindana attı. İbn Teymiye durumdan haberdar olunca çok üzüldü. Zindana gitti ve Şeyh Mizziyi kendi eliyle zindandan çıkardı. Saraya gitti. Kadı îbn Saserî'yi orada buldu. Şeyh Cemaleddin el-Mizzî'nin zindana atılması yüzünden tartıştılar, îbn Saserî onu tekrar zindana geri göndermek zorunludur diye yemin yetti. Şayet bunu yapmazsan kadılıktan istifa ederim dedi. Naib de onun gönlünü hoş tutmak için Şeyh Cemaleddin el-Mizzî'nin tekrar zindana götürülmesini emretti.
Kavsiye de onu yanında birkaç gün tuttuktan sonra serbest bıraktı. Saltanat naibi Dımaşk'a geri geldiğinde İbn Teymiye kendisi ve arkadaşları hakkında onun yokluğunda yapılan haksızlıkları anlattı. Saltanat naibi bu duruma çok üzüldü. Şehirde bir duyuru yaptırarak hiç kimsenin akaid konusunda konuşmaması gerektiğini istedi. Şayet bu konuları ele alan olursa canı ve malı mubah olur, evi ve dükkânı yağmalanır, diye tehdit etti. Bunun üzerine ortalık sa-kinleşti. İbn Teymiye'nin bu üç oturumda cerayan eden münazaraların keyfiyetine dair yazdığı bir risaleyi gördü.
Sonra şaban ayının yedisinde sarayda üçüncü oturum düzenlendi. İbn Teymiye'nin Vasitî akidesi adlı kitabının makbul olduğu hususunda kanaat ve fikir birliği etti. Aynı günde mezkur oturumda bulunan Şeyh Kemaleddin b. Zemlekanî'nin yaptığı konuşmadan ötürü Kadı İbn Saserî görevinden istifa etti. Sonra şabanın yirmi altısında İbn Sase-rî'nin -Münbicinin önerisi üzerine- kadılığa yeniden atandığına dair sultan fermanı geldi. Sultanın gönderdiği bir mektupta da şunlar yazılıydı: "Biz, İbn Teymiye hakkında düzenlenen oturumda nelerin konuşulduğunu duyduk. Onun selefi mezhebinden olduğunu anladık. Bu oturumların düzenlenmesi ile biz onun kendisine isnad edilen şeylerden temize çıkarılmasını amaçlamıştık."
Ramazanın beşinde pazartesi günü sultanın bir başka mektubu geldi. Bu mektupta Caan'm döneminde İbn Teymiye ile Kadı İmamed-din el-Kazvinî hakkında olup biten şeylerin açığa çıkarılması, îbn Teymiye ile Kadı İbn Saserî'nin Mısır'a gönderilmesi isteniliyordu. Bunun üzerine İbn Teymiye ile İbn Saserî posta arabasıyla Mısır'a gönderildiler. İbn Teymiye yola çıkarken arkadaşlarından bir kısmı yanında bulunuyorlardı. Düşmanlarının ona zarar vermesinden ötürü korkup ağladılar. Saltanat naibi İbn Efrem ona, Mısır'a gitmemesini tavsiye etti ve "Bu hususta ben sultana bir mektup yazarım. Meseleyi tatlıya bağlarım" dediysede İbn Teymiye buna yanaşmadı. Mısır'a gitmesinde büyük yararlar ve çok maslahatlar olacağını söyledi. Mısır'a yönelince onu görmek ve onunla vedalaşmak için insanlar izdiham meydana getirdiler.
Öyle ki evinin kapısından Cesvere yakınlarına Dımaşk ile Kesve arasına büyük bir kalabalık halinde akın ettiler. Kimi ağlıyor, kimi üzülüyor, kimi gezip dolaşıyor, kimi onun hakkında aşın Övgüler yağdırıyor, izni-dam meydana getiriyorlardı. Cumartesi günü Şeyh İbn Teymiye Gazze-ye girdi. Gazze Camii'nde büyük bir vaaz meclisi kurdu. Sonra İbn Saserî ile birlikte Kahire'y© gitti. Gönüller onunla beraberdi. Gönüller ona takılmıştı. İbn Saserî ile birlikte ramazanın ikisinde pazartesi günü Mısır'a girdi. Bîr rivayette anlatıldığına göre perşembe günü girmişlerdir. Mısırda cuma günü namazdan sonra kalede İbn Teymiye için bir oturum düzenlendi. Bu oturumda kadılar ve devlet büyükleri de hazır bulundular İbn Teymiye adeti üzere konuşmak istedi. Araştırma inceleme ve konuşma yapma imkânı bulamadı.
Şems b. Adnan ona hasbi hasım oldu. İbn Mahluf el-Malikî'nin huzurunda onun aleyhinde iddialarda bulanarak onun "Allah hakikaten arşın üstündedir. Allah ses ve harfle konuşur" dediğini ileri sürdü. Kadı da İbn Teymiye'den cevap istedi. İbn Teymiye Allah'a hamdü sena da bulunmaya başladı. Kendisine "Hutbe irad etmen için seni buraya getirmedik. Sen cevabım ver." denildi- O da "Benim hakkımda hüküm verecek hakim kimdir?" diye sordu. Ona, hakimin Malikî kadısı olduğunu söylemeleri üzerine "Sen hası-nıimsın. Benim hakkımda nasıl hüküm verirsin?!" diye cevap verdi. Hakim çok öfkelendi. Rahatsız oldu. Aleyhinde tutuklama kararı verdi. Kalede birkaç gün hapsedildi. Sonra bayram gecesi Cüb diye bilinen meşhur hapishaneye kardeşi Şerefüddin Abdullah ve Zeyneddin Abdurrah-manla birlikte nakledildi.
ibn Saserî'ye gelince o, Mısır hakimi Caşnigir'in Şeyhi Münbicî'nin tavsiyesi üzerine yeniden kadılığa atandı. Zilkade ayının altısında cuma günü Dımaşk'a döndü. Ama gönüller ona kızgın, nefisler ona karşı nefretle doluydu. Kadılığa atanma fermam Emevi Camii'nde okundu Daha sonra İbn Teymiye'yi yeren ve onun akideye muhalefet ettiğini bildiren bir mektup okudu. Bu mektubun Şam beldelerine ilan edilmesi isteniliyordu. Mezhebindeki kimselerin kendisine muhalefet etmeleri zorunlu hale getiriliyordu. Bu durum Mısır'da da ayniyle vaki olmuştu. Caşnigir ile Şeyhi Nasr elMünbicî, İbn Teymiye'nin aleyhinde bulunmuşlar. Bir grup fakih ve fukarada bu hususta onlara destek vermişlerdi. Her tarafa yayılan bir çok fitne ve kargaşa meydana gelmişti. Fitnelerden Allah'a sığınırız. Bu yüzden Mısır diyarında Hanbelîler çok tahkir edildiler. Kadılarının ilmi az, sermayesi kıttı. Bu kadı, Şerefüddin el-Harranî idi. Bu sebeble arkadaşlarının başına gelen, kendilerinin de başına geldi. Halleri aynı oldu.
Ramazan ayında Harem-i Nebevî'deki hizmetkârların başkanından sultana bir mektup geldi. Bu mektupta Babüsselam yanında abdest alma yerinin bitişiğinde bir minare yapımına para temin etmek için Harem-i Nebevî'deki bir miktar kandilin satılması hususunda izin isteniliyordu. Sultan bu izni verdi. Kandiller arasında ağırlıkları 1.000 dinar olan iki altın kandil vardı. Bunlar satıldı. Minarenin yapımına başlandı. Haremin kadılığına Siraceddin Ömer hatiplik göreviyle birlikte atandı. Bu husus Rafizîlerin çok ağırına gitti.
Zilkade ayının onikisinde perşembe günü Mısır'dan posta geldi. Postanın getirdiği fermanlar arasında Şemseddin Muhammed b. İbrahim b. Davud el-Ezrar'ın, azledilen Şemseddin b. Hüseynî'nin yerine Hanefî kadılığına atandığına, Şeyh Burhaneddin b. Şeyh Taceddin el-Fezarî'nin de vefat eden amcası Şeyh Şerefüddin'in yerine Dımaşk hatipliğine atandığına dair fermanlar vardı. İkisine de bu görevleri için hil'at giydirildi. Zilkadenin onüçünde cuma günü görevlerine başladılar. Şeyh Burhaneddin güzel bir hutbe irad etti. Hutbesinde halk ve ayan tabakası hazır bulundular. Beş gün sonra hatiplik görevinden istifa etti. Elinden alınmak üzere çağırıldığını duyunca Bederaniye Medre-sesi'nin müderrisliği görevinde kalmayı tercih etti. Hatiplik makamı boş kaldı. Hatip naibi cemaata namaz kıldırıyor v© hutbe irad ediyordu. Kurban bayramı geldi. O zaman hâlâ hatiplik makamı boş bulunuyordu. Saltanat naibi buraya bir görevli atanması için sultana bir mektup yazdı. Gelen cevabî mektupta Şeyh Burhaneddin'in bu görevi yapmakla yükümlü kılındığı bildiriyor ve şöyle deniliyordu : "Onun ehliyet ve yeterliliğini biliyoruz. Ayrıca Baderaniye Medresesi müderrisliğine de devam etmesi irademizdir"
Bu göreve Cemaleddin b. Rahbî el-Kaysî başladı. Baderaniye Med-resesi'nde çalıştı. Orayı ele geçirdi ve mütekaib senede sultanın ferma-nıyla bu medresenin müderrisliğine başladı. Bunun üzerine Şeyh Bur-
haneddin el-Fezarî hatiplikten istifa etti. Evine kapandı. Saltanat naibi hu hususta ona mektup yazdı. Ama o istifada kararlı olduğunu, hatiplice bir daha dönmeyeceğini, bu görevi ifa etmekten aciz kaldığını kesin olarak bildirdi. Saltanat naibi işin ciddi olduğunu anlayınca onu medresedeki müderrislik görevine iade etti. Zilhicce ayının ilk on gününde bu hususta ona bir resmî yazı yazdı. Şemseddin b. Hatirî'yi, İbn Zemle-kanî'nin yerine hazine nazırlığına atayıp hil'at giydirdi.
Bu senede Emir Şerefüddin Hasan b. Haydar insanlara hac ettirdi.

