Eksem: "Ya Rasûlallah, onunla aramızdaki benzerliğin bana zarar vermesinden korkarım.» deyince Hz. Peygamber şu cevabı verdi: "Hayır! Sen mü'minsin, o ise kafirdir. İsmail (a.s.)'in dinini ilk defa değiştiren odur. Tapınılmak için putlar dikmiş, putlara hayvanlar adamış, bu adakların sütünü sağmanın, sırtlarına yük vurmanın haram olduğunu söylemiş, Vasile'yi kutsal saymıştır,"
Buharî, Hz. Aişe'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: Rasûlullah (s.a.v.) buyurdu ki:
"Cehennem'in birbirini parçaladığını gördüm. Amr'ı da kendi bağırsaklarını çekip sürürken gördüm. Şaibe (hayvanını) ilk defa salan odur."
Hülasa, demek istediğimiz şu ki: Lanetli Amr b. Luhayy, dinde bid'atlar çıkarmış, bu bid'atlar sebebiyle Hz. ibrahim'in dinini değiştirip tahrif etmiş, Araplar da onun bid'atlarına uymuşlar; böylece apaçık, çirkin ve kötü olan bir sapıklığa düşmüşlerdir. Cenâb-ı Allah, onların bu hallerini Kur'ân'm bir çok yerinde reddedip yermiştir:
"Diliniz yalan yere vasıflandıra geldiği için her şeye, "Şu helal, bu haramdır." demeyin. Sonra Allah'a karşı yalan uydurmuş olursunuz."(en-Nahl, 116.)
"Allah; ne Bahire'den, ne Saibe'den, ne Vasile'den ne de Ham'dan hiç birini meşru kılmamıştır. Fakat küfredenler, Allah'a karşı yalan uydururlar. Onların çoğunun ise akılları ermez." (ei-Mâide, 103.)
"Kendilerine verdiğimiz rızıktan, bilmediklerine hisse ayırırlar. Allah'a andolsun ki, uydurup durduğunuz şeylerden muhakkak sorguya çekileceksiniz." (en-Nahl, 56.)
"Onlar, Allah için, O'nun yarattığı ekin ve davarlardan bir pay ayırdılar ve kendi zanlarma göre; bu Allah'ındır, bu da şirk koştuğumuz or-taklarımızmdır, dediler. Ortaklarına ait olanlar Allah'a ulaşmazdı da, Allah'a ait olanlar ortaklarına giderdi. Ne kötüdür, hüküm edegeldikle-ri şeyler. Ve böylece onların ortakları; ortak koşanlardan bir çoğunu helake sürüklemek, dinlerini karma karışık etmek için; çocuklarını öldürmelerini hoş göstermiştir. Şayet Allah dilemiş olsaydı; bunu yapamazlardı. Artık sen, onları uydurdukları o yalanları ile baş başa bırak.
Onlar kendi zanlarınca; bu davarlar, bu ekinler haramdır. Onları dilediğimizden başkası yiyemez. Bir takım hayvanların sırtları haramdır, dediler. Bir kısım hayvanların üzerine de O'na karşı iftira ederek, Allah'ın admı anmazlar. Allah, yapmakta oldukları iftiraları yüzünden onları cezalandırmaktır.
Bir. de dediler ki: Şu davarların karınlarında bulunanlar, yalnız erkeklerimiz içindir, kadınlarımıza haram
kılınmıştır.
Ölü
doğacak
olurlarsa,
hepsi
ona
ortaktırlar.
Allah,
onların
bu vasıflandırmalarının cezasını verecektir. Muhakkak ki O; Hakîm'dir, Alîm'dir.
Bilgisizlikleri yüzünden, çocuklarını beyinsizce öldürenler ve Al-lah'm kendilerine verdiği rızkı, Allah'a iftira ederek haram sayanlar; gerçekten hüsrana uğramışlardır. Onlar, şüphesiz sapı tıraşlardır. Zaten hidayete erenlerden olmamışlardı." (el-En'âm, 136-140.)
Arapların Cahiliyeti
Buharî, İbn Abbas'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Arapların cehaleti hakkında bilgi sahibi olmak istiyorsan, el-En'âm sûresinin 130. ayetinden sonraki ayetlerini oku: "Bilgisizlikleri yüzünden, beyinsizce çocuklarını öldürenler ve Allah'ın, kendilerine verdiği rızkı, Allah'a iftira ederek haram sayanlar, gerçekten hüsrana uğramışlardır. Onlar, şüphesiz sapıtmışlardır. Zaten hidayete erenlerden olmamışlardı." (ei-En'âm, 140.)
Bu ayetin tefsirini, onların uydurdukları bâtıl ve fasid hükümleri anlatmıştık. Büyükleri mel'un Amr b. Luhayy, bu hükümlerin hayvanların yararına ve rahmetin gereği olduğunu sanmıştı. Aslında o, bu iddiasında yalancı ve iftiracı idi. Bu sapıklık ve cehalete rağmen o bilgisiz ve cahil kimseler, bu uyduruk hükümlere uymuşlardı. Onur ve üstünlük sahibi yüce Allah'ın yanısıra, putlara tapmak gibi bundan daha dehşetli ve daha çirkin başka bir Jrid'ate de uymuşlardı.
Allah'ın, Hz. İbrahim vasıtasıyla gönderdiği dosdoğru, gerçek ve sağlam olan dinini değiştirmişlerdi. Bu din, sadece Allah'a ibadet etmeyi öngörüyor, O'na ortak koşmayı haram kılıyordu.
İlim ve burhana, sahih ya da zayıf herhangi bir delile dayanmaksızın gerek din gerekse haccm prensiplerini değiştirmişler, bu konuda kendilerinden önceki müşrik ümmetlere uymuşlardı. Âdeta Nuh kavmine benzemişlerdi. Allah'a, ilk defa ortak koşan ve ilk olarak puta tapan kavim Nuh kavmidir. Nuh'un kıssasında da anlatıldığı gibi Allah, onları putperestlikten vaz geçirmek için kendilerine Hz. Nuh'u göndermişti. Böylece Hz. Nuh, ilk defa puta tapmayı yasaklamak için gönderilmişti.
"Ve dediler ki: "Sakın, tannlanmzı bırakmayın, Vedd, Suva', Yeğus, Yeûk ve Nesr'den asla vazgeçmeyin." Böylece bir çoğunu saptırdılar. Zalimlere sapıklıktan başka birşeyi arttırma." (NtJh, 23-24.)
İbn Abbas dedi ki: Ayet-i kerimede ismi geçenler, Nuh kavmi arasındaki salih kimselermiş. Vefatlarından sonra halk, mezarlannm yanına gelip ibadet etmeye başlamıştı. Aradan uzun zaman geçince de onlara ibadet edilir olmuştu. Onlara nasıl ibadet edildiğini önceki sayfalarda açıklamış olduğumuz için burada yeniden ele almaya gerek görmüyoruz.
îbn İshak ve diğerleri dediler ki: Araplann, İsmail peygamberin dinini değiştirmelerinden sonra çeşitli kabileler, bu putlan kendilerine tann edindiler:
Vedd, Beni Kelb b. Vebre b. Tağlib b. Hulvan b. İmran b. Elhaf b. Ku-daa'nın tannsı oldu.
Suva', Hüzeyl b. İlyas b. Müdrike b. Mudar'm tanrısı oldu. Bu put, Ruhat denen yere dikilmişti.
Yeğus, Tayy kabilesinin En'am oğullan kolunun ve Mezhac kabilesinden olan Cüreşlilerin tannsı olup Cüreş şehrine dikilmişti.
Yeûk, Yemen'in Hemdan beldesine dikilmiş olup Hemdanlılann bir kabilesi olan Heyvan oğullan tarafından tann olarak kabul edilmişti.
Nesr, Zül Kula' kabilesi tarafından tann edinilmiş olup Himyer diyarına dikilmişti.
İbn İshak'm anlattığına göre Holanhlann (Havlan?) diyannda Am-mi Enes (Amyanis?) adlı bir put varmış. Kendi inançlannın gereği olarak ekinlerinden ve davarlarından, hem o puta hem de Allah'a hisse ayı-nrlarmış. Allah'ın payı Animi Enes'inkine kanşırsa, onu öylece bırakır-larmış. Ammi Enes'in payı Allah'ınkine karışırsa, onu çıkanp tekrar Ammi Enes'in payına katarlarmış. Bunlar hakkında Cenâb-ı Allah, şu ayet-i kerimeyi inzal buyurmuş:
"Onlar; Allah için, O'nun yarattığı ekin ve davarlardan bir pay ayırdılar." (el-En'âm, 136,)
İbn İshak dedi ki: Beni Milkan b. Kinane b. Huzeyme b. Müdrike'nin Sa'd adlı bir putu vardı. Bu put, çöldeki bir kaya parçası olup uzunca ve
yüksekçe idi. Kabilenin adamlarından biri, bereket bulmak amacıyla devesini o puta vakfetmeye gelmişti. Deve, yayılmaktaydı. Putun üzerinde kanlann akmakta olduğunu gören deve, başım alıp kaçmaya başlamış, deve sahibi de öfkelenerek putu taşlamış ve: "Allah, seni mübarek etmesin, devemin kaçmasına sebeb oldun!" demiş, sonra da devesini aramaya başlamış, bulunca da şöyle demiş:
"işimizi yoluna koysun, diye Sa'd'e geldik, Daha da bozdu işimizi, biz ondan değiliz. Sa'd de ne ki, çöldeki bir kaya parçasıdır o, Asla, iyiye ve doğruya çağırmaz insanı o."
İbn İshak'm anlattığına göre Devs kabilesinde de Amr b. Humama ed-Devsî'nin bir putu varmış. Kureyşlilerin de Ka'be yanındaki kuyunun yambaşmda Hübel adında bir putlan varmış. Daha Önce de belirtildiği gibi, bunu lanetli Amr b. Luhayy oraya dikmişti.
İbn İshak'ın ifadesine göre Mekkeliler, Zemzem kuyusunun yanına İsaf ve Naile adında iki put dikmiş olup kurbanlarını onların önünde ke-serlermiş. Rivayetlere göre İsaf ile Naile, Ka'be'de zina yapmışlar. Cenâb-ı Allah da onlan orada taş haline getirmiş.
Abdullah b. Ebi Bekr, Hz. Aişe'nin şöyle dediğini rivayet etmiş: "İsaf ile Naile'nin Cürhümlü bir kadın ile erkek olduklarını, Ka'be'de zina ettiklerini, Cenâb-ı Allah'ın da bu yüzden onları taşa çevirmiş olduğunu hep duymuşuzdur." Doğrusunu Allah bilir.
Onların orada zina yapmalanna, Cenâb-ı Allah'ın fırsat vermediğini, o kötü fiili işlemelerinden önce taşa çevrilmiş olduklannı ve taşlarının da hemen o zaman Safa ile Merve tepeleri yanına dikildiği söylenir.
Huzaahlann başına, Amr b. Luhayy geçince, bu iki putu oradan al-dınp Zemzem kuyusunun yanma getirtmiş ve insanlar da onlan tavaf etmeye başlamış. Bununla ilgili olarak Ebu Talib şöyle demiştir:"Esarilerin develerini ıhdırdıklan yerde, İsaf ile Naile'den sellerin taştığı yerde..." Vakidi der ki: Rasûlullah (s.a.v.), Mekke'nin fethi günü Naile putunun kırılmasını emrettiği zaman, onun içinden saçı başı kanşık, saç-lan yan yanya ağarmış ve yüzünü tırmalamakta olan bir kadın anlayıp oflayarak çıktı.
Süheylî der ki: Eca ile Sülma, Hicaz diyanndaki iki dağın adıdır. Eca, aslında Eca b. Abdülhayy adındaki bir adamın adı olup Sülma binti Hamm adındaki bir kadınla zina yapmış, kendisiyle o kadın, bu iki dağın yanında asılmışlar ve isimleri de bu iki dağa verilmiştir. Eca ile Sülma dağlan arasında, Tayy kabilesinin tannsı olan Kals adlı bir put varmış.
İbn İshak dedi ki: Her aile, tapmak için kendi evine bir put yerleştirmisti. Aileden biri, yolculuğa çıkmak üzere hayvanına bineceği zaman yüzünü puta sürerdi. Yola çıkarken yaptığı son iş, bu olurdu. Yolculuk dönüşünde de çoluk çocuğuyla görüşmeden putun yanma gelir ve ona yüz sürerdi. Cenâb-ı Allah, Muhammed (s.a.v.)'i peygamberlikle görevlendirince Kureyşliler dediler ki:
"Tanrıları bir tek tanrı mı kıldı? Doğrusu bu, şaşırtıcı birşey." (Sâd, 5.)
İbn İshak der ki: Ka'be'yle birlikte tazim ettikleri ve saygı duydukları bazı tağutlar edinmişlerdi. Bunların, tıpkı Kal^e gibi kapıcı ve hizmetçileri vardı. Ka'be'ye kurban takdim edildiği gibi bunlara da takdim edilirdi. Ka'be'yi tavaf ettikleri gibi bunları da tavaf ederlerdi. Bununla beraber Ka'be'ye gösterdikleri saygı daha fazlaydı. Çünkü orası, Hz.İb-rahim'in inşa ettiği ve mescid edindiği bir yerdi.
Kureyşlilerle Kinanelilerin, Nahle mevkiinde Uzza adında bir putları vardı. Bunun bakıcılığını ve kapıcılığını, Süleym kabilesinden olan Şeyban oğulları yapmaktaydı. Bunlar, Haşim oğullarının müttefikleriydiler. İleride de açıklanacağı gibi Mekke'nin fethi gününde Halid b. Velid, bu putu yıkıp tahrib etmişti.
Taif teki Sakif kabilesinin putu, Lat idi. Bakıcılığım ve kapıcılığım, Sakif kabilesinden Muattib oğulları yapmaktaydı. Taiflilerin Medine'ye gelip Müslüman olmalarından sonra Ebu Süfyan ile Mugire b. Şube, Lafı yıkıp tahrib etmişlerdi.
Menat putuna, Evs ve Hazreçliler ile aynı dinden olan diğer Medine-liler taparlardı. Bu put, deniz kıyısında bulunan Kudeyd şehrinin Mü-şellel nahiyesinde bulunmaktaydı. Bunu da Ebu Süfyan -bir rivayete göre de Hz. Ali- yıkmıştır.
Zülhalse putuna Devs, Has'am, Becile kabileleriyle Tebale şehrindeki Araplar taparlardı. Zülhalse putunun bulunduğu binaya, Kabetü'l Yemaniye, Mekke'deki Beyt-i Muazzama'ya da Ka'betü'şŞamiye denirdi. Zülhalse putunu, Cerir b. Abdullah el-Becelî yıkmıştır
Kals putuna, Tayy kabilesiyle Eca ve Sülma dağlarının eteklerinde yaşayanlar taparlardı. Daha önce de belirtildiği gibi Eca ile Sülma, bilinen iki meşhur dağdır.
Riam, Yemenlilerle Himyerlilerin kutsal bildikleri bir evdi. Himyer hükümdarlarından biri olan Tübba'dan bahsederken bu evden söz etmiştik. O hükümdarın maiyetindeki iki Yahudi bilgini Riam denen kutsal (!) evi yıkmış, yıkıntıları arasından çıkan siyah bir köpeği de öldürmüşlerdi.
Ruda', Beni Rebia b. Ka'b b. Sa'd b. Zeydi Menat b. Temim'in kutsal bildikleri bir evdi. Asıl adı Ka'b b. Rebia b. Ka'b olan müstevgir, bu kutsal evle ilgili bir şiirinde şöyle der:
"Ruda denen eve Öyle bir saldırdım ki, Onu, simsiyah ve kupkuru kıldım. Bu zorlukta Abdullah yardım etti, Abdullah gibi mahreme başvurulur."
Anlatıldığına göre bu şiirin sahibi Müstevgir, Mudarhların en uzun ömürlüsü olup 330 sene yaşamıştır. Bir başka şiirinde şöyle demiştir:
"Hayatın uzunluğundan ve yaşamaktan bıktım, Yüzlerce sene ile sayılacak bir ömür sürdüm. Yüz yıl yaşadım, bunu iki yüz yıl daha izledi, Buna ayların son sayısı olan on iki yılda eklendi. Geride yaşamaktan ne kaldı ki, Geçen bir gün ve onu izleyen bir gece."
İbn Hişam, bu beyitlerin Züheyr b. Cenab b. Hübel'e ait olduğuna dair rivayetler bulunduğunu söyler. Süheylî dedi ki: 200-300 seneden fazla yaşayanlardan biri, işte bu Züheyr'dir. Diğerleri de; Ubeyd b. Şer-ye, Zeğfelb. Hanzale en-Nesgabe, Rebi b. Dab' el-Fezarî, Zü'1-İsba' el-Advanî ile Nasr b. Dehman b. Eşca' b. Reys b. Gatafan'dır. Nasr b. Deh-man, o kadar uzun bir ömür sürmüş M, saçları ağardıktan sonra tekrar kararmış, beli eğilip büküldükten sonra tekrar doğrulup düzelmiş.
İbn îshak dedi ki: Zü'1-Kaabat denen kutsal ev, Vail oğullarından Bekriler, Tağübliler ve Sendat'taki İyadîlerin mabedi idi. A?şa b. Kays b. Sa'lebe, bu kutsal ev hakkında şöyle der:
"Ömrüm ne kadar uzasa da bilirim ki, Zi'1-A'vad'm gittiği yola ben de gideceğim. Muharrak ailesinden sonra kalmadı ümidim, Onlar ve İyadîler, bırakıp gittiler evlerini. Enkare'ye indiler, akıp geliyordu onlara, Yüce dağların altından Fırat suları. Havernak diyarı, Sedir, Barik kasırları, Sendat'taki Zü'1-Kaabat mabedi. Şimdi onların yerlerinde yeller esiyor. Sanki kıyamet yerine gitmişler. Nimetlerin ve avutucu nesnelerin, Birgün çürüyüp yok olacağını görüyorum."
Süheylî dedi ki: Havernak, kendi oğlu Sabur'u yanında bulundurmak için büyük Numan tarafından yaptırılmış bir saraydır. Sinimmar adında bir mimar, bu sarayı yirmi senede inşa etmişti. O zamana kadar ondan gözahcı, daha muazzam bir saray görülmemişti. Büyük Numan, başkalarına da böylesine şahane bir saray yapacağı endişesiyle mimar Sinimmar'ı, sarayın en yüksek yerinden aşağıya fırlatarak öldürmüştü. Bununla ilgili olarak şair şöyle demiştir:
"Bana karşılık verdi, suçsuz Sinimmar'a,
Verdiği cezadan daha kötüsünü, Allah ona versin.
Sinimmar'ın yirmi yıl inşaatta çalışması suç muydu?
Kiremit ve kurşunla ona bina kuruyordu.
Bina inşaatının tamamlandığı günde,
Sarayın yüce bir dağ gibi parladığı demde,
Sinimmar'ı tepe üstü attı aşağılara,
Allah'ın hayatına andolsun İd bu, çok çirkin bir iştir."
Süheylî dedi ki: Cahiz, bu şiiri "Kitabü'l Hayvan" adlı eserde naklet-miştir. Sinimmar, aynı zamanda ayın isimlerinden biridir. Demek istediğim şu ki; İslamiyet geldikten sonra bu kutsal evlerle saraylar yıkıldı., Bunları yıkmak üzere Hz. Peygamber (s.a.v.), çeşitli seriyyeler görevlendirdi. O yörelerde bilinen putları da kırmak üzere muhtelif ekiplere görev verdi. Hepsi yıkıldı, hepsi kırıldı.. Ka'be'ye karşı emsal olarak ileri sürülen hiçbir kutsal ev ve mabed kalmadı. Ortağı olmayan bir, tek Allah'a ibadet edilir oldu. Yeri gelince bu konuları inşaallah detaylı olarak açıklayacağız. Dayanağımız Allah'tır.

