Bütün Arapların soylarının, Hz. İbrahim'in oğlu İsmail peygambere dayandığı belirtilir. Ona ve babasına selam ve ikram olsun.
Doğrusu şu ki "Arab-ı Aribe" denen Araplar, İsmail peygamberden önce de var idiler Âd, Semud, Tasın, Cedis, Ümeym, Cürhüm, Amalika ve kendilerini ancak Allah'ın bildiği diğer ümmetler de "Arab-ı Ari-be"dendir, Bunlar, Hz. İbrahim'den önce var oldukları gibi onun zamanında da var idiler.
"Arab-ı Müstarebe"ye gelince onlar, Hicaz Araplarıydılar. Hz. İbrahim'in oğlu İsmail peygamberin soyundandırlar.
Yemen Arapları ise, Himyer adını alırlar. Meşhur görüşe göre bunlar, Kahtan'm soyundandırlar. İbn Makûla'nın dediğine göre Kahtan'm asıl adı Mihzem'dir. Anlatıldığına göre bunlar; Kahtan, Kahit, Makhat ve Faliğ adında kardeş imişler.
Kahtan, Hud'un oğludur. Hud'un kendisi olduğu da söylenir. Hud'un, onun kardeşi olduğunu söyleyenler olduğu gibi, onun Hud zürriyetinden geldiğini söyleyenler de olmuştur. İbn İshak ve diğerlerinin anlattıklarına göre Kahtan'm, İsmail (a.s.) sülalesinden olduğunu söyleyenler de olmuştu. Bazıları, Kahtan'm, Teymün oğlu Hemeysa'nın oğlu olduğunu söylemişlerdir: Teymün ise, Nebt oğlu Kayser'in oğludur. Nebt de Hz. İsmail'in oğludur. Kahtan'm nesebinin, İsmail peygambere ulaştığı hususunda başka şeyler söyleyenler de olmuştur. Doğrusu, en
iyi bilen Allah'dır.
Buharı, sahihinde bu konuyu (Bab-ü nisbeti'l Yemen ila İsmail Aleyhisselam) adlı babda ele almış ve şöyle bir rivayette bulunmuştur:
Müsedded, Seleme'nin şöyle dediğini rivayet etti: Rasûlullah. (s.a.v.), Eşlem oğullarından, ok atış talimi yapan bir grubun yanına vararak: "Ey İsmail oğulları, atın, ben falan oğullarıyla beraberim." dedi. Böyle deyince diğer gruptakiler ellerini çekip ok atmadılar. Rasûlullah (s.a.v.) onlara: "Neyiniz var? (Niye atmıyorsunuz?)" diye sorunca şu cevabı verdiler: "Sen, falan oğullarıyla beraber olduktan sonra biz nasıl atarız?" Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.), "Atın.. Ben, hepinizle beraberim." dedi.
Buharî'nin başka lafızlarında da şöyle denmektedir: "Ey İsmail oğulları, atınız. Babanız atıcı idi. Atınız. Ben İbn Edra ile beraberim." Bunun üzerine o kavim elini çekti. Bu esnada O: "Atınız, hepinizle beraberim." dedi.
Buharı dedi ki: Eşlem b. Efsa b. Harise b. Amir, Huzaa'dandır. Hu-zaa ise, ileride de açıklanacağı gibi Allah'ın Arim selini Sebe' ülkesine gönderdiği zaman oradan ayrılıp etrafa dağılan kabilelerden biridir.
Evsliler ile Hazreçliler de onlardandır. Hz. Peygamber, onlara hitaben, "Ey İsmail oğulları atın!" demişti. Bu da onların, Hz. İsmail sülalesinden olduklarım ispatlıyor. Diğer bazıları ise, Hz. Peyganı-ber'in bu sözünün, "bütün Arap kavmini kasdettiği" şeklinde yorumlamışlardır. Bu, kelimenin zahirinden uzak ve delilsiz bir yorumdur.
Ama cumhur-u ulemaya (bilginlerin çoğuna) göre Kahtanî Araplar, Yemen Araplarmdandır. Diğerleri, Hz. İsmail soyundan değildirler. Yine cumhur-u ulemaya göre Araplar, Kahtanî ve Adnanî olmak üzere iki kısma ayrılırlar. Kahtanîler, Sebe' ve Hadramut kolları olmak üzere iki kola ayrılırlar. Adnanîler de Rebîa ve Mudar olmak üzere iki kola ayrılırlar. Rebîa ile Mudar, Nizar b. Maadd b. Adnan'ın oğullarıdır.
Arapların beşinci koluna gelince bunlar, Kudaalılardır. Neseb âlimleri, bunlar hakkında farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. İbn Abdi'l-Berr tarafından ileri sürülen ve çoğu âlimlerce teyid edilen görüşe göre bunlar, Adnanîlerdir.İbn Abbas, İbn Ömer ve Cübeyr b. Mut'im'den bu doğrultuda rivayetler varid olmuştur. Zübeyr b. Bekkar ile amcası Mu-sab ez-Zebirî ve İbn Hişam da bu görüşü benimsemişlerdir. Her ne kadar bir hadiste "Kudaa b, Maad..." şeklinde bir ifade geçmekteyse de o hadisin sahih olmadığı, İbn Abdi'1-Berr ile başkaları tarafından ortaya konmuştur.
Kudaalıların hem cahiliye döneminde, hem de İslamiyet'in ilk döneminde kendilerinin Adnan soyundan geldiklerini iddia ettikleri söylenir. Yezid b. Muaviye'nin oğlu Halid zamanında ise -ki Kudaahlar onun dayıları olurlar- Kahtan'm soyundan geldiklerini iddia etmişlerdir. A'şa b.Sa'lebe, bir kasidesinde bu konudan şöyle bahseder:
«Kudaahlara, Allah ehlinin halefleri olmasalardı, kucaklanmayacaklarını yazılı olarak bildir. Kudaa, "Biz Yemen sahiplerindeniz." dedi. Allah bilir ki onlar, doğruyu ve gerçeği söylemediler. Analarıyla ilgili olmayan bir adama intisab ettiler. Öyle olmadığını biliyorlar, ama bu korkunç bir şeydir.»
Ebu Amr es-Süheylî de, Kudaalıların Yemen'e intisab etmelerini ayıplayan bediî Arap şiirlerini nakletmiştir. İşin aslını en iyi bilen, Allah'tır.
îbn İshak, Kelbî ve bir grup soybilimcilerine göre Kudaahlar, Kahtan'm soyundandırlar. İbn İshak dedi ki: Kudaa'nın babası Malik, Manın babası Himyer, Himyer'in babası Sebe', Sebe'nin babası Yeş-cüb, Yeşcüb'ün babası Ya'rüb, Ya'rüb'ün babası ise Kahtan'dır. Kudaalı bir şair ve iki hadis rivayet etmiş bir sahabe olan Amr b. Mürre, bir şiirinde şöyle demiştir:
"Ey davetçi! Bizi davet edip müjdele, Kudaalı ol, sakın Nizarlı olma. Biz parlak yüzlü ve soylu ihtiyarın, Kudaa b. Malik b. Himyer'in oğullarıyız. Soyumuz tanınmayan bir soy değildir, bellidir, Minber altındaki taşa yazılıp nakışlanmıştır."
Bazı soybilimciler dediler ki: Kudaa'mn babası Malik, Malik'in babası Amr, Amr'in babası Mürre, Mürre'nin babası Zeyd, Zeyd'in babası ise Himyer'dir.
İbn Lühay'a, Ukbe b. Amir'in şöyle dediğini rivayet eder: "Ya Rasûlallah, biz Maadd'm neslinden değil miyiz?" diye sordum. "Hayır" diye cevap verince, 'ya kimin neslindeniz?" diye sordum. "Siz, Kudaa b. Malik b. Himyer neslindensiniz." dedi.
Ebu Ömer b. Abdülberr dedi ki: Cüheyne'nin Zeyd'in oğlu, Zeyd'in Esved'in oğlu, Esved'in Eşlemin oğlu, Eşlem'in îmran'm oğlu, İmran'm Hafin oğlu, Hafin Kudaa'mn oğlu olduğu hususunda soybilimciler görüş ayrılığına düşmediler. Kudaa, aynı zamanda Ukbe b. Amir el-Cü-henî'nin kabilesinin adıdır. Şu halde Kudaa, Yemen'de bir kabile olup Himyer b. Sebe' neslinden gelmektedir.
Bazıları bu iki görüş arasında şöyle bir uyum sağlamışlardır: Zü-beyr b. Bekkar ile diğerlerinin anlattıklarına göre Kudaa, Cürhümlü bir kadının adıdır. Malik b. Himyer'le evlenmiştir. Malik'e bir erkek çocuk doğurmuş, o çocuğa da Kudaa adım vermişlerdir. Malik'in vefatından sonra bu kadın, oğlu Kudaa küçük yaştayken kalkıp Maadd b. Adnan ile evlenmiştir. Bazılarına göre anası Kudaa'ya hamile iken, Maadd b. Adnan ile evlenmiştir. Bilahare çocuk doğunca onun soyunu, anasının kocasına nisbet etmişlerdir. Âdete göre öyle yapılması gerekiyordu. Doğrusunu Allah bilir.
Meşhur soybilimci Muhammed b. Sellam el-Basrî, Arapların Adnanî, Kahtanî ve Kudaa olmak üzere üç kola ayrıldıklarını söyler. Kendisine, "Adnanîler mi yoksa Kahtanîler mi daha çoktur?" diye sorulduğunda şöyle cevap vermiştir: "Bu, Kudaalılarm isteğine kalmış bir şeydir. Kahtanilere intisab ederlerse Kahtanîler, Adnanüere intisab ederlerse Adnanîler daha çok olur."
Bu söz, Kudaalüann kendi soyları hususunda ağız değiştirdiklerini göstermektedir. Şayet İbn Luhay'anm daha önce belirtilen rivayeti doğru ise bu, Kudaahlarm Kahtanîlerin soyundan geldiğine delâlet etmektedir. Doğrusunu Allah bilir. Zira yüce Allah buyuruyor ki:
"Ey İnsanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Sizi milletler ve kabileler haline koyduk ki birbirinizi kolayca tanıyasmız. Şüphesiz, Allah katında en değerliniz, O'na karşı gelmekten en çok sakı-nanızdır." (ei-Hucurât, 13.)
Soybilimçiler, insan soyunun bağlılık ve teşekkülü bakımından aşağıdaki sırayı takip ettiğini söylerler: Millet, boy , kabile, batın, kol, küme, aşiret. Aşiret, insanın kendisine bağlı olduğu en küçük gruptur.
Önce Kahtamleri, sonra da Adnanî dediğimiz Hicaz Araplarını ve cahiliyet devrinde meydana gelen hadiseleri, Rasûlullah (s.a.v.)'ın dönemiyle (sîröt) bağlantı kuracak şekilde inşaallah açıklamaya çalışacağız. Güvencimiz Allah'adır.
Buharî, sahihinin (Babü zikri Kahtan) adlı bölümünde şöyle bir rivayette bulunur: Abdülaziz b. Abdullah, Ebu Hüreyre'den rivayet ederek Hz. Peygamber'in şöyle buyurduğunu söyler:
"Kahtan'dan bir adam çıkıp ta elindeki değneğiyle insanları önüne katmadıkça kıyamet kopmaz." Aynı şekilde Müslim de benzer bir rivayeti nakletmektedir.
Süheylî dedi ki: "Kahtan, ilk olarak kendisine, "lanet yuvası mı?" denen ve yine ilk olarak kendisine, "Hayırlı sabahlar" denen kimsedir.
imam Ahmed b. Hanbel, Zîfecer'den rivayet ederek Rasûlullah (s.a.v.)'m şöyle buyurduğunu söylemiştir:
"Bu emirlik işi, önceleri Himyerlilerin elindeydi. Allah onlardan alıp Kureyşlilere verdi. Ama yine onlara dönecektir."
Ahmed b. Hanbel'in oğlu Abdullah der ki: Bu hadis, babamın kita-bmdaydı. Bunu babama okuduğumda o, hadisin son cümlesini heceleyerek, "Ve yi-ne on-la-ra dö-ne-cek-tir." şeklinde okudu.

