El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Bahçe Sahiplerinin Kıssası

Yüce Allah buyurdu ki: «Biz bunları, vaktiyle bahçe sahiplerini denediğimiz gibi denedik. Sahipleri daha sabah olmadan, bahçeyi devşireceklerine -bir istisna payı bırakmaksızın- yemin etmişlerdi. Ama onlar daha uykuda …

Yüce Allah buyurdu ki:

«Biz bunları, vaktiyle bahçe sahiplerini denediğimiz gibi denedik. Sahipleri daha sabah olmadan, bahçeyi devşireceklerine -bir istisna payı bırakmaksızın- yemin etmişlerdi. Ama onlar daha uykuda iken Rabbinin katından gönderilen bir salgın o bahçeyi salıvermişti de bahçe kapkara kesilmişti. Sabah erken birbirlerine: «Ürünlerinizi devşirecek-seniz erken çıkın.» diye seslendiler. «Bugün orada, hiçbir düşkün yanımıza sokulmasın.» diye gizli gizli konuşarak yürüyorlardı. Yoksullara yardam etmeye güçleri yeterken böyle konuşarak erkenden gittiler. Bahçeyi gördüklerinde: «Her halde yolumuzu şaşırmış olacağız; belki de biz yoksun bırakıldık.» dediler. Ortancaları: «Ben, size Allah'ı anmanız gerekmez mi? dememiş miydim?» dedi.

«Rabbimizi tenzih ederiz; Doğrusu biz yazık etmiştik.» dediler. Birbirlerini yermeye başladılar. Sonra şöyle dediler: «Yazıklar olsun bize; doğrusu azgınlık edenlerdik. Belki Rabbimiz bize bundan daha iyisini verir, doğrusu artık, Rabbimizden dilemekteyiz.»

işte azab böyledir, ama ahiret azabı daha büyüktür, keşke bilseler!» (ei-Kaiem, 17-33.) Bu, Cenâb-ı Allah'ın kendilerine ulu ve kıymetli peygamberi göndererek in'amda bulunduğu, ama kendilerinin o peygamberi yalanlama ve muhalefetle karşılamalarına dair Kureyş kafirlerine vermiş olduğu bir örnektir. Nitekim yüce Allah buyurdu ki:

«Allah'ın verdiği nimeti nankörlükle karşılayanları ve milletlerini helak olacakları yere, yaslanacakları Cehennem'e götürenleri görmüyor musun? Ne kötü bir duraktır!» (ibrahim, 28-29.) İbn Abbas dedi ki: Ayette kendilerine nimet verildiği söylenen kimseler, Kureyş kafirleridir. Cenâbı Allah onlara çeşitli ekin ve meyvelerle dolu, hasadı yaklaşan bir bahçenin sahiplerini misal olarak anlatarak şöyle buyurdu: «Sahipleri daha sabah olmadan, bahçeyi devşireceklerine -bir istisna payı bırakmaksızın- yemin etmişlerdi.» Yani sabah vakti bir yoksul ve muhtacın kendilerini görmeyeceği ve böylece ona bir şey vermeyecekleri bir esnada bahçeyi devşireceklerine yemin ettiler ve yeminlerinde istisna payı da bırakmadılar. Bunun üzerine Cenâb-ı Allah onları, bahçeyi devşirmekten aciz bıraktı. Bahçelerine bir yangın musallat etti.

Yangın neticesinde bahçede yararlanılacak hiç bir şey kalmadı. Bu sebeple Yüce Allah buyurdu ki: «Ama onlar daha uykuda iken Rabbının katından gönderilen bir salgın, o bahçeyi sanvermişti de bahçe kapkara kesilmişti.» Bahçe, simsiyah zifiri karanlık bir gece gibi olmuştu. Gecede nasıl ışık yoksa bahçede de ürün kalmamıştı. Bu da onların amaçlarının tersi bir muameleye maruz kalmalarıydı. «Sabah erken birbirlerine: «Ürünlerinizi devşirecekseniz erken çıkın.» diye seslendiler. Sabah erken uykudan uyanınca birbirlerine seslenerek: Güneş yükselmeden, dilenciler çoğalmadan çabuk bahçenize gidin de devşirin, dediler.. «Bu gün orada, hiçbir düşkün kimse yanımıza sokulmasın.» diye gizli gizli konuşarak yürüyorlardı.» Kendi aralarında gizlice konuşarak ve istişare yaparak bu hususta karar verdiler.«Yoksullara yardım etmeye güçleri yeterken böyle konuşarak erkenden gittiler.»

Yoksullara yardım etme gücüne sahip oldukları halde onlara herhangi birşey vermeme gibi bozuk niyeti içlerinde saklayarak yola koyuldular.

İkrime ile ŞaTti dediler ki: Onlar yoksullara karşı öfkeli bir şekilde harekete geçtiler.

Süddî, ayet-i kerimede geçen "Hard" kelimesinin, ekinlerinin adı olduğunu söyleyerek uzak bir ihtimali ortaya sürmüştür. «Bahçeyi gördüklerinde» bahçeye varıp ta o güzelim, göz alıcı manzaralı, parlak bahçenin kötü niyetleri sebebiyle bu tanınmaz hale gelişini müşahede ettiklerinde «Herhalde yolumuzu şaşırmış olacağız, belki de biz yoksun bırakıldık.» dediler. Başka bir yola koyulduk, bahçeye ulaşamadık. Hayır hayır aksine biz kötü niyetimiz sebebiyle cezalandırıldık. Bahçemizin ürünlerinin bereketinden yoksun bırakıldık, dediler. «Ortancaları (İbn Abbas ile Mücahid ve diğer müfessirlere göre ise en adil ve en hayırlıları): «Ben size Allah'ı anmanız gerekmez mi? dememiş miydim?» Yani yemin ederken istisna payı bırakmanız gerekirdi. Kötü söz seyleyeceğinize hayırlı ve iyi söz söylemeliydiniz. «Rabbimizi tenzih ederiz, doğrusu biz yazık etmiştik.» dediler. Birbirlerini yermeye başladılar. Sonra şöyle dediler: «Yazıklar olsun bize, doğrusu azgınlık edenlerdik.» Pişmanlığın fayda vermeyeceği bir zamanda pişman oldular. Azabı gördükten sonra günahlarım itiraf ettiler ki, bu da bir yarar sağlamadı.

Denilir ki, bu bahçe sahipleri bir kaç kardeşti. Bahçe, babalarından kendilerine miras kalmıştı. Babaları kendi egemenliği altında iken bahçenin ürünlerinden çok miktarda sadaka verirdi. Ama bahçe oğullarının eline geçince babalarının yönetimini hoş görmediler. Fakirlere birşey vermeksizin bahçenin bütün ürününü kendilerine ayırmak istediler. Bu sebeple Cenâb-ı Allah, onları şiddetle azablandırdı. İşte bu sebepten dolayıdır ki Cenâb-ı Allah, hasad gününde bahçe ve tarlaların ürününden sadaka (zekât=öşür) vermeyi emretmiştir:

«Ürün verdiği zaman ürününden yeyin. Devşirildiği ve biçildiği gün de hakkını verin.» (eiEn'âm.uı.)

Ayet-i Kerimede sözü edilen bahçe sahiplerinin, Yemen'in Darvan kasabasından oldukları söylenmiştir. Habeşistanlı oldukları da nakledilen rivayetler arasındadır. Doğrusunu Allah bilir.

«İşte azab böyledir.» Yani emrimize muhalefet eden ve yaratıkl arımız dan muhtaç olan kimselere eğilmeyen, onlara şefkat göstermeyen kimselere böyle azab ederiz. «Ama ahiret azabı daha büyüktür.» Ahiretin azabı, dünya azabından daha büyük ve daha katmerlidir. Keşke bilseler!»

Bu sûrede zikredilen bahçe sahiplerinin kıssası, şu ayet-i kerimede anlatılan misale ne kadar da benziyor:

«Allah size güven ve huzur içinde olan bir kasabayı misal verir. Her taraftan oraya bolca rızık geliyordu. Ama Allah'ın nimetlerine nankörlük ettiler. Bu yüzden Allah onlara yaptıklarına karşılık açlık ve korku belasını tattırdı. And olsun ki, aralarından kendilerine bir peygamber gelmişti. Onu yalana saydılar. Haksızlık ederlerken azaba uğradılar.» (en-Nahl, 112-113.)

Denildi ki: Bu, Mekkeliler için verilmiş bir misaldir. Başka bir rivayette anlatıldığına göre bu ayette sözü edilenler, Mekkelilerin kendileridir. Cenâb-ı Allah, onları kendilerine misal olarak anlattı. Bu anlatım, yukarıda anlatılana ters düşmemektedir. Doğrusunu Allah bilir.