Cenâb-ı Allah buyurdu ki:
«Biz Musa'ya kitap verdik ve onu İsrailoğullarma "Benden başka. bir vekil tutmayın!" diye bir kılavuz yaptık. Ey Nuh ile beraber (gemide) taşıdıklarımızın çocukları! Doğrusu o (Nuh), çok şükreden bir kuldu. (Siz de atanız gibi olun). Kitab'da İsrailoğullarma şu hükmü verdik: «Siz o ülkede iki kere fesad çıkaracaksınız ve büyük bir yükselişle yükseleceksiniz (çok kabarıp kibredeceksiniz). Birincisinin zamanı gelince üzerinize güçlü, kuvvetli kullarımızı gönderdik. Evlerin aralarına girip (sizi) araştırdılar. Bu, yapılması gereken bir vaad idi. Sonra tekrar size, onları yenme imkanı verdik ve sizi mallarla, oğullarla destekledik ve savaşçılarınızı çoğalttık. İyilik ederseniz, kendinize iyilik etmiş olursunuz. Kötülük ederseniz, o da kendi aleyhinizedir. Sonuncu (baş kaldırma) m (zı) n (cezalandırılma) zamanı gelince (yine öyle kullar göndeririz) ki, yüzlerinizi kötü duruma soksunlar (üzüntüden suratlarınızın asılmasına sebeb olsunlar) ve ilk kez girdikleri gibi yine mescide (Kudüs'e) girsinler ve ele geçirdiklerini mahvetsinler. (Bundan sonra) belki Rabbiniz size acır, ama siz (bozgunculuk yapmaya) dönerseniz, biz de (sizi cezalandırmağa) döneriz. Cehennemi, kafirler için kuşatıcı (bir zindan) yapmışızdır!» (ci-Isra, 2-8.)
Vehb b. Münebbih dedi ki: Cenâb-ı Allah, İsrailoğullarımn peygamberlerinden Ermiya peygambere, halkı arasında masiyetler görülmeye başladığında şöyle vahyetti: Git, halkının arasında duruver ve onlara haber ver ki; onların kalbleri vardır ama hakikatleri anlamazlar; onların gözleri vardır ama hakikatleri görmezler; onların kulakları vardır ama hakikatleri işitmezler. Ben onların ata ve dedelerinin iyiliklerim hatırladığım için onlara şefkat ettim ve onları azaplandırmak istemedim. Onlara sor bakalım, bana yaptıkları taatin sonucunu nasıl buldular? Bana isyan edenlerden herhangi bir kimse, bana yaptığı itaatsizlikten dolayı mutlu olmuş mudur? Bana itaat edenlerden de her hangi biri, bana yaptığı taatten dolayı mutsuz olmuş mudur? Hayvanlar bile barındıkları yerleri hatırlar ve oraya doğru giderler.
Bu millet te, ata ve dedelerine ikramda bulunduğum hususları unuttular. Üstünlük ve şerefi, başka yerlerde aradılar. Bilginlerine gelince, bunlar hakkımı inkar ettiler. Kurralarına gelince, bunlarda benden başkasına taptılar. Abidleri ise bildiklerinden yararlanmadılar. Yani ilimleriyle amel etmediler. Yöneticilerine gelince, onlar da bana ve peygamberlerime karşı inkarcı oldular. Kalblerinde hile ve desise sakladılar. Dillerini de yalana alıştırdılar. İzzet ve celalime andolsun ki, onların üzerlerine öyle bir nesil göndereceğim ki, onların dillerini anlamıyacak, simalarını tanımayacak, ağlaşmaları nedeniyle de merhamete gelmiyeceklerdir. Bulut yığınları kadar çok askeri bulunan ve geniş yolları doldururcasma alayları bulunan, zorba ve katı bir hükümdarı üzerlerine s aldırtacağım. Onun bayraklarının dalgalanışı, kartalların uçuşunu andıracaktır.
Süvarileri, kartallar gibi saldıracaktır. Şen ve mamur yerleri harap ve metruk hale getireceklerdir. Kentleri ve kasabaları, ıssız bırakacaklardır. Yazıklar olsun Kudüs'e ve sakinlerine ki, onları ölüm için zelil kılacağım. Esirliği onlara musallat edeceğim. Düğün ve eğlencelerin şen ve şakrak seslerinden sonra, orada feryad-ü figan sesleri yükselecektir. Atların kişnemesinden sonra kurtların uluması duyulacaktır. Sarayların balkonlarından sonra canavarların meskenleri görülecektir. Kandillerin aydınlığından sonra toz ve dumanların sıcaldığı görülecektir. Onurdan sonra aşağılanma görülecektir. Nimetten sonra kölelik görülecektir. Kadınları, güzel kokulardan sonra toprağa bulanacaktır. Halılar üzerinde yürürken, kupkuru yerler üzerinde yaya yürür olacaklardır. Cesetleri yerde gübre haline gelecek, kemikleri de güneşin altında yanıp tutuşacaktır.
Onlara türlü azaplar tattıracağım. Sonra göğe emir vereceğim; gök demirden bir tabaka haline, yer de bakırdan bir tabaka haline gelecektir. Yağmur yağsa bile yerden birşey bitmeyecektir. Bu arada yerden azıcık birşeyler bitse bile, bu da benim dilsiz ve ağızsız olan hayvanlara rahmetim dolayısıyla olacaktır. Sonra bunu da ekim zamanında hapsedecek, biçim zamanında salıvereceğim. Eğer bu arada bir şey ekseler de ona çeşitli afetleri musallat edeceğim. Aradan bir şeyler kurtulacak olursa da o bereketsiz olacaktır. Bana dua etseler de dualarına icabet etmeyeceğim. Benden birşey isteseler de onlara vermeyeceğim. Ağlasalar da onlara acımayacağım. Yalvarsalar da onlara bakmayacağım."
İbn Asakir, yukarıdaki lafızları rivayet etmiştir.
îshak b. Bişr, Vehb b. Münebbih'in şöyle dediğini rivayet eder: "İsrailoğullan arasında büyük hadiseler baş gösterdiği, masiyetlerle iştigal ettikleri, peygamberleri öldürdükleri zaman Cenâb-ı Allah, Ermi-ya peygamberi onlara göndermişti. Bu arada Buhtunasr da onlara saldırmayı planlıyordu. Cenâb-ı Allah, onun kalbine bu tamaı bırakmıştı. İçinden, onlara saldırmayı kuruyordu. Cenâb-ı Allah, Buhtunasr vasıtasıyla onlardan intikam almak dilediğinde Ermiya peygambere şöyle vahyetti: Ben İsrailoğullarını helak edecek ve onlardan öc alacağım. Sen, Beyt-i Makdis'in yanındaki kayalığın üzerine gidip dur. Emrim ve vahyim sana gelecektir.
Bunun üzerine Ermiya peygamber, üzerindeki giysileri paralıya-rak, başının üzerine küller saçarak secdeye kapandı ve şöyle dedi. "Ya Rab! Keşke anam beni doğurmasaydı. Çünkü sen beni, İsrailoğullarının son peygamberi kıldın. Beyt-i Makdis'in yıkılmasıyla İsrailoğullarının helaki benim yüzümden olmuştur!"
Cenâb-ı Allah ona, "Başını kaldır" diye emretti. Başını secdeden kaldırıp ağlamaya başladı. Sonra şöyle dedi: "Ya Rab, İsrailoğullarının üzerine kimi musallat kılacaksın?" Cenâb-ı Allah buyurdu ki: "Ateşe tapanları onlara musallat kılacağım. Onlar, benim azabımdan korkmuyorlar. Sevabımı da beklemiyorlar. Ey Ermiya, kalk da vahyimi dinle. İsrailoğullarının ve senin haberim sana bildireceğim: Seni bunların başına peygamber göndermezden önce seçkin bir kul yapmıştım. Ananın rahminde sana şekil ve suret vermezden önce seni kutsamıştım. Seni ananın karnından çıkarmadan önce temizlemiştim. Buluğa ermezden önce sana peygamberlik vermiştim. Güçlülük çağına varmazdan önce seni seçmiş ve büyük bir işe aday kılmıştım. Kalk da şu hükümdarla birlikte ol. Ona doğru yolu gösterip irşatta bulun."
Bu ilahî ferman üzerine Ermiya peygamber, gidip o hükümdara doğru yolu tavsiye etti: Olaylar büyüyünceye kadar ona Allah'tan vahiy geliyordu. Nihayet İsrailoğullan, Cenâb-ı Allah'ın kendilerini Senharib ile askerlerinden kurtarmış olduğunu unuttular. Bunun üzerine Cenâb-ı Allah, Ermiya peygambere şöyle vahyetti: Kalk da sana verdiğim emirleri îsrailoğullarma anlat. Üzerlerindeki nimetimi kendilerine hatırlat. Başlanndan geçen hadiseleri onlara bildir.
Ermiya dedi ki: Ey Rabbim, eğer sen bana güç vermezsen, onlara karşı ben zayıfım. Eğer sen bana kuvvet vermezsen, İsrailoğullanna karşı ben acizim. Eğer sen beni doğru yola iletmezsen, ben hata yapa-nm, Eğer sen bana yardım etmezsen, ben yalnız kalınm. Eğer sen bana izzet vermezsen, ben zelil olurum.
Cenâb-ı Allah buyurdu ki: «Bilmez misin ki bütün işler benim irademden kaynaklanmaktadır. Yaratma ve emrin tamamı, bana aittir, kalpler ve dillerin tamamı, benim kudret elimdedir. Kalplerle dilleri dilediğim şekilde döndürürüm. Onlar da bana itaat ederler. Ben öyle bir Allah'ım ki, benim mislim yoktur. Göklerle yer ve bunlann içinde bulunan her şey, benim «Ol» emrim ile vücuda gelmişlerdir. Tevhid ve kudretin tamamı, bana aittir. Yanımda bulunan şeyleri benden başkalan bilemez. Ben o Rabbim ki, denizlerle konuşurum, onlar da benim sözlerimi anlarlar. Verdiğim emirleri yerine getirirler. Ben onlar için bir şuur çizmişimdir ki, o sının asla geçmezler. Denizlerin dağlar büyüklüğünce dalgalan gelir. Benim çizdiğim sınıra vardığında, bana itaat etmesi için onu zelil kılarım. O da benim emrime boyun eğerek itaat eder ve benden korkar.
Doğrusu, ben seninle beraber olduğum müddetçe sana hiçbir zarar gelmez. Kendilerine risaletimi tebliğ edesin diye halkımın büyük bir kesimine seni peygamber olarak gönderdim. Bu nedenle de senin peşinde yürüyen ve sana tâbi olan kimselerin sevap ve mükafatını kendin için hakedeceksin ama bununla birlikte onlann sevap ve mükafatlanndan da hiçbir eksilme olmayacaktır. Kavmine git, aralarında dur ve onlara şöyle de: Allah, atalannızm iyilik ve salahım hatırladı. Bu nedenle sizi hayatta bıraktı. Ey peygamber çocuklannm topluluğu! Atalannız bana yaptıklan taatm sonucunu nasıl buldular? Ve siz bana yaptığınız isyankarlığınızın neticesini nasıl buldunuz? Bana isyan edip de isyanı nedeniyle mutlu olmuş bir kimseyi buldular mı? Bana itaat edip de itaati nedeniyle mutsuz olan bir kimse gördüler mi? Hayvanlar bile kendileri için uygun olan bannaklannı hatırladıklannda oraya yönelirler.
Fakat bu kavim helak olmanın meralannda gezip dolaştılar. Atalanna ikramda bulunduğum vesileleri unuttular. Şeref ve üstünlüğü, asli yerlerinden başka taraflarda aradılar. Bilginleri ile rahipleri, benim kullanmı köle edindiler. Onlan, kendi işlerinde çalıştırdılar. Benim kitabımın hükümlerinden başka hükümleri, onlara tatbik ettiler. Neticede benim emrimden, onlan bilgisiz ve habersiz kıldılar. Benim zikrimi ve sünnetimi, onlara unutturdular. Onlan, benden uzaklaştırdılar, Kullanm da sadece bana yaraşan ibadeti onlara yaparak alçaldılar. Bana karşı gelme pahasına da olsa onlara itaat ettiler.
Hükümdarlanyla emirlerine gelince onlar, benim nimetlerimden dolayı sunardılar. Benim azabıma karşı kendilerini güvenlik içinde hissettiler. Dünya, kendilerini aldattı. Neticede kitabımı bir tarafa atıp bana verdikleri sözü unuttular. Kitabımdaki hükümleri değiştirdiler.
Elçilerime karşı iftirada bulundular. Mertebemin yüksekliğine ve azametimin yüceliğine yemin olsun ki, mülkümde ve hükmümde bana bir ortak bulunması asla layık değildir. Bana karşı gelme pahasına da olsa bir kulun emrine itaat edilmesi yaraşır mı? Benim de, benden başka tanrılar olsunlar diye bazı kulları yaratmam bana yaraşır mı? Bana yapılması gereken taat hususunda insanın başkasına kulak vermesi caiz olur mu?
Kurra ve fıkıhçılanna gelince onlar, diledikleri konuları inceleyip araştırır ve okurlar. Hükümdarların peşine takılır, onların dinimde icad ettikleri bidatlerine tâbi olurlar. Bana karşı gelme pahasına da olsa onlara itaat ederler. Bana verdikleri sözü bozarak onlara vermiş oldukları vaadleri yerine getirirler. Onlar, bildikleri konularda bile cahildirler. Kitabımdan bildikleri şeylerden yararlanmazlar.
Peygamberlerin evladına gelince onlar fitneye düşüp kahra uğramışlardır. Küfre dalanlarla birlikte dalmaktadırlar. Atalarına yaptığım yardımın benzerini de benden beklemektedirler. Atalarına yapmış olduğum ikramları arzulamaktadırlar. Sözlerinde doğru olmadıkları ve bu hususlarda tefekkür sahibi olmadıkları halde, bu yardım ve ikramlar konusunda kendilerinden daha layık bir kimsenin bulunmadığını zannederler. Aldananlarm yoldan çıkmaları anında atalarının nasıl sabrettiklerini ve benim dinim hususunda nasıl çaba sarfettiklerimi düşünmüyorlar. Atalarının, canlarını ve kanlarını nasıl feda ettiklerini, benim emrimi yüceltmek hususunda nasıl sabredip ahidlerine vefa ettiklerini ve dinimin nasıl yüceldiğini düşünmüyorlar. Belki benden utanıp hakka dönerler diye ben, bu cahil kavmin azabını erteledim.
Onları hemen azaplandırmadım. Ömürlerini uzattım. Belki düşünüp doğru yola dönerler diye onları mazur gördüm. Bütün bu sebelerden dolayıdır ki gök, üzerlerine yağmur yağdırdı; yer, kendilerine bitki bitirdi ve kendilerine afiyet verdi. Onları düşmanlarına muzaffer kıldı, ama onlar yine de sapıklık ve taşkınlıklarım arttırdılar. Benden daha da uzaklaştılar. Bu halleri, bu zamana dek devam edegelmiştir. Bunlar beni alaya mı alıyorlar? Yoksa bana karşı mı geliyorlar? Ya da bana hile yapıp bana karşı cüretli mi davranıyorlar? İzzetime yemin olsun, onların üzerlerine öyle bir fitne salacağım ki halim kimseler bile, o fitne karşısında şaşkına döneceklerdir. Görüş sahipleri bile, onun karşısında sapacaklardır. Hikmet sahibi kimseler bile, ne yapacaklarını bilemez olacaklardır. Sonra üzerlerine zorba ve katı bir hükümdar musallat kılacağım.
O hükümdarı heybetli kılıp kalbindeki şefkat ve rahmeti söküp alacağım. Andolsun ki o hükümdarın peşinde karanlık geceler gibi büyük ordu kitleleri sürüklenecektir. O kitleler içinde bulut parçaları ve toz bulutları kadar çok sayıda asker bulunacaktır. Bayraklarının dalgalanışı, kartalların uçuşunu andıracaktır. Süvarilerinin saldırısı, kartalların hücumunu hatırlatacaktır. Şen ve mamur yerleri, harabeye döndüreceklerdir. Köyleri ve kasabaları, ıssız birakacaklardır. Yeryüzünde fesadı yayıp üzerindeki varlıkları helak edeceklerdir. Kalpleri katı olduğundan dolayı hiçbir şeye aldırmayacak,
hiçbir
kimseyi
görmeyecek,
kimseye
merhamet
etmeyecek,
yalvarışları duymayacaklardır. Sokaklarda dolaşarak aslanların kükreyişi gibi yüksek seslerle naralar atacaklardır. Onların heybetinden, insanlar ürperecektir. Seslerini işitenlerin uykuları kaçacaktır. Anlaşılmaz bir dille konuşacaklardır. Yüzleri, daha önce görülmemiş yüzlerdir. Onları, kimse tanıyamıya-caktır. izzetime andolsun ki onların evlerine kitaplarım sokulmaz olacaktır. Meclislerinde kitaplarım okunmaz olacaktır. Mescidlerini harabeye döndüreceğim. Oralara kimseler uğramaz olacaktır. Oraya uğrayanlar da benden başkaları için zinetlenecek, yani başkalarına ibadet edeceklerdir. Dini alet ederek dünyalarım kazanmak için ibadet eder görüneceklerdir. Orada dinden başka şeyleri öğreneceklerdir. Amel etmeyecekleri ilimlerle iştigal edeceklerdir. Onların hüküm darlarının izzetini zillete, güvenliğini korkuya, zenginliğini yoksulluğa, nimetini açlığa, afiyetlerini türlü belaya çevireceğim.
İbrişim esvablarını kıldan abalara, güzel kokularını leşlerin kokusuna, taçlı elbiselerini zincir ve bukağılara çevireceğim. Geniş ve müstahkem kalelerini, harabeye döndüreceğim. Sağlam burçlarını ve şatolarım, canavarların meskenine çevireceğim. Atlarının kişnemesinin yerini, kurtların uluması alacaktır. Kandillerin aydınlığının yerini, yangın dumanları dolduracaktır. Şenlik ve kalabalığın yerini, yalnızlık ve ıssızlık alacaktır. Kadınların ellerindeki bileziklerin yerini, kelepçeler alacaktır. İnci ve yakut gerdanlıklarının yerine, demir zincirler takılacaktır. Güzel koku ve yağlarının yerini, toz ve duman alacaktır. Halıların üzerinde yürürlerken bilahare çarşılarda ve nehirlerde bu imkanı da bulamayacaklardır. Örtülerin yerini, çıplaklık alacaktır. Sefer ve gezintilerinin yerini, zehir dolduracaktır.
Sonra onlara türlü azaplar çektireceğim. Gökte uçsalar bile bu azaplar onlara ulaşacaktır. Ben ancak bana ikramda bulunana ikram ederim. Emrime karşı geleni de hakir ve zelil kılarım. Sonra göğe emir verir ve onu üzerlerine demirden bir tabaka haline getiririm. Yere de emir verir, onu kendilerine bakırdan bir zemin haline getiririm. Ne gök yağmur yağdırır, ne de yer bitki bitirir. Bu arada yağmur yağsa bile ona türlü afetler musallat lalarım. Azıcık bir elan bitse bile ondaki bereketi alırım. Bana dua etseler de dualarına icabet etmem. Benden dilekte bulunsalar da dileklerini yerine getirmem. Ağlasalar bile onlara merhamet etmem. Bana yalvarıp yakarsalar bile onlardan yüz çeviririm. Eğer onlar; «Allah'ım, sen daha önce bizlere ve babalarımıza rahmette bulunup ikram etmiştin. Bizleri kendin için seçkin bir millet kılmıştın.
Peygamberliğini, kitabını ve mescidlerini bize vermiştin. Sonra bizi, bu ülkelere yerleştirip hakim laldın. Bizleri ve atalarımızı küçüklüğümüzde nimetinle büyüttün, bizi muhafaza ettin. Hem bizi, hem onları, büyüdüğümüz zaman merhametinle korudun. Sen, nimet verenlerin en vefa-lıksm. Her ne kadar biz değişsek de sen vefakarsın. Biz her ne kadar eski halimizi devam ettirmezsek dahi sen devam ettirirsin. Yine de sen lütuf, nimet ve ihsanını üzerimizden kaldırma!» deseler dahi ben onlara şöyle cevap veririm: «Ben başlangıçta kullanma rahmet ve nimetimi veririm. Eğer bana yönelirlerse, ben nimet ve rahmetimi tamamlarım. Eğer onlar daha fazlasını isteseler, ben daha fazlasını veririm. Şükrederlerse, nimet ve rahmetimi daha da arttırırım. Ama onlar değişirlerse, ben de değişirim. Onlar değişikliğe uğradıkları zaman ben onlara gazap ederim.
Gazap ettiğim zaman da onları azaplandırırım. Benim gazabımı geri çevirecek hiçbir güç yoktur."
Kab'm rivayetine göre Ermiya peygamber şöyle demiştir: «Allahım, senin rızan ile bu hale geldim. Senin huzurunda öğrendim. Ben zayıf ve zelil bir kul olup senin huzurunda konuşmaya ehil değilim. Ancak senin rahmetine sığınarak konuşurum. Sen beni bu güne kadar hayatta bıraktın. Bu azabından ve tehdidinden benim kadar hiç kimsenin korkmaması gerekir. Çünkü sen, günahkarların yurdunda beni ikamet ettirdin ve bana ihsanda bulundun. Onlar da benim etrafımda yaşarlarken sana isyan ettiler; ben onlara karşı koymadım. Eğer benî azaplandı-rırsan bu, benim günahım sebebiyledir. Eğer bana merhamet edersen bu da benim senin merhametliliğini zannettiğim dol ayısıy ladır."
Sonra Ermiya peygamber sözlerini şöyle sürdürdü: "Ey Rabbim, sen noksanlıklardan münezzehsin, sana hamdederim. Sen kutlu ve yücesin. Peygamberlerinin meskeni ve vahyinin iniş yeri olan bu kasaba ve çevresini helak edecek misin? Ey Rabbim, sen noksanlıklardan münezzeh ve yücesin. Seni hamdederim. Sen kutlu ve yücesin. Senin zikrinin yücelmekte olduğu bu mescid ile etrafındaki evlerle diğer mescidleri harap mı edeceksin? Ey Rabbim, sen noksanlıklardan münezzeh ve yücesin. Sana hamdederim. Sen mübareksin. Bu ümmeti öldürüp azaba uğratmayacak kadar büyüksün. Onlar, dostun olan İbrahim'in neslin-dendirler. Musa'nın ümmetidirler. Musa da senin seçkin kulundu. Yine senin kendine dost edindiğin Davud'un kavmidirler. Ey Rabbim, eğer sen bunları azaba uğratırsan, bunlardan sonraki nesiller senin azabından emin olamazlar. Dostun İbrahim'in çocukları ile seçkin kulun Musa'nın ümmeti ve halifen Davud'un kavmi olan bu kimseleri helak edersen, artık hiç kimse senin satvetinden emin olamaz. Sen bunların üzerine ateşperestleri mi musallat kılacaksın?"
Cenâb-ı Allah buyurdu ki: "Ey Ermiya! Sana karşı gelen kimseler, benim azabımı beklesinler. Ben bu kavme, bana taatte bulunmalarından dolayı ikram etmiştim. Eğer bana isyan ederlerse, onları asilerin yurduna indiririm. Meğer ki rahmetim onları kurtarsın."
Ermiya dedi ki: "Ey Rabbim, sen İbrahim'i dost edindin ve onun sebebi ile bizleri muhafaza ettin. Musa'yı da kendine seçkin bir kul olarak yaklaştırdın. Bizi muhafaza etmeni, düşmanlarımızı bize musallat etmemeni ve bizi azaplandırmamanı diliyoruz."
Cenâb-ı Allah, Ermiya'ya şöyle vahyetti: "Ey Ermiya! Sen daha ananın karnında iken seni kutsadım. Ve bu güne kadar erteledim. Eğer kavmin yetimlerle dulları ve düşkünlerle yolda kalmışları korumuş olsalardı ben onlara destek olurdum. Onlar benim yanımda nimet cennetlerinde ağırlanacaklardı. O Cennet ki, ağaçları meyve vericidir; suyu temizdir ve asla kurumaz; meyveleri de yok olmaz. Fakat ben, İsrailoğullanm sana şikayet ediyorum: Ben onlara, şefkatli bir çoban gibi idim. Onları bütün kıtlıklardan ve sıkıntılardan korumuştum. Onlara bolluk vermiştim. Öyleki birbirlerine boynuz vuran koçlar gibi geliştiler. Vay onların haline, vay onların haline! Ben, ancak bana ikram edene ikramda bulunurum. Emirlerimi önemsemiyeni de hakir ve zelil kılarım. Bunlardan önce bazı kavimler vardı ki benim emrime karşı gelmeyi, basit bir iş zannederlerdi.
Bu kavimde bana karşı gelmeyi kolay zannettiler. Mescidlerde, sokaklarda, dağ başlarında, ağaç gölgelerinde dahi alenen bana karşı geldiler. Öyle ki gök onlardan rahatsız oldu; yer onlardan bizar oldu, dağlar onlardan nefret etti. Kuşlarla diğer hayvanlar, onlardan kaçarak yeryüzünün kenarlarına ve köşelerine çekildiler. Bütün bunlara rağmen onlar, bu masiyetlerine son vermediler. Kitaptan bildikleri ile amel etmediler."
Ermiya, onlara Rabbinin mesajını tebliğ ettiğinde, onlar azap ve tehdidi duydukları halde, yine de isyanlarını devam ettirip Ermiya'yı yalanladılar ve itham ettiler. Dediler ki: «Sen, yalan söylüyorsun, Allah'a karşı büyük bir iftirada bulunuyorsun. Allah'ın yeryüzünü tatil edeceğini, mescidlerini kapatacağını, kitaplarını, ibadet ve tevhidini ortadan kaldıracağını iddia ediyorsun, öyle mi?! Eğer bu dediklerin doğru ise yeryüzünde ona ibadet edecek bir abid kalmadıktan sonra kim O'na ibadet edecektir? Yeryüzünde mescid ve kitap kalmadıktan sonra O'na nasıl ve nerede ibadet edilecektir?! Doğrusu, sen Allah'a karşı büyük bir iftirada bulundun ve sen cinnet getirdin."
Böyle diyerek Ermiya peygamberi yakalayıp zincire vurdular ve zindana attılar. İşte bu esnada Cenâb-ı Allah, İsrailoğullarına Buhtun-nasr'ı gönderdi. O da ordusuyla birlikte onlara karşı bir sefer tertip ederek mıntıkalarına girdi. Onları kuşatma altına aldı. Ve Cenâb-ı Allah'ın buyurduğu gibi «Evlerin aralarına girip (sizi) araştırdılar.» Gözetim altına alındılar ve düşman tarafından yakalandılar. Kuşatma uzun süre devam edince îsrailoğullan, Buhtunnasr'm hükmüne boyun eğdiler, şehrin kapılanın açıp sokakları boşalttılar: «Evlerin aralarına girip (sizi) araştırdılar.» (el-Isrâ, 5.)
Buhtunnasr, onlara zorbaların ve cahillerin hükmünü tatbik etti. Üçte birlerini öldürdü, üçte birlerini esir aldı. Kötürümlerle ihtiyarlan ve acuzeleri serbest bıraktı. Sonra onları atlarının ayakları altında ezip çiğnedi. Beyt-i Makdis'i yıktı. Çocukları sürdü. Kadınları da çıplak vaziyette sokaklarda durdurdu. Savaşçıları öldürüp kalelerini yıktı. Mes-cidleri harab etti; Tevrat'ı yaktı. Kendisine mektup yazdığı Danyal'ı sordu. Onu ölmüş vaziyette buldular. Aile efradı, mektubu çıkardılar. Aralarında küçük Danyal da vardı. Onun yanı sıra Mişail, Azrail ve Miha-ü'de vardı. Bu mektubu, onlar için de geçerli kıldı. Danyal b. Hazkil, büyük Danyal'a halef oldu. Buhtunnasr, ordusuyla birlikte Beyt-i Mak-dis'e girdi. Şam'ın tamamını istila etti. îsrailoğullarmı yok edinceye dek öldürdü. Oradaki işini tamamladıktan sonra geıi dönerken oradan elde etmiş olduğu malları da alıp götürdü.
Esirleri önüne kattı. Onların bil-ginleriyle hükümdarlarının çocuklarını esir aldı. Bunların sayısı 90.000 civarında idi. Çevredeki pislikleri ve süprüntüleri, Beyt-i Mak-dı sin içine attı. Orada domuzları kesti. Davud ailesinden 7000 erkek çocuğu, Yakub oğlu Yusuf ile kardeşi Bünyamin'in soyundan 10.000 çocuğu, Yakub oğlu İsa'nın torunlarından 8000 erkek çocuğu,Yakub peygamberin oğullan Zibalon ile Naftali'nin torunlarından 10.000 erkek çocuğu, Yakub peygamberin oğlu Dan'm torunlarından 10.000 erkek çocuğu, Yakub peygamberin oğlu Yestahir'in torunlarından 8000 erkek çocuğu,Yakub peygamberin oğullarından Zigo'nun torunlarından 2000 erkek çocuğu, Robil ile Lavi'nin torunlarından 4000 erkek çocuğu, diğer İsrailoğullarmdan da 12.000 erkek çocuğu esir alarak önüne kattı ve Babil toprağına geldi.
İshak b. Bişr'in anlattığına göre Vehb b. Münebbih şöyle demiştir: "Buhtunnasr, îsrailoğullanna yaptığı işkenceleri yaptıktan sonra kendisine şöyle denildi: Şu İsrailoğullarmm bir adamları vardı. Bu başlarına gelen felaket hususunda onları daha önceden uyarıyordu. Seni ve senin haberini onlara anlatıyordu. Onların savaşçılarını öldüreceğini, çoluk çocuklarım esir alacağını, mescidlerini yıkacağım, kiliselerim yakacağını daha önceden kendilerine haber veriyordu. Fakat îsrailoğullan onu yalanlayıp itham ettiler. Döverek zincirlere vurdular ve zindana attılar. Kendisine anlatılan bu haber üzerine Buhtunnasr, emir. vererek Emıiya peygamberi-zindandan çıkarttı ve ona şöyle dedi: "Şu İsrailoğullarımn başlarına gelen bu felaket hususunda daha önceleri uyarmış raiydin?" Ermiya, evet deyince Buhtunnasr: Sen bunu nereden bildin? diye sordu. Enniya'da şöyle cevap verdi: "Allah, beni, îsrailoğullanna peygamber olarak gönderdi, ama onlar beni yalanladılar!"
Buhtunnasr dedi ki: "Sem yalanlayıp dövdüler ve zindana attılar ha?" Ermiya, evet deyince Buhtunnasr, şöyle dedi: "Bunlar ne kötü bir kavimmiş! Peygamberlerini yalanlamışlar, Rablerinin risaletini yalanlamışlar! İstemlisin benimle birlikte olasın da sana ikramda bulunayım ve sana iyi davranayım? Dilersen seni ülkemde bırakırım ve seni güvenlik içinde tutarım."
Ermiya peygamber ona şöyle dedi: "Ben her zaman Allah'ın bana sağladığı güvenlik içindeyim. Var olduğum günden bu ana dek, biran olsun bile onun güvenliğinin dışında kalmış değilim. Eğer İsrailoğullan onun taatinin dışına çıkmış olmasalardı, senden ve başkalarından asla korkmazlardı, sen de onlara galip olamazdın."
Buhtunnasr bu sözleri işitince, Ermiya'yı kendi haline bıraktı. Ermiya da kendi mekanı olan İlya (Kudüs) şehrinde kaldı.
Hişam b. Muhammed b. Saib el-Kelbî dedi ki: Buhtunnasr, Ahvaz yöresini ve Rum beldelerini, Fars hükümdarı Lehrasip adına istila etti. Hansa adı verilen Belh şehrim kurdu. Türklerle savaşarak onları dar yerlere sıkıştırdı. İsrailoğullarıyla savaşmak üzere Şam'a gönderildi. Şam'a vardığında Şamlılar kendisiyle sulh anlaşması yaptılar. Denildiğine göre Buhtunnasr'ı savaşa gönderen, Fars hükümdarı Lehrasip oğlu Beştasip'tir. Çünkü o zamanlar İsrailoğullan, ağır ağır Farslara taraf gelmekte ve hücuma yönelmekteydiler.
İbn Cerir'in, Said b. Müseyyeb'den rivayet ettiğine göre Buhtunnasr, Şam'a geldiğinde orada bir küllükten kan fışkırmakta olduğunu gördü. Bu kan da neyin nesi? diye sorunca ona şöyle dediler: Bilemiyoruz, daha Önce atalarımızın zamanında da bu vardı. Bu kanın üzerine ne kadar kül dökersek, yine fışkırmaya devam ediyor!
Bunun üzerine Buhtunnasr, 70.000 Müslüman öldürdü ve böylece o kan sakinleşti. Artık fışkırmaz oldu.
Hafız İbn Asakir, bu kanın, Zekeriyya oğlu Yahya peygamberin kanı olduğunu bildiren ifadeler kullanmıştır. Fakat bu doğru olamaz. Çünkü Zekeriyya oğlu Yahya peygamber, Buhtunnasr'dan uzun bir müddet sonra dünyaya gelmiştir. Kuvvetli görüşe göre bu, bir peygamberin kanıdır. Ya da salih kimselerden birine aittir. Ya da Allah'ın bildiği bir zata aittir.
Hişam b. Kelbî der İd: Buhtunnasr, Beyt-i Makdis'e geldi. Oranın hükümdarı kendisiyle banş anlaşması yaptı. O, Davud ailesindendi. Buhtunnasr, ondan bazı rehineler alarak geri döndü. Taberîye'ye vardığında İsrailoğullarımn, kendi hükümdarlanndan öc aldıklarını; Buhtunnasr ile banş anlaşması yaptığından dolayı onu öldürdüklerini haber aldı. Bunun üzerine kendisi de yanında bulunan rehinelerin boynunu vurdu ve îsrailoğullanna geri dönerek Kudüs şehrini zorla zaptetti. Savaşçılarım öldürerek çoluk çocuklarını esir aldı.
Rivayete göre Kudüs'teki zindanda Ermiya peygamberi buldu. Onu çıkarıp durumunu sordu. O da başından geçenleri kendisine anlattı, îsailoğullanm, başlarına gelecek bu istila hususunda daha önceden uyarmış olduğunu, onların da kendisim yalanlayıp zindana attıklarını bildirdi. Buhtunnasr şöyle dedi.: Bu ne kötü bir kavimmiş! Allah'ın rasû-lüne isyan etmişler!
Böyle diyerek Ermiya peygamberi serbest bıraktı, ona iyi davrandı. Bunun üzerine İsrailoğullarımn geride kalan bazı zayıf insanları, Ermiya peygamberin etrafında toplanarak şöyle dediler: Biz kötülük yaptık. Biz haksızlık ettik. Aziz ve Celil olan Allah'a, yaptıklarımızdan ötürü tevbe ediyoruz. Tevbemizi kabul buyurması için Allah'a dua et.
Ermiya peygamber de Cenâb-ı Allah'a dua etti. Allah ona şöyle vah-yetti: Ben onların tevbesini kabul edecek değilim. Eğer tevbelerinde dürüst iseler, seninle birlikte bu beldede ikamet etsinler.
Ermiya peygamber, Cenâb-ı Allah'ın emrini onlara bildirince şöyle dediler: Harap olmuş bu beldede nasıl ikamet ederiz? Allah bu beldenin ahalisine gazap etmiştir!
Böyle diyerek Ermiya peygamberle birlikte Kudüs'de ikamet etmeye yanaşmadılar.
İbn Kelbî der ki: İşte o zamandan beridir ki İsrailoğulları çeşitli ülkelere dağılmışlardır. Bir kısmı Hicaz'a, Taife, Yesrib'e yerleşmiş. Bir kısmı da Vadi'l-Kura'ya yerleşmişlerdir. Az bir kısmı da Mısır'a gitmişlerdir. Buhtunnasr, İsrailoğullannı kendisine vermesi için Mısır hükümdarına mektup yazdı ama o, İsrailoğullannı ona vermeye yanaşmadı. Bunun üzerine Buhtunnasr, ordusuyla birlikte Mısır'a giderek hü-kümdanyla savaştı. Onu ezip mağlub etti. Çoluk çocuklarını esir aldı. Sonra mağrip ülkelerine yöneldi. Mağrip ülkelerinin en uç noktasına vardı. Oradan, Mısır'dan, Kudüs'den Filistin'den ve Ürdün'den çok sayıda esirle birlikte geri döndü. Esirler arasında Danyal da vardı. Dan-yal'dan kasdımız, büyük Danyal değil, Hazkil oğlu küçük Danyal'dır. Vehb b. Münebbih böyle der. Doğrusunu Allah bilir.

