Bu şair, cahiliye döneminde yaşamış olup îslamî döneme de ulaşmıştır. Hafız İbn Asakir, onun şeceresinin aşağıda belirtilen şekilde olduğunu söyler: Ümeyye b. Ebi's-Salt Abdullah b. Ebi Rebia b. Avf İbn Ukde b. Azze b. Avf b. Sakif b. Münebbih b. Bekr b. Hevazin Ebu Osman. Hevazin'in künyesinin Ebu Osman değil de Ebü'l-Hakem es-Sakafi olduğunu söyleyenler de vardır.
Ümeyye, cahiliye devri şairlerindendir.îslâm'dan önce Şam'a gelip
yerleşmiştir. Müstakim (doğru) bir insan olduğunu, önceleri iman üzere olup sonra saptığını söylerler. Cenâb-ı Allah'ın şu ayette kasdetmiş olduğu insan da odur:
"Kendisine ayetlerimizi verdiğimiz halde, onlardan sıyrılan ve şeytanın arkasına taktığa, sonunda da azgınlardan olan o kimsenin haberini anlat." (ci-A'râf,i75.)
Zübeyr b. Bekkar dedi ki: Şair Ümeyye'nin anası, Rukiye binti Ab-dü'ş-Şems b. Abdu Menaf tır. Ümeyye'nin babası, Rebia b. Vehb b. Alac b. Ebi Seleme b. Sakif tir. Rebia'nm künyesi, Ebu'sSalt'dır. Derler ki, Ümeyye'nin babası, Taif teki meşhur şairlerdendir. Ümeyye ise onlardan dahaüstünbir şairdi.
Abdürrezzak'm, Sevrî'den rivayetine göre Abdullah b. Amr şöyle demiştir: "Kendisine ayetlerimizi verdiğimiz halde, onlardan sıyrılan ve şeytanın arkasına taktığı, sonunda da azgınlardan olan o kimsenin haberini anlat." mealindeki ayette kendisinden sözedîlen adam, Ümeyye
b. Ebi's-Salt'dır,
Ebu Bekr b. Mirdeveyh, Nafî b. Asım b. Mesud'un şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Abdullah b. Amr'm oturduğu bir mecliste bulunuyor- , dum.Orada bulunanlardan biri, el-A'râf süresindeki şu ayeti okudu: "Kendisine ayetlerimizi verdiğimiz halde, onlardan sıyrılan...Kimsenin haberini anlat." Abdullah b. Amr, "Bu ayette kimden söz edildiğini biliyor musunuz?" diye sordu. Biri, bunun Sayfî b. Rahib olduğunu; bir başkası, israiloğullarından Bel'am adındaki adam olduğunu söyledi.Abdullah b. Amr, "Hayır, bu dedikleriniz değildir." deyince, "O halde kim?" diye soruldu. Dedi ki: "Ayette kendisinden söz edilen adam, Ümeyye b.
Ebi's-Salt'dır."
Taberanî, Ebu Süfyan'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: Ben ve Ümeyye b. Ebi's-Salt Es-Sakafî, ticaret için Şam'a gitmek üzere yola çıkmıştık. Her mola verdiğimiz yerde Ümeyye ,yanında bulunan yazılı nüshaları eline alıp bize okurdu. Yolculuğumuz sırasında Hristiyan bir köye vardık. Köylüler gelip Ümeyye'ye ikramda bulundular, ona hediyeler verdiler. O da onlarla birlikte evlerine gitti.
Öğle vakti geri dönüp geldi, eski elbiselerim çıkarıp siyah elbiseler giydi ve bana: "Var mısın ey Ebu Süfyan! Kitap bilgisi alanında otorite olan bir Hristiyan âlimine gidelim de ona bazı sorular sor."dedi. Ben dedim ki: "Benim ona ihtiyacım yok. Allah'a andolsun ki, hoşuma giden birşey söylese de ona güvenip inanmam. Hoşuma gitmeyen birşey söylese onun benden çekeceği var." Ümeyye, yanlarına gittiğinde Hristiyan-lardan bilgin bir kişi, onun görüşlerine muhalefet etti. Sonra o,'yanıma gelip: "Neden bu bilgin kişinin yanına gitmiyorsun?" dedi. Ben de, onun dininden değilim, dedim. "Ondan acaip ve tuhaf şeyler duyacaksın, söylediklerini beğeneceksin. Sen Sakif kabilesinden misin?" diye sorunca,
"Hayır, ben Kureyş kabilesindenim." dedim. "O halde niye bu bilgin adamın yanına gitmiyorsun? Vallahi, o sizi hem seviyor, hem de size iyi dav-ranılmasmı tavsiye ediyor." dedi. Sonra yanımızdan ayrılıp gitti. Ümeyye, onların yanında bir süre kaldı. İnsanların bir süre uyumalarından sonra geceleyin yanımıza geldi. Elbiselerini çıkararak kendini yatağa attı, ama vallahi ne uyuyabildi, ne de kalkabildi. Kederli ve üzgün olarak sabahladı. Akşam şarabı, sabah şarabının üzerine dökülmüştü sanki! Ne o bizimle, ne de biz onunla konuşuyorduk. Sonra, "Yola çıkalım mı?" diye sordu. Ben de "Bineğin var mı?" diye sordum. "Evet, var." dedi.
Beraberce yola çıktık, iki gece yol gittik. Üçüncü gece bana: "Niye konuşmuyorsun ya Eba Süfyan?" dedi. Ben de şöyle dedim:
- Söyleyecek neyim var? Allah'a yemin ederim ki, hiçbir zaman seni, arkadaşının yanından döndüğün gündeki gibi bir halden görmemiştim!
- O üzgünlük, içinde bulunduğun bir halden dolayı değil de ileride karşılaşacağım durumlardan endişe edişimden dolayı idi.
- İleride neyle karşılaşacaksın?
- Vallahi Ölecek, sonda da dirileceğim!
- Sen kuruntulara inanır mısın?
- Nedenmiş o?
- Çünkü sen, öldükten sonra dizilmeyecek ve hesaba çekilmeyeceksin.
- (Güldü) hayır, senin dediğin gibi değil ya Eba Süfyan. Elbette ölüm sonrası dirilecek ve hesaba çekileceğiz. Kimimiz Cennet'e, kimimiz de Cehennem'e girecek.
- Senin Cennet'e ya da Cehennem'e gideceğini arkadaşın sana bildirmedi mi?
- Arkadaşımın bu konuda bilgisi yok. Bunu, ne kendisi ne de ben bilirim. Ebu Süfyan, konuşmasına devam ederek şöyle demişti: Böylece iki gece yol gittik. Hoşuna gidecek şeyleri söylüyordum. Ben de onun söylediklerine gülüyordum. Nihayet Şam şehrinin ağaçlık ve sulak yerlerine vardık. Mallarımızı sattık. Orada iki ay ikamet ettik.
Dönüş yolculuğumuz sırasında bir Hristiyan köyüne vardık. Köylüler onu görünce yanma geldiler. Ona hediyeler sundular. O da onlarla birlikte kiliselerine gitti. Ancak öğleden sonra yanıma döndü. Elbiselerini değiştirip yine oraya gitti. Geceleyin insanlar uykuya daldıktan sonra yanıma döndü.Elbiselerini çıkarıp kendini yakağa attı.Allah'a andolsun ki ne uyuyabildi, ne de kalkabildi. Kederli ve üzgün olarak sabahladı. O bizimle, biz de onunla konuşmuyorduk. Sonra, Tola çıkalım mı?' dedi. Olur, dedim ve yola koyulduk. Kederli ve üzgün olarak geceler boyu yol aldık. Sonra bana dedi ki: "Ey Ebu Süfyan! Var mısm, biraz ilerleyip te arkadaşlarımızı geride bırakalım?" Ben de: "Sen de buna var mısın?" diye sorunca evet, dedi. Yürüdük, derken arkadaşlarımızı bir saatlik mesafe kadar geride bıraktık. Sonra bana, "Haydi bakalım ey Ebu Süfyan!" diye seslendi. Ben de, "İstediğin nedir?" diye sordum. Bana dedi ki:
- Bana Utbe b. Rebia'yı anlat. Başkalarına haksızlık etmekten ve
haramları işlemekten sakınır mı o?
- Sakınır vallahi.
- Dost ve akrabalarını ziyaret eder, bunu başkalarına da tavsiye
eder mi?
- Eder vallahi.
- Ana ve baba tarafı asil mi, soyu yüksek mi?
- Evet.
- Kureyşliler arasında ondan daha şerefli biri var mı?
- Hayır vallahi. Ondan daha şerefli bir Kureyşlinin mevcud olduğunu bilmiyorum.
- Muhtaç mıdır o?
- Hayır, aksine çok malı vardır.
- Kaç yaşındadır?
- Yüzü aşkındır.
- Şeref, mal ve yaşlılık, onu hafifletti mi?
- Niçin hafifletsin? Hayır, vallahi onu daha da yüceltti. .
- O, böyledir işte. Yatıp uyuyalım mı artık?
- Benim de uyumaya ihtiyacım vardı zaten.
Geride kalan arkadaşlarımız gelinceye kadar uzandık. Onlar gelince tekrar yola çıktık. Nihayet konak yerine vardık. Orada geceledik. Sabah olunca yeniden yürüyüş başladı. Akşam olup karanlıklar bastırınca Ümeyye yine bana seslendi.
-Ya Eba Süfyan!
- Ne istiyorsun?
- Var mısın, yine dünkü gibi yapalım?
- Sen de buna var mısın?
- Evet, varım.
Ben böyle dedikten sonra iki bahtı devesine binip kafileden ayrıldık. Arkadaşlarımızdan epeyi uzaklaşınca bana seslendi:
- Haydi, ey Ebu Süfyan! Utbe b. Rebia hakkında daha neler biliyorsan anlat.
- Olur.
- O, haksızlıktan ve haram yemekten sakınır mı?
- Evet, sakınır vallahi.
- Dost ve akrabalarını ziyaret eder, bunu başkalarına da tavsiye eder mi?
- Evet, yapar vallahi. Servet sahibi midir?
-Evet.
- Kureyşliler arasında ondan daha üstün biri var mı?
- Hayır.. Ondan daha üstün bir Kureyşli bulunduğunu bilmiyorum.
- Kaç yaşındadır?
- Yüzü aşkındır.
- Yaş, şeref ve servet, onu hafifletti mi?
- Hayır vallahi, hiç de hafifletmedi. Bu, senin kendi düşüncendir.
- Hayır. Şimdi sen, benim onun hakkında söyleyeceklerime kulak ver ve iyi düşün. Ben bunları neden söylüyorum, biliyor musun? Ben, o Hristiyan bilgininin yanma varıp kendisinden bazı şeyler sordum. Sonra ona: "Şu gelişi beklenen peygamber hakkında bana bir şeyler söyle." dedim. Dedi ki: - O Arapl ardandır.
- Araplardan olacağını biliyorum da, acaba hangi Araplardan?
- Arapların ziyaret ettikleri KaTDe halkındandır.
- Bizde, Arapların ziyaret ettikleri bir Ka'be vardır.
- O, sizin kardeşlerinizdendir, Kureyşlilerdendir.
Böyle deyince başıma, daha önce hiç karşılaşmadığım bir hal geldi. Dünya ve ahiretin kazanç ve bahtiyarlığı elimden uçup gitti.Çünkü daha önce o peygamberin, ben olacağımı umuyordum. Böyle demesi üzerine ona dedim ki:
- Bana, o peygamberin sıfatlarım anlat.
- İhtiyarlık dönemine girdiğinde bile o, genç ve zindedir. Her şeyden önce o, haksızlıktan ve haramlardan sakınır. Fakirdir. Ana ve baba tarafı soyludur. Dost ve akrabalarım ziyaret eder, bunu başkalarına da tavsiye eder. Aşireti içinde yüksek soyludur. Askerlerinin çoğu melektir.
- Bunun alameti nedir? Meryem oğlu Isa yok olduğunda Şam'da seksen sarsıntı meydana geldi. O sarsıntıların hepsinde musibet vardı. Geriye umumi bir sarsıntı kaldı ki, onda da musibetler vardır. Ebu Süfyan dedi ki: "Vallahi bunun aslı yoktur. Allah, ancak şerefli ve yaşlı kimseleri peygamber kılar."
Ümeyye dedi ki: "Yemin ettiğin Allah'a andolsun ki bu böyledir, Ey Ebu Süfyan. O Hristiyan bilgininin bana söyledikleri gerçektir. Var mısın uyumaya?"
Evet, benim de uyumaya ihtiyacım var, dedim. Yatıp uyuduk. Sonra geridekiler geldiler. Yola revan olduk. Mekke'ye iki konaklık ya da iki gecelik mesafe kalmışken arkadan bir süvari bize yetişti. Geride neler olup bittiğini kendisine sorduğumuzda dedi ki: "Sizden sonra Şam'da deprem oldu. Halk, büyük felaketlere uğradı ve helak oldu!"
Adamın böyle demesi üzerine Ümeyye, bana dönüp: "Ey Ebu Süfyan, Hristiyan bilgininin söylemiş olduğu sözler için şimdi ne diyorsun?" diye sordu. Ben de: "Allah'a andolsun ki onun söylediklerinin gerçek olduğunu sanıyorum." dedim.
Nihayet Mekke'ye vardık. Mallarımı satıp işimi tamamladım. Sonra ticaret için Yemen'e gittim. Orada beş ay kaldım. Sonra Mekke'ye döndüm. Evimde oturmaktayken insanlar yanıma geliyor, selam veriyor ve ticaret için bana vermiş oldukları mallarım soruyorlardı. Abdullah oğlu Muhammed (s.a.v.) de yanıma geldi. Karım Hind de yanımda, çocuklarıyla oynuyordu. Selam verip ;'Hoş gelmişsin.' dedi. Nerelere ve nasıl gittiğimi, nerelerde ve ne kadar kaldığımı sordu. Ama ticaret için bana verdiği mallarını sormadı. Sonra da kalkıp gitti. Hind'e dedim ki:
- Vallahi Muhammed'e şaşıyorum. Yanımıza ticaret için mal bırakmış olan Kureyşlilerden evimize gelen herkes, mallarının durumunu sordu. Ama Muhammed, malım hiç sormadı.
- Sen, onun ne yaptığını bilmiyor musun?
- (Korkarak) Ne yapmış ki?
- O, Allah elçisi (peygamber) olduğunu iddia ediyor!..
Hind'in bu sözleri, beni şoke etti. Hristiyan bilgininin söylediklerini hatırladım. Titremeye başladım. O kadar ki karım Hind, bana; 'Neyin var senin?' dedi. Kendime gelip toparlandım ve: 'Bunun aslı yoktur. Olmaz böyle şey. Muhammed, böyle bir iddia da bulunmayacak kadar akıllıdır/ dedim. Hind ise şöyle cevapladı bu sözümü: "Hayır, vallahi o böyle diyor. İnsanlar onun dinine giriyor. Sahabeleri de var!.." "İşte bu olamaz." dedim ve evden çıkıp Ka'be'ye gittim. Ka'be'yi tavaf etmekteyken malların şu kadar kazandı ve şu meblağa ulaştı. Onları almak üzere birini evimize gönder. Kendi akrabalarımdan aldığım işletme bedelini de senden almayacağım." dedim. Bu teklifimi kabul etmedi ve; "Öyleyse ben de sizdeki mallarımı almam."dedi. Çaresiz kaldım ve; "Peki, akrabalarımdan aldığım kadar senden de işletme bedeli alacağım. Birini gönder de evimizdeki malım teslim alsın" dedim. Bunun üzerine birini evimize gönderip mallarını aldırttı. Ben de başkalarından aldığım kadar ondan da işletme bedeli aldım. Fazla beklemeden Yemen'e gittim. Sonra Taife varıp Ümeyye b. Ebi's-Salt'a konuk oldum.
Bana dedi ki:
- Ey Eba Süfyan!
- Ne istiyorsun?
- Hristiyan bilgininin sözlerini hatırlıyor musun?
- Hatırlıyorum. Dediği de oldu.
- Kim peygamber oldu?
- Abdullah oğlu Muhammed!
- Abdülmuttalib'in oğlu mu?
- Evet, onun oğlu.
Ayrıca Hind'in bana söylediklerini de ona anlattım. Ter dökmeye başladı ve "Allah biliyor." dedi. Sonra sözünü şöyle sürdürdü: "Vallahi ya Eba Süfyan! Belki de odur. Gelmesi beklenen peygamberdeki sıfatlar onda var. Eğer ben hayattayken o bir peygamber olarak ortaya çıkarsa, ona yardım etmemek için Allah'tan özür dileyeceğim!"
Ebu Süfyan, sözüne devamla diyor ki: Oradan Yemen'e geçtim. Çok geçmeden Muhammed'in peygamberliğini ilan ettiğini duydum. Yine Taife dönüp Ümeyye b. Ebi's-Salt'a uğradım. Ona künyesiyle hitab ederek şöyle dedim:
- Ey Ebu Osman! Hristiyan bilgininin sana anlattığı şeyler ortaya-çıkıp gerçekleşti.
- Ömrüme yemin olsun ki öyle..
- Senin bu peygambere karşı tavrın nasıl olacak ya Eba Osman?
- Vallahi Sakifli olmayan bir peygambere asla iman etmem ben!
Ebu Süfyan, sözünü sürdürerek şöyle diyor: Mekke'ye yöneldim. Zaten çok uzakta da değildim. Mekke'ye varınca, Muhammed'in ashabının dövülüp hakarete uğradığını gördüm. İnsanların kalbine giren rekabet duygusu, benim de kalbime girdiği için, "Hani nerede Muhammed'in melek ordusu?!" demeye başladım.
Taberanî, Ebu Süfyan'ın şöyle dediğini rivayet eder: Ümeyye b. Ebi's-Salt, Gazze ya da Kudüs'teydi. Onunla birlikte Mekke'ye bir kafileyle dönerken, yolda bana dedi ki: "Ey Ebu Süfyan! Var mısın arkadaşları biraz geçip ileriye gidelim de seninle biraz sohbet edelim?" Ben de olur, dedim. Ve kafileyi geride bırakarak söyleşmeye başladık. Dedi ki:
- Ey Ebu Süfyan! Bana Utbe b. Rebia'yı anlat.
- Hem ana, hem baba taran soyludur.
- Haram'dan ve haksızlıktan sakınır mı? -Evet...
- Yaşlı ve şerefli biri midir?
- Evet, öyledir.
- Yaşlılık ve şeref, onu hafifletmiştir.
- Yalan söylüyorsun. O, yaşlandıkça şereflenmiştir.
- Ey Ebu Süfyan! Bu Öyle bir söz ki, bana söylenenleri anladığım günden bu yana, böyle bir söz işitmiş değilim. Acele etme de sana haber verelim.
- Haydi, anlat bakalım.
- Şu kara taşlı Mekke vadisi halkı içinden birinin peygamberlikle görevlendirileceğini, kitaplarımda okumuştum. O peygamberin ben olacağımı sanıyordum. Sanmaktan öte inanıyordum.İlim ehli kimselerle bu konuyu tartıştığımızda, o peygamberin AbduMenaf oğullarından biri olacağı anlaşıldı. Abdu Menaf oğullarına baktığımda, bu işe Utbe b. Rebia'dan daha uygun biri bulunmayacağım gördüm. Onun yaşlı olduğunu ve 40 yaşını geçtiği halde kendisine henüz vahiy gelmediğini bana söylediğin için, onun beklenen peygamber olmadığını anladım.
Ebu Süfyan der ki: Zaman akıp gitti. Nihayet Rasûlullah (s.a.v.)'a vahiy geldi. Günün birinde bir ticaret kervanıyla Yemen'e doğru yola koyuldum. Ümeyye'ye uğrayarak alaycı bir tavırla ona şöyle dedim:
- Ey Ümeyye! Evsafım anlattığın peygamber ortaya çıktı!
- O gerçek peygamberdir, ona uyun.
- İyi ama sen niye ona uymuyorsun?
- Sakif kabilesinin kadınlarından utandığım için ona uymuyorum. Çünkü onlara, beklenen peygamberin ben olacağımı söylemiştim. Şimdi de benim, Abdu Menaf oğullarından bir gence uyduğumu görürlerse utanırım! Ey Ebu Süfyan! Anladığım kadarıyla ona muhalefet etmiş gibi görünüyorsun. Ama zaman gelecek, bir oğlak bağlanır gibi bağlanacak ve onun huzuruna götürüleceksin. O da senin hakkında dilediği gibi hüküm verecek!
Abdürrezzak, Kelbî'nin şöyle dediğini rivayet etti: "Ümeyye (b. Ebi's-Salt) bir ara uzanmış yatıyordu.Yamnda bulunan iki kızından birisi ürkerek babasma yüksek sesle bağırdı. Babası, "Neyin var?" diye sorunca kızı şöyle dedi: Rüyada iki kartal gördüm. Evimizin tavanını söktüler. Biri inip senin karnını yardı. Diğeri de damın üstünde durup arkadaşına sesleniyordu:
- Anladı mı? -Evet...
- Islah oldu mu?
- Hayır..
Bunun üzerine Ümeyye, kızlarına şöyle dedi: "Bu, babanıza ulaştırılması istenen bir hayır ve iyilikti, ama olmadı." Bu hadisenin değişik bir anlatımı daha vardır.
İshak b. Bişr, Said b. Müseyyeb'in şöyle dediğini rivayet eder: Ümeyye b. Ebi's-Salt'm kızkardeşi Faria, Mekke fethinden sonra Rasûlullah (s.a.v.)'m yanına geldi. Akıllı, basiretli ve güzel bir kadındı. Rasûlullah (s.a.v.), onu beğenirdi. Bir gün ona şöyle sordu:
- Ey Faria! Kardeşin Ümeyye'nin şiirlerinden ezberinde olan var mıdır?
- Evet... Bundan daha önemlisi, gördüğüm şöyle bir olay var. Onu sana anlatayım: Kardeşim Ümeyye bir sefere gitmişti. Dönünce ilk olarak bana uğradı. Kanepemin üzerine uzandı. Ben de elimdeki bir deriyi traş etmekle meşguldüm. Bir ara iki beyaz kuş veya beyaz kuş gibi iki yaratık evimin küçücük aydınlatma penceresine doğru geldi. Biri, pencerenin içine düşer gibi oldu. Diğeri de onu takib edip pencereye girdi, ilki, gelip Ümeyye'nin üzerine kondu. Göğsü ile kasığı arasını yardı. Pençesini göğsünün içine daldırıp kalbini çıkardı, koklamaya başladı. Diğer kuş, ona seslendi: - Anladı mı? -Evet...
- Islah oldu mu?
- Hayır...
Böyle dedikten sonra kalbi tekrar yerine koydu. Yardığı yer, bir anda kapanıverdi. Sonra da o kuşlar, uçup gittiler.
Bu hadiseyi gördükten sonra Ümeyye'ye yaklaştım. Uyandırmak için onu elimle sarstım. Uyanınca kendisine, "Bir şey hissediyor musun?" diye sordum. O da: "Hayır.. Sadece vücudumda bir halsizlik hissediyorum." dedi. Ben, gördüğüm manzara karşısında irkilmiştim. Bana: "Neyin var? Seni irkümiş görüyorum." dedi. Ben de olup bitenleri ona anlattım. Bana şu cevabı verdi: "Bana, bir hayır ve iyilik ulaştırılmak istendi ama sonra o, başka tarafa gönderildi." Böyle dedikten sonra şu şiiri okumaya başladı:
"Gamlarım, geceleyin yola koyuldular,
Gözlerimi yumdum ama boşaldı yaşlar.
Sahib olduğum yakinî bilgi gibi,
Konuşkan bir okuyucusu olan beratım yok.
Çepeçevre kor ateşle sarılıp yanan biri miyim?
Yoksa kadife koltuklu ve iyi kimselere,
Vaad edilen Cennet'e mi gireceğim ben?
Cennetle Cehennem, iyi ve kötü amel bir olmaz.
Bunlara giden yollar da aynı değildir.
Bunlar iki gruptur, bir grup Cennet'e gider.
Oradaki yeşillik ve bahçelerle sarmaş dolaş olur.
Diğer grup, Cehennem'e gider, orası ne kötü yerdir!
Bu kalpler sözleşdi, bîr hayra yönelince,
Engeller çıktı karşısına, dünya onları,
Cennet istemekten menedip bahtsız kıldı.
Allah kahretsin, o dünya hırsım
Kul, nefsini çağırıp kınadı, zira o,
Allah tarafından gözetlendiğini biliyordu.
Nefs, ne diye bu hayata rağbet ediyor?
Ne kadar yaşasa da ölüm, onu yakahyacaktır.
Genç yaşta ölmese bile, ihtiyarlıkta mutlaka Ölecektir.
Ecel şarabının kasesini insan, elbet yuduml ayacaktır!"
Bu şiiri okuduktan sonra Ümeyye, ailesinin yanına döndü. Çok geçmeden baktım ki insanlar, baygın haldeki Ümeyye nin yanma gidiyorlar. Bana haber ulaşınca gittim, baktım ki o, yere yatırılmış, üzeri de örtülü. Yanına vardığımda bir çığlık atıp gözlerim açtı,evinin tavanına baktı, sesini yükselterek şöyle dedi: "Emrinize amadeyim. Buyurun. İşte huzurunuzdayım. Ne malım var ki beni kurtarsın. Ne aşiretim var ki beni korusun." Sonra tekrar bayıldı. Yine bir çığlık atınca, ben; "Adam öldü artık." dedim. Gözlerini açıp evinin tavanına dikti; sesini yükselterek şöyle dedi:
"Emrinize amadeyim. Buyurun, işte huzurunuzdayım. Elimde bir beratım yok ki kendimi savunayım. Aşiretim yok ki onlara dayanıp güçleneyim."
Sonra tekrar bayıldı. Bir çığlık atıp gözlerini açtı, evinin tavanına bakıp şöyle dedi: "Emrinize amadeyim. Buyurun, işte huzurunuzdayım. Nimetlerle beslendim ama hep günah işledim. Allahım! Eğer bağışlaya-caksan bütün günahlarımı bağışla. Hangi kul ki sana tapar, elemi yoktur onun."
Böyle dedikten sonra tekrar bayıldı. Yine bir çığlık atarak şöyle dedi:
"Hayat ne kadar uzasa da mutlaka, . Bir zaman gelir ki yok olup gider. Keşke hakikatler bana göründüğü an, Bir dağ başında davar otlatsaydım ben."
Bu şiiri de okuduktan sonra kardeşim Ümeyye vefat etti. Rasûlullah (s.a.v.) bana dedi ki:
"Ey Faria! Senin kardeşinin durumu, Allah'ın kendisine ayetlerini verdiği, sonra da kendisinden geri aldığı kimsenin durumu gibidir."
Hafız Ibn Asakir, Zührî'nin şöyle dediğini rivayet etti: Ümeyye b. Ebi's-Salt, şöyle bir beyit okumuştu:
"Bilesiniz ki bizden bir peygamber var, Evvelimizi ve ahirimizi bize haber veriyor."
Daha sonra da Bahreyn'e gitmiş, o orada iken Rasûlullah (s.a.v.)'a peygamberlik gelmişti .Ümeyye, Bahreyn'de sekiz yıl kaldıktan sonra Taife geldi, oradaki halka: "Abdullah oğlu Muhammed ne diyor?" diye sordu. Onlar da dediler ki: "Peygamber olduğunu iddia ediyor." Bunun üzerine Ümeyye: "O beni tamamlayacaktır." deyip Mekke'ye gitti, Rasûlullah (s.a.v.)'m huzuruna çıktı ve aralarında şöyle bir konuşma
geçti:
- Ey Abdülmuttab'in oğlu (torunu), sen ne diyorsun?
- Allah'ın elçisi olduğumu ve O'ndan başka îlah bulunmadığını söylüyorum.
- Seninle biraz konuşmak istiyorum. Yarın için bana bir vakit ayır (bir randevu ver).
- Olur, yarın görüşelim.
- Yalnız olarak mı yoksa birkaç arkadaşımla birlikte mi gelmemi istersin? Sen de yalnız olarak mı, yoksa birkaç arkadaşınla birlikte mi gelmek istersin?
- Nasıl istersen, öyle olsun.
- O halde ben birkaç arkadaşımla birlikte sana gelirim. Senin yanında da arkadaşların bulunsun.
Ertesi gün Ümeyye, Kureyşli birkaç kişiyle birlikte, Rasûlullah (s.a.v.) da birkaç sahabeyle birlikte gelip Ka'be'nin gölgesine oturdular. Önce Ümeyye söze başladı, seçili bir hitaptan sonra şiir okudu. Şiiri tamamlayınca da: "Bana cevap ver, Ey Abdülmuttalib'in torunu!" dedi. Rasûlullah (s.a.v.):
"Bismillâhirrahmânirrahîm.
Yasın
ve'1-Kur'âni'l-Hakîm"
deyip
söze
başladı.
Sözlerini tamamlayınca da Ümeyye yerinden fırladı.Ayakla-rmı sürüyerek gitmeye başladı. Kureyşliler peşine katılıp, "Şu işe ne diyorsun ey Ümeyye?" diye sordular. O da: "Muhammed'in hak yolda olduğuna tanıklık ederim." dedi. Kureyşlilerin, "Sen ona uyuyor musun?" diye sormaları üzerine, "O'nun durumuna bakıp düşündükten sonra kararımı vereceğim." diye cevap verdi.
Bir süre sonra Şam'a gitti. Rasûlullah (s.a.v.) da Medine'ye geldi. Bedir savaşma katılan müşriklerin bir kısmı öldürülünce Ümeyye Şam'dan geldi, Bedir savaşının yapıldığı yere indi. Sonra Rasûlullah (s.a.v.)'m yanına gitmek üzere harekete geçti. Adamm biri ona sordu:
- Ey Ümeyye! Nereye gidiyorsun?
- Muhammed'e gidiyorum.
- Onunla işin ne?
- Ona imân edecek ve bu işin anahtarlarını ona vereceğim.
- Bu kuyuya kimler gömüldü, biliyor musun? -Hayır...
- Orada dayının oğulları Utbe ile Şeybe b. Rebia ve anneleri Rebia binti Abdü'ş-Şems gömüldü!
Bu sözü duyan Ümeyye, devesinin kuyruğunu ve kulaklarını keserek gelip Bedir kuyusunun yani başında durdu, sonra da şu mısralarla başlayan kasideyi okudu:
"Bedir'de neler vardı. Ölmüş beylerle Reislerden oluşan tepeler vardı!»
Sonra Mekke'ye, oradan da Taife döndü ve islamiyet'i terketti."
Zührî, Ümeyye'nin iki kuşla karşılaşması ve ölmesi hadisesini anlatırken, onun ölüm anında söylediği şu şiirini okumuş:
"Hayat ne kadar uzasa da mutlaka,
Bir zaman gelir ki yok olup gider.
Keşke hakikatler bana göründüğü an,
Bir dağ başında davar otlatsaydım ben.
Ölümü her zaman göz önünde bulundur,
Zamanın musibetinden de kaçın.
îyi bil ki zamanın da musibeti vardır.
Arslanlar yabani sığırlara, çöldeki kızıl gözlü yavrulara,
Dağlardaki kartallara, geyiklere, deve kuşu yavrularına,
Ölüm, mutlaka tırnağını geçirip yakalar."
"Et-Ta'rîf vel-î'lam" adlı kitabında Süheylî, ilk defa "Ay Allahım, senin adınla" sözünü kullananın Ümeyye b. Ebi's-Salt olduğunu söylemiş ve bununla ilgili olarak ta garip bir kıssa anlatmıştır.
Şöyle ki: Ümeyye, Kureyş kabilesinden bir toplulukla birlikte sefere çıkmıştı. Aralarında Ümeyye'nin oğlu ve Ebu Süfyan'm babası Harb'da varmış. Bunlar yolda karşılarına çıkan bir yılanı öldürmüşler. Akşam olunca cinlerden bir kadın, yanlarına gelerek onları, yılanı öldürdüklerinden dolayı azarlamış, elindeki kırbaçla yere vurarak oradaki bütün develeri ürkütmüş, develerin her biri bir tarafa kaçmış. Kalkıp develeri aramaya başlamışlar ve neden sonra onları toparlayabilmişler. Bir araya gelip toplandıklarında tekrar cinlerden olan o kadın, yanlarına gelerek elindeki kırbaçla yere vurmuş, develeri ürkütmüş, develerin her biri bir tarafa kaçmış. Kalkıp develeri aramaya başlamışlar ve bu işten rahatsız olmuşlar. Ümeyye'ye: "Bundan kurtuluşun bir çaresi var mı?" diye sormuşlar, o da "Bakalım hele, belki buluruz." demiş. Sonra başlarına gelen belaya karşı kurtuluş çaresini soracakları birini bulma umuduyla, bulundukları bölgede dolaşmaya başlamışlar. Nihayet uzaklarda bir ateşin parlamakta olduğunu görmüş ve oraya yönelmişler. Oraya vardıklarında bir çadırın kapısı önünde, son derece çirkin görünümlü, cılız bir ihtiyarın ateş yakmakta olduğunu görmüşler. İhtiyar, cinler-denmiş. Selam vermişler. Durumlarını sormuş, onlar da anlatmışlar. O da Ümeyye'ye şöyle bir tavsiyede bulunmuş: "Cinlerden olan o.kadın tekrar geldiğinde "Allahım, senin adınla..." deyin, o kaçıp gider."
Bunlar toplanıp bir araya geldiklerinde kadın üçüncü kez tekrar gelir. Ümeyye, onun yüzüne karşı: "Allahım, senin adınla..." deyince, kadın kaçıp gider. Ama daha sonra cinler, yılanın öcünü almak için Ümeyye'nin oğlu Harb'e saldırıp öldürdüler.Arkadaşları d,a onu o evsiz, kom-şusuz ve ıssızyere gömdüler. Cinler bunun için şöyle dediler:
"Harb'in mezarı, ıssız bir yerdedir, Mezarının yakınında mezar yoktur."
Anlatıldığına göre Ümeyye, bazı zamanlarda hayvanların söylediklerini anlarmış. Bir yolculuk esnasında bir kuşun yanına varır, ötüşlerini dinledikten sonra arkadaşlarına: "Bu kuş, şunu söylüyor." dermiş. Arkadaşları da: "Bunun doğru söylediğini nereden bileceğiz?" derlermiş. Yolculuk esnasında bir koyun sürüsüne rastlamışlar. Bir koyunun kuzusuyla birlikte sürünün gerisinde kaldığını görmüşler. Koyun, kuzusunu sürüye katılmaya zorlarcasma meliyormuş. Ümeyye, yanındaki arkadaşlarına: "Bunun yavrusuna ne dediğim biliyor musunuz?" diye sormuş. Onlar da: "Hayır, bilmiyoruz." deyince, şöyle demiş: "Kuzusuna diyor ki: "Çabuk sürüye katü da, geçen sene kardeşini yediği gibi bu senede seni kurt yemesin!" Ümeyye'nin böyle demesi üzerine arkadaşları, koşarak çobanın yanma varıp sormuşlar: "Geçen sene burada kurt, bu koyunun kuzusunu yedi mi?" Onların bu sorusuna Çoban da, "Evet..." diye cevap vermiş ve onun sözlerini doğrulamıştı.
Yine bir defasında Ümeye yolda giderken, bir kadının bindiği devenin, başını yukarıya "kadına" doğru kaldırarak böğürmekte olduğunu görmüş, arkadaşlarına: "Bu deve, kadına diyor ki: "Sen benim sırtıma bindin, ama üzerimdeki mahfenin altında iğne var, sırtıma batıyor!" demiş, kadını indirip mahfeyi çıkardıklarında bir iğnenin saplı olduğunu görmüşler!..
İbnu's-Sekît'in anlattığına göre bir gün Ümeyye b. Ebi's-Salt, elinde bardakla içki içerken bir karga ötmüş. Ümeyye de ona iki kez: "Toprak senin ağzına!.." demiş. Arkadaşları ona: "Karga sana ne dedi?" diye sorunca o da: "Karga diyor ki: Elindeki şu bardakta bulunan içkiyi içtikten hemen sonra Öleceksin!" demiş. Karga sonra yeniden ötmüş. Ümeyye demiş ki: "Karga şöyle diyor: Bu sözlerimin doğruluğunun işareti şu olacak: Ben, şu çöplüğün üzerine konup bir şeyler yiyeceğim. Bir kemik parçası boğazıma takılacak ve o yüzden öleceğim." Böyle dedikten sonra karga o çöplüğe kondu. Bir şeyler yerken boğazına bir kemik takıldı ve Öldü.
Ümeyye: "Karganın, kendi hakkında söyledikleri doğru çıktı. Bakalım, benim hakkımda söyledikleri doğru çıkacak mı, çıkmayacak mı?" dedikten sonra içkisini bitirdi ve düşüp öldü...
îbn Mehdi'nin sahih senedle, Ebu Hüreyre'den rivayet ettiğine göre Rasûlullah (s.a.v. ).§öyle buyurmuştur: "Şairlerin söyledikleri sözlerin en doğrusu, Lebid'in şu sözüdür:
"Bilesiniz ki Allah'tan başka her şey boş ve asılsızdır.
Ümeyye b. Ebi's-Salt, Müslüman olmaya yaklaşmıştı."
İmam Ahmed b. Hanbel, Amr b. Şerid'den rivayet ederek onun şöyle dediğini söyler: Rasûlullah (s.a.v.)'m yanında bulunuyordum. Bana: "Ümeyye b. Ebi's-Salt'ın şiirlerinden bildiğin var mı?" diye sordu. Ben de: "Evet" deyince, "Öyleyse bana biraz oku." dedi.,Ona bir beyit okudum. Okuduğum her beyitten sonra "Ee" diyordu. Böylece ona Ümeyye'nin şiirlerinden yüz beyit okumuş oldum. Sonra o susunca, ben de kestim.
Yahya b. Muhammed b. Said, Sakiflilerin yeğeni Şerıd el-Hem-danî'nin şöyle dediğini rivayet eder: Veda haccma, Rasûluilah (s.a.v.) ile beraber gittik. Yolda giderken bir gün baktım ki bir deve gelip arkamda durdu. Dönüp baktığımda, devenin üzerinde Rasûlullah (s.a.v.)'ı gördüm. Bana:
- Ey Şerid! dedi.
- Efendim.
- Seni deveme bindireyim mi?
- Olur, dedim.
Gerçi yorgun değildim ama teberrüken Rasûlullah'm yanma binmek istedim. Devesini çöktürdü, beni devesine bindirdi. Bana: "Ümeyye b. Ebi's-Salt'm şiirlerinden ezberinde olanlar var mıdır?" diye sordu. Ben: 'Evet..' deyince "O halde oku bakalım." dedi. Ben de okudum.
Ravi diyor ki: Zannedersem Şerid, yüz beyit okuduğunu söyledi. Sonra Rasûlullah (s.a.v.) şöyle dedi: "Ümeyye b. Ebi's-Salt'm ilmi Allah katmdadır."
İbn Said, bu hadisin garib olduğunu söylemiş ve sözüne devamla şöyle demiş: Rasûlullah (s.a.v.)'m Ümeyye hakkında söylemiş olduğu: «Şiiri iman etti. Ama kalbi inkar etti." hadisine gelince, ben bunu bilmiyorum. Doğruyu Allah bilir.
İmam Ahmed b. Hanbeljbn Abbas'm şöyle dediğini rivayet eder: Rasûlullah (s.a.v.), Ümeyye'nin şu şiirim doğrulamıştı:
"Sağ ayağının altında erkek ve sığırlar, Sol ayağının altında kartallar var. Aslan da kapana tutulmuş haldedir. Her gece sonu güneş kızıl görünür. Rengi, gül gibi olur. Kırbaçlanmadan, işkence görmeden, Rahatça üzerimize doğmak istemez."
Ümeyye'nin bu şiirini dinleyen Rasûlullah (s.a.v.) "Doğru söylemiş" dedi.
Ebu Bekr el-Hüzelî,İbn Abbas'm şöyle dediğini rivayet eder: "Allah'ı bırakıpta bana tapan bir milletin üzerine doğmam." diyen güneşi, 70.000 melek uyarıp kendisine "Doğ hadi doğ" demedikçe doğmaz. Doğmaya yüz tutunca da, onu doğdurmamak için bir şeytan gelir, ama güneş, iki boynuzu arasından doğarak onu yakar. Gurup vakti batmaya yüz tutunca da Allah'a yönelip secde ederken bir şeytan gelip, secdesine engel olmak ister. Güneş, onun iki boynuzu arasında batar ve onu yakar.
Ümeyye b. Ebi's-Salt'm Arşı taşıyan melekler hakkında söylediği şiirinin bir bölümü şöyledir;
"Rabb'ın Arş'mm ayaklarını tutup taşıyanlar var. Yaratılmışların Rabb'i olmasaydı, aciz kalıp bönleşirlerdi. Arş, ayaklan üstünde duruyor, altında eziliyorlar. Aşırı korkudan dolayı mafsalları titriyor."
Rivayete göre Esmaî, Ümeyye'nin şöyle bir şiirini nakletmiştir:
"Allah'ı yüceltip tazim edin, O, tazime layıktır. Semadadır Rabbimiz, yüee Arş üzerindedir. İnsanlar alttadır, gökte taht kurmuştur. Arş'ımn boyu uzundur, gözlerin açısı dışındadır. Onun altında melekleri uzun boylu görülür."
Ümeyye b. Ebi's-Salt'm, Abdullah b. Cüd'an et-Teymî'yi öven bir şiiri de şöyledir:
"İhtiyacımı söyliyeyim mi, yoksa yeter mi bana?
Senin hayan, doğrusu, haya senin ahlakındır.
Sen hakkı, hukuku bilirsin, soylu ve edebilsin.
Yüce ve cömertsin, çok güzel huylusun.
Ne sabah, ne akşam, güzel huyunu değiştiremez.
Kışın köpekler soğuktan taşlaştığında bile,
Kerem ve cömertlikte rüzgarla yarışırsın.
Senin toprağın cömertlik toprağıdır.
Orayı Teym oğulları kurdu, seması da vardır.
O kadar utangaçsın ki biri seni övse bile,
Sana saldırmış gibi rahatsız olursun."
Abdullah b. Cüd'an, tanınmış cömertlerden ve kerem sahiplerinden biri olup bir çok kimse tarafından övülmüştü. Çok yüksek ve büyük bir yemek tabağı vardı. İçini yemekle doldurdu. Öyleki, deve üzerinde bulunan bir süvari bile elini uzatıp o tabaktaki yemekten yiyebiliyordu. Unu, bal ve yağla yoğurup pişirir ve o tabaklarda halka ikram ederdi. Köle azat eder, felaket ve musibete uğrayanlara yardım ederdi. Bu cömertliğinin kendisine fayda verip vermeyeceğim soranlara Hz. Aişe şu cevabı vermiş: "O, hiçbir gün 'Ey Rabbim! Kıyamet gününde benim günahımı bağışla.'demedi."
Ümeyye b. Ebi's-Salt'm güzel şiirlerinden biri de şudur:
"Kumaların buhur ağacı isteyişi gibi,
İsterken ayaklarını yere vurmazlar.
Aksine yüzleri aydmlanıverir.
İsterken yüzleri, en güzel renklere bürünür.
Yoksullar, yüklerinin ortasında durur.
At seyisleri ve köle efendileri gibi onları kovarlar.
Bir felaket karşısında yardıma çağırırsan,
O kadar çok atla gelirler ki güneş ışığını perdelerler."
Böylece Ümeyyeb. Ebi's-Salt'm tercüme-i hah (biyografisi) burada sona erdi.

