Bu zat, fetret döneminde yaşamıştır. Bazıları, onun peygamber olduğunu söylemişlerdir. Doğrusunu Allah bilir.
Taberanî, İbn Abbas'm şöyle' dediğini rivayet etmiştir: "Halid b. Sinan'ın kızı, Hz. Peygamberin yanma geldi. Hz. Peygamber, ona (oturması için) elbisesini yaydı ve şöyle dedi:
"Bu, bir peygamber kızıdır. Ne var ki kavmi, onun kıymetini bilemedi."
Ebu Bekr el-Bezzar da İbn Abbas'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Rasûlullah (s.a.v.)'m yanında
Halid b. Sinan'dan bahsedildiğinde o, şöyle buyurdu:
"O bir peygamberdi. Ne var ki kavmi, onun kıymetini bilemedi." Hanz Ebu Ya'lâ el-Musulî, İbn
Abbas'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: Halid b. Sinan adında Abesli bir adam vardı, Birgün
milletine: "Sizin için ben, kara taşlıklı vadinin ateşini söndürürüm." demişti. Milletinden biri de
ona:"Ey Halid! Vallahi bu güne dek hep doğruyu söyledin. Senin, ateşini söndüreceğini söylediğin
kara taşlıklı vadi ile işin nedir?" diye sordu. Halid, aralarında Umare b. Ziyad'm da bulunduğu
kavminden birkaç kişi ile birlikte şehirden çıktı. Kara taşlıklı vadiye gelindiğinde, bir dağ
yarığından ateş çıkmakta olduğu görüldü. Arkadaşlarını oturtarak önlerine bir çizgi çizdi ve onu
aşmamalarını tenbihleyerek: "Ben gidiyorum. Eğer gecikirsem sakın ola ki, beni kendi adımla
çağırmayası-nız!" dedi. Ateşin alevleri peşpeşe, ardı arkası kesilmeksizin yalabukla-nıyor, doru atın
şahlanışı gibi göğe doğru çıkıyordu. Halid, ateşin üzerine doğru gitti, değneğiyle ateşe vurmaya
başladı ve şöyle dedi: "Göründü, göründü, göründü her hidayet. Çobanın oğlu maksadı anladı. Elbi-
sem elimdeyken ben buradan çıkmam." Böyle diyerek o ateşle birlikte dağın yarığının içine girdi.
İçeride uzun süre kaldığım, geciktiğini gören arkadaşları telaşlanmaya başladılar. Umare b. Zeyd,
onlara; "Vallahi eğer arkadaşınız sağ kalsaydı, şimdiye dek oradan çıkmıştı. Onu adıyla çağırın
bakalım." dedi. Onlar, her ne kadar, "Kendi adıyla onu çağırmamızı menetmişti." dedilerse de onu
adıyla çağırdılar; o da kesik başını elinde tutarak dağın yarığından dışarı çıktı ve şöyle dedi: "Beni,
adımla çağırmamanız gerektiğini size söylememiş miydim? Vallahi beni, siz öldürdünüz. Beni
gömün artık. Aralarında kuyruğu kesilmiş bir merkebin bulunduğu bir kaç merkep önünüzden
geçerse, mezarımı açın. O zaman benim diri olduğumu görürsünüz."
Onu mezara gömdüler. Bir süre sonra, aralarında kesik kuyruklu bir merkebin bulunduğu bir kaç
merkep önlerinden geçti. Adamlar, "Mezarını açmamızı istemişti, gelin mezarını açalam." dedilerse
de Umare, onlara engel olarak: "Mezarını açmayın. Hayır, Allah'a yemin ederim ki Mudarlılara,
kendi ölülerimizin mezarlarım açtığımız dedikodusunu yaptırmam." dedi.
Halid, daha önce onlara, kendi karısının boynunda iki levha bulunduğunu, bir problemle
karşılaşacak olurlarsa çözümünü o levhalarda bulabileceklerini, ancak âdet halini görmekte olan bir
kadının o levhaları dokunmaması gerektiğini söylemişti. Bir meselenin çözümünü bulmak amacıyla
levhaları çıkarıp kendilerine göstermesi için Halid'in karısına gittiler. O da âdet halindeydi.
Levhalara dokununca, onlardaki bilgiler silinip gitti .
Ebu Yunus, Semmak b. Harb'in şöyle dediğini rivayet etti. Rasûlullah (s.a.v.)'a Halid b. Sinan
hakkında sorulduğunda şöyle dedi: "O bir peygamberdi. Ama kavmi, onun değerini takdir
edemedi." Yine Ebu Yunus, Semmak b. Harb'in şöyle dediğini rivayet etmiş: Halid b. Sinan'ın oğlu
Peygamber (s.a.v.)'in yanma geldi. Peygamber (s.a.v.), ona: "Merhaba ey kardeşimin oğlu" dedi.
İbn Abbas'a dayanan bu "mevkuf rivayette, Halid b. Sinan'ın peygamberliğinden söz
edilmemektedir. Peygamber olduğundan bahseden "mürsel" rivayetler ise burada delil olarak kabul
edilemezler. Gerçeğe en yakın olan şu ki o, kendine has halleri ve kerametleri olan salih bir in-
sanmış. Fetret döneminde yaşamıştır. Sahih-i Buharî'de yer alan bir hadiste Hz. Peygamber şöyle
buyurmuştur:
"İnsanlar içinde Meryem oğlu İsa'ya en yakın olan benim. Çünkü onunla benim aramda peygamber
yoktur."
Eğer Hz. Peygamber'den önce İsa'dan sonra fetret adı verilen dönemde yaşamış ise, Halid b.
Sinan'ın peygamber olması mümkün olamaz. Zira yüce Allah buyurmuş ki:
"Ya Muhammed! O (Kur'ân), senden önce peygamber gönderilmemiş olan bir milleti uyarman için
sana Rabbinden gelen bir gerçektir."(es-Secde, 3.) Bir çok âlim de demiş ki: Cenâb-ı Allah, İsmail peygamberden sonra Araplardan sadece Hatemü'l-
enbiya Muhammed (s.a.v.)'i peygamber olarak göndermiştir. Certâb-ı Allah'ın yeryüzü halkı için
şer'an kıble kıldığı Ka'be-i Muazzama'nın banisi İbrahim Haîilullah, ona dua etmiş ve her
peygamber, onun son peygamber olarak geleceğini kendi ümmetine müjdelemiştir. Onun geleceğini
en son müjdeleyen de Meryem oğlu İsa (a.s.) olmuştur.
Yukarıda anlatılan deliller gözönüne alınırsa, Süheylî ve diğerlerinin anlatmış oldukları şu konu kabul edilemez. Araplardan Şuayb b. Zi " Mehzem b. Şuayb b. Safvan adlı biri, peygamberlikle görevlendirilmiş, onun büyük dedesi Safvan da Medyen şehrinin valisiymiş.
Araplara ayrıca Hanzale b. Safvan da peygamber olarak gönderilmiş, Araplar bu iki peygamberi yalanlamışlar, bu yüzden Cenâb-ı Allah onlara Buhtü'n-Nasr adlı hükümdarı musallat kılmış. Bu hükümdar, onların bir kısmını öldürmüş, bir kısmını esir almış; İsrail oğullarına yaptığını Araplara da yapmış. Anlattığımız bu hadiseler, Maadd b. Adnan zamanında vuku bulmuştur.
Hakikat şu İd, yukarıda adı geçen ve peygamber oldukları bildirilen şahıslar, insanları hayra davet eden iyi kimselermiş. Doğrusunu Allah bilir. Zaten Amr b. Luhayy b. Kam'a b. Hindaf tan, Cürhümlülerden sonra Huzaalıları anlatırken bahsetmiştik.

