El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Cahîlîye Döneminin Meşhur Cömertlerinden Hatem Taî

Hatem'in şeceresi şöyledir: Hatem b. Abdullah b. Sa'd b. Haşrec b. İmru'1-Kays b. Adiyy b. Ahzem b. Ebi Ahzem (Ebu Ahzemin asıl adı He-rume'dir) b. Rebia b. Ceruel b. Sa'l b. Amr b. Gav b. Tay' Ebu Seffane et-Ta'taî. …

Hatem'in şeceresi şöyledir: Hatem b. Abdullah b. Sa'd b. Haşrec b. İmru'1-Kays b. Adiyy b. Ahzem b. Ebi Ahzem (Ebu Ahzemin asıl adı He-rume'dir) b. Rebia b. Ceruel b. Sa'l b. Amr b. Gav b. Tay' Ebu Seffane et-Ta'taî. Ashabtan Adiyy b. Hatem'in babası olup cahiliye devrinde kendisinden övgü ile bahsedilen cömert bir kimseydi. Oğlu Adiyy de İslam döneminde cömertliğiyle şöhret bulan ve övülen bir kişiydi.

Hatem'in cömertliğiyle ilgili hayret verici menkıbeleri, şaşırtıcı işleri ve aklı baştan alıcı haberleri vardır ki onları burada anlatmaya yerimiz müsait değildir. Ama o, bütün bunları ahirette mükafat kazanmak ve Allah'ın hoşnutluğuna ermek için değil, sadece isim yapmak ve şöhret sahibi olmak için yapmıştı.

Hafız Ebu Bekr el-Bezzar, "Müsned'ınde İbn Ömer'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: Hz. Peygamber'in yanında Hatem'den söz edilince o şöyle buyurdu:

"O, bir amaca ermek istedi ve erdi de."

İmam Ahmed b. Hanbel, Adiyy b. Hatem'in şöyle dediğini rivayet eder: "Rasûlullah (s.a.v.)'a dedim ki: "Babam, dost ve akrabalarım ziyaret eder, onlarla ilgilenir, şunu ve şunu yapardı. Bu yaptıklarından kendisine bir sevap var mıdır?" Rasûlullah (s.a.v.) cevaben buyurdu ki:

"Doğrusu senin baban birşey istemişti ve onu daelde etti." Yani şöhret sahibi olmak istemişti, o da oldu.

Sahih bir hadiste anlatıldığına göre üç kişi, Cehennem'in çılgın alevli ateşinde yakılacaktır. Bunlardan biri, kendisine "cömert denilsin" diye malım sarfedendir. O, bunun karşılığını dünyada bulacaktır. Bunlardan ikincisi gösteriş için cihad eden mücahid, üçüncüsü de isim yapmak için ilimle uğraşan bilgindir.

Bir başka sahih hadiste anlatıldığına göre bazıları, Rasûlullah (s.a.v.)'dan Abdullah b. Cüd'an.. b. Mürre'yle ilgili olarak; "O misafir ağırlar, köle azad eder, sadaka verir. Bu yaptığı iyiliklerin kendisine faydası var mıdır?" diye sormuşlardı. Rasûlullah (s.a.v.), onlara şu cevabı vermişti:

"O zaman içinde bir gün olsun, 'Ey Rabbim! Kıyamet gününde benim günahlarımı bağışla.' dememiştir."

Evet, Abdullah b. Cüd'an da kurak senelerde ve kıtlık zamanlarında muhtaçlara yiyecek veren meşhur cömertlerden biridir.

Beyhakî, Hz. Ali'nin şöyle dediğini rivayet eder: "Hayret ediyorum. İnsanların çoğu gerçekten çok az hayır işliyor. Şaşarım o adama ki, Müslüman kardeşi bir ihtiyaç nedeniyle ona gelir, ama o kendini hayır yapmaya ehil görmez. Eğer sevap ummasa ve azaptan korkmasa bile, güzel ahlaka koşsun. Çünkü güzel ahlak, insanı kurtuluş ve başarı yoluna götürür." Yanında oturmakta olanlardan biri kalkıp Hz. Ali'ye şöyle dedi: "Anam babam sana feda olsun ey mü'minlerin emiri! Sen bunu Rasûlullah (s.a.v.)'dan mi duydun?" Hz. Ali, adamın bu sorusunu şöyle cevapladı: "Evet, hem de daha iyisini duydum. Tayy kabilesinden esir alman kimseler Medine'ye getirildiklerinde, teninin rengi kırmızı ile siyah arası bir tonda, cildi pürüzsüz, boynu uzun, bacakları tombul, burnunun ucu kalkık, alımlı, başı dik, endamı düzgün, baldırları toparlak, topuk kemiklerinin çevresi etle dolu, beli ince, etsiz ve kılıç gibi düz bir cariye gördüm.

Görür görmez ona vuruldum. 'Bunu, ganimet payı olarak bana vermesini Rasûlullah'tan isteyeceğim.' dedim. Cariye konuşunca, edebî bir üslûpla konuştuğu için kendisine daha çok hayran olmaya başladım. O, Rasûlullah'a şöyle dedi: "Ya Muhammedi Beni serbest bırakmaya ve Arap kabilelerinin başıma gelene sevinmelerine fırsat vermemeye ne dersin? Çünkü ben, kavmimin beyinin kızıyım. Babam, ırz ve namusu korur, esiri salıverir, açı doyurur, çıplağı giydirir, misafiri ağırlar, yemek verir, herkese selam verirdi. Kendisinden dilekte bulunanları boş çevirmezdi. Ben, Hatem Taî'nin kızıyım." Rasûlullah (s.a.v.), ona şöyle cevap verdi: "Ey Cariye! Bu anlattıkların, gerçek mü'min kimselerin nitelikleridir. Eğer baban mü'nıin olmuş olsaydı, ona mutlaka rahmet okurduk." Böyle dedikten sonra da görevlilere, cariyeyi serbest bırakmaları için emir verdi: "Onu salıverin.

Çünkü babası, güzel ahlakı severdi. Allah da güzel ahlakı sever."

Orada hazır bulunan Ebu Berde b. Niyar, kalkıp şöyle dedi: "Ya Rasûlallah! Allah, güzel ahlakı sever." Rasûlullah (s.a.v.) da onun bu sözüne şu karşılığı verdi:

"Nefsim kudret elinde bulunan Allah'a yemin ederim ki kişi, ancak güzel ahlak sayesinde Cennete girer."

Ebu Bekr b. Ebi'd-Dünya, Hatem'in zevcesi Nevvar'm, Hatem hakkında şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Hatem'in yaptığı her iş, hayret verici idi. Bir yıl kuraklığa ve kıtlığa maruz kalmıştık. Her şeyimiz yok olmuştu. Gök, yağmur yağdırmıyor; topraklar, susuzluktan çatlayıp yarılıyor; anneler, çocuklarım emziremiyor, develer karnı içe göçüp sırt kemikleri açığa çıkıyor, bir damla süt veremiyor, malların içi boşalıyordu. Çok soğuk bir geceydi. Vakit, gece yarısıydı. Çocuklarımız Abdullah ile Adiyy ve SefEane, açlıktan ağlaşıyorlardı. Onları susturmak için yedirecek birşey bulamadık. Kocam Hatem, kalkıp oğlanlardan birini kucağına aldı. Avutmaya başladı. Ben de kızımız Seffane'yi kucağıma alıp avutmaya başladım. Onları susturup uyutuncaya kadar gecenin üçte veya dörtte biri geçmişti. Sonra diğer oğlumuzu kucağımıza alıp avutmaya başladık. Nihayet o da susup uyumaya başladı. Şam dokuması, püsküllü bir kadifemizi yere serdik. Uyumuş olan çocukları, kadifenin üzerine yatırdık. Ben ve Hatem, aynı odada uyumaya başladık. Çocuklar da aramızdalardı. Sonra o, beni avutmaya başladı. Uyumamı istedi. Ne istediğini anladım. Uyuyormuşunı gibi yaptım. "Uyudun mu?" diye bana seslendi. Ben cevap vermeyip sustum. "Demek ki uyumuş." dedi. Halbuki ben uyumuş değildim.

Gece kararıp yıldızlar çoğaldığında, sesler kesilip ayak tıkırtıları duyulmaz olunca bir de baktım ki odamın kapısındaki perde aralandı. Kocam, "Kim o?" diyerek dışarı çıktı. "Belki de seher vakti geldi veya çok yaklaştı." dedim. Perdenin ucu yine kaldırılınca-, kocam yine: "Kim o?"diye sordu. Kapıda duran, cevap verdi: "Komşu falanca kadın.. Ey Adiyy'in babası! Senden başka, bana yardımı dokunacak birini bulamadım. Açlıktan kurtlar gibi ulumakta olan çocuklarımın yanından geliyorum." Kocam, "Çocuklarını hemen bana getir." dedi. Yatağımdan fırlayıp ona şöyle çıkıştım: "Ne yapıyorsun sen? Çocukların açlıktan bağrışıyorlardı. Onları avutacak bir yiyecek bulamadın. Bu kadını ve çocuklarını, hangi yiyecekle avutacaksın?" Bana: "Sus. Allah'ın izniyle seni de doyuracağıma yemin ediyorum." dedi.

Sonra komşu kadın, çocuklarının ikisini kucağına, dördünü de ikişer yanma alarak, yavrularıyla dolaşan bir geyik gibi evimize geldi. Kocam Hatem, mızrağıyla kendi atının yelesine vurdu, onu kesti. Sonra çakmağı çakıp ateş yaktı. Bıçağı getirip atın derisini yüzdü. Sonra bıçağı kadına verip: "Al, ne kadar lazımsa kesip götür, çocuklarını da eve gönder." dedi. O da çocuklarım eve gönderdi. Sonra şöyle dedi: "Sizi gidi yaramazlar sizi! Deveden başka bir hayvanın etini yemez misiniz siz?" Daha sonra oba halkını dolaşıp ziyafeti haber verdi. Onlar da koşup evine geldiler. Yemeğe başladılar. Öte yandan Hatem, evin bir köşesinde elbisesine bürünerek yan gelmiş, bizim sofrada yeyişimizi seyrediyordu. Yemeğe bizden daha çok ihtiyacı olduğu halde o etten bir parça dahi yemedi. Sabah olduğunda, atın sadece kemikleri ve toynuklan kalmıştı!..»

DareKutnî, Hatem'in kansmm Hatem'e şöyle dediğini rivayet eder:

"Ey Seffane'nin babası? Ben ve sen, bizden başka kimsenin bulunmadığı bir sofrada başbaşa yemek yemek istiyorum." Hatem bunu kabul etti ve gereğini yapmasını karısına emretti. Bunun üzerine kadın çadırlarını söküp, obadan bir fersah uzaklıktaki bir yere kurdu. Hatem, yemek yapılmasını söyledi. Karısı hazırladı. Perdelerini indirip, sofrada oturan Hatem tam yemeğe hazırlanmak üzereyken perdeyi aralayıp başını çadırdan dışarı çıkardı. Sonra da şöyle dedi:

"Tenceremi perde arkasında kaynatma. Yoksa, içinde pişirdiğin haram olur bana. Tencereyi şu yüksek yerde kaynatsana, Yemeği bol olsun, kimseyi aç bırakma."

Böyle dedikten sonra perdeyi kaldırdı. Yemeği sofraya getirdi. Halkı sofraya davet etti. Beraberce yeyip içtiler. Karısı, "Bana verdiğin başbaşa yemek yeme sözünü yerine getirmedin." dedi. Hatem, ona şu cevabı verdi: "Ne yapayım? Gönlüm, bana itaat etmiyor. Gönlüm övülmeyi çok istiyor. Cömertlik, benim kaderime yazılmış." Böyle dedikten sonra sözünü şöyle sürdürmüştü:

"Cimriliği yendim, ona üstün geldim. Benimsedikçe cömertliği, kendi haline bıraktım. Komşu kadın, benden şikayetçi olmasın. Ancak kocası yok iken onu ziyaret etmiyorum. İyiliğim ona ulaşacak, kocası ona dönecek. Perdeleri de üzerine sarkıtılmayacak."

Bir diğer şiirinde Hatem şöyle der:

"Gece uyuyacağım zaman şarabı ben, Doyasıya içerim ama yine de kanmam. Geceleyin komşu gelini,karanlık bastırınca, Avlamak istedim ama gizlenemedim.Komşu gelini rüsvay edip kocasına hıyanet mi edeceğim, Allah'a andolsun ki hayatta olduğum sürece, Ben, bu işi asla yapmayacağım." Bir başka şiirinde Hatem şöyle demektedir:

"Kapısında varsın perde bulunmasın, Benim komşularıma kimse zarar veremez. Komşu kadın tuvalete çıkacak olduğunda, Perdeleri indirinceye dek, gözlerimi yumarım."

Hatem, bir başka şiirinde de şöyle der:

"Amcam oğluna sövmek, huyum değildir benim. Bana umut bağlayanı, geride bırakan değilim. Suçum olmadığı halde beni kıskananın sözünü işittim. Ona, beni geç de kurtar bu ezadan beni, dedim. Onu ayıpladılar, beni ayıpladıklarını görmedim. Riyakar kimse, beni güleryüzle karşılar. Aradan perde kalktığında benim izimden gelir. Onun kusurunu yakaladım, korumak için. Din ve asaletimi, ondan el çektim."

Hatem'e ait başka bir şiir şöyledir:

"Üşüyen perişan kişiye sor, ey Malik'in anası.

Mezbaha ile ocak arasında bana geldiğinde;

Ona güleryüz göstereyim mi, o benim ilk konuğumdur.

Cimrilik etmeyip, cömert davranayım mı ona?"

Bir başka şiirinde şöyle der Hatem:

"Midene ve tenasül uzvuna istediklerini verirsen eğer,

Her ikisi kötülüğün zirvesine ulaşırlar."

Kadı Ebu'l-Ferec el-Muafa, Ebu Ubeyde'nin şöyle dediğini rivayet eder:

"İyi kullandığın az mal, devamlı kalır. Kötü kullanılan çok mal, devamlı kalmaz. Malı muhafaza etmek, onu yok etmekten, Ve ülkede azıksız kalıp ölmekten daha iyidir."

Mütelemmis'e ait bu şiir, Hatem'e okunduğunda o şöyle tepki göstermişti: "Mütelemmis'e ne olmuş ki böyle söylemiş. Dili kopasıca, insanları cimriliğe teşvik etmiş. Öyle diyeceğine böyle deseydi ya:"

"Cömertlik, malı vadesinden önce tüketmez.

Kısmak ta, cimrinin malını artırmaz.

Kısarak mal sahibi olacağını ümid etme.

Çünkü her yarının rızkı yeniden gelecektir.

Görmez misin ki, mal, gelip gidicidir.

Onu sana veren, senden uzak değildir."

Kadı Ebu'l-Ferec dedi ki: Hatem, "Onu sana veren, senden uzak değildir." derken, ne güzel bir söz söylemiştir.Eğer Müslüman olsaydı, ahi-rette iyi bir makama sahib olacağı umulurdu. Nitekim Cenâb-ı Allah, Kur'ân-ı Kerîm-de şöyle buyurmuş:

"Allah'ın lütfundan isteyin." (en-Nîsâ? 32.)

"Kullarım, sana Beni sorar (lar) sa; şüphesiz ki Ben, çok yakınım. Bana dua edince Ben, O dua edenin duasına icabet ederim." (ei-Bakara,i86.)

Vaddah b. Mabed et-Taî'den yapılan rivayete göre Hatem Taî, (Hire valisi) Numan b. Münzir'in ziyaretine gitti. Numan, ona iltifat edip yakınlık gösterdi, çeşitli ikramlarda bulundu. Memleketine dönerken de, vilayetinin taze ve güzel yiyeceklerine ek olarak iki deve yükü altın ve gümüş verdi. Hatem, yola çıkıp memleketine geldi. Obasına yaklaştığında, Tayy kabilesinin göçebeleri onu karşıhyarak: "Ey Hatem! Sen, hükümdarın yanından geliyorsun. Biz ise yoksul aşiretimizin yanından yoksullukla geliyoruz!" dediler. Hatem, onlara: "Gelin bakalım, yanımda ne varsa alıp paylaşın!" dedi. Onlar da Numan'ın ona verdiği hediyeleri paylaştılar. O esnada cariyesi Tarife ortaya atılıp: "Allah'tan kork, birazını da kendine alıkoy; bunlar ne bir dirhem, ne de bir dinar, ne bir koyun ne de bir deve bırakmayacak, hepsini alıp götürecekler!" dedi. Cariyesinin bu endişesini yersiz bulan Hatem şöyle dedi:

"Tarife, 'dirhemlerimiz kalmaz' diyor. Bizde ne ahmaklık ne de gafillik var. Elde ye avuçtaki bitse de Allah bize verir.. Başkasına da, rızkı veren biz değiliz. Bizim hırkamız, dirheme alışık değildir. Dirhem bizim cebe girer, sonra hemen çıkar. Bir gün dirhemlerimiz şayet yığılacak olursa. Hayır yollarına hemen sarfedilirler."

Ebu Bekr b. îyaş dedi ki: Bir gün Hatem'e: "Araplar arasında senden daha cömert biri var mı?" diye sorulduğunda, "Arapların hepsi, benden daha cömerttir." diye cevap verdi, sonra da sözünü şöyle sürdürdü: "Bir gece, öksüz bir Arap delikanlısına misafir oldum. Yüz tane koyunu vardı. Hemen koyunlardan birini kesip pişirdi, sofraya koydu ve bana, buyur dedi. Koyunun beynini bana takdim edince ben, "Beyin ne hoşmuş!" dedim. Bu sözüm üzerine gidip diğer koyunlardan kesmeye ve beyinlerini çıkarıp bana getirmeye başladı. "Artık yeter." dedim. Sabah olduğunda, bütün koyunlarının kesilmiş olduğunu, geriye onlardan hiç birşey kalmadığım gördüm."

Hatem'e: "Peki sen, o adama ne yaptın!" diye sorulunca şöyle dedi: "Ona karşı her ne yaparsam yapayım şükrünün altından kalkamazdım. Ama yine de ona develerimin seçkinlerinden yüz tanesini verdim."

"Mekarimü'l-Ahlak" adlı kitapta Muhammed b. Cafer el-Haraitî şöyle der: Abbas b. Fazl el-Rebiî, Tayy kabilesinin yaşlılarının şöyle dediklerini rivayet etmiştir: Hatem Taî'nin annesi Antere'nin, çok cömertliğinden dolayı elinde hiç birşey kalmadı. Eline geçen her şeyi başkalarına verirdi. Kardeşleri, böyle yapmamasını söylerlerse de o, onlara aldırış etmezdi. Varlıklı bir kadındı. Bu huyundan vazgeçeceği umuduyla onu bir yıl süreyle bir eve kapattılar. Bu süre zarfında yemeklerini hazırlayıp kendisine götürdüler. Bir yıl sonra çıkardıklarında artık o huyundan vazgeçmiş olduğunu sandılar ve malından kendisine bir sürü deve vererek: «Bunlarla geçimini temin et." dediler. Bir gün Hevazinli bir kadın, yanma geldi. Daha önce ona hizmet etmiş olan bu kadın, ondan biraz yardım istedi. Antere de o deve sürüsünü kadına vererek şöyle dedi: "Şu deve sürüsünü al da götür. Allah'a andolsun ki açlıktan çok çektim. Bu yüzden,de hiçbir dilenciyi boş çevirmeyeceğime Allah'a yemin etmişim." Böyle dedikten sonra şöyle bir şiir terennüm etmeye başladı:

"Ömrüme yemin olsun ki eski zamanda beni,

Açlık ısırdı, kimseyi aç bırakmamaya yemin ettim.

Beni kınayanlara 'Biraz ölçülü olun' deyin.

Eğer siz cömertlik yapamıyorsanız, parmağınızı ısınn.

Kız kardeşinizi cömertlikten menetmektense,

Kendinizi ve onu cömertlikten alıkoyanı kmasaydınız ya!

Cömertliği bugün siz bir tabiat olarak görüyorsunuz.

Ey annemin çocukları! Kişi, tabiatını bırakabilir mi?"

Heysem b. Adiyy dedi ki: Hatem'in cömertlik uğruna kendi nefsini feda ettiğini gördüm. O, bana: "Ey oğul! Kendimi üç huya alıştırdım." diyerek onları şöyle sıraladı.

- Allah'a andolsun ki, komşu kadınları baştan çıkarmadım.

- Bana verilen emaneti, sahibine mutlaka teslim ettim.

- Hiç kimse de benden kötülük görmüş değildir.

Ebu Bekr el-Haraitî, Ebu Hüreyre'nin azatlısı Muharrerin şöyle dediğini rivayet eder: Abdü'1-Kays kabilesinden bir grup yolcu, Hatem Taî'nin mezarının yanma gelip mola verdiler. Aralarında Ebu'IHayberî diye biri vardı. Kalkıp, Hatem'in mezarına ayağıyla vurmaya başlayarak: "Ey Eba Ca'd! Kalk ta bizi ağırla!" dedi. Arkadaşlarından biri: "Çü-rüyüp toprak olmuş bir cesede mi sesleniyorsun?" deyip şaşkınlığım ifade etti. Karanlık bastırınca uyumaya başladılar. Mezarı tekmeleyerek Hatem'e, kendilerini ağırlamaları için seslenen adam, bir ara uykudan bağırıp çağırarak, korkmuş vaziyette uyanıp şöyle dedi: Arkadaşlar, bineklerinize sahip olun. Çünkü rüyada Hatem'in bana gelip şu şiirini okuduğunu gördüm. Aklımda kaldığına göre şiir şöyleydi:

"Ey Eba Hayberî! Sen öyle birisin ki, Akrabaların zalim ve sövüşkendir. Arkadaşlarınla birlikte gelip istedin ki, Seni sahibi ölü bir çukur yanında ağırlayalım. Çevrende, Tayy kabilesi ve davarları varken, Geceleyin beni günaha mı sokmak istedin? Biz misafirlerimizi doyururuz. Binekler gelir, onları dahi seçip keseriz."

Bir de ne görsünler. Gündüz Hatem'in mezarını tekmeleyenin devesi, üç ayak üzerine geliyor. Kalkıp onu kestiler; etini pişirip yediler. "Allah'a andolsun ki Hatem, diri iken de ölü iken de bize ziyafet verdi." dediler. Sabahleyin yola koyulduklarında, devesini kesip yedikleri arkadaşlarını yedeklerine aldılar ve hareket ettiler. Az sonra gördüler ki bir adam bir deveye binmiş, ikinci bir deveyi de yedeğine alarak kendilerine doğru geliyor. Yanlarına geldiğinde: "Ebu'l Hayberî hanginiz?" diye sordu. Ebu'i-Hayberî de: "Benim!" diye cevap verince o adam şöyle dedi: "Bu gece rüyada Hatem bana gelerek, sana ve arkadaşlarına senin deveni kestirerek ziyafet vermek ve seni de yaya bırakmayıp bir deveye bindirt-mek istediğini söyledi. İşte, yedeğimdeki şu deveyi al." Ebu'lHayberi de o adamın getirdiği yedekteki deveyi aldı.