Cenâb-ı Allah buyurdu ki:
«"Rahman çocuk edindi." dediler. Andolsun ki, "Siz pek kötü bir cürette bulundunuz (yalan ve kötü bir söz söylediniz)! Neredeyse o (sözün dehşeti) nden gökler çatlayacak, yer yarılacak ve dağlar yıkılıp dağılacaktır! Rahman için çocuk iddia ettiklerinden ötürü. Rahman'm çocuk edinmesi yakışmaz. Göklerde ve yerde bulunan herkes Rahman'a kul olarak gelecektir. Onların hepsini kuşatmış ve onları saymıştır. (O'nun bilgisi dışına asla çıkamazlar.) Onların hepsi, kıyamet günü O'na tek basma gelecektir.» (Meryem, 88-95.)
Cenâb-ı Allah kendisinin yüce olduğunu, çocuğa ihtiyacı olmadığını, her şeyin kendisinin mülkü olduğunu, kendisinin onları yaratmış olduğunu, her şeyin kendisine muhtaç olduğunu, huzurunda boyun büküp teslim olduğunu, göklerin ve yerin sakinlerinin kendisinin kulları olduğunu, kendisinin onların Rabbleri olduğunu, kendisinden başka tanrı bulunmadığım ve kendisinden başka Rab mevcut olmadığını beyan buyurduktan sonra şöyle dedi:
«(Tuttular) cinleri Allah'a ortak yaptılar. Halbuki onları O yaratmıştır. Bilmeden O'na oğullar ve kızlar icat ettiler. Haşa O, onların ileri sürdüğü niteliklerden münezzehtir, (O) gökleri ve yeri yoktan var edendir. O'nun nasıl çocuğu olabilir ki? Kendisinin bir eşi yoktur, her şeyi O yaratmıştır ve O herşeyi bilendir. Rabbiniz Allah, işte budur. O'ndan başka tanrı yoktur. (O), herşeyin yaratıcısıdır. O'na kulluk edin. O her-şeye vekildir. Gözler O'nu görmez. O gözleri görür; O latif (gözle görülmez veya lütuf sahibi), herşeyi haber alandır.» (ci-En'âm, 100-103.)
Cenâb-ı Allah, kendisinin herşeyin yaratıcısı olduğunu beyan buyuruyor. O'nun çocuğu nasıl olur?! Oysa çocuk, ancak bir biri ile mütenasip iki şey, yani iki eş arasından doğar. Cenâb-ı Allah'ınsa eşi, benzeri ve dengi yoktur. Çocuğu da olmaz. Nitekim yüce Zat şöyle buyurmuştur: «De ki: O Allah birdir. Allah Samed'dir (her şey varlığını ve bekasını O'na boçludur. Her şey O'na muhtaçtır. O, hiçbir şeye muhtaç değildir.) Kendisi doğurmamıştır ve (başkası tarafından) doğurulmamıştır. Hiçbir şey O'nun dengi olmamıştır.» (el-Ihtâs süresi, 1-4).
Cenâb-ı Allah, kendisinin eşsiz, zat ve sıfatı ile fiilleri bakımından benzersiz ve tek olduğunu açıklıyor. Kendisinin ilmen, hikmeten ve rah-meten eksiksiz olduğunu, yani Samed olduğunu beyan ediyor. Bütün sıfatlarının noksansız olduğunu açıklıyor. «Doğurmamıştır» Yani çocuğu olmamıştır. «Ve (başkası tarafından) doğurulmamıştır.» Yani kendisinden önceki bir varlıktan doğmuş değildir. «Ve hiçbir şey, O'nun dengi olmamıştır.» Ne O'na yakın, ne O'na eşit, ne de Ondan üstün hiç bir nazîri yoktur. Böyle olunca da O'nun çocuğunun olması da mümkün değildir. Zira çocuk, ancak birbirine denk ya da birbirine yakın iki şey arasından doğar. Cenâb-ı Allah'ın ise bu duruma düşmesi mümkün değildir. O yüce ve münezzehtir. Mübarek ve kutsal zatı şöyle buyurmuştur:
«Ey Kitap ehli, dininizde taşkınlık etmeyin ve Allah hakkında gerçek olmayan sözleri söylemeyin! Meryem oğlu İsa Mesih, sadece Allah'ın elçisi, O'nun Meryem'e attığı kelimesi ve O'ndan bir ruhtur. Allah'a ve elçilerine inanın, (Allah) "Üçtür" demeyin. Kendi yararınıza olarak buna son verin. Çünkü Allah, yalnız bir tek tanrıdır. Haşa O, çocuk sahibi olmaktan yücedir. (Münezzehtir). Göklerde ve yerde olanların hepsi O'nundur. Vekil olarak Allah yeter.
Ne Mesih, Allah'a kul olmaktan çekinir, ne de (Allah'a) yaklaştırılmış melekler. Kim O'na kulluktan çekinir ve büyüklük taslarsa bilsin ki O, onların hepsini kendi huzuruna toplayacaktır. İnanıp iyi işler yapanların mükafatlarını eksiksiz ödeyecek ve lûtfundan onlara daha fazlasını da verecektir. (Kulluktan) çekinip büyüklük taslayanlara da acı bir şekilde azap edecek ve onlar kendilerine Allah'tan başka ne bir dost, ne de bir yardımcı bulamayacaklardır.» (en-Nisâ, 171-173.)
Cenâb-ı Allah, Ehl-i Kitap ile benzerlerini dinde aşırılığa saplanmaktan menediyor. Haddi aşmaktan onları engelliyor. Hristiyanlar -Allah kendilerine lanet etsin - aşırılığa kaçarak İsa hakkında haddi aştılar. Oysa İsa'nın, Allah'ın kulu ve elçisi olduğuna, Allah'ın iffetli cariyesi Meryem'in oğlu olduğuna inanmaları gerekirdi. Meryem ki kendi ırzını korumuştu. Allah, melek Cebrail'i ona gönderdi, Cebrail de
Allah'ın emrinden bir ruhu ona üfleyince Meryem, oğlu İsa'ya hamile kaldı. Melekten ona ulaşan şey, şeref ve üstünlük bakımından Allah'a ait olan bir ruhtu. O da Allah'ın yaratıklarından bir yaratıktı. Nasıl ki bir evi şereflendirmek için 'Allah'ın evi' veya bir deveye üstün vasıf kazandırmak için 'Allah'ın devesi' veya bir kula yücelik niteliğim kazandırmak için 'Allah'ın kulu1 diyorsak, aynı şekilde o ruha da üstünlük ve şeref kazandırmak için 'Allah'ın ruhu' denilmiştir. İsa'ya da Allah'ın ruhu manasında Rûhullah denilmiştir. Çünkü o, babasız bir çocuk olarak dünyaya gelmiştir. Allah'ın bir kelimesi olup o kelime sebebiyle dünyaya gelmiştir. Nitekim Cenâb-ı Allah buyurmuş ki:
«Allah yanında İsa'nın durumu, Adem'in durumu gibidir: Onu topraktan yarattı, sonra ona "ol" dedi, artık olur.» (Âl-i imrân, 59.) Bir başka ayet-i kerimede ise şöyle buyurulmuştur: «"Allah, çocuk edindi." dediler. Haşa, O, yücedir. Göklerde ve yerde olanların hepsi O'nundur. Hepsi O'na boyun eğmiştir. (O), göklerin ve yerin yaratıcısıdır. Birşeyi yaratmak istedimi, ona sadece «ol» der, o da hemen oluverir.» (ci-lîakara,ıi6-n7.)
Bir diğer ayet-i kerimede ise şöyle buyurulmuştur: «Yahudiler: "Uzeyr, Allah'ın oğludur" dediler. Hristiyanlar da: "Mesih Allah'ın oğludur" dediler. Bu, onların ağızlarıyla geveledikleri sözleridir. (Sözlerini), önceden inkar etmiş (olan müşriklerin sözlerine benzetiyorlar. Allah onları kahretsin. Nasıl da (haktan bâtıla) çevriliyorlar?!» (el-Tevbe, 30.)
Yüce Allah, Yahudilerle Hrisuyanlardan - Allah'ın laneti üzerlerine olsun - her bir grubun, Allah'a karşı haddi aşıp asılsız sözler söylediklerini ve Allah'ın çocuğu olduğunu söylediklerini haber veriyor. Cenâb-ı Allah onların iddia ettikleri asılsız şeylerden yüce ve münezzehtir.
Yüce Allah, onların ortaya attıkları uydurma söz ve iddialarının dayanaksız olduğunu, kendilerinden Önceki sapıkların sözlerine benzer şeylerden başka bir şey olmadığım haber veriyor.
Felsefeciler - Allah'ın laneti üzerlerine olsun- aldı evvelin Vacibü'l-vücud'dan sadır olduğunu iddia ettiler. Ve onlar Vacibü'l-Vücud'u "Birinci Mebde" ya da "İlletlerin İlleti" diye ifade etmişlerdir. Onlara göre aklı evvelden ikinci akıl, nefis ve felek meydana gelmiştir. İkinci akıldan da aynı şeyler meydana gelmiştir. Bu böyle devam edip akıllar ona; nefisler dokuza, felekler de dokuza varmıştır. Bunlar, onların anlatmış oldukları fasit itibarlar ve hiçbir değer ifade etmeyen tercihlerdir. Başka bir yerde onların cahilliklerini ve akıllarının kıtlığım uzun uzadıya
anlatacağız.
Aynı şekilde bazı Arap müşrikleri de cahilliklerinden ötürü meleklerin, Allah'ın kızları olduklarını ve Allah'ın da cinlerin şereflileriyle evlenerek, kendisinden meleklerin doğmuş olduğunu iddia ettiler. Cenâb-ı Allah, onların kendisine koştukları ortaklardan ve nisbet ettikleri şeylerden yüce ve münezzehtir. Nitekim o yüce Zat buyurmuş ki:
«Rahman'm kulları olan melekleri dişi saydılar. Onların yaratılışlarına mı şahit oldular ki (böyle hüküm veriyorlar?) Şahitlikleri yazılacak ve (bundan) sorulacaklardır.» (ez-Zuhruf, 19.)
Başka bir yerdeyse Cenâb-ı Allah şöyle buyurmuştur: «(Ya Muhammed), şimdi sor onlara: Rabbine kızlar, onlara da oğlanlar mı? Yoksa biz melekleri, onların gözleri önünde dişi mi yarattık (ki meleklerin dişi olduğunu söylüyorlar)? İyi bilin, onlar iftiraları yüzünden diyorlar ki: "Allah doğurdu." Onlar, elbette yalancıdırlar. (Allah), kızları seçip oğlanlara tercih mi etmiş? Size ne oldu, nasıl hüküm veriyorsunuz? Hiç mi düşünmüyorsunuz? Yoksa sizin, (meleklerin, Allah'ın kızları oldukları hakkında) açık bir deliliniz mi var? Eğer doğru iseniz kitabınızı getirin, onunla (Allah ile) cinler arasında bir neseb (soy birliği) uydurdular. Halbuki cinler de onların (yakalanıp) getirileceklerini bilmiştir. Haşa! Allah, onların taktıkları sıfatlardan (münezzehtir), yücedir. Fakat Allah'ın temiz kulları hariç (onlar azaba sokulmayacaklardır).» (es-Sâffât, 149-160.)
Diğer bazı ayetlerde de Cenâb-ı Allah şöyle buyurmuştur: «"Rahman çocuk edindi." dediler. O, (böyle şeylerden) yücedir. Hayır, onlar (melekler), ikram edilmiş kullardır. Ondan önce söz söylemezler ve onlar, O'nun emriyle hareket ederler. (Allah), onların önlerinde ve arkalarında ne varsa (ne yapmış, ne etmişlerse) bilir. (Allah'ın razı olduğundan başkasına şefaat edemezler ve onlar, O'nun korkusundan titrerler. Onlardan her kim: "Ben, ondan başka bir tanrıyım!" derse onu, Cehennemle cezalandırırız. Biz zalimleri böyle cezalandırırız.» (ei-Enbiyâ, 26-29.) Cenâb-ı Allah, Mekke'de nazil olan Kehf sûresinin baş kısmında şöyle buyurmaktadır: «O Allah'a hamdolsun ki, kuluna kitabı indirdi ve ona hiçbir eğrilik koymadı, (onu) dosdoğru olarak (indirdi) ki katından (gelecek) şiddetli azaba karşı (insanları) uyarsın ve iyi işler yapan mü'minlere kendileri için güzel mükafat bulunduğunu (Cennet'e gideceklerini) müjdelesin. (Onlar) orada sürekli kalacaklardır. Ve: "Allah çocuk edindi." diyenleri de uyarsın. Bu hususta ne kendilerinin ne de atalarının hiçbir bilgisi yoktur. Ağızlarından ne büyük söz çıkıyor! Onlar, yalandan başka birşey söylemiyorlar.» (ei-Kehf, 1-5.)
Başka bir yerde de Cenâb-ı Allah şu açıklamalarda bulunuyor: «"Allah, çocuk edindi." dediler. Haşa, Allah bundan uzaktır, o zengindir, (hiç birşeye muhtaç değildir). Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Onundur. Bu hususta hiç bir deliliniz yok. Allah hakkında bilmediğiniz şeyi mi söylüyorsunuz? De ki: "Allah hakkında yalan uyduranlar, iflah olmazlar!" Dünyada biraz geçinir, sonra bize dönerler. Sonra da biz, inkarlarından dolayı onlara şiddetli azabı tattırırız.» (Yûnus, 6870.)
Bu Mekkî ayet-i kerimeler, küfür fırkalarına, felsefecilere, Arap müşriklerine, Yahudilere ve Hristiyanlara reddiyeyi kapsamaktadır. Bunlar bilgisizce iddialarda bulunarak Cenâb-ı Allah'ın çocuk sahibi olduğunu söylediler. Allah, bu gibi şeylerden münezzehtir. Haddi aşan zalimlerin söylediklerinden de çok üstün ve yücedir.
Bu gibi iddiaları ortaya atanların en meşhurları, Hristiyanlar oldukları için Kur'ân-ı Kerim'de çokça zikredildiler ki, görüşleri ve iddiaları reddedilsin; çelişkide oldukları, bilgilerinin az olduğu ve cahilliklerinin de çok olduğu da açıklanmış olsun. Küfürlerine dair sözleri çok çeşitli olmuştur. Çünkü bâtılın dallan çoktur. İhtilaf ve çelişkinin kollan
fazladır.
Hakka ve gerçeğe gelince bunda asla ihtilaf ve çelişki olmaz. Yüce Allah buyurmuş ki: «Eğer (Kur'ân) Allah'tan başkası tarafından (indirilmiş) olsaydı, onda birbirini tutmaz çok şeyler bulurlardı.» (en-Nisâ, 82.)
Bu ayet-i kerime, hakkın bir olduğuna ve hakta asla ihtilaf bulunmadığına, bilakis ittifak bulunduğuna; bâtılmsa muhtelif ve istikrarsız olduğuna delâlet etmektedir. Hristiyanlann sapıklanndan ve cahillerinden bir grup, İsa'nın Allah olduğunu iddia etmişlerdir. Bir başka grup ise onun Allah'ın oğlu olduğunu iddia etmişlerdir. Allah, bu gibi şeylerden yüce ve münezzehtir. Diğer bir grupsa Allah'ın üçün üçüncüsü olduğunu söylemişlerdir. Allah, bu gibi iddialardan üstün ve beridir.
Cenâb-ı Allah, bu iddiaların asılsız olduklannı şu ayet-i kerimelerde açıklıyor: «"Allah, Meryem oğlu Mesih'tir." diyenler küfre gitmişlerdir. De ki: "Öyle ise Allah, Meryem oğlu Mesih'i, annesini ve yeryüzünde olanlann hepsini yoketmek istese, Allah'a karşı kimin elinde birşey var?" Göklerde, yerde ve ikisinin arasında bulunan herşey Onundur. O, dilediğini yaratır, Allah, herşeyi yapabilendir.» (el-Mâide, n.)
Noksanlıklardan münezzeh olan yüce Allah, onlann kafirliklerini ve cahilliklerini haber veriyor. Kendisinin herşeyi yapmaya muktedir olan yaratıcı olduğunu, her şeyin Rabbi, hakimi ve ilahı olduğunu beyan buyuruyor. Sûrenin sonlannda ise şöyle buyuruyor:
«Andolsun, "Allah, ancak Meryem oğlu Mesihtir." diyenler elbette kafir olmuşlardır. Halbuki Mesih demişti ki: "Ey İsrailoğullan, benim Rabbim ve sizin Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin. Zira kim Allah'a ortak koşarsa muhakkak ki, Allah ona Cennet'i haram etmiştir ve onun varacağı yer ateştir; zalimlerin yardımcılan yoktur!"
"Allah, üçün üçüncüsüdür." diyenler elbette kafir olmuşlardır. Oysa yalnız bir Tann vardır, başka tann yoktur. Bu dediklerinden vazgeçmezlerse elbette onlardan inkar edenlere acı bir azap dokunacaktır. Hâlâ Allah'a tevbe edip O'ndan af dilemiyorlar mı? Allah bağışlayan, esirgeyendir. Meryem oğlu Mesih, bir elçiden başka birşey değildir. Ondan önce de elçiler gelip geçmiştir. Annesi de dosdoğrudur. İkisi de (öteki insanlar gibi) yemek yerlerdi. (Yaşamak için yemeğe muhtaç olan nasıl tanrı olabilir?) Bak, onlara nasıl ayetleri açıklıyoruz, sonra bak nasıl (haktan) çevriliyorlar?!" (ci-Mâide,72-76.)
Yüce Allah, onların seran ve kaderen kafirliklerine hükmetti. Bu küfrün onlardan kaynaklandığını haber verdi. Oysa kendilerine gönderilen elçi, Meryem oğlu İsa idi. Cenâb-ı Allah onun, küçük yaşta beslenip büyütülen, ana rahminde şekillendirilen, insanları ortaksız ve tek olan Allah'a kulluğa davet eden bir kul olduğunu açıkladı. Bu elçi, onları davet ettiği hususlara muhalefet etmeleri halinde, Cehennem ateşiyle tehdit etti. Onların ahiret yurdunda kurtuluşa eremeyip hakir ve zelil olacaklarını, rezil rüsvay bir hale düşeceklerini bildirdi. Bu sebeble Cenâb-ı Allah buyurdu ki: "Doğrusu kim Allah'a ortak koşarsa, Allah ona Cennet'i haram etmiştir ve onun varacağı yer ateştir; zalimlerin yardımcıları yoktur!"
Sonra da şöyle buyurmuştur: «"Allah, üçün üçüncüsüdür." diyenler, elbette kafir olmuşlardır. Oysa yalnız bir Tanrı vardır. Başka tanrı yoktur."
îbn Cerir ile diğerleri dediler ki: Bununla kasdedilen husus, Hıristiyanların üçlü teslis akidesidir. Bu akidenin unsurlarından biri baba, ikincisi oğul, üçüncüsü de babadan oğula fışkıran kelimedir. Ancak Hristiyanların meliki, Yakubî ve Nasturî mezhepleri bu hususta ihtilaf etmişlerdir. Allah'ın laneti üzerlerine olsun. Bu ihtilaflarının keyfiyetini ileride açıklayacağız. Onların, kral Kostantin zamanındaki konsüllerinden de bahsedeceğiz. Konsülleri, Hz. İsa'dan 300 sene sonra, Hz. Muhammed'in peygamberlik görevini alnıasmdanda 300 sene önce toplanmıştı. Bu sebebledir ki Cenâb-ı Allah şöyle buyurmuştur: «Oysa yalnız bir Tanrı vardır. Başka tanrı yoktur.» Yani Allah'tan başka tanrı yoktur. O birdir, ortağı yoktur. Eşi, benzeri, çocuğu ve dengi yoktur.
Sonra Cenâb-ı Allah onları, bu gerçeğe muhalefet etmeleri ve hakkı kabul etmemeleri halinde tehdit ederek şöyle buyurmuştur. «Bu dediklerinden vazgeçmezlerse elbette onlardan inkar edenlere acı bir azap dokunacaktır.»
Sonra Cenâb-ı Allah, kendi rahmet ve lütfü ile onları tevbe edip mağfiret dileğin de. bulunmaya davet etmiştir. Cehennem ateşini gerektiren bu büyük günahtan vazgeçmeye onları çağırmış ve şöyle buyurmuştur: «Hâlâ Allah'a tevbe edip ondan af dilemiyorlar mı? Allah bağışlayan, esirgeyendir.»
Bundan sonra Cenâb-ı Allah, Hz. İsa'nın ve annesinin durumunu açıklıyor; İsa'nın kul ve elçi olduğunu, annesinin de dosdoğru bir kadın olduğunu beyan buyuruyor. Yani günahkar ve kötü bir kadın olmadığını söylüyor. Zira Yahudiler, ona kötülük isnad ediyorlardı. Allah'ın laneti, onların üzerlerine olsun. Bu ayet-i kerimede, bazı âlimlerimizin iddialarının aksine, Meryem'in peygamber olmadığına bir delil vardır. «İkisi de (İsa ile anası, Öteki insanlar gibi) yemek yerlerdi.» Bu ifadelerle, yedikleri yemeğin onların makatlarından pislik olarak bilahare çıktığı, üstü kapalı ifadelerle dile getirilmektedir. Nitekim diğer insanlar da yedikleri yemeMeri bilahare pislik halinde makatlarından dışarı atarlar. Bu durumda olan kimse nasıl tanrı olabilir? Onların bu iddialarından V1 cahilliklerinden Cenâb-ı Allah, çok yüce ve münezzehtir.
Süd ile diğerleri dediler İd: «"AUah üçün üçüncüsüdür." diyenler, elbetteki kafir olmuşlardır.» ayeti kerimesi ile kastedilen mana şudur: Hristiyanlar, İsa ile annesi Meryem'in, Allah'la birlikte tanrılar olduklarım iddia ediyorlardı. Nitekim Cenâb-ı Allah, onların yani Hristiyan- . lann kafirliklerini Mâide sûresinin sonunda şu ifadelerle beyan buyurmaktadır:
«Ve yi Allah demişti ki: "Ey Meryem oğlu İsa, sen mi insanlara: "Beni ve annemi, Allah'tan başka iki tanrı edinin" dedin?» "Haşa", dedi, "Sen yücesin, benim için gerçek olmayan birşeyi söylemek bana yakışmaz. Eğer demiş olsam, sen bunu bilirsin. Sen benim nefsimde olanı bilirsin. Ben senin nefsinde olanı bilmem. Çünkü gayıpları bilen yalnız sensin, sen! Ben onlara: Benim ve sizin Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin, diye senin bana emretmiş olduğundan başka birşey söylemedim. Ben, onların içinde olduğum sürece onları kolladım, fakat sen beni vefat ettirince onları gözetleyen (yalnız) sen oldun. Sen herşeyi görensin! Eğer onlara azap edersen, onlar senin kullarındır (dilediğini yaparsın); eğer onları bağışlarsan, şüphesiz sen daima üstünsün, hikmet sahibisin!"» (elMâide, 116-118.)
Cenâb-ı Allah, kıyamet gününde İsa'ya ikram edici bir tarzda ve iftira ederek İsa'nın Allah'ın oğlu olduğunu ya da Allah yahut Allah'ın ortağı olduğunu iddia edip İsa'ya tapanları kınayıcı bir tarzda soracaktır. Sorarken de Cenâb-ı Allah İsa'nın böyle birşey yapmadığım bildiği halde, sırf bu iftiralarda bulunup İsa'ya tapan kimseleri kınamayı kasdet-tiği için İsa'ya şöyle diyecektir: «Ey Meryem oğlu İsa, sen mi insanlara: "Beni ve annemi, Allah'tan başka iki tanrı edinin" dedin?!»
İsa: "Haşa, sen yücesin." dedi. Yani ey Rabbim sen, ortağın olmayacak kadar yüce ve üstünsün: "Benim için gerçek olmayan birşeyi söylemek bana yakışmaz." Yani buna senden başkasının hakkı yoktur. Eğer demiş olsam, sen bunu bilirsin. Sen benim nefsimde olanı bilirsin. Ben senin nefsinde olanı bilmem. Çünkü gayıpları bilen yalnız sensin, sen."» Bu, hitap ve cevap ta, muazzam bir edep örneğini sergileyen sözlerdir: «Ben onlara, senin bana emretmiş olduğundan başka birşey söylemedim.» Ey Rabbim beni onlara peygamber olarak gönderip, onlara okunmakta olan kitabı bana indirdiğin zaman, bana emrettiklerinden başka şeyleri onlara söylemedim. Sadece onlara şunları söyledim: «Rabbim ve Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin.» Yani beni ve sizi yaratan, bana ve size rızık veren Allah'a kulluk edin. «Aralarında bulunduğum sürece onları kolladım. Fakat beni vefat ettirince (onlar beni öldürüp çarmıha germek istediklerinde sen bana merhamet edip beni onlardan kurtararak kendi yanına yücelttiğinde benim benzerim olan birini onlara gösterdin. Onlar da intikamlarım ondan aldılar. İşte böyle olduğu esnada) onları gözetleyen (yalnız) sen oldun. Sen herşeyi görensin!»
Sonra İsa (a.s.) işi, Aziz ve Celil olan Rabbine havale edip Hristiyan-lardan beri ve uzak olduğunu gösterircesine şöyle dedi: "Eğer onları azaplandırırsan, şüphesiz onlar senin kullarındırlar." Yani onlar, bu azaba müstahaktırlar. "Eğer onları bağışlarsan, şüphesiz sen daima üstünsün, hikmet sahibisin." Böyle derken İsa peygamber, sen esirgeyen ve bağışlayansın, dememişti.
İbn Kesir tefsirinde, İmam Ahmed b. Hanbel'in Ebu Zer'den yaptığı bir rivayeti nakletmiştik. O rivayete göre Rasûlullah (s.a.v.), yukarıdaki ayet-i kerimeyi okuyarak bir gece sabaha kadar namaz kılmıştı. Ayet-i kerimenin manası şudur: «Eğer onlara azap edersen, onlar senin kullarındır (dilediğini yaparsın); eğer onları bağışlarsan, şüphesiz sen daima üstünsün, hikmet sahibisin!» Rasûlullah (s.a.v.) bu ayet-i kerimeyi okuyarak sabaha dek namaz kılmış, sonra da şöyle buyurmuştu: «Onur ve üstünlük sahibi olan Rabbimden, ümmetim için şefaat diledim. O da bana şefaati verdi. Allah'a ortak koşmayan kimselere inşaal-lah bu şefaat ulaşacaktır.» Böyle dedikten sonra şu ayet-i kerimeyi okudu: «Biz, göğü, yeri ve bunlar arasında bulunanları, oyuncu (işi, eğlence) olarak yaratmadık. Eğer bir eğlence edinmek isteseydik, kendi katımızdan (şanımıza yaraşır bir eğlence) edinirdik. Yapacak olsaydık, böyle yapardık. Hayır, biz hakkı bâtılın üstüne atarız da o, onun beynini parçalar, derhal (bâtılın) cam çıkar. Allah'a yakıştırdığınız niteliklerden ötürü de vay siz (in haliniz)e! Göklerde ve yerde kim varsa hepsi O'nun-dur. O'nun yanında bulunanlar, O'na kulluk etmekten büyüklenmez ve yorulmazlar. Gece gündüz teşbih ederler, hiç ara vermezler.» (el-Enbiyâ, 16-20.)
«Eğer Allah çocuk edinmek isteseydi, yarattıklarından dilediğini seçerdi. O (bundan münezzehtir) yücedir. O tek ve kahredici Allah'tır. Gökleri ve yeri hak ile yarattı. Geceyi gündüzün üzerine doluyor, gündüzü de gecenin üzerine doluyor. Güneş'i ve Ay'ı, buyruğu altına aldı. Her biri, belli bir süreye kadar akıp gitmektedir. İyi bil M O, Azız ve çok bağışlayandır.» (ez-Zumer, 4-5.)
«De ki: "Eğer Rahman'ın çocuğu olsaydı (O'na) tapanların ilki ben olurdum (çünkü çocuğa saygı, babasına saygı demektir. Fakat böyle bir şey olamaz). Göklerin ve yerin Rabbi, Arşın Rabbi, onların nitelendirmelerinden yücedir, münezzehtir."» (ez-Zuhmf, 81-82.)
«"Çocuk edinmeyen, mülk de ortağı olmayan, acizlikten ötürü bir yardımcısı da bulunmayan Allah'a hamdolsun!" de ve O'nu gereği gibi tekbir et (O'na yaraşır şekilde saygı göster).» (el-Isrâ, m.)
«De ki: O Allah birdir. Allah Samed'tir (her şey, varlığını ve bekasını O'na boçludur. Her şey O'na muhtaçtır) Kendisi doğurmanuştır ve (başkası tarafindan) doğurulmamıştır. Hiç birşey O'nun dengi olmamıştır.»
lâs,l-4.)
Sahih hadisde sabit olduğuna göre Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: «Allah Teâlâ diyor ki: «Ademoğlu bana sövdü. Fakat buna hakkı yoktur. O, benim çocuğum olduğunu iddia ediyor. Oysaki ben, bir ve Samed'im (her şey bana muhtaç olduğu halde ben hiç birşeye muhtaç değilim). Doğurmamışım, doğurulmamışım ve hiçbir dengim de olmamış tir.»
Yine sahih bir hadisde Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: «Duyduğu eziyetlerden Ötürü Allah'tan daha sabırlı hiç kimse yoktur, (insanlar) O'na çocuk isnad ediyorlar. Halbuki O, kendilerine rızık veriyor ve onları afiyette bulunduruyor.»
Yine sahih bir hadisde Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: «Doğrusu Cenâb-ı Allah, zalime mühlet veriyor. Nihayet onu yakaladığında da asla bırakmayacaktır!» Böyle buyurduktan sonra şu ayet-i kerimeyi okudu: Halkı zalim olan memleketleri helak ettiği zaman Rabbinin yakalayışı ve helaki böyledir. Çünkü onun yakalaması çok acı ve çok çetindir.» (Hûd, 102.)
«Nice ülke var ki zulmederken ona biraz mühlet vermişiz. Sonra onu yakalamışızdır, (sonunda) dönüş ancak banadır.» (el-Hacc, 48.)
«Onları biraz geçindirir, sonra kaba bir azaba süreriz.» (Lokman, 24.)
«De ki: "Allah hakkında yalan uyduranlar, iflah olmazlar!" Dünyada biraz geçinir, sonra bize dönerler. Sonra da biz, inkarlarından dolayı onlara şiddetli azabı tattırırız.» (Yûnus, 69-70.)
"Hele sen o kafirlere mühlet ver, biraz bırak onları (bildiklerine gitsinler,)" (et-Tânk, 17.)

