El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Doğruluk Ve Emanet Hususunda Buna Benzer Başka Bir Kıssa

Buharı, İshak b. Nasr kanalı ile Ebu Hüreyre'den rivayet etti ki, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: «Adamın biri, bir başkasından bir tarla satın aldı. Tarlayı satın alan adam, tarlada altın dolu bir çömlek buldu. …

Buharı, İshak b. Nasr kanalı ile Ebu Hüreyre'den rivayet etti ki, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

«Adamın biri, bir başkasından bir tarla satın aldı. Tarlayı satın alan adam, tarlada altın dolu bir çömlek buldu. Tarlayı kendisine satmış olan adama: «Altınlarını al. Çünkü ben, senden sadece tarlayı satın aldım. Altınları satın almadım.» dedi. Tarlayı satmış olan adam da: «Ben sana tarlayı ve içindeki şeyleri birlikte sattım.» deyince ikisi bir adama gidip hakemlik yapmasını istediler. Hakemlik yapan adam: «Sizin çocuklarınız var mı?» diye sordu. Onlardan biri: «Benim bir oğlum var.» dedi. Diğeri de: «Benim de bir kızım var.» dedi. Hakem; «Bu oğlan ile kızı birbirleriyle evlendirin ve bu altım da onlara sarfedip sadaka olarak verin.» dedi. Rivayete göre bu kıssa, Zülkarneyn'in zamanında cereyan etmiştir. Yani İsrail oğullarından asırlar önce cereyan etmiştir ki doğrusunu Allah bilir.

İshak b. Bişr, "el-Mübtede" adlı kitabında Hasen'in şöyle dediğim rivayet etmiştir:

Zülkarneyn, memleketini teftiş eder, valilerini bizzat denetlerdi. Onlardan birinin hainlik yaptığına vakıf olunca, mutlaka onu kınardı. Bizzat kendisi tesbit etmedikçe, ihbarlara aldırış etmezdi. Bir ara teb-dil-i kıyafet yapıp gezerken bir şehre uğradı. Kadılardan birinin yanma gidip oturdu. Günlerce orada kaldı ama hiç kimsenin dava için oraya müracaat ettiğini görmedi. Bu hal uzun sürünce Zülkarneyn, oradan ayrılmak istedi. Kapıdan çıkacağı esnada iki kişinin dava için kadıya geldiklerini gördü. Bunlardan biri: «Ey Kadı! Ben şu adamdan bir ev satın aldım. Evi onardım. Onarırken evde bir gömü (hazine) buldum. Gelip almasını istedim, ama bir türlü almaya gelmiyor.» dedi. Kadı, evi satmış olan adama: «Sen ne diyorsun?» diye sorunca adanı şu cevabı verdi: «O gömüyü, o eve ben gömmedim ve orada mevcut olduğundan da haberim yok.

Gömü benim değildir. Bu sebeple onu teslim almam.» Bunun üzerine davacı: «Ey kadı! Öyleyse birine emir ver de gelip bu gömüyü evimden alsın. Sonra sen, onu dilediğin yere saf et.» dedi. Kadı da: «Sen şerli birşeyden kaçıyorsun, ama beni onun içine atıyorsun. Sen, bana insaflı davranmıyorsun. Ve bu işin, hükümdarlığının yargı alanına girdiğini de sanmıyorum. Var mısınız bana teklif ettiğinizden daha insaflı bir karar vereyim size?» diye sorunca, davacılar: «Evet.» dediler. Bunun üzerine kadı, davacıya: «Senin oğlun var mı?» diye sordu. Davacı da: «Evet.» diye cevap verdi. Diğerine de: «Senin kızın var mı?» diye sordu, o da: «Evet.» deyince kadı: «Gidin bakalım oğlunuzla kızınızı birbirleriyle evlendirin ve bu malı, çeyiz olarak onlara verin. Artanı da onlara verin ki müreffeh bir şeldlde yaşasınlar.

Hayrını da şerrini de doyasıya yorum.» dedi. Kadı da, Zülkarneyn'i tanımadığı halde şöyle dedi: «Bundan başka türlü karar veren var mıdır ki?» Zülkarneyn: «Evet» deyince kadı şu karşılığı verdi: «O zaman, zalimane karar veren kadıların memleketlerine yağmur yağmaz!» Zülkarneyn, kadının bu tutumunu beğendi ve şöyle dedi: «İşte göklerle yer, ancak bu şekilde yerlerinde dururlar.»