Ebu Zer'a ed-Dımışkî, Muaviye b. Salih'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Tevrat, Musa'ya Ramazan in ilk altı gecesinde nazil olmuştur. Zebur, Davud'a, ramazanın ilk oniki gecesinde nazil olmuştur. Zebur, Tevrat'ın nüzulünden 482 sene sonra nazil olmuştur. İncil, Meryem oğlu İsa (a.s.)'ya ramazanın ilk onsekiz gecesinde nazil olmuştur. İncil'in nüzulü, Zebur'un nüzulünden 1050 sene sonra olmuştur. Furkan, Mu-hammed (s.a.v.)'e, ramazanın ilk yirmidört gecesinde nazil olmuştur."
«Ramazan ayı ki onda Kur'ân indirilmiştir.» (el-Bakara,i85.) ayet-i kerimesini îbn Kesîr Tefsirinde açıklarken bu konuda varid olan hadisleri nakletmiştik. Bu hadisler meyanmda, İncil'in Meryem oğlu İsa'ya, ramazanın ilk onsekiz gecesinde nazil olduğunu da belirtmiştik.
İbn Cerir, tarihinde, İncil'in, otuz yaşındayken İsa'ya nazil olduğunu anlatmıştır. İsa otuzüç yaşındayken de göğe yükseltilmiştir. Nitekim Allah izin verirse ileride bunu açıklayacağız.
İshak b. Bişr, Ebu Hüreyre'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: Cenâb-ı Allah, Meryem oğlu İsa'ya vahyetti ki: "Ey İsa! Emrimi ciddiye al, asla ihmal etme. Buyruğuma kulak ver ve itaat et. Ey iffetli bakire ve temiz kadının oğlu! Sen babasız dünyaya geldin ve seni âlemlere (kudretim için) bir işaret olarak yarattım. Sadece bana kulluk et ve yalnızca bana tevekkül et. Kitabı kuvvetle tut (onun hükümlerini tatbik et). Süryanilere açıkla. Karşında bulunan kimselere, benim hak ve diri olduğumu, asla zeval bulmayacak bir zat olduğumu tebliğ et. Deve sahibi, sarıklı, zırhlı, ayakkabılı, eli değnekli, güzel gözlü, parlak alınlı, yanakları açık, saçı kıvırcık, sakalı sık, kaşları birbirine yakın, şahin burunlu, süt dişlerinin arası azıcık açık, alt dudağıyla çenesi arasındaki tüyleri belirgin, boynu gümüşten bir ibrik gibi, köprücük kemikleri arasında altın gibi, yelesinden göbeğine doğru bir çizgi gibi akan kılları bulunan, karnında ve göğsünde bu kıllardan başka kıl bulunmayan, avuçları ve ayakları sert olan, döndüğünde her tarafı dönen, yürürken de sanki bir kayalıktan sökülmüşçe sine ve bir tepeden doğru akarcasına yürüyen, teri yüzünde inci taneleri gibi olan, kendisinden misk kokusu gibi kokular saçılan, kendisinden önce ve sonra emsali görülmemiş güzel endamlı teiniz ve güzel kokulu, çok kadınla evlendiği halde nesli az olan ümmî ve Arap peygamberi tasdik edip doğrulaym.
Onun nesli mübarek bir kadından türeyecektir. O kadının (Hz. Hatice'nin) Cennet'te kamıştan yapılma, içinde gürültü ve yorgunluk olmayan bir köşkü olacaktır. Ey İsa, nasıl ki Zekeriyya senin ananın bakımını üzerine alıp tekeffül ettiyse, sen de ahir zamanda peygamberi tekeffül et. Onu korumaya bak. Onun, o kadından doğma iki çocuğu şehid olacaktır. Benim yanımda başka bir beşere nasib olmamış bir makamı vardır. Onun kelamı Kur'ân'dır, dini İslâm'dır ve selam ona gelmiştir. Onun zamanına kavuşup sözünü işitenlere ne mutlu!"
İsa dedi ki: "Ya Rabb! Tuba nedir?" Allah Teâlâ buyurdu ki: "Tuba, Cenııet'te bir ağaçtır ki ben onu kendi ellerimle dikmişim, o bütün cennetlikler içindir. Onun kökü Rıdvan'dan, suyu tesnim'den, serinliği de kafur serinliğin dendir. Tadı, zencefil tadı gibidir. Kokusu, misk kokusu gibidir. Ondan bir kez içen artık ebediyyen susamaz!" İsa dedi ki: "Ya Rab, bana o sudan içir."
Allah buyurdu ki: "Muhammed (s.a.v.) ondan içmedikçe başka bir peygamberin ondan içmesi haramdır. Onun ümmeti bu sudan içmedikçe başka ümmetlerin bu sudan içmeleri haramdır. Ey İsa! Seni kendi katıma yükseltip, alacağını."
İsa (a.s.) dedi ki: 'ya Rab! Beni niçin kendi katına yükseltip alacaksın?"
Allah Teâlâ buyurdu ki: "Seni kendi katıma yükseltip alacağım. Sonra da ahir zamanda yeryüzüne indireceğim ki bu peygamberin (Mu-hammed'in) ümmetindeki acaiplikleri göresin ve lanetli Deccal'ı öldürmek için onlara yardım edesin. Seni bir namaz vaktinde indireceğim, sonra onlara namaz kıldırmayacaksın. Çünkü onlar rahmete uğramıştır. Peygamberleri Muhammed'den sonra onların peygamberleri olmayacaktır."
Hişam b. Ammar, Abdurrahman b. Zeyd'den, o da babasından rivayet ederek dedi ki: İsa şöyle dedi: "Ya Rab! Beni, rahmete uğramış bu ümmet hakkında bilgi sahihi kıl."
Allah Teâlâ buyurdu ki: "Muhammed ümmeti, âlimler ve hikmet sahibi kimselerdir. Peygamberler gibidirler. Benim nimetlerimin azma razı olurlar. Ben de onların az amellerine razı olurum.sözü karşılığında onları Cennet'e koyanın. Ey İsa, onlar Cennet halkının çoğunluğunu teşkil edeceklerdir. Çünkü hiç bir kavmin dili, onlar kadar sözünü söyleyerek itaat etmiş değildir. Ve yine hiçbir kavmin boynu, secde ederek onların boynu kadar eğilmiş değildir!"
Ibıı Asakir, Abdullah b. Avsece'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
Cenâb-ı Allah, Meryem oğlu İsa'ya şöyle vahyetti: "Kendi meselelerini düşündüğün kadar en azından beni de düşün. Ahiretin için beni kendine azık yap. Nafile ibadetlerle bana yaklaş ki,seni seveyim. Benden başkasını dost edinme, yoksa seni yalnız ve yardımsız bırakırım. Belaya karşı sabırlı ol. Kazaya karşı rıza göster. Beni memnun etmeye çalış. Beni memnun edip itaat edersen, sana karşı zoi'luk çıkarmam. Bana yakın ol, devamlı surette dilin ile zikrimi ihya et. Sevgim senin kalbinde olsun. Gaflet ve uyku saatlerinde uyanık ol. Güzel zekan ile hükmet. Bana karşı korku ve ümit içinde ol. Benim haşyetim ile kalbini öldür. Beni memnun etmek için geceleri gözet. Susuz kalınacak olan kıyamet gününde susuz kalmak istemiyorsan, gündüzlerini karalt. Hayır işlerini yapmakta olanca gücünü sarfet ve başkalarıyla yarışa gir. Her nereye yönelirsen, hayrı ve iyiliği tanı. Yaratıklarıma Öğütlerimi ulaştır. Kullarım arasında adaletimle hükmet, unutkanlık hastalığına, gözlerin perdelenmesine benzer kalbî vesvese hastalıkları için ben sana şifa indirdim. Ölmüş kimseler gibi düşkünlük gösterme. Halbuki sen soluk almakta olan bir canlısın.
Ey Meryem oğlu İsa! Bana iman eden her yaratık mutlaka benden korkmuş ve bana karşı boyun
eğip gönülden ibadet etmiştir. Bana karşı gönülden ibadet edip korkulu olan kimse, mutlaka sevap
ve mükafatını ümid etmiştir. Benim kanunlarım değişmediği takdirde ki değişmeyecektir - bu gibi
kimselerin, benim azabımdan emin olacaklarına sen şahit ol.
Ey bakire ve iffetli Meryem oğlu İsa! Sağ olduğun müddetçe nefsin için ağla, tıpkı aile efradıyla
vedalaşıp dünyayı ve lezzetleri ehline terk eden ve rağbeti, Rabbinin yanında bulunan şeylere
yönelen kimseler gibi kendi haline ağla. Hayatta iken yumuşak sözlü ol ve selamı da herkese yay.
İyi kimselerin gözleri kapanıp uyuduklarında sen uyanık ol. Ahi-rete dair gelecek olan şeylere karşı
tedbirli ol. Şiddetli bela ve musibetlerle zelzelelere karşı tetikte ol ki, mal ve çoluk çocuğun fayda
veremiye-ceği biran gelmeden önce tedbirini almış olasın. Gözüne hüzün ve melal sürmesini çek.
Serseriler gülerken sen ağla. Ağlarken de sabırlı ol ve mükafatını Rabbinden bekle. Sabreden
kimselere vadettiğim şeyler sana ulaştığında sana ne mutlu! Dünyada iken Allah'ın insanları
kıyamet gününde dirilteceği günün sevabını bekle. Seninle savaşan dünyanın tadı nedir ki, ondan
lezzet alasın. Ancak sana yetecek kadarını dünyadan alıp tat. Dünyanın nimetlerine pek aldırış etme.
Onun kaba ve katı olan şeyleriyle yetin. Gideceğin sonucu mutlaka görmüşsündür. Hesaplı çalış.
Çünkü yaptıklarının hesabını vereceksin. Salih kullarım için hazırladığım şeyi gözlerin farketmiş
olsaydı; kalbin erir ve canın çıkıp giderdi."
Ebu Davud, "Kitabül-Kader" de İbn Tavus'tan, o da babasından rivayet ederek dedi ki: Meryem oğlu İsa İblisle karşılaştı. Isa (a.s.) ona şöyle dedi: Bümez-nıisin ki kaderinde ne yazılıysa
ancak o senin başına gelir?" İblis dedi ki: "Öyleyse şu dağın tepesine çık, oradan aşağıya yuvarlan
bakalım, yaşayacak mısın, yoksa yaşamıyacak mısm?"
İsa (a.s) dedi ki: "Bilmez mısın ki Cenab-ı Allah şöyle buyurmuştur: "Kulum beni denemesin. Ben
dilediğimi yaparım!"
Zührî demiş ki: "Kul Rabbini deneyemez. Ancak Allah, kulunu dener.
Ebu Davud, Tavud'un şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Şeytan, Meryem oğlu İsa'ya gelerek şöyle
dedi: "Sen doğru sözlü bir adam olduğunu iddia ediyorsun, öyle değil mi? Öyle ise bir uçurumun
başına gel de kendini aşağıya at bakalım!" İsa (a.s.) dedi ki: "Yazıklar olsun sana, Allah şöyle
buyurmamış mıdır: «Ey ademoğlu! Benden ölümünü isteme. Çünkü ben dilediğimi yaparım."
Ebu Tevbe er-Rabi' b. Nafi', Halid b. Yezidin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Şeytan, İsa
peygamberle beraber iki ya da on sene ibadet etmiştir. Bir gün bir dağın uçurum kısmının kenarına
gelerek İsa (a.s.)'ya şöyle demiştir: "Ne dersin, kendimi aşağıya atayım mı, Allah'ın benim kaderime
yazdığı şeyden başka birşey başıma gelir mi?"
İsa (a.s.) ona şu karşılığı vermiş: "Ben Rabbimi imtihan edecek bir kimse değilim. Ama dilerse, o
beni imtihan eder." Böyle dedikten sonra arkadaşının şeytan olduğunu anlamış ve ondan ayrılmış..
Ebu Bekir b. Ebiddünya, Ebu Osman'dan rivayet ederek dedi ki: «İsa (a.s.) bir dağ başında namaz
kılıyordu. İblis, Ona gelerek şöyle dedi: "Sen misin, herşeyin kaza ve kader ile olduğunu söyleyen?"
İsa (a.s.), evet, deyince İblis şöyle dedi: "Öyle ise kendini şu dağdan aşağı at da bu, benim
kaderimmiş de." İblis'in böyle demesine İsa peygamber şu karşılığı verdi: "Ey melun! Allah
kullarım imtihan eder, ama kullar Aziz ve Celîl olan Allah'ı imtihan edemezler!"
Yine Ebu Bekir b. Ebiddünya, Süfyan b. Uyeyne'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: Meryemoğlu
İsa (a.s.) İblisle karşılaştı. İblis ona dedi ki: "Ey Meryem oğlu İsa! Senin rabblığın.o dereceye
varmıştır ki beşikte bir çocuk iken konuştun. Halbuki daha önce senden başka beşikte konuşan bir
çocuk görülmüş değildir.!"
İsa (a.s.) dedi ki: "Hayır, rabblık ancak Allah'a mahsustur. O Allah'tır ki beni beşikteki bir çocuk
iken konuşturdu. Sonra yine O, beni Öldürüp ahirette çürütecektir."
iblis dedi ki: "Senin rabblığın o dereceye varmıştır ki, ölüleri diriltiyorsun."
İsa (a.s.) dedi ki: "Hayır, rabblık ancak diriltip Öldüren Allah'a mahsustur. Benim dirilttiğimi o
öldürür, sonra yeniden diriltir."
İblis dedi İd: "Allah'a andolsun ki sen gökte ve yerde tanrısın." Böyle dejdnce Cebrail kanadıyla
çarparak onu güneşe fırlattı. Sonra yine kanadıyla çarparak onu kaynak sularla fokurdamakta olan
bir pınara fırlattı. Üçüncü kez kanadıyla çarparak onu okyanusa fırlattı ve yerin dibine batırdı. Öyle
İd Cehennem'deki kokuşmuş çamurların tadını aldı. Sonra yeniden yeryüzüne çıkarak: "Ey Meryem oğlu! Senden gördüklerimi şimdiye kadar hiç kimseden görmedim!" dedi.
Hafız Ebu Bekir el-Hatîp, Ebu Seleme Süveydin şöyle dediğini rivayet etmiştir: İsa (a.s.), Mescid-i Aksa'da namaz kıldı, sonra oradan ayrılıp gitti. Sonra bazı geçit yerlerinden geçerken İblisle karşılaştı. İblis yolunu kesti ve ona şöyle demeye başladı: "Sen kul olmaya layık değilsin" Bu sözünü defalarca tekrarladı, ama İsa ondan kurtulmak için can atıyordu. Fakat bir türlü kurtulmanın yolunu bulamıyor, İblis de ona habire şöyle diyordu: "Ey İsa, kul olmak sana yakışmıyor!"
Ondan kurtulmak için Hz. İsa, Rabbinden imdat istedi. Cebrail ile Mikail onun imdadına koştular. İblis, onları görünce Hz.İsa'dan vazgeçti ve geri durdu. Tekrar dar geçide geldiklerinde Cebrail ile Mikail, İsa (a.s.)'yı aralarına alıp korudular. Cebrail, kanadıyla İblis'e vurarak onu vadinin ortalarına doğru fırlattı. Oradan çıkıp tekrar İsa (a.s.)'nm yanına geldi. İblis biliyordu ki, Cebrail ile Mikail kendisine başka bir ceza vermekle emrolunmuş değildirler. Bunun için de İsa'ya şöyle dedi "Ey İsa, kul olmanın sana yakışmadığını söylemiştim. Çünkü senin öfkelenmen, kulun öfkelenmesine benzemiyor. Öfkelendiğin zaman sende öyle haller gördüm ki, bu haller kul haline benzemiyordu. Sana uygun bir duruma seni çağırıyorum. Gel dediğimi yap. Şeytanlara emir vereyim de sana itaat etsinler. İnsanlar, şeytanların sana itaat ettiklerini görünce sana ibadet ederler ve sana kul olurlar. Ben sana demiyorum ki tek ilah ol da beraberinde başka ilahlar olmasın. Yalnız Allah gökte ilah olsun. Sen de yerde ilah ol."
Hz. İsa, İblis'in böyle dediğini işitince yine Rabbinden imdat istedi ve feryad-u figan etmeye başladı. Bu defa da imdadına İsrafil geldi. Semadan inip yanlarına vardı. Cebrail ile Mikail ona baktılar, İblis de artık İsa (a.s.)'dan geri durdu. Yanlarına vardığında İsrafil, kanadıyla îb-lis'e vurarak onu güneşe fırlattı. Sonra yine kanadıyla vurarak yere düşürdü. Hz. İsa da yerinde duruyordu. Hz. İsa'ya: "Bu gün senin yüzünden çok yoruldum." dedi. İblis'i güneşe kadar fırlatmış ve güneşe çarpmıştı. Sonra onu kaynar sularla fokurdamakta olan bir pınara atmıştı. İblis orada yedi melekle karşılaşmıştı. Melekler onu kaynar suların içine hatırdılar. Çıktıkça yine hatırdılar. Birkaç defa çıkıp batırdıktan sonra melekler, artık bu pmarm içinden çıkamaz, dediler."
İsmail el-Attar, Ebu Huzeyfe'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: İb-lis'in şeytanları, etraûnda toplandılar ve: "Ey efendimiz, sen çok yoruldun." dediler. İblis dedi ki: "İsa (a.s.), masum ve günahsız bir kuldur. Onu yoldan çıkaramıyorum. Ama onun sebebiyle bir çok insanları haktan saptıracağım. Kalblerine muhtelif hevesler ve arzular saçacağım. Onları gruplara ve fırkalara ayıracağım. Onunla anasını, Allah'ı bırakarak iki tanrı edinecekler!"
Bunun üzerine Cenâb-ı Allah da İsa'yı destekleyecek ayetler indirdi. Onu, İblis'den korudu. İndirdiği Kur'ân, onun, İsa'ya vermiş olduğu nimetleri anlatıyordu. Şöyle İd:
«Ey Meryem oğlu îsa, sana ve annene olan nimetimi hatırla. Hani seni Rûhu'l-Kudüs (Cebrail) ile desteklemiştim. Beşikte ve yetişkin iken insanlarla konuşuyordun. Sana kitabı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğrettim. Benim iznimle çamurdan kuş şeklinde birşey yapıyor, içine üf-lüyordun. Benim iznimle kuş oluyordu.» (ci-Mâidc.ııo.)
Düşkünleri ve miskinleri sana arkadaş ve yardımcı kıldım. Sen de onları, arkadaş ve yardımcılar olarak benimsedin. Onlar da seni, doğru yola ileten ve Cennet'e götüren bir rehber olarak benimsediler. Bu iki büyük ahlakı böylece bilesin ki bunlarla karşıma çıkan kimse, benim en çok sevdiğim kimsedir ve en temiz olan ahlakla karşıma çıkmıştır.
îsrailoğulları sana: "Oruç tuttuk ama orucumuz kabul edilmedi, namaz kıldık ama namazımız kabul edilmedi, sadaka verdik ama sadakalarımız kabul edilmedi, develerin iniltisini andıran bir ağlayışla ağladık ama ağlayaşımıza merhametle mukabele edilmedi!" diyecekler. Sen de onlara de ki: "Peki ama niçin? Beni bundan menedecek ne vardır? Benim elimdekiler azaldı. Ya da göklerle yerin hazineleri benim elimde değildir ki dilediğime dilediğim kadarını sarfedeyim. Yoksa bana cimrilik mi bulaştı? Ben, isteyenden daha cömert değilim. Verenden de daha zengin değilim. Yoksa benim rahmetim mi daraldı? Ancak benim rahmetimin fazileti ve bolluğu ile merhamet edenler birbirlerine acırlar! . Ey îsa b. Meryem! Eğer bu millet kalplerinde meydana gelen hikmete aldanıp yoldan çıkmasalardı, bununla, dünyayı ahirete tercih etme-selerdi, nereden gelmiş olduklarını bileceklerdi.
Böyle olunca da en büyük düşmanlarının kendi nefisleri olduğunu kesinlikle bileceklerdi. Ben onların oruçlarını nasıl kabul ederim İd, onlar oruca karşı haram yiyeceklerle kendilerini besliyorlar? Ben onların namazlarını nasıl kabul ederim ki, onların kalpleri bana karşı savaş ilan edenlere ve haramlarımı helal sayanlara meylediyor? Ben onların sadakalarını nasıl kabul ederim ki, onlar bu sadakaları dolayısıyla insanlara gazap ediyorlar ve onu helal olmayan yerlerden kazanıyorlar? Ey İsa! bu sebebden dolayı ben bu milleti cezalandıracağım. Bunların ellerinden, peygamberlerin kanları damladığı halde bunlara nasıl merhamet ederim? Bilakis bunlara daha çok gazap edeı-im!
Ey İsa! Göklerle yeri yarattığım gün şuna hükmetttim ki: Bana kulluk edip sözlerimi size tebliğ edenleri size komşu, arkadaş ve şeref ortaklan yapacağım. Göklerle yeri yarattığım gün şuna hükmettim ki: Seni ve anam, Allah'ı bırakıp da iki tanrı olarak kabul edenleri Cehen-nem'in en alt tabakasına atacağım!
Göklerle yeri yarattığım gün şuna hükmettim ki: Ben bu dini, kulum Muhammed'in eliyle kemale erdireceğim. Nebiler ve mürseller zincirinin sonunu onunla getireceğim. O Mekke'de doğacak. Güzel bir yere hicret edecek. Onun halefleri, Şam'da hüküm süreceklerdir. O kaba ve . katı bir insan değildir. Sokaklarda hafiflik etmeyecektir. Fuhşiyat ile zi-n etlenme ye çektir. Çirkin sözler sarfetmeyecektir. Her güzel işe onu sevkedeceğim. Her güzel ahlakı ona bahşedeceğim. Kalbini takvalı kılacağım. Aklına hikmet vereceğim, tabiatını vefalı, gidişatını adaletli, şeriatını hak, dinini İslâm kılacağım. Adım Ahmed yapacağım. Sapıklıktan sonra insanları onun sebebi ile hidayete erdireceğim. Onun vasıtasıyla cehaleti kaldırıp ilmi vereceğim. Yoksulluktan sonra onun vesilesiyle zenginlik vereceğim. Onu, seviyesinden daha da yükseklere çıkaracağım.
Onun ile sağır kulakları, kilitli kalpleri açacağım. Dağınık ve muhtelif heva ve hevesleri, onun sayesinde biraraya getireceğim. Onun ümmetini, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmet kılacağım. Onun ümmeti iyiliği emredip kötülükten sakındıracaklardır. İhlash olacaklardır. Kendilerinden önceki peygamberlerin getirdikleri ahkamı tatbik edeceklerdir. Teşbih, takdis ve tehlîli onlara ilham edeceğim. Onlar da mescidlerinde, meclislerinde, evlerinde, gezip dolaştıkları ve uğradıkları yerlerde teşbih, takdis ve tehlilde bulunacaldardır. Ayaktayken, otururken, rükû ve secde halinde iken, benim için namaz kılıp dua edeceklerdir. Benim yolumda saf tutup cihad edeceklerdir. Kanlarım, benim yolumda sunacaklardır, indileri (Kurbânları) göğüslerinde olacaktır. Kurbanları, karınlarında olacaktır. Geceleyin abid, gündüzleyin aslan olacaklardır.
Bu, dilediğim kuluma vereceğim bir lütfumdur. Ben büyük lütuf sahibiyimdir.»
Allah izin verirse Mâide ve Saf sürelerinde bu ifadeleri teyid edici açıklamalarda bulunacağız.
Ebu Hüzeyfe, Kabü'l-Ahbar, Vehb b. Münebbih, îbn Abbas ve Sel-man Farisî'den rivayet ederek dedi ki: Meryem oğlu İsa, peygamberlik vazifesi ile görevlendirildiğinde İsrailoğulları'na apaçık belgeler getirdi. İsrailoğulları'mn münafık ve kafirleri ise onu taaccüble karşılayıp alaya aldılar ve şöyle dediler: "Ey İsa, falan adam dün ne yemek yedi ve evinde ne sakladı?" Onların böyle sorması üzerine İsa da gereken cevabı onlara veriyordu. Bunun üzerine mü'minler, imanlarım daha da arttırdılar. Kafirlerle münafiklarsa, şüphe ve inkarlarını daha da fazlalaştırdılar.
Buna rağmen İsa'nın barınacağı bir evi yoktu. Yeryüzünde dolaşıyordu. Belirli bir yeri yoktu. Kendisine verilen ilk mucize, ölüleri diriltmek oldu. Günün birinde mezarlıktan geçerken kadının birinin bir mezar başında ağlamakta olduğunu gördü ve: "Neyin var ey kadın?" diye sorduğunda kadın şöyle dedi: "Bir kızım vardı, öldü. Ondan başka da çocuğum yok. Ben de, ya kendim onun ölümü tattığı gibi ölümü tadıncaya, ya da gözlerimin önünde Allah onu dirütinceye kadar buradan ayrılmamak için yemin ettim."
İsa: "Eğer kızın dirilirse ona bir defa bakıp geri dönecek misin?" diye sorunca, kadın, evet dedi. İsa peygamber de gelip iki rekat namaz kıldı ve mezarın yanı başında durarak şöyle seslendi: "Ey falan, Rahman olan Allah'ın izniyle kalk ve mezardan dışarı çık!" Böyle deyince mezar harekete geldi. Sonra ikinci kez aynı şekilde seslenince mezar açıldı. Üçüncü kez seslenince ölü kız dirilerek ayağa kalktı. Başındaki toprakları temizliyordu. İsa ona: "Niçin mezardan çıkmakta geciktin?" diye sorunca kız şöyle dedi: "Birinci defa ünlediğinde Allah bana bir melek gönderdi, o da vücudumun parçalarını bir araya getirdi. İkinci kez ünlediğinde ruhum bana geri geldi. Üçüncü kez ünlediğinde kıyametin koptuğunu ve İsrafil'in Sûr'a üflediğini zannederek korktum. Bu nedenle de saçlarım, kaşlarım ve kirpiklerim ağardı." Kızcağız böyle dedikten sonra anasına yönelip şöyle dedi: "Anacığım! Bana iki defa ölüm acısını tattırmana sebep nedir? Anacığım, sabret, mükafatım Allah'tan bekle. Benim dünyada yaşamaya ihtiyacım yoktur. Ey Allah'ın ruhu ve kelimesi olan İsa! Beni tekrar ahirete geri göndermesi ve ölüm acısını bana kolaylaştırması için Rabbine dua et,"
Bunun üzerine İsa da Rabbine dua etti ve ölüm meleği gelerek kızın ruhunu yeniden teslim aldı. Kızın mezarı da tekrar eski haline gelip kapandı. Bu haber Yahudilere ulaşınca İsa (a.s.)'ya karşı öfkeleri daha da fazlalaştı.
Nuh kıssasının ardı sıra da anlattığımız gibi îsrâiloğulları İsa'dan, Nuh peygamberin oğlu Şam'ı kendilerine yeniden diriltmesini istemişlerdi. O da onur ve üstünlük sahibi olan Allah'a dua ederek namaz kılmıştı. Sonra da Nuh oğlu Şam'ı onlar için yeniden diriltmiş, o da Nuh'un gemisi hakkında kendilerine bilgi vermiş, sonra tekrar ölerek toprak haline gelmişti.
Süddî, naklettiği bir haberde îbn Abbas1 dan rivayette bulunarak şöyle der: İsrailoğullarnm hükümdarlarından biri ölmüştü. Kendi tahtının üzerine bırakılmıştı. İsa peygamber gelerek onur ve üstünlük sahibi olan Rabbine dua etmiş; bu duası üzerine Allah da o hükümdarı di-riltmişti. İnsanlar hükümdarın dirildiğini görünce korkunç bir durum ve tuhaf bir manzarayla karşılaşmış oldular.
Doğru sözlülerin en doğrusu olan yüce Allah şöyle buyuruyor: «Allah demişti ki: "Ey Meryem oğlu İsa, sana ve annene olan nimetimi hatırla, hani seni Rûhu'l-Kudüs (Cebrail) ile desteklemiştim; beşikte ve yetişkin iken insanlarla konuşuyordun; sana kitabı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i. Öğrettim. Benim iznimle çamurdan kuş şeklinde birşey yapıyor, içine üflüyordun, benim iznimle kuş oluyordu; anadan doğma körü ve alacalıyı benim iznimle iyileştiriyordun; benim iznimle ölüleri (hayata) çıkarıyordun ve İsrail oğullarını senden savmıştım; hani sen onlara açık deliller getirdiğin zaman, içlerinden inkar edenler: "Bu açık bir büyüden başka birşey değil!" demişti. Havarilere: "Bana ve elçime inanın!" diye ilham etmiştim (kalplerine bu düşünceyi atmıştım); "İnandık, bizim Müslümanlar olduğumuza şahit ol!" demişlerdi.» (el-Mâide,110-111.)
Yüce Allah, Hz. İsa'ya olan nimetim, ihsanını, babasız olarak dünyaya getirdiğini, kocasız bir kadından onu doğurttuğunu hatırlatıyor. Allah onu, insanlar için kendi kudretinin eksiksizliğine bir işaret ve delil olsun diye bu şekilde yaratmıştı. Bütün bunlardan sonra da onu peygamberlikle şereflendir misti. Yine Allah, onun anasına da nimet bahsetmişti. Anasını, bu büyük nimet ile seçip diğer kadınlara üstün kılmıştı. Cahillerin isnat ettikleri iffetsizlikten onu ibra etmek için kuvvetli deliller ortaya koymuştu. Bu sebeble Cenâb-ı Allah buyurmuştu ki: Ey İsa, seni Rûh'ul-Kudüs (Cebrail) ile desteklemiştim. Rûhu'l-Kudüs, peygamberliğini inkar eden kafirlere karşı onu müdafaa etmişti: «Beşikte iken ve yetişkinlik çağında iken insanlarla konuşuyordun.» Yani insanları, hem küçüklük demleıinde hem de yetişkinlik demlerinde Allah'a kulluk etmeye davet ediyordun.
«Sana kitabı ve hikmeti öğrettim.» Yani yazıyı ve ilmî anlayışı sana öğrettim. «Tevrat'ı ve İncili'de sana Öğrettim. Hani sen benim iznim ile çamurdan kuş şekilleri yapıyordun. Sonra da içine üflüyordun, o da benim iznimle kuş oluyordu.» Cenâb-ı Allah, insanların bu husustaki vehimlerini ortadan kaldırmak için-bütün bunların kendi izni ve emri ile olduğunu söyleyerek durumu te'kid ediyor. «Alacalıyı da iyileştiriyordun.» Bazı selef uleması dediler ki: "Ek-meh" kelimesi, anadan doğma kör olup tedavisine hiçbir hekimin çare bulamadığı kimse anlamındadır. «Alacalıyı da iyileştiriyordun. Alacalık hastalığına mübtela olup tedavisi hemen hemen imkansız olan kimseleri de Allah'ın izniyle şifaya kavuşturuyordun.» «Ölüleri de çıkarıyordun.» Yani benim iznim ile ölüleri dirilterek mezarlarından çıkarıyordun.
Bu mucizeleri defalarca izhar ettiğine dair yeteri kadar deliller sunmuş ve gerekli açıklamaları yapmıştık.
«İsrailoğullannı senden savmıştım; hani sen onlara açık deliller getirdiğin zaman, içlerinden inkar edenler: «Bu açık bir büyüden başka bir şey değil!» demişti.
İsa peygamberi çarmıha germek istedikleri zaman Cenâb-ı Allah, onu, o mütecavizlerden ve eziyetlerinden korumak için yükselterek kendi yanına almıştı. Ayet-i kerimede işte bu olaya değinilmektedir.
Havarilere: «Bana ve elçime inanın!» diye vahyetmiştim; «İnandık, bizim Müslümanlar olduğumuza şahit ol!» demişlerdi.
Denildiğine göre bu ayet-i kerimedeki vahiy kelimesinden kasıt, ilhamdır. Yani Cenâb-ı Allah, onları böyle demeye irşat etmiş ve bu hususta gönüllerine ilham bırakmıştı. Kur'ân-ı Kerim'in diğer bazı ayetlerinde de vahiy kelimesi bu anlamda kullanılmıştır. Örneğin: «Rabbin bal ansına vahyetti (ilhamda bulundu.)» (en-NaM, 68.) «Musa'nın annesine variyettik (ilhamda bulunarak bildirdik) ki: "O (çocuğu)nu emzir,başma birşey gelmesinden korkuyorsan (bir sandık içinde) onu denize (Nil'e) bırak."» (ei-Kasas, 7.)
Bir başka rivayete göre yukarıdaki ayet-i kerimede geçen vahiy kelimesinden kasıt, Havarilere, İsa (a.s.) vasıtasıyla yapılan vahiydir. Onların, hakkı kabul etmeleri için kalplerine tevfik-i ilahi verilmesidir. Bu sebeble Havariler şu sözleriyle cevap vermişlerdi: «İnandık, bizim Müslümanlar olduğumuza şahit ol.»
Bu da Cenâb-ı Allah'ın kulu ve elçisi Meryem oğlu İsa'ya bahşetmiş olduğu nimetler cümlesin dendir. Ona, Havalileri, arkadaş ve yardımcılar olarak ihsan etmişti. Onlar da kendisine yardım ediyor ve onunla birlikte insanları, bir ve ortaksız olan Allah'a kulluğa davet ediyorlardı.. Nitekim Cenâb-ı Allah, kulu Muhammed (s.a.v.)'e de şöyle hitapta bulunmuştur:
«O (Allah)ki, yardımıyla seni ve mü'minleri destekledi. Ve onların kalplerinin arasını uzlaştırdı. Sen yeryüzünde bulunan her şeyi verseydin, yine onların kalplerinin arasım uzlaştıramazdm. Fakat Allah, onların arasım uzlaştırdı. Çünkü O, daima üstündür, hikmet sahibidir.»(el-Enfâl, 62-63.)
Bir başka ayet-i kerimede de şöyle buyurulmaktadır: «Ona kitabı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğretecek. Onu îsrailoğul-larma (şöyle diyen) bir elçi yapacak: "Ben size Rabbinizden bir mucize getirdim. Ben çamurdan kuş şeklinde birşey yapar, ona üflerim, A1-. lah'ın izniyle hemen kuş oluverir. Körü ve alacalıyı iyileştiririm. Allah'ın izniyle ölüleri diriltirim. Evlerinizde ne yeyip ne biriktirdiğinizi size haber veririm. Eğer inanıcı iseniz elbette bunda sizin için bir ibret vardır: (Ben), benden önce gelen Tevrat'ı doğrulayıcı olarak size haram kılınan bazı şeyleri helal yapayım diye gönderildim. Size Rabbinizden bir mucize getirdim, Allah'tan korkun, bana itaat edin! Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Ona kulluk edin, doğru yol budur.» (diyecektir.) İsa (a.s.) onlardan inkarı sezince: "Allah'a gitmek için kimler bana yardımcı olacak?" dedi. Havariler: "Biz, Allah (yolun)un yardımcılarıyız; Allah'a inandık, şahit ol, biz Müslümanlarız." dediler. "Rabbimiz, senin indirdiğine inandık, peygambere uyduk; bizi şahitlerle beraber yaz!" Tuzak kurdular, Allah da onların tuzaklarına karşılık verdi; Çünkü Allah, (istese), herkesten daha iyi tuzak kurar. (Ai-i îmrân, 48-54.)
Her peygamberin mucizesi, kendi zamanındaki insanlara uygun nitelikte idi. Anlatıldığına göre Musa (a.s.)'nm mucizesi de kendi zamanındaki insanlara uygun nitelikteki mucizelerdi. Zamanındaki insanların gözünde sihirbazlar revaçtaydı. Musa peygamber, gözleri kamaştıran ve boyunları eğip teslim olur vaziyete getiren mucizelerle gönderilmişti. Zamanındaki sihirbazlar, sihrin bütün sanatlarını bilen uzman kimselerdi. Onun gösterdiği harikaları görünce bu halleri, ancak Cenâb-ı Allah'ın desteklediği kimsenin gösterebileceğim anladılar. Cenâb-ı Allah'ın onun vasıtasıyla izhar etmiş olduğu peygamberliğini tasdik edici harikalar olduğunu idrak ettiler. Bunun üzerine duraksamadan derhal teslim olup Allah'ın dinine girdiler.
Aynı şekilde Meryem oğlu İsa da tabiat ilimlerine vakıf, hekim kimselerin zamanında peygamber olarak gönderilmişti. O, tabiatçıların ve hekimlerin izhar edemiyecekleri ve künhüne vakıf olamayacakları mu-cizelerle gönderilmişti. O diyordu ki: "Ben hekim bir kimseyim. Anadan doğma körü, tekrar dünya aydınlığına kavuştururum. Alacalı, cüzzam-h ve müzmin hastalıklara müptela kimseleri de şifaya kavuştururum!" Normal bir insanın, mezardaki Ölüyü diriltip ayağa kaldırması mümkün müdür? İşte İsa peygamber, mezarlardaM ölüleri diriltip ayağa kaldırıyordu. Herkes biliyordu ki, İsa'nın gösterdiği bu harikalar, onun peygamberliğini doğrulayıcı mucizelerdir. Bu harikalar onu peygamber olarak gönderen Allah'ın kudretinin sonsuzluğuna birer işarettir.
. Allah'ın salat-ü selamı hem kendisinin, hem de kendisinden önceki peygamberlerin üzerine olsun. Muhammed (s.a.v.) de, fesahat ve belagat sahibi ediplerin zamanında peygamber olarak gönderilmişti. Cenâb-ı Allah; ne önünden, ne arkasından, içine bâtılın asla giremiyece-ği hikmet sahibi, övgüye layık bir Rabb tarafından kendisine indirilen-Kur'ân ile onu destekledi. Kur'ân'ın lafzı mucizdir. Hz, Peygamber, Kur'ân ile insanlara ve cinlere, Kur'ân'ın bir mislini ya da onun sûrelerine benzer on sûreyi, yahut bir tek sûreyi getirmeleri için meydan okudu. Meydan okurken de ne o zaman, ne de istikbalde bu işin üstesinden gele-miyeceklerini onlara kesin ifadelerle bildirdi. Bunu yapamazlarsa - ki yapamayacaklardı - yakıtı insanlarla taşlar olan Cehennem ateşinden sakınmalarım tavsiye etti. Kur'ân-ı Kerim'in bu mucizliği, onun onur ve üstünlük sahibi yaratıcının kelamı olmasından dolayı idi. Cenâb-ı Allah'a; ne zatında, ne sıfatında, ne de fiillerinde benzeyebüecek hiç bir şey yoktur!
Hülasa, İsa peygamber, îsrailoğullarma hüccetleri ve burhanları gösterdiği halde onlar kafirliklerinde, sapıklıklarında, inat ve taşkmlıklarında devam ettiler. Ancak aralarında salih kimselerden oluşan bir grup, onun davetine icabet ettiler. Ona arkadaş ve yardımcılar oldular. Peşine düşüp yoluna tâbi oldular. Onunla arkadaş olup yardımcıları oldular. Öğütlerine kulak verdiler. Bu arada İsrailoğullan, İsa peygamberi öldürmeye kasdettüer. Onu, zamanın bazı hükümdarlarına jurnal-ladılar, onu öldürüp çarmıha germek istediler. Fakat Cenâb-ı Allah, onu onlardan kurtardı. Aralarından alıp kendi katma yükseltti. Arkadaşlarından birini ona benzetti. Böylece İsrailoğullan, İsa'nın benzeri olan arkadaşını yakalayıp öldürdüler ve çarmıha gerdiler. Onu, İsa (a.s.) zannederek öldürmüşlerdi, ama yanılmışlardı. Hakka karşı büyüklük taslamışlardı. Hristiy ani arın bir çoğu da onların bu iddialarına inanmışlardı. Her iki gurup da bu hususta yanılgıya düşmüşlerdi.
Cenâb-ı Allah buyurdu ki:
«Tuzak kurdular. Allah da onların tuzaklarına karşılık verdi. Çünkü Allah, (istese), herkesten daha iyi tuzak kurar.» (âi-i Imrân, 54.)
Başka bir ayet-i kerimede ise Cenâb-ı Allah şöyle buyurmuştur:
«Meryem oğlu İsa'da: "Ey İsrailoğuUan, ben size Allah'ın elçisiyim, benden önce gelen Tevrat'ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek, Ahmed adında bir peygamberi müjdeleyici olarak (geldim)." demişti. Fakat (İsa'nın müjdelediği elçi) onlara apaçık delillerle gelince: "Bu, apaçık bir
büyüdür." dediler.
İslâm'a davet olunduğu halde Allah üzerine yalan uydurandan daha zalim kim olabilir? Allah, zalimler topluluğunu doğru yola iletmez. Ağızlarıyla Allah'ın nurunu söndürmek istiyorlar. Halbuki kafirler hoş görmese de Allah, nurunu tamamlayacaktır.» (cs-SafT, 6-8.)
Diğer bir ayet-i kerimede ise Cenâb-ı Allah şöyle buyurmuştur:
«Ey inananlar, Allah'ın yardımcıları olun. Nitekim Meryem oğlu İsa da Havarilere: "Allah'a (giden yolda) benim yardımcılarını kimdir?" demişti. Havariler: "Allah (yolun)un yardımcıları biziz." dediler, îsrailoğullarından bir zümre inandı, bir zümre inkar etti. Biz de inananları düşmanlarına karşı destekledik, onlar üstün geldiler.» (es-Saff,u.)
İsa (a.s.), îsrailoğullarma gönderilen peygamberlerin sonuncusudur. Günün birinde kalkip onlara hitabede bulunarak, kendisinden sonra gelecek olan Hatemü'l Enbiya'yı müjdeledi. Adını verdi, evsafım anlattı ki, onu tanısınlar ve gördüklerinde ona tâbi olsunlar. Bunları onlara anlattı ki, ileride Hz. Muhammed (s.a.v.) ile karşılaştıklarında ona iman etmemek için bahane bulmasınlar. Nitekim bu, Allah'ın onlara bir ihsanı idi. Cenâb-ı Allah buyurdu ki:
«Onlar ki yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılı buldukları o elçiye, o ümmî peygambere uyarlar. O (Peygamber) ki, kendilerine iyiliği emreder, kendilerini kötülükten meneder; onlara güzel şeyleri helal, çirkin şeyleri haram kılar, üzerlerindeki ağırlıkları, sartlarındaki zincirleri kaldırıp atar. Ona inanan, destekleyerek ona saygı gösteren, ona yardım eden ve onunla beraber indirilen nura uyanlar, işte kurtuluşa erenler onlardır.» (ci-aw, 157.)
Muhammed b. îshak, Halid b. Ma'dan'dan naklederek Rasûlul-lah'm ashabının şöyle dediklerini rivayet etmiştir: «Ey Allah'ın Rasûlü, bize kendinden bahset.»
Rasûlullah (s.a.v.) buyurdu ki: "Ben, atam İbrahim'in duası ve İsa'nın müjdesiyim. Anam bana hamile kaldığında kendisinden bir nur çıktığını ve bu nurun, Şam mıntıkasnıdaki Busra kentinin köşklerini kendisine aydınlatıp gösterdiğini görür gibi olmuştu."
İrbaz b. Sariye ile Ebu Ümame, Peygamber Efendimiz'den buna benzer başka bir rivayette bulunmuşlardır. Bu rivayette şu ifadelere rastlanmaktadır: «Ben, atam İbrahim'in duası ve İsa'nın müjdesiyim.» Peygamber Efendimizin, Hz. İbrahim'in duası olması, şundan ileri gelmektedir: İbrahim peygamber, Ka'be'yi inşa ederken şöyle duada bulunmuştu: «Rabbimiz, onlara kendilerinden bir rasûl gönder.» (ei-Bakara, 129.)
îsrailoğullannda nübüvvet son bulduğunda İsa peygamber kalkıp onlara bir hitabede bulunmuş ve îsrailoğullarında peygamberliğin nihayete erdiğini, bundan sonra gelecek son peygamberin Arab ve ümmi olacağını, adının da Ahmed olacağını bildirmiş. Bu peygamberin adı Muhammed b. Abdullah b. Abdulmuttalip b. Haşimdir. Bu, İbrahim peygamberin oğlu İsmail'in sülalesindendir. Allah'ın salat-ü selamı üzerlerine olsun.
Cenâb-ı Allah buyurdu ki: «Onlara apaçık belgelerle geldiğinde, bu apaçık bir büyüdür, dediler.» (es-Saff, 6.)
Bu ayet-i kerimede geldiğinden bahsedilen kimsenin, Hz. İsa olması ihtimal dahilinde olduğu gibi Hz. Muhammed olması da ihtimal dahilindedir.
Sonra Cenâb-ı Allah, mü'min kullarını İslâm'a destek olmaya; Mü s ' lümanlara ve peygamberlerine yardımcı olmaya, dini ayakta tutup İslâm davetini yayma hususunda yardımcı olmaya teşvik etmiştir. Şöyle ki:
«Ey inananlar, Allah'ın yardımcıları olun. Nitekim Meryem oğlu İsa da Havarilere: «Allah'a (giden yolda) benim yardımcılarım kimdir? demişti. Havariler: «Allah (yolun)un yardımcıları biziz.» dediler.
Hz. İsa'nın bu çağrısı, Nasıra demlen kasabada olmuştu. Onun için o kasabada bulunanlara Nasara adı verildi. Cenâb-ı Allah buyurdu ki: «İsrailoğullarından bir zümre inandı, bir zümre inkar etti.»
Yani İsa peygamber, İsrailoğullarım ve diğerlerini Allah'a kulluğa davet ettiğinde onlardan bir kısmı iman etiler. Bir kısmı da inkar ettiler. Antakya halkı baştan sona ona iman edenlerdendi. Bunu bir çok siyercilerle tarihçi ve tefsirciler bildirmektedirler. İsa peygamber, Antakyalılara üç elçi göndermişti. Bunlardan biri Şemon Esfafa idi. An-takyalılar iman edip çağrıya icabet ettiler. Bunlar, Yâsîn sûresinde sözü edilen kasaba halkı değildirler. İsrailoğullarınm kalan kısmı ise inkar ettiler. Bunlar Yahudi topluluğu idi. Cenâb-ı Allah, iman edenleri, ileri-ki safhalarda kafirlere karşı destekledi. Böylece mü'minler, kafirlere karşı güçlü ve ezici bir kuvvet teşkil ettiler. Nitekim Cenâb-ı Allah buyurdu ki:
«Allah demişti ki: «Ey İsa, ben seni öldüreceğim, bana yükselteceğim, seni inkar edenlerden temizleyeceğim ve sana uyanları ta kıyamet gününe kadar inkar edenlerin üstünde tutacağım.» (Âi-i İmrân, 55.)
Hz. İsa'ya yalan olan herkes, ondan uzak olanlara üstün ve galip oldu. Müslümanlar, Hz. İsa hakkında gerçek sözü söyledikleri için Hristi-yanlara üstün ve galip oldular. Müslümanlar, Hz. İsa'nın, Allah'ın kulu ve elçisi olduğunu söylediler. Oysaki Hristiyanlar, Hz. İsa hakkında pek ileri giderek onu, Allah'ın kendisine verdiği makamların üstüne çıkardılar.
Hülasa Hristiyanlar da Yahudilere nisbetle - Allah'ın laneti üzerlerine olsun -İsa'ya daha yakın oldukları için fetret zamanlarında Yahudilere üstün ye galip olmuşlardı. Bu halleri İslamiyet'in doğuşuna kadar devam etmişti.

