El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Fasıl

Hz. Peygamber'in, süt annesi Halime'nin yanından ayrılıp annesi Amine'nin yanma dönmesinden sonraki dönemi anlatan İbn İshak şöyle der: Rasûlullah (s.a.v.), annesi Vehb kızı Amine ile dedesi Abdülmutta-lib'in yanında ve …

Hz. Peygamber'in, süt annesi Halime'nin yanından ayrılıp annesi Amine'nin yanma dönmesinden sonraki dönemi anlatan İbn İshak şöyle der: Rasûlullah (s.a.v.), annesi Vehb kızı Amine ile dedesi Abdülmutta-lib'in yanında ve Cenâb-ı Allah'ın himayesinde kaldı.Yüce Rabbi, onu yüksek makamlara erişecek şekilde, güzelce terbiye edip geliştirdi. Altı yaşma vardığında annesi Vehb kızı Amine vefat etti. Abdullah b. Bekr... b, Hazm'in bana anlattığına göre Rasûlullah (s.a.v.), altı yaşındayken annesi Amme, Mekke ile Medine arasında bulunan Ebva köyünde vefat etmiş. Annesi onu, dayıları olan Adiyy b. Neccar oğullarının ziyaretine götürmüş. Medine'deki bu ziyaretini tamamladıktan sonra Mekke'ye dönüş yolunda, Evba'da vefat etmiş.

Vakidî'nin anlattığına göre annesi Amine, (cariyesi) Ümmü Ey-men'i de yanma alarak Hz. Peygamber'i altı yaşındayken, dayılarının ziyareti için Medine'ye götürmüş.

Yol arkadaşları Ümmü Eymen diyor ki: Bir gün Medine Yahudile-rinden iki adam yanıma gelip: "Muhammed'i getir de görelim." dediler. Getirdim, ellerine alıp baktılar. Biri, diğerine dedi ki: "Bu, bu ümmetin peygamberidir. Burası (Medine) da onun hicret edeceği yer olacaktır. Bu sebeple de çok miktarda adam öldürülecek ve fazla sayıda esir alınacaktır!" Annesi, bu sözleri duyunca korktu. Mekke'ye dönmek üzere yola çıktı. Ebva köyünde vefat etti.

Ahmed b. Hanbel, babasından nakilde bulunan Ebu Büreyde'nin şöyle dediğini rivayet eder: Babam bana dedi ki: "Rasûlullah (s.a.v.) ile birlikte bir yolculuğa çıktık. Veddan denen yere geldiğimizde: "Az bekleyin. Ben gelinceye kadar yerinizden ayrılmayın." dedi ve aceleyle gitti. Az sonra yanımıza döndüğünde pek keyifli görünmüyordu. Buyurdu ki: "Muhammed'in annesinin mezarına gittim. Ona şefaatte bulunmak için Rabbimden izin diledim, ama beni menettî. Ben, sizi mezarları ziyaretten menetmiştim. Artık ziyaret edebilirsiniz. Üç günden sonra kurban etlerini yemekten sizi menetmiştim. Artık uygun gördüğünüz kadarını yeyip kalan kısmını saklayabilirsiniz. Şu kaplardan içmenizi yasaklamıştım. Artık gerekince içebilirsiniz."

Beyhakî'nin rivayetine göre Süleyman b. Büreyde, babasının şöyle dediğini rivayet eder: Peygamber (s.a.v.), bir mezar kalıntısının yanına gelip oturdu. Çevresindeki insanlar da ona bakıp oturdular. Konuşan bir hatip gibi başım sallamaya, sonra da ağlamaya başladı. Hz. Ömer, karşısına dikilip: "Seni ağlatan nedir, ya Rasûlallah?" diye sordu. O da buyurdu ki: "Bu, Vehb kızı Amine'nin mezarıdır. Burayı ziyaret etmek için Rabbimden izin istedim. Bana, bu izni verdi. Annem için istiğfarda bulunma iznini diledim. Rabbim, bana bu izni vermedi. Şimdi de annemin şefkati bana ulaştı. Onun için ağladım."

Rasûlullah (s.a.v.), o kadar ağlamıştı ki, daha önce ve daha sonra o kadar ağladığı görülmemişti.

Beyhakî, Abdullah b. Mesud'un şöyle dediğini rivayet eder: Rasûlullah (s.a.v.), mezarları dolaşmaya çıkmış, biz de kendisiyle beraber çıkmıştık. Oturmamızı buyurdu, biz de oturduk. Sonra mezarları dolaştı, nihayet bir mezarın yanma gidip durdu. Onunla uzun uzadıya ve alçak bir sesle konuştu. Sonra yüksek sesle ağladığını gördük. O ağlayınca biz de ağladık. Sonra yüzünü bizden tarafa çevirdi. Hattab oğlu Ömer, karşısına dikilip: "Seni ağlatan nedir, ya Rasûlallah? Doğrusu biz de korktuk ve ağladık." dedi. Rasûlullah (s.a.v.), yanımıza gelip oturdu ve: "Ağlamam sizi korkuttu mu?" diye sordu. "Evet..." dememiz üzerine şöyle buyurdu: "Yanma varıp konuştuğum mezar, Vehb kızı Amine'nin mezarıydı. Orayı ziyaret etmek için Rabbimden izin diledim... Bana bu izni verdi. Onun için istiğfarda bulunmak üzere Rabbimden izin diledim, ama bana bu izni vermedi ve şu ayeti kerime'yi inzal buyurdu:

"Cehennemlik oldukları anlaşıldıktan sonra, akraba bile olsalar, puta tapanlar için mağfiret dilemek, peygambere ve mü'minlere yaraşmaz.İbrahim'in, babası için mağfiret dilemesi, sadece ona verdiği bir sözden Ötürü İdi." (et-Tevbe, 113-114.)

Mezarını ziyaret edince, çocuğun anasına duyduğu şefkat duygusu beni etkiledi. Beni ağlatan işte budur."

Müslim, Ebu Hüreyre'nin şöyle dediğini rivayet eder: "Peygamber (s.a.v.), annesinin mezarını ziyaret etti. Ağladı, çevresindekileri de ağlattı. Sonra şöyle dedi:

"Annemin mezarını ziyaret etmek için Rabbimden izin istedim, bana bu izni verdi. Onun için istiğfarda bulunma iznini istedim, ama bana bu izni vermedi. Artık mezarları ziyaret edebilirsiniz. Çünkü bu, size ölümü hatırlatır."

Müslim., Enes'ten rivayet etti ki; Adamın biri gelip: "Ya Rasûlallah! Babam nerede?" diye sordu. O da; "Baban ateştedir!" dedi. Adam dönüp gidecek olunca onu çağırıp; "Doğrusu senin baban da benim babam da ateştedir!» dedi.

Beyhakî, Amir b. Sa'd'm babasının şöyle dediğini rivayet eder: bir Arap, Hz. Peygamber'e gelerek şöyle sordu: "Babam, dost ve akrabalarını ziyaret eder, onlarla iyi geçinir, şöyle ve böyle (iyilikler) yapardı. O nerededir?" Rasûlullah (s.a.v.), "Ateştedir." deyince adam, bu sözden alındı ve, 1fYa Rasûlallah! Senin baban nerededir?" diye sordu. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Her nerede bir kafirin mezarına uğrarsan, onu ateşle müjdele!" dedi. O Arap bundan sonra Müslüman oldu ve dedi ki: "Rasûlullah (s.a.v.), beni yorucu bir işle görevlendirdi. Her bir kafirin mezarına uğradıkça onu mutlaka ateş ile müjdeliyorum."

Ahmed b. Hanbel, Abdullah b. Amr'ın şöyle dediğini rivayet eder: "Bir ara Rasûlullah (s,a.v.) ile beraber yürüyorduk. Bir kadın göründü. Onu tanıdığını sanmıyordu. Yolun ortasına gelince durdu. Kadın da gelip ona ulaştı. Bir de baktı ki o kızı Fatıma imiş. "Evden çıkmana sebep ne ey Fatıma?" diye sorunca o da; "Şu eve başsağlığına geldim. Ölüleri vardı, acıdım onlara." dedi. Rasûlullah (s.a.v.); "Belki de onlarla birlikte mezarlığa kadar da gittin?" diye sorunca Fatıma şöyle dedi: "Onlarla birlikte mezarlığa kadar gitmiş olmaktan Allah'a sığınırım. Çünkü senin bu konuda neler söylediğini biliyorum." dedi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.) buyurdu ki: "Eğer onlarla birlikte mezarlığa gitmiş olsaydın, babanın dedesi (Abdülmuttalib), Cennet'i görünceye, kadar sen Cennet'i göremezdin!"

Özetle demek istediğim şu ki; Abdülmuttalib, cahiliye dini üzere öl- ' müştür. Ama Şiîler, o ve oğlu Ebu Talib hakkında böyle düşünmemektedirler. Bununla ilgili açıklama, Ebu Talib'in vefatı bölümünde gelecektir.

Beyhakî, "Delailü'n-Nübüvve" adlı kitabında bu hadisleri rivayet ettikten sonra der ki: Ölünceye kadar putlara taptıkları ve Meryem oğlu İsa'nın dinine de tâbi olmadıkları halde nasıl olur da Hz. Peygamber'in anne, baba ve dedesi, ahirette bu vasıfta olmazlar! Ama kafirlikleri, Hz. Peygamberin nesebi için kusur değildir. Çünkü kafirlerin nikahlan sahihtir. Görmez misin ki onlar eşleriyle beraber Müslüman olmaktadırlar? Eğer aralarında akdettikleri nikah, İslam fıkhına (hukukuna) uygunsa, Müslümanlığa girdiklerinde eşlerinin onlardan ayrılmaları ve nikah akdini yenilemeleri gerekmez. Muvaffakiyyet Allah'tandır...

Rasûlullah (s.a.v.)'m, dedesiyle anne ve babasının Cehennemlik olduklarını haber vermiş olması; çeşitli yollardan rivayet edilen ve fetret devri insanlarıyla çocuk, deli ve sağırların kıyamet gününde mahşer meydanında hesaba tabi tutulacaklarını bildiren hadise ters düşmemektedir. "Biz peygamber göndermedikçe kimseye azab etmeyiz." ayetini tefsir ederken bu hadisin sened ve metnini uzun uzadıya nakletmiştik. Onlardan kimi, peygamberlerin davetine icabet etmiştir, kimi de icabet etmemiştir. Bunlar, icabet etmeyenler zümresinden olabilirler ki, bu durumda da herhangi bir çelişki söz konusu olmaz. Hamd ve minnet Allah'adır.

Süheylî'nin, Hz. Aişe'den rivayet ettiği hadise gelince, bunda, Rasûlullah (s.a.v.)'m anne ve babasını diriltmesini Rabbinden dilediği, Rabbinin onları dirilttiği, onların da ona iman ettikleri anlatılmaktaysa da bu gerçekten münker olan bir hadistir. Böyle bir şeyin vukuu, her ne kadar Allah'ın kudreti açısından mümkünse de, buna ters düşen sahih hadisler vardır. Doğruyu en iyi bilen, yüce Allah'tır.