İbn İshak dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.), annesi Vehb kızı Amine'nin vefatından sonra dedesi Haşim oğlu Abdülnıuttalib'in yanında kaldı. Abdülmuttalib için Ka'be'nin gölgesinde yatak serilir, o gelinceye kadar oğulları o yatağın etrafında otururlardı. Babalarına olan saygılarından dolayı hiçbiri o yatağın üstüne oturmazdı. Rasûlullah (s.a.v.), gelişmiş bir çocuk idi. Gelir, dedesinin yatağının üzerine otururdu. Oraya oturmasını engellemek için amcaları onu tutup geri çekerlerdi ama dedesi Abdülmuttalib, oğullarının bu hareketini görünce; "Oğluma ilişmeyin. Allah'a and olsun ki o büyük bir adam olacaktır." der, sonra da onu kendi yanma, yatağının üzerine oturtur, eliyle sırtını okşardı. Rasûlullah'm yaptığı hareketleri görmekten sevinç duyardı.
VaMdî, İbn Cübeyr tarikiyle şu rivayeti nakleder: Rasûlullah (sa.v.), annesi Vehb kızı Amine ile beraberdi. Amine'nin vefatından sonra dedesi Abdülmuttalib onu yanına aldı. Bağrına bastı. Çocuklarına göstermediği şefkati ona gösterdi. Hep yakınında tutardı. Rasûlullah, yalnız kaldığında, uyuduğunda onun yanında olurdu. Onun yatağının üzerinde otururdu. Bu durumunu gördüğünde Abdülmuttalib şöyle derdi: "Oğluma dokunmayın. O, bir hükümdarlık kuruyor." Müdlic oğullarından bir grup adam, Abdülmuttalib'e şu uyarıda bulunmuştu: "Şu çocuğu muhafaza et. Çünkü bunun kadar üstün ve ileri bir kimse görmüş değiliz."
Abdülmuttalib de, yanında duran Ebu Talib'e; "Şunların dediklerini duy." diye uyarıda bulunmuş, Ebu Talib de onu muhafaza altında tutmuştu:
Yine bir defasında Abdülmuttalib, Hz. Peygamber'in bakıcılığım (dadılığı) yapan Ummü Eymen'e şu öğüdü vermişti: "Ey Bekere! Oğlumdan gözlerini ayırma. Doğrusu onu sidreye yakın çocuklarla (meleklerle) beraber gördüm. Ritab ehli kimseler, oğlumun bu ümmetin peygamberi olacağına inanmaktadırlar."
Abdülmuttalib, onsuz yemek yemez ve: "Oğlumu da yanıma getirin." derdi.
Bunun üzerine Rasûlullah'ı onun yanma getirirlerdi. Vefat edeceği zaman, Rasûlullah'a. bakması için Ebu Talib'e vasiyette bulundu. Onu koruyup gerekli ihtimamı göstermesini tenbihledi. Bu vasiyeti yaptıktan sonra vefat etti ve Hacun mezarlığına gömüldü.
İbn îshak der ki: Rasûlullah (s.a.v.) sekiz yaşma girdiğinde, dedesi Haşim oğlu Abdülmuttalib öldü. Ölmeden önce kızlarını yanma topladı. Kendisi için ağıt dökmelerini tenbihledi. Kızları şunlardı: Erva, Ümey-me, Berre, Safiye, Atike ve Ümnıü Hakim el-Beyza idi. İbn îshak, Abdül-muttalib'in kızlarının, babalan üzerine ağıt yakarken söyledikleri şiirleri nakleder ve babalannm ölmeden Önce bu şiirleri dinlediğini söyler. "Bu şiirler, çok beliğ bir mersiye idi" diyerek bu konuda detaylı açıklamalarda bulunur.
İbn Hişam ise, şiir bilgisine sahip kimselerin bu şiirlerden haberleri
olmadığını söylemiştir.
İbn İshak dedi ki: Haşim oğlu Abdülmuttalib vefat edince hacılara su temin etme (sikaye) görevini küçük oğlu Abbas üstlendi. Zemzem kuyusunun idaresini de üzerine aldı. İslâmiyet dönemine kadar bu görevleri o yürüttü. Mekke fethinden sonra da bu görevleri o yürüttü. Rasûlullah, Mekke fethinden sonra da bu görevleri onun uhdesinde bıraktı.
Abdülmuttalib'in vefatından sonra Rasûlullah (s.a.v.), dedesinin vasiyeti gereğince amcası Ebu Talib'in yanında kaldı. Çünkü Ebu Talib, Rasûlullah(s.a/v.)'m.babası Abdullah'ın öz kardeşiydi. Anneleri Fatıma binti Amr b. Aiz b. İiîıran b. Mahzum idi.
Ebu Talib, Rasûlullah (s.a.v.)'ı yanma alıp idaresini üstlenmişti.
Vakidî'nin de rivayetine göre Abdülmuttalib vefat edince Ebu Talib, Rasûlullah (s.a.v.)'ı yanma almış, hep beraberinde bulundurmuştur. Ebu Talib, malsız mülksüz bir kimseymiş, Rasûlullah (s.a.v.)'ı kendi çocuklarından daha fazla sever, yatarken mutlaka onu da yatağına yatırır, bir yere giderken onu da beraberinde götürürmüş. Ona gösterdiği kadar başka hiçbir kimseye şefkat ve itina göstermemiştir.
Ebu Talib ailesinin ferdleri, onsuz (Hz. Peygamber) bir arada veya ayrı ayrı yemek yediklei"inde doymazlarmış. Ebu Talib, çoluk çocuğunu sofraya oturttuğunda, Rasûlullah (s.a.v.) sofraya gelmedikçe, yemeğe ellerini uzattırmazmış. O gelip kendileriyle birlikte sofraya oturduğunda yemekleri artıp bereketlenirmiş. Onlarla beraber olmadığında da doymazlarmış. Ebu Talib; "O mübarek ve uğurlu bir kimsedir." dermiş. Ebu Talib'in çocukları, sabahleyin gözleri çapaklı, yüzleri tozlu olarak uyanırlarken; Rasûlullah (a.a.v.) gözleri sürmeli, yüzü temiz olarak uyanırdı.
Hasan b. Arfe, İbn Abbas'ın şöyle dediğini rivayet eder: Ebu Talib'in çocukları, sabahleyin gözleri çapaklı olarak uyanırlardı. Rasûlullah (s.a.v.) ise temiz ve parlak bir yüzle uyanırdı.
Ebu Talib, sabahları çocuklarının önüne yemek tabaklarını kor, onlar da tabaklardaki yemekleri hemen bitirirlermiş. Ama Rasûlullah (s.a.v.), elini tabaklara uzatmaz, onlarla birlikte yemekleri yağmala-mazmış. Onun bu durumunu gören amcası, yemeğim ayrı bir sofra kurdurarak yedirirmiş. İbn İshak'm nakline göre Yahya b. Abbad b. Abdullah b. Zübeyr, babasının şöyle dediğini rivayet etmiş: Lihbli bir adam vardı. İnsanların tipine bakarak gelecekleri hakkında bilgi verirdi. Bu adam, Mekke'ye geldiğinde Kureyşliler, gelecekleri hakkında bilgi vermesi için çocuklarını yanma getirdiler. Ebu Talib de Rasûlullah (s.a.v.)'i ona getirdi. Adam, Rasûlullah'a baktı, ama arada başka birşeye baktı. İşini tamamladıktan sonra da; "Şu çocuğu bana verin." dedi. Ebu Talib, onun Rasûlullah'ı ele geçirmeye kararlı olduğunu görünce Rasûlullah'ı sakladı. Adam: 'Yazıklar olsun size! Az Önce gördüğüm o çocuğu bana verin. Allah'a yemin ederim ki, o büyük bir adam olacaktır." dedi. Ebu Talib de Rasûlullah'ı oradan alıp götürdü.

