Ebu Bekir b. Ebi'ddünya, Abdullah el-Müzenî'nin oğlu Bekir'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: Havariler, peygamberleri İsa'yı kaybetmişlerdi. Onlara: "İsa, denize doğru yönelmişti." denildi. Bunun üzerine onlar da İsa'yı aramak için etrafa dağıldılar. Nihayet denize vardılar. Hz. İsa'nın deniz üzerinde yürümekte olduğunu gördüler. Dalgalar bazen onu yükseltiyor, bazen de aşağılara doğru indiriyorlardı. Üzerindeki giysinin yansım üst tarafına, yarısını da alt tarafına sarmıştı. Nihayet Havariler onun yanına geldiklerinde aralarından biri, - zannedersem o, diğer arkadaşlarından daha faziletli biri idi - dedi ki: «Ey Allah'ın peygamberi, sana gelebilir miyim?» İsa, evet dedi. Bunun üzerine Havari, ayaklarından birini suyun içine doğru uzattı, sonra diğerini de ileriye doğru atmak isteyince oh dedi. "Ey Allah'ın Peygamberi, boğuluyorum." diye imdat istedi. İsa (a.s.), ona şu cevabı verdi: "Elini bana göster ey imanı kısa! Eğer insanoğlunun bir arpa kadar yakine inancı olsaydı su üzerinde rahatlıkla yürüyebilirdi!"
Kavinin söylediğine göre Meryem oğlu İsa peygambere şöyle denilmiş: "Ey İsa, sen neyle su üzerinde yürürsün?" O da: "İman ve yakin ile su üzerinde yürürüm." diye cevap vermiş.
Havariler dediler ki: "Biz de senin gibi iman ettik, senin gibi yakın ettik." İsa, "Öyle ise siz de yürüyün!" deyince onlar adımlarını suya attılar. Fakat dalga gelip onları boğacak duruma getirdi. İsa onlara: "Neyiniz var?" diye sorunca onlar. "Dalgalardan korktuk." dediler. İsa: "Oysa dalgaların Rabbinden korkmanız gerekmez mi?" diye sordu ve onları sudan çıkarıp kurtardı. Sonra eliyle yere vurup elini yumdu sonra açtı. Ellerinden birinde altın, diğerinde ise çakıl taneleri vardı. Etrafında bulunanlara: "Sizin gönlünüze göre altın mı, yoksa çakıl taneleri mi daha tatlıdır?" diye sordu. Onlar da "bize göre altın daha tatlıdır." deyince, İsa peygamber: "Bence her ikisi de aynıdır!" diye cevap verdi.
Zekeriyya oğlu Yahya peygamberin, bazı selef ulemasından nakletmiş olduğumuz kıssasında anlatıldığına göre İsa peygamber, kıldan dokunmuş giysiler giyer ve ağaç yapraklarından yermiş. Barınacağı bir evi, ünsiyet bulacağı ailesi ve malı da yokmuş. Yarınki gün için birşey biriktirmezmiş. Bazı kimselerin anlattıklarına göre o, anasının büküp Ördüğü ipleri satarak geçinirmiş. Allah'ın salat-ü selamı onun üzerine olsun.
İbn Asakir, Şa'bî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "İsa (a.s.)'nm
yanında kıyametten bahsedildiğinde bağırır ve feryad edermiş. Sonra da şöyle dermiş: "Meryem'in oğlunun yanında kıyametten bahsedilsin de o sussun, bu olacak şey midir?"
Abdülmelik b. Said b. Ebcer'den rivayet edildiğine göre İsa peygamber, öğüt ve nasihatler işittiğinde, sevdiğini kaybeden kimseler gibi feryadü figan edermiş.
Abdürrezzak'm, Cafer b. Balkan'dan rivayet ettiğine göre İsa peygamber şöyle dermiş: "Allah'ım, hoşlanmadığım şeyi üzerimden savacak gücüm kalmadı. Umduğum şeyi elde edecek gücüm de kalmadı. Emir ye yetki benden başkasının elinde oldu. Ben amelime karşı bir rehine oldum. Benden daha fakir kimse yoktur, Allah'ım, düşmanlarımı bana karşı sevindirme. Dostlarımı da benim yüzümden-üzme. Musibetimi dinimde kılma,bana merhamet etmeyecek kimseyi bana musallat
kılma!"
Fudayl b.îyaz, Yunus b. Abid'den rivayet ederek İsa peygamberin şöyle dediğini söylemiştir: "Bir kimse, dünyayı yiyenin kim olduğuna aldırış etmez hale gelmedikçe, imanın hakikatini elde edemez."
Fudayl, İsa peygamberin şöyle dediğim nakletmiştir: "Halk üzerinde tefekkür ettim. Yaratmayan kimsenin, yanımda yaratandan daha imrenilir durumda olduğunu gördüm."
îshak b. Bişr, Hasen'den rivayet ederek şöyle demiştir: "İsa, kıyamet gününde zahidlerin reisi olacaktır. Günahlarından korkarak dağlara kaçan kimseler, kıyamet gününde İsa ile beraber haşrolunacaktır."
Günün birinde İsa, yastık niyetiyle başmı bir taşın üzerine koyarak uzanıp uyumuştu. Uykunun tadını almıştı. O esnada İblis yanma uğrayarak şöyle demişti: Ey İsa! Hani sen demiyor muydun ki ben dünya malını istemem?! İşte şu yastık niyetine kullandığın taş da dünya malıdır!
İblis'in böyle demesi üzerine İsa yerden kalkarak yastık niyetine kullandığı taşı İblis'e fırlattı ve : "Al sana şunu, dünya ile beraber senin olsun!" dedi.
Mutemer b. Süleyman dedi ki: Günün birinde İsa peygamber, üzerinde yünden cübbesi ve kısa şalvarıyla yalın ayak vaziyette arkadaşlarıyla birlikte dışarı çıktı. Üzeri tozlu, açlıktan rengi sararmış, susuzluktan da dudakları kurumuş halde idi. Ey İsrailoğulları selam size, dedi.
Ben o kimseyim ki dünyayı yerine bıraktım. Bunu Allah'ın izniyle başardım. Ama bununla Övünmüyor ve gururlanmıyorum. Benim evimin nerede olduğunu biliyor musunuz? Orada bulunanlar: "Senin evin nerededir ey Allah'ın ruhu?" diye sorunca o da şu cevabı verdi: "Benim evim, mescidlerdir. Gezip dolaştığım yerler, suların üstüdür. Katığım, açlıktır. Geceleyin kandilim, Ay'dır. Kışın dahi gün doğuncaya kadar namaz kılarım. Reyhanım, yerlerin bitirdiği sebzelerdir. Giysim, yündür. Şiarını, onur ve üstünlük sahibi olan Allah'tan korkmaktır. Meclis arkadaşlarım, kötürümler, hastalar ve miskinlerdir. Sabah uykudan uyandığımda bir şeyim yoktur. Akşam uykuya vardığımda da bir şeyim yoktur. Ben müsterihim. Hiç mal peşinde koşmam ve tasam yoktur. Benden daha zengin ve kazançlı kim vardır?!"
Bunu İbn Asakir rivayet etmiştir.
Hani' b. Mütevekkil, Ebu Hüreyre'den rivayet ederek Peygamber (s.a.v.)'in şöyle buyurduğunu söylemiştir:
"Cenâb-ı Allah İsa'ya şöyle vahyetti: Ey İsa, tanınmamak ve dolayısıyla eziyete uğramamak için falan yerden falan yere göç et. Onur ve üstünlüğüme andolsun ki sana 1000 huriyi eş olarak vereceğim. Ve 400 sene müddetle senin düğününü yaptıracağım»
Bu garip bir hadistir. îsrailiyattan da olabilir. Doğrusunu Allah bilir.
Abdullah b. Mübarek, Halef b. Havşeb'ten rivayet ederek şöyle dedi: İsa (a.s.) Havarilere şöyle dedi: "Hükümdarlar size hikmeti bıraktıkları gibi siz de onlara dünyayı bırakın."
Katade'den şöyle rivayet etmiştir. İsa (a.s.) şöyle dedi: "Benden isteyin, çünkü ben yumuşak kalpliyim. Kendi nefsime göre de küçük bir kimseyim."
İsmail b. İyaş, İbn Ömer'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: İsa (a.s.), Havarilere şöyle dedi: "Arpa ekmeği yiyin ve temiz su için. Dünyadan da salim ve emin olarak çıkıp gidin. Size söylediğim sözler hakkı için bilin ki dünyanın tatlılığı, ahiretin acılığıdır. Ve dünyanın acılığı da ahiretin tatlılığıdır. Allah'ın kulları nimetlerle şımarmazlar. Size söylediklerimin hakkı için sizin en şerliniz, heva ve hevesini ilmine tercih eden âliminizdir. Çünkü insanların hepsi onun gibi olurlar."
Ebu Mus'ab, Malik'den rivayet ederek İsa peygamberin şöyle dediğini işitmişTİR: "Ey İsrailoğulları, temiz ve saf su için. Çöllerde yetişen bakliyatı yiyin. Arpa ekmeği yiyin. Buğday ekmeğinden uzak durun. Çünkü siz onun şükrünü eda edemezsiniz."
İbn Vehb, Yahya b. Said'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
Hz. İsa şöyle diyormuş: "Dünyayı bir geçit gibi kullanın. Ama onu, imar etmeyin, Dünya sevgisi, bütün günahların başıdır. Harama bakmak, kalbe şehvet tohumlarını eker."
Vehb b. Verd, buna benzer bir nakilde bulunarak şu ilaveyi de yapmıştır: "Nice şehvet vardır ki sahiplerine uzun uzadıya hüzün ve tasa bırakmıştır."
İsa peygamber bir defasında da şöyle demiştir: "Ey zayıf olan ademoğlu, her nerede bulunursan Allah'tan kork ve ona karşı gelmekten salan. Dünyada bir misafir gibi ol. Mescidleri kendine ev edin. Gözüne ağlamayı, bedenine sabrı ve kalbine de tefekkürü alıştır. Yarının rızkını düşünme, bu günahtır.".
Yine İsa peygamberin şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Sizden biri nasıl ki deniz dalgası üzerine ev inşa edemezse aynı şekilde dünyayı da kendisi için kalınacak bir yer olarak kabul etmesin." Bu mealde, Sabık el-Berberî şöyle demiştir. "Sizin için kılıçların ucunda evler vardır. Temeli kerpiç olan ev, su üzerine inşa edilir mi?!" Süfyan es-Sevri'nin rivayetine göre Meryem oğlu İsa (a.s.) şöyle demiştir: "Bir kapta su ile ateş birarada duramadığı gibi, mü'minin kalbinde de dünya sevgisiyle ahiret sevgisi bir arada bulunamaz!"
İbrahim el-Harbî, Ebu Abdullah es-Safı'den rivayet ederek İsa peygamberin şöyle dediğini söylemiştir: "Dünyayı isteyen kimse, deniz suyunu içen kimse gibidir. Deniz suyunu içtikçe susuzluğu daha da artar. O kadar çok içer ki nihayet ölür, gider."
İsa (a.s.)'nm şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Şeytan, dünya ile beraberdir. Mal ile beraber de insanı zorlar. Bunu insanın hevesiyle birlikte süsler ve şehvetlerin yanında da gizlenir."
A'meş, Hayseme'den rivayet ederek dedi ki: İsa peygamber, arkadaşları için yemek sofrası kurar ve yanlarında durarak şöyle derdi: İşte misafirleriniz için böyle yapın.
Kadının birisi, İsa peygambere şöyle demiş: Seni taşıyan kucağa ve seni emziren memeye ne mutlu! Isa da şu karşılığı vermiş: Allah'ın kitabını okuyup ona tâbi olana ne mutlu.
Günahlarını hatırladığı için ağlayan kimseye ve dilini tutup evine kapanan kimseye ne mutlu.
Uyurken içinden günah işleme planını kurmayan ve uyanırken de günahsız olarak uyanan kimseye ne mutlu!
Malik b. Dinar'ın şöyle dediği rivayet edilir: İsa (a.s.) ile arkadaşları, bir leşin yanından geçiyorladı. Arkadaşları, "Bu ne kadar da pis kokuyor!" dediler. İsa, onları gıybetten menetmek için: "Şu leşin dişleri ne kadar da beyaz ve parlak!" dedi.
Ebu Bekir b. Ebiddünya, Zekeriyya b. Adî'deri rivayet ederek Meryem oğlu İsa'nın şöyle dediğim söylemiştir: "Ey Havariler topluluğu! Dünya ehlinin, dünyayı selamette tutmakla birlikte azıcık bir din ile razı oluşları gibi, siz de dininizi selamette tutarak azıcık bir dünyalıkla razı olup kanaat edin." Zekeriyya'mn nakline göre bu hususta şairin birisi şöyle demiştir:
"Bazı adamlar görüyorum ki azıcık bir dinle yetinmişlerdir.
Onların geçimde az şe}'le razı olmadıklarını görüyorum.
Sen dini elde ederek hükümdarların dünyasına iltifat etme.
Nitekim hükümdarlar da dünyayı elde ettikleri için dine iltifat etmemişlerdir."
Ebu Mus'ab, Malik'ten rivayet ederek Meryem oğlu İsa (a.s.)'mn şöyle dediğini söylemiştir: "Allah'ın zikri olmadan konuşmayı uzatmayın. Alîsi takdirde kalbiniz katılaşır. Katı kalp de siz farkında olmadan Allah'tan uzaklaşır. Kendiniz Rabmışsımz gibi kulların günahlarına bakmayın. Bilakis kendiniz kul olarak onların günahlarına bakıp ibret alın. İnsanlar hastalıklı ve afiyetli kimseler olmak üzere iki guruba ayrılırlar. Hastalıklı ve belalı olanlara acıyın. Afiyette olduğumuz zaman da Allah'a hamd edin."
Sevrî dedi ki: İbrahim et-Temimî'den naklederek babamın şöyle dediğini işittim: İsa, ashabına şöyle demişti: "Size gerçeği söylüyorum: Firdevs Cenneti'ni isteyen kimseye arpa ekmeği yemek ve mezbelede köpeklerle birlikte uyumak dahi çoktur."
Malik b. Dinar, İsa (a.s.)'mn şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Küllü arpa ekmeğini yemek ve mezbelede köpeklerle birlikte uyumak, Firdevs Cenneti'ni elde etmek için yeterli değildir."
Abdullah b. Mübarek, Salim b. Ebi Ca'd'dan rivayet ederek İsa peygamberin şöyle dediğini söylemiştir: "Karnınızı doyurmak için değil, Allah için çalışın, şu kuşa bakın; sabah akşam gidip geliyor, ne ekip ne biçiyor, ama rızkını Allah veriyor. Eğer, 'Bizim karnımız kuşların karnından daha büyüktür.' derseniz, şu yabanî sığırlarla eşeklere bakın. Bunlar sabah gidip akşam geliyor, ne ekiyor ne de biçiyorlar, ama nzıklarım Allah veriyor."
Safvan b. Amr, Yezid b. Meysere'den rivayet ederek Havarilerin İsa peygambere şöyle dediklerini söylemiştir: "Ey Allah'ın Meşini! Allah'ın mescidine bak ne güzel!"
İsa dedi ki: "Amin, amin.. Size şu gerçeği ifade edeyim ki Cenâb-ı Allah, bu mescidden bir tek taşı dahi yerinde bırakmıyacak ve içine girip çıkanların günahları nedeniyle yıkıp yok edecektir. Beğendiğiniz şu altın gümüş ve taşları, Allah hiçbir şey yapmayacaktır. Allah'ın hoşuna giden şey, salih kalplerdir. Yeryüzü, salih kalplerle imar bulup şenlene-cektir. Ama bu kalpler fesada giderse, yeryüzü harap olacaktır." Hafız Ebu'l-Kasım İbn Asakir, îbn Abbas'dan rivayet ederek Peygamber (s.a.v.) Efendimizin şöyle buyurduğunu söylemiştir: "İsa (a.s.), harap bir şehre uğradı. Oradaki binaların kalıntıları çok hoşuna gitmişti ve
şöyle demişti: Ey Rabbim, bana cevap vermesi için şu şehre emir ver. Cenâb-ı Allah, o şehre şöyle vahyetti: "Ey harap şehir, İsa'nın sorularına cevap ver." Şehir: "Sevgili İsa, benden istediğin nedir?" diye sorunca İsa şöyle sordu: "Ağaçların ne oldu, nehirlerin ne oldu, köşklerin ne oldu,
sakinlerin nereye gitti?"
Şehir cevap verdi: "Sevgili İsa.. Rabbinin gerçek vaadi geldi. Ağaçlarım kurudu, nehirlerimin suları çekildi. Köşklerim harabeye döndü. Sakinlerim de öldü." İsa: "Hani onların malları nerede?" diye sorunca şehir, şu cevabı verdi: "Mallarını helal, haram demeden topladılar ve şimdi hepsi de benim karnımdadır. Göklerin ve yerin mirası, Allah'a aittir. Yani bunlardaki mevcut olan şeylerin hepsi Allah'a kalacaktır."
Bunun üzerine İsa (a.s.) inleyerek şöyle dedi. "Üç kişiye hayret ediyorum:
1- Dünyayı talep eden kimse.. Ama ölüm onu arıyor.
2- Köşkleri yaptıran kimse.. Ama onun son durağı mezardır.
3- Kahkahayla gülen kimse.. Ama önünde ateş vardır!
Ey Ademoğlu! Ne çok malla doyarsın, ne de az malla yetinirsin. Sana Övgüde bulunmayacak kimse için x^al topluyorsun; mazeretini kabul etmeyecek bir efendiye takdim ediyorsun. Sen, ancak karnının ve şehvetinin kulusun. Mezara girdiğin zaman ancak karnın doyacaktır. Ey ademoğlu görüyor musun, topladığın mal, başkasının terazisine girecektir."
Bu cidden garip bir hadistir. İçinde güzel öğütler bulunduğu için buraya yazdık.
Süfyan es-Sevrî, İbrahim et-Teymî'den rivayet ederek İsa (a.s.)'nın şöyle dediğini söylemiştir: "Ey Havariler topluluğu! Hazinelerinizi göğe yerleştirin zira kişinin kalbi, hazinesini yerleştirdiği yerdedir."
Sevr b. Zeyd, Abdülaziz b. Zibyan'dan rivayet ederek şöyle dedi: Meryem oğlu İsa (a.s.) dedi ki: "Öğrenen, öğreten ve öğrendiğiyle amel eden kimse, göklerin melekûtunda (yüce âlemlerde) büyük ve ulu bir
kimse olarak çağrılır."
Ebu Küreyb dedi ki: İsa (a.s.)'nın şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Seninle birlikte vadiyi geçmeyen ve toplumda senden bahsettirmeyen ilimde hayır yoktur."
ibn Asakir, garip bir senetle merfu olarak İbn Abbas'dan şöyle bir rivayette bulunmuştur: İsa peygamber, İsrailoğulları arasında kalkıp şöyle bir hitapta bulunmuştu: "Ey Havariler topluluğu! Hikmetleri, ehli olmayan kimselere anlatmayın, aksi takdirde hikmete zulmetmiş olursunuz. Ehli olan kimselerden de hikmeti saklamayın. Aksi takdirde o kimselere zulmetmiş olursunuz. Üç şey çok önemlidir:
1- Doğruluğu anlaşılan hükme tâbi olun.
2- Fasitliği anlaşılan şeyden de uzak durun.
3- Hükmü üzerinde ihtilaf edilen şeyi de onur ve üstünlük sahibi Allah'a havale edin."
Abdürrezzak, İkrime'den rivayet ederek İsa peygamberin şöyle dediğini söylemiştir: "İnciyi, domuzun boynuna takmayın. Çünkü o inciden yararlanamaz. Hikmeti de istemeyene vermeyin. Çünkü hikmet inciden daha hayırlıdır. Hikmeti istemiyen kimse ise domuzdan daha kötüdür!"
Vehb ile diğerleri, İsa peygamberin kendi arkadaşlarına şöyle dediğini nakletmişlerdir: "Siz yeryüzünün tuzusunuz. Siz bozulduğunuz takdirde tedaviniz imkansız olur. Sizde iki huy vardır ki bunlar da cehaletten sayılır:
1- Şaşılacak bir durum olmadan gülmeniz.
2- Kuşluk vakti uyumanız."
Yine Vehb u. Münebbih'den rivayet edildiğine göre İsa peygambere, "İnsanların en çok fitneci olanı kimdir?" diye soruldu. Buyurdu ki: "Âlimin günah işlemesi.. Zira âlim günah işlediği zaman, onun günahına al-danarak dünyadaki insanların birçoğu günah işlerler.
Ey kötü âlimler! Dünyayı başınızın üzerine aldınız, ahireti de ayaklar altında çiğnediniz. Sözünüz şifadır ama ameliniz derttir. Siz yaramaz meyva veren bir ağaca benzersiniz. Sizi dışardan seyredenler beğenirler, ama meyvenizi yiyenler Ölürler.
Ey kötü âlimler! Cennet'in kapıları üzerinde oturdunuz; ne içeriye girersiniz, ne de miskinleri. Oraya girmeleri için çağırırsınız. Allah katında insanların en şerlisi, ilmini alet ederek dünyayı talep eden âlimdir."
Mekhûl dedi ki: Yahya ile İsa peygamber karşılaştılar. İsa peygamber gülerek onunla tokalaştı. Yahya ona dedi ki: "Teyze oğlu, neyin var? Görüyorum ki gülüyorsun. Sanki ahiretin hususunda emin olmuşsun?"
İsa da ona şöyle dedi: "Neyin var? Görüyorum ki yüzün asıktır. Sanki ahiretin hususunda umutsuzluğa kapılmışsın."
Cenâb-ı Allah her ikisine de vahyederek şöyle buyurdu: "İçinizden bana en sevimli olanınız, arkadaşına karşı güler yüz göstereninizdir."
Vehb b. Münebbih dedi ki: İsa (a.s.) ile arkadaşları bir mezarın yanı başına gelip durdular. Arkadaşlarından biri mezarın içine girip baktı.
Diğerleri de mezardan ve darlığından söz ediyorlardı. İsa peygamber onlara şöyle dedi: "Siz bundan önce mezardan daha dar bir yer olan analarınızın rahimlerindeydiniz. Ama Cenâb-ı Allah'ın hoşuna giden sevgili bir kulu öldüğünde, mezara genişlemesi için emir verir, mezar da genişler."
Ebu Ömer ed-Darîr şöyle dedi: "Bana gelen bir habere göre İsa peygamberin yanında ölümden söz edildiğinde onun cildinden kan damlarmış!"
Bu konuda nakledilen birçok rivayetler vardır. Hafız b. Asakir bunlardan bir kısmım nakletmiştir. Biz de bunlarla yetindik. İnsanı doğruya ulaştıran Allah'tır.

