El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Hicaz Arapları Olan İsmail Oğulları Ve Bisete Kadar Geçen Zamanda Cereyan Eden Cahiliye Dönemi Olayları

İsmail (a.s.)'in peygamberlerden biri olduğunu, babasının İbrahim (a.s.) olduğunu ve annesi Hacer'i götürüp Mekke vadisine bıraktığım daha önce anlatmıştık. Faran dağlan arasında bulunan Mekke vadisi, ıssız ve bomboştu. …

İsmail (a.s.)'in peygamberlerden biri olduğunu, babasının İbrahim (a.s.) olduğunu ve annesi Hacer'i götürüp Mekke vadisine bıraktığım daha önce anlatmıştık. Faran dağlan arasında bulunan Mekke vadisi, ıssız ve bomboştu. İsmail, henüz süt emme döneminde bulunan bir bebekti. İbrahim (a.s.), onlan bıraktıktan sonra Mekke'den ayrıldı. Allah'ın buyruğu böyleydi. Hacer'in yanında, içinde birazcık hurma bulunan bir çıkın ile içinde su bulunan bir kırba vardı. Hurma ve su tükenince Cenâb-ı Allah, aakana yiyecek, hastalanana da şifa olan Zemzem suyunu onlar için yerden fışkırttı. Merhum Buharî'nin naklettiği ve İbn Abbas'ın rivayet ettiği uzun bir hadiste bu mesele detaylı olarak anlatılır.

Daha sonra eski Arap kavimlerinden biri olan Arab-ı Aribe'den bir grup olan Cürhümlüler, gelip Mekke vadisine, Hacer'in yanına konakladılar. Yanma konaklayabilin eleri için Hacer, Zemzem suyu üzerinde bir hak iddia etmemeleri şartı ile onlara müsaade etti. Bu şartı kabullenerek yanma konakladılar. O da, Zemzem suyunu içmelerine ve ondan yararlanmalarına izin verdi. Daha sonra onlara alışıp dost oldu.

İbrahim (a.s.), sık sık onları kontrol ederdi. Anlatıldığına göre Kudüs'ten Mekke'ye gidiş dönüşünde Burak denen bir hayvana binermiş. Oğlu gelişip gençleşince ve babasıyla birlikte yürümeye başlayınca, kurban olayı cereyan etti. Kurbanlık olan da -sahih rivayetlere göre- İsmail (a.s.)'di.

Kurban edilme imtihanından kurtulan İsmail; büyüyünce, Cürhümlü bir kadınla evlendi. Daha sonra bu kadından ayrılıp Mudad b. Amr el-Cürhümî'nin kızıyla evlendi. Bu evlilikten Nabit, Kayzer, Ezbül, Mişa, Misma1, Maşi, Dimma, Ezr (Azer?), Yatur, Nebş, Teyma ve Kayzüma adlarında oniki oğlu ve Nesme adlı bir kızı doğdu. Evlatlarının adlarım, Ehl-i Kitap kaynaklarına dayanarak Muhammed b. İshak böyle bildirmiştir. İsmail (a.s.), kızı Nesme'yi kardeşi İshak oğlu İs (Ay-su?) ile evlendirmiştir. Bu evlilikten de Rûm ve Faris adlı çocuklar doğmuştur. İki kavilden birisine göre Eşban da bu evlilikten doğmuştur. Farklı kabilelerden olsalar da bütün Hicaz Arapları, İsmail peygamberin Nabit ve Kayzer adlı oğullarının soyundan gelmektedirler. Hz. İsmail'den sonra Mekke'de reislik yapan, işleri idare eden, KaT^e ve Zemzem idaresini yürüten zat, oğlu Nabit olmuştur ki o da Cürhümlülerin yeğenidir.

Cürhümlüler bunu bahane ederek Mekke ve çevresine hakim olmaya başladılar. Uzun süren İsmail oğullan iktidarına son vererek kendileri idareyi ele aldılar. İsmail oğlu Nabit'ten sonra Ka'be'nin idaresini ele geçiren ilk kişi, Mudad b. Amr b. Cürhüm'dür. Cürhüm, Kahtan'm oğludur. Yaktin b. Ayber'in oğlu olduğunu söyleyenler de vardır. Cürhümlüler, Mekke'nin yukarı kısmında Kuaykian mevkiine yerleşmişti. Katurahlarm beyi Sameyda ise, kendi aşiretiyle birlikte Mekke'nin aşağı kısmına yerleşmişti. Bunlardan her biri, Mekke'den geçenlerden onda birlik bir geçiş vergisi alırlardı. Sonraları ikisi anlaşamayıp savaştılar, Sameyda öldürüldü ve yönetimi Cürhümlülerin lideri Mudad ele geçirdi. Mekke'nin ve Ka'be'nin tek hakimi oldu. Kalabalık, şerefli Mekke ve çevresinde yayılmış olmalarına rağmen İsmail oğulları yönetim hususunda onunla çekişmediler.

Çünkü Mudad, onların dayılarıydı. Ayrıca Ka'be'nin saygınlığım da düşündüklerinden dolayı ihtilaf çıkarmak istememişlerdi.

Mudad'dan sonra idare, oğlu Haris'e, ondan sonra da Haris'in oğlu Amr'a geçti. Daha sonra Cürhümlüler, azıp taşkınlık ettiler, Mekke'de bir çok kötülüğün yayılmasına sebep olup fesad çıkardılar. Mescid-i Ha-ram'da sapıklıkta bulundular. Hatta denilir ki; Cürhümlülerden İsaf b. Bağiyy adındaki bir adam ile Naile bint Vail adındaki bir kadın, Ka'be'de bir araya gelerek fuhuş yapmışlar da Cenâb-ı Allah onları dondurup taşa çevirmiş; ibret olsunlar diye insanlar, o iki taşı Ka'be'nin yakınma dikmişler. Ama aradan çok uzun bir zaman geçtikten sonra Hu-zaalılar döneminde o taşlar putlaştırılmış, Allah'a ibadet terkedilerek onlara tapılmıştır. Yeri geldiğinde İsaf ve Naile adındaki bu iki puttan yeterince söz edeceğiz.

Cürhümlüler, Mekke-i Mükerreme'de işi azıtınca, Haremin yakınına yerleşmiş olan Huzaalılar, onlara karşı çıkıp hizaya getirdiler. Hu-zaalılar -önce de anlattığımız gibi- Arim seli yüzünden Yemen'den ayrılıp Mekke'ye göçmen olarak gelmişti. Huzaalıların, İsmail oğullarından olduklarını söyleyenler de vardır. Doğrusunu Allah bilir. Özetlersek, deriz M: Huzaalılar, Cürhümlülere karşı savaşmak için bir araya gelip toplandılar. Onlarla savaşacaklarını ilan ettiler ve savaştılar. İsmail oğulları bu iki gruptan da ayrı durdular. Bekr b. AbdU Menat ve Gubşan oğullarından olan Huzaalılar, bu savaşta Cürhümlüleri yenip Ka'be'nin yanından uzaklaştırdılar. Cürhümlülerin lideri Amr b. Haris b. Mudad, Kabe'deki iki altın geyiği, Hacer-i Esved'i, mücevherlerle süslü kılıçları ve diğer eşyaları alıp Zemzem kuyusuna attı ve üzerini örtüp görünmez hale getirdi. Sonra da aşiretiyle birlikte Yemene döndü. Bu hadiseyle ilgili olarak Amr b. Haris b. Mudad, bir şiirinde şöyle der:

"Kaile'nin gözlerinden yaşlar boşamyordu.

Gözlerinin yaşıyla taşlar parlıyordu.

Hacun dağıyla Safa tepesi arasında görünmüyordu.

Kimseler, Mekke'de sesler hiç duyulmuyordu.

Ona dedim ki benim kalbim, kuş gibi,

İki kanadının arasında çırpmıyor.

Evet, bizler, Ka'be'nin sahipleriydik.

Tökezleten tepeler, bastıran geceler, yok etti bizi.

Nabit'ten sonra Ka'be'nin yöneticileri bizdik.

Bu Ka'be'yi tavaf ediyorduk, hayrı da zahirdi.

Nabit'ten sonra biz onurlu bir şekilde,

Beyt'e sahip olduk, çoklukla övünmedik.

Sahib olduk, onurlandık, mülkümüz muazzamdı.

Bizden başka hiç kimse artık övünemezdi.

Bildiğim en iyi insana kızımızı vermedik mi?

Onun oğulları bizdendir, onun hısımlarıyız.

Dünya, bu halden sonra aleyhimize dönerse,

Gör, o zaman dünya ne hale gelecektir!

Kral, zor kullanarak bizi ordan çıkardı.

İnsanlar için kader böyle cereyan eder.

Bekar kadın uyuşa bile, ben uyuyamıyorum.

Tahtın eziyetinden dolayı Süheyl ile Âmir uzaklaşmasın.

Ka'be'den başka sevmediğim yerlere yöneltildim.

Himyer ve Yuhaber gibi kabilelere gittim.

İmrenecek durumdayken, efsane olduk.

Geçen seneler bizi, böyle yıprattı işte.

İçinde güvenlik ve dinî şiarlar bulunan bir belde için,

Ağlamakta olan gözden yaşlar akıyordu.

Güvercinlerine dahi dokunulmayan bir Ka'be için,

Ağlıyordu gözler, serçeler de vardı orada.

Orada, diğer hayvanlara da dokunulmazdı.

Ama oradan çıkınca, asla rahat bırakılmazdı."

İbn İshak der ki: Amr b. Haris, Mekke'de kalan Bekr oğullarıyla Gubşanlılardan bahseden şiirinde de şöyle demişti:

"Ey insanlar! Yürüyün bakalım.

Nasıl olsa bir gün yürüyemez hale geleceksiniz.

Bineği tekmeleyin, yularım salı verin.

Ölmeden önce yıkın yıkabileceğinizi.

Biz de sizin gibiydik, zaman değiştirdi bizi.

Sonunda siz de bizim gibi olacaksınız."

İbn Hişam dedi ki: Bu konuda sahih rivayetlerle bize gelen şiir budur. Şiir bilgisi olan bazı kimselerin bana anlattıklarına göre bu beyitler, Araplar hakkında söylenen ilk şiirdir. Yemen'de bir taş üzerine yazılı olarak bulunmuştur, ama şairin adı, o taş üzerinde yazılı değildir.

Süheylî, bu beyitlerin benzeri beyitler nakletmiş, naklederken de bunlarla birlikte tuhaf bir hikaye anlatmış ve garip mısralar okumuş, sonra da şöyle demiştir: «Fedailü Mekke» adlı kitabında EbulVelid el-Ezrakî, Amr b. Haris b. Mudad'a ait olduğu söylenen bu beyitlere ilavede bulunmuştur:

"Devran aleyhimize döndü, sonra mahvetti bizi. Taşkınlık yaptık diye, başkaları yendi adamlarımızı. Sizden öncekilerin yaptıklarım araştırın. Araştırdıktan sonra yol açığa çıkar rahatça. Sizden önce bir zamanlar, insanların hükümdarlarıydık. Allah'ın saygın beldesinde ikamet etmekteydik."