El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Hums Faslı

Ibn îshak, Kureyş tarafından ortaya atılan ve adına Hums denilen bir deyim (ıstılah) den de bahseder. Hums, dini konularda tavizsizlik ve sertlik anlamına gelir. Evet, onlar böyle bir kelimeyi ortaya attılar. Çünkü …

Ibn îshak, Kureyş tarafından ortaya atılan ve adına Hums denilen bir deyim (ıstılah) den de bahseder. Hums, dini konularda tavizsizlik ve sertlik anlamına gelir. Evet, onlar böyle bir kelimeyi ortaya attılar. Çünkü Harem'e aşırı saygı ve tazimde bulunuyorlardı. Öyle ki bu sebeple, arefe gecesinde Harem dışına çıkmama hususunda kendilerini zorunlu saydılar. "Biz Harem'in çocukları ve Beytullah'm sakinleriyiz." diyorlardı. Bizzat kendilerinin uydurdukları batıl bid'atler düzeninin dışına çıkmış olmamak için, Hz. İbrahim'in hacla ilgili prensiplerinden biri olduğunu bildikleri halde Arafat'ta vakfe yapmazlardı. İhramlıykeri çökelek ve yağı evlerinde bulundurmaz, iç yağını etten sıyırmazlardı. Kıl çadırların altına girip de gölgelenmezlerdi. Ancak deri çadır olursa, altına girip gölgelenirlerdi. Hac veya umre için Mekke'ye gelenleri, ihramda oldukları sürece Kureyşlilerin yemeğinden başka bir yemek yemekten; Kureyşlilerin verdikleri elbiselerden başka bir elbise giymiş olarak Ka'be'yi tavaf etmekten men'e derlerdi. Hacı ya da umrecilerden biri, Hums elbisesi bulamazsa, kadın da olsa Ka'be'yi çıplak olarak tavaf ederdi. Hums kelimesi, Kureyş, Kinanî ve Huzaalüar için kullanılan bir tabirdir. Bunlardan elbise temin edemeyen bir kadın, Ka'be'yi çıplak olarak tavaf ederken elini tenasül organının üzerine koyarak şöyle derdi:

"Bu gün birazı veya tamamı görünür,

Görünen kısmını ben helal etmiyorum."

Hums elbisesi temin ettiği halde âlicenaplık edip tenezzül etmeyerek kendi elbisesiyle tavaf eden bir kimse, tavafını tamamladıktan sonra o elbisesini bırakmak mecburiyetinde kalırdı. Ondan artık ne kendisi, ne de başkaları yararlanabilirdi. Kimse, ona el süremezdi. Araplar, bu elbiselere, "Lüka" derlerdi. Nitekim şairin biri demiş ki:

"Ona saldırışım, üzüntü olarak yeter. Tavaf edenler arasında o, sanki ihramlının elbisesi gibidir."

İbn İshak dedi ki: Cenâb-ı Allah'ın, Hz. Muhammedi peygamber olarak göndermesine ve onların batıl âdetlerini reddetmek için de kendisine Kur'ân'ı indirinceye kadar Araplar bu âdetlerini sürdürdüler. Şu ayet, onların bid'atlerini reddediyordu:

"Sonra, insanların toplu olarak akın ettiği yerden, (Ey Arap topluluğu; Arafat'tan) siz de akın edin. Allah'tan mağfiret dileyin. Allah bağışlar ve merhamet eder." (ei-Bakara, 199.)

Daha önce de belirttiğimiz gibi Hz. Peygamber, kendisine vahiy gelmeden önce de Allah'ın tevfiki ile Arafat'a gidip vakfe yaparmış.

Arapların mutlaka Hums elbisesi giyme ve hums yiyeceği yeme mecburiyeti koyma âdetlerini bâtıl sayıp reddeden Cenâb-ı Allah, peygamberine şu ayetleri inzal buyurmuştur:

"Ey Adem oğulları! Her mescide güzel elbiselerinizi giyinerek gidin. Yeyin, için fakat israf etmeyin. Çünkü O (Allah), müsrifleri sevmez.

Ey Muhammedi De ki: "Allah'ın kulları için yarattığı ziynet ve temiz rızıkları haram kılan kimdir?" (el-Araf, 31-32.)

Ziyad el-Bekkaî, İbn îshakin şöyle dediğini rivayet eder: "Kureyş-liler, bu Hums bid'atini fil vakasından önce mi uydurdular yoksa sonra mı? Bunu bilemiyorum."