Cenâb-ı Allah buyurdu ki: "Allah, peygamberliğini nereye bırakacağını daha iyi bilir." (ei-En'âm, 124.)
Bizans İmparatoru Heraklius, Hz. Peygamberin Özelliklerini sorarken, "Onun soyu, aranızda nasıl bir soy olarak bilinir?" diye sormuş, Ebu Süfyan da, "O, aramızda çok yüksek ve soylu biridir." diye cevap vermişti. Bunun üzerine Heraklius şöyle demişti: "Peygamberler, işte böyledirler. Kavimleri içinde yüksek soydan gelirler. Asil kökten ve kalabalık aileden gelirler." Allah'ın salat ve selamı onların üzerine olsun.
Hz. Peygamber, dünya ve ahirette Adem oğullarının efendisi ve övüncüdür. Kasım'ın ve İbrahim'in babasıdır. Adı, Muhammed'dir, Ahmed'dir. Küfrü silip götürmüştür. Kendisinden sonra hiçbir peygamber gelmemiştir, gelmeyecektir. Ahir zaman peygamberidir. Kıyamet, ondan sonra kopacak ve insanlar, onun peşi sıra haşr olunacaktır. O, izinde gidilen bir liderdir. Tevbe, rahmet ve kahramanlık peygamberidir. O, son peygamberdir. Fatih, Taha, Yasin ve Abdullah gibi adları vardır. Beyhakî, bazı âlimlerin bu nebevi isimlere ilaveler yaptıklarını söyleyerek şöyle der: Cenâb-ı Allah, Kur'ân-ı Kerîm'de Hz. Peygamber'! rasûl, nebi, ümmi, şahid, müjdeci, uyarıcı, Allah'a davet edici, aydınlık saçan kandil, şefkatli, merhametli ve hatırlatıcı gibi adlarla adlandırmıştır. Onu, rahmet, nimet ve hidayet rehberi kılmıştır.
Sîret kısmını tamamladıktan sonra açacağımız bir bölümde Hz. Peygamberin isimleriyle ilgili hadisleri nakledeceğiz. Bu konuda bir çok hadis rivayet edilmiştir. Bunları derleme konusunda iki büyük hadis hafızı Ebu Bekir el-Beyhakî ile Ebu'l-Kasım b. Asakir önemli çalışmalar yapmışlardır. İnsanlar bu konuda müstakil eserler yazmışlardır. Hatta bazıları, Hz. Peygamber için 1000 isim derlemeyi hedef edinmiştir. Tirmizî'nin süneni üzerine Arizatü'l-Ahvezî adlı şerhin yazarı, büyük fikıhçı Ebu Bekir b. Arabî el-Malikî, Hz. Peygamberin altmış dört ismini saymıştır.
Doğrusunu Allah bilir.
Hz. Peygamber, Abdullah'ın oğludur. Abdullah, babası Abdülmut-talib'in en küçük oğludur. İsmail peygamberden sonra boğazlanması adanan ikinci kurbandır.Ama onu kurtarmak için yerine, 100 deve kurban edilmiştir. Daha önce bu konudan bahsetmiştik.
Zührî dedi ki: Abdullah, Kureyşlilerin en yakışıklısıydı. Haris, Zü-beyr, Hamza, Dırar, Ebu Talib (asıl adı Abdumenaf), Ebu Leheb (asıl adı Abdü'1-Uzza) ve Mukavvim'in kardeşidir. Mukavvim'in asıl adı ise, Abdül-Ka'be'dir.
Bazıları Abdullah'ın kardeşleri araşma, asıl adı Muğire olan Hacl ile çok cömert bir insan olan Gaydak'ı da katmışlardır. Gaydak'ın asıl adı ise, Nevfel'dir. Hacl olduğunu söyleyenler de olmuştur. Bütün bunlar, Hz. Peygamberin amcalarıdır.
Halaları ise altıdır: Erva, Berre, Ümeyme, Safîye, Atike ve Ümmü Hakim. Bu sonuncusunun asıl adı Beyza'dır. İnşaallah ileride bunlardan ayrı ayrı bahsedeceğiz. Bunların tamamı, Abdülmuttalib'in çocuklarıdır. Abdülmuttalib'in asıl adı Şeybe'dir.
Başında beyazlık olduğundan dolayı kendisine bu ad verilmiştir. Cömertliğinden dolayı kendisine Şeybetü'1-hamd da denilmiştir.
Kendisine Abdülmuttalib adının verilmesinin sebebi ise şudur:
Abdülmuttalib'in babası Haşim, ticaret için Şam'a giderken Medine'ye uğradığında, orada kavminin reisi olan Amr b. Zeyd b. Lebîd b. Hi-ram b. Hidaş b. Hiiidaf b. Adiy b. Neccar el-Hazreci enNeccarî'ye konuk oldu. Kızını beğendi. Onunla evlenmeye talib oldu. Babasından istedi. Babası da kızını, kendi yanında ikamet etmesi şartıyla onunla evlendir-' di. Bazılarına göre ise, Medine'de doğum yapması şartıyla kızını onunla evlendirdi.
Haşim, Şam'dan dönünce Medine'de gerdeğe girdi ve eşini alıp Mekke'ye götürdü. Eşi Selma hamile iken, tekrar ticari bir seyahate çıktığında onu Medine'ye bıraktı. Kendisi Şam'a gitti. Gazze'de öldü. Selma doğurduğu oğluna, Şeybe adını verdi. Şeybe, Beni Neccar kabilesinden olan dayılarının yanında yedi yıl süreyle ikamet etti.
Sonra amcası Muttalib b. Abdumenaf Medine'ye geldi. Annesinin haberi olmadan gizlice Şeybe'yi alıp Mekke'ye götürdü. Mekkeliler, onu binek üstünde görünce: "Şu beraberindeki de kim?" diye sordular. O, "Kölemdir." dedi. Onlar da gelip, "Hayırlı olsun" dediler. Bunun üzerine Şeybe'ye, Muttalib'in kölesi anlamında, "Abdülmuttalib" demeye başladılar. Böylece bu, onun meşhur ismi haline geldi.
Kureyşliler arasında yükseldi, şeref ve itibar sahibi oldu. Reislik makamına yükseldi. Kureyşlilerin düzenini sağladı. Muttalib'ten sonra hacılara yemek ve su temini görevini üstlendi. Cürhümlüler tarafından kapatılıp o zamandan beri kapalı duran Zemzem kuyusunu yeniden açtı. Kuyuda' bulunan iki altın geyiği ve iki altın kılıcı eritip, onlarla KaTbe'nin kapısını kapladı. Ka'be kapışım altınla kaplan ilk insan odur.
İbn Hişam'a göre Haşim b. Abdumenaf m dört oğlu, beş de kızı varda. Bunların Abdülmuttalib, Ahu Esed, Nadle, Ebu Sayfî, Hayye, Halide, Rukiye, Şifa ve Zaife olduğunu söyler, Bunların tamamı, Haşim'in çocuklarıydı. Haşim'in asıl adı Amr'dır. Kıtlık senelerinde ete ekmek doğrayıp tirid yaptığı ve halkına yedirdiği için doğrayıcı anlamına gelen Haşim adıyla adlandırılmıştır. Nitekim bir kasidesinde Matrud b. Ka'b el-Huzaî şöyle demektedir (Bu kasidelerin, Abdullah'ın babası Zaba'rî'ye ait olduğunu söyleyenler de vardır.):
"Amr ki, kendi halkı için tiride ekmek doğrardı. Mekkeliler, o zaman aç ve zaif idi. Kış ve yaz mevsimlerinde ona kervanlar gelirdi. Bu iki mevsim kervanını, adet haline koyan o idi."
Evet Kureyşliler için, yaz ve kış kervanları düzenlemeyi âdet haline getiren ilk şahsiyet, Haşim'dir. Babasının en büyük oğluydu. Taberî'nin anlattığına göre Haşim, kardeşi Abdü'ş-Şems'le ikizdir. Doğum esnasında önce Haşim dünyaya gelmiş, doğarken ayakları Abdü'ş-Şems'in başına bitişikmiş. Doğuna tamamlandığında ayaklan, Abdü'ş-Şems'in başından kopmuş. Kopunca da ikisi arasında kan akmış. Bunun üzerine orada bulunanlar: "Bu sebeple de bunların evlatları arasında savaşlar olacaktır!" demişlerdi. Nitekim hicri 133 senesinde Abbas oğullarıyla Ümeyye oğulları arasında savaş vuku bulmuştu. Haşim ile Abdü'ş-Şems'in, üçüncü öz kardeşleri Muttalib'tir. Muttalib, babasının en küçük oğluydu. Anneleri, Mürre b. Hilal kızı Atike idi.
Dördüncü kardeşleri, sadece baba tarafından olan Nevfel idi. Bunun anası, Amr el-Maziniye'nin lazı Vakide idi. Bunlar, babalarının ölümünden sonra kavimlerine liderlik yaptılar. Reislik makamını ele geçirdiler. Kendilerine 'Eman Olanlar' denilirdi. Çünkü kavimleri olan Ku-reyşlilerin ticaret amacıyla başka memleketlere gidebilmeleri için, o memleketlerin hükümdarlarından eman ve müsaade almışlardı. Bu cümleden olarak Haşim, Şam, Rum ve Gassan hükümdarlarından; Abdü'şŞems,
Habeş
hükümdarı
büyük
necaşî'en;
Nevfel
kisralardan;
Muttalib
ise
Himyer hükümdarlarından eman ve müsaade almıştı. Şairin biri, haklarında şöyle demiştir:
"Ey devesinin semerini çeviren adam, Abdumenaf ailesine konukolsan olmaz mı?"
Babasının vefatından sonra hacılara yemek ve su temin etme görevi, Haşim'in uhdesine geçti. Akrabalarının nesebi, ona ve kardeşi Muttalib'e bağlanır. Onlar, hem cahiliye döneminde hem de İslâmiyet döneminde birliktiler. Asla ayrılmadılar. Mekke'nin Şi'b mahallesine beraberce girdiler. Ancak Abdü'ş-Şems ile Nevfel onlardan ayrıldılar.
Bu sebepledir ki, bir kasidesinde Ebu Talib şöyle demiştir:
"Allah, bizden uzak olarak Abdü'ş-Şems ile Nevfel'i, Fena bir şekilde ve hemen cezalandırsın!"
Bu kardeşler kadar, her biri ayrı yerde vefat eden bir başka kardeşler grubu görülmüş değildir. Çünkü Haşim Şam diyanndaki Gazze şehrinde, Abdüş-Şems Mekke'de; Nevfel Irak toprağındaki Selman şehrinde, Muttalib ise Yemen yolundaki Redman şehrinde vefat etmiştir. Güzelliğinden dolayı Muttalib'e «Ay» denirdi.
Haşim, Abdü'ş-Şems, Nevfel ve Muttalib dört meşhur kardeştir. Meşhur olmayan beşinci bir kardeşleri daha vardır ki künyesi Ebu Amr, adı da Abd idi. Adının aslı, Abdül-Kusayy idi. İnsanlar dediler ki: Abd b. Kusayy geçip gitti. Halefi de yoktur. Zübeyr b. Bekkar ile diğerleri böyle dediler. Bu dört kardeşin altı kız kardeşi vardır ki, adları şöyledir: Tümadir, Hayye, Rayte, Kalabe, Ümmü'lAhsem, Ümmü Süfyan.
Bunlar, hep Abdumenaf m çocuklarıdırlar. Menaf, bir put adıdır. Abdumenaf m asıl adı, Muğîre'dir. Bu zat, babası hayattayken reislik makamına yükseldi. Şerefi, onu büyük makamlara ulaştırdı. Bu babasının en büyük oğlu olan Abdüddar'm kardeşiydi. Daha önce de belirtildiği gibi makamları ona vasiyet etmişti.
Abdu'1-Uzza, Abd, Berre ve Tahmür. Bu kardeşlerin anneleri, Hübba bint Hüleyl b. Hubşiyye b. Selûl b. Ka'b b. Amr el-Huzaî'dir. Hub-ba'nın babası, Huzaa Meliklerinin sonuncusudur. Ka'be'nin idaresiyle ilgilenenler, onlardandır. ""
Bunların hepsi, Kusayy'ın evladıdır. Kusayy'm asıl adı Zeyd'dir. Kendisine Kusayy denmesinin sebebi şudur: Babasının ölümünden sonra annesi, Rabia b. Hiram b. Uzre ile evlenmişti. Rabia, yeni evlendiği bu karısını küçük oğluyla birlikte alıp kendi memleketine götürmüştü. İşte bu sebeple Zeyd'e, Kusayy adı verildi. Büyüdüğünde Mekke'ye döndü. Dağınık Kureyşlileri, çeşitli beldelerden toplayıp biraraya getirdi, işlerini düzene koydu, Huzaalılara Ka'be'den el çektirdi, onları Mekke'den uzaklaştırdı, böylece hak yerini buldu. Kureyşlilerin tartışılmaz başkanı oldu. Hacılara yemek ve su temin etme işini yürüttü. Bu âdeti çıkaran ilk kişi oldu. Ka'be'nin perdedarlığım, hizmet ve sancaktar lığını yürüttü. Darü'n-Nedve'nin başında bulundu. Bununla ilgili olarak şair şöyle demiş:
"Hayatıma andolsun ki Kusayy, Toparlayıcı' olarak çağrılırdı. Onun vasıtasıyla Allah, Fihr kabilelerini toplayıp bir araya getirdi."
Kusayy, Zühre'nin kardeşidir. Babalarının adı, Kilab'dır. Kilab, Teym ve Yakza Ebu Mahzum'un kardeşidir. Bu üçü de, Mürre'nin oğullarıdır. Mürre ise, Adiyy ve Husays'm kardeşidir.
Bunların tamamı, Kalb'm oğullarıdır. KaT^, her cuma günü halkına hitapta bulunarak Hz. Muhammed (s.a.v.)'in peygamber olarak gönderileceğini müjdeleyendir. Daha önce de belirttiğimiz gibi bu konuda şiirler okurdu. Ka'b'm, Amir, Same, Huzeyme, Sa'd, Haris ve Avf adında altı kardeşi vardı. Bu yedisi, Lüeyy'in oğullarıydılar. Lüeyy, Teymü'l-Edrem'in kardeşiydi. Bu ikisi, Galib'in oğullarıydılar. Galib, Haris ile Muharib'in kardeşidir. Bu üçü de, Fihr'in oğullarıdır. Fihr, Haris'in kardeşidir. Bu ikisi de Malik'in oğullarıdır. Malik, Salt ile Yah-lud'un kardeşidir. Daha önce de açıklandığı gibi bunlar, doğru görüşe göre Kureyşlilerin düzenlerini elinde tutan Nadr'm oğullarıdırlar. Nadr'm, Malik, Melkan, Abdumenat adında kardeşleri vardı. Hepsi de Kinane ilin oğullarıdır. Kinane ise, Esed, Esde ve Hevn'in kardeşidir.
Bunların tamamı, Hüzeyme'nin oğullarıdır ki o da Hüzeyl'in kardeşidir. Kinane ile Hüzeyl, Müdrike'nîn oğullandır. Müdrike'nin asıl adı, Amr olup Tabiha ile Kama'mn kardeşidir. Tabiha'nm asıl adı, Amir'dir. Bunların üçü de, îlyas'm oğullarıdır. îlyas, Aylanın kardeşidir. Kays kabilesi, Aylan'm çocuklarıdır. îlyas ile Aylan, Rabia'mn kardeşi Mudar'm oğullarıdır. Bunlara, "ismail oğullarından iki salih" denir. Bunların kardeşleri, Enmar ile İyad, Yemen'e yerleşmişlerdir. Bu dört kardeş, Ni-zar'ın oğullandır. Nizar ise, Kudaa'nm Hicazı ve Adnanî olduğunu söyleyenlere göre Kudaa'nın kardeşidir. Bununla ilgili açıklama, daha Önce verilmiştir. Bunlann ikisi de Maadd b. Adnan'ın oğullandır.
Anlattığımız bu soy kütüğü üzerinde âlimler ihtilaf etmemişlerdir. Hicaz'daki bütün Arap kabileleri, bu soya dayanır. Bu sebepledir ki, İbn Abbas ile diğerleri, "Ey Muhammed! De ki: 'Ben sizden risaletimin tebliği için akrabalıkta sevgiden başka bir ücret istemem." (eş-Şûrâ, 23.) ayet-i kerimesi hakkında şöyle demişlerdir:
"Kureyş kabilesinin hiç bir batnı yok kt Rasûlullah (s.a.v.)'m onlarla soy bağlantısı olmasın."
îbn Abbas (r.a.), doğru söylemiştir. Onun söylediklerine ben de şunu ekliyorum: Abnanî Arap kabilelerinin tümü, Rasûlullah'a baba tarafin-dan bağlanır. Aynca çoğu, ana tarafından da ona bağlanır. Nitekim Rasûlullah'm ana ve neneieriyle baba ve dedelerinin ana ve babaları hakkında Muhammed b. îshak ile*diğerleri geniş açıklamalarda bulunmuşlardır. Yer müsait olmadığı için burada o açıklamaları aktarmaya gerek görmüyoruz. Merhum îbn îshak ile Hafiz îbn Asakir böyle demişlerdir.
Adnan'ın hal tercümesinden ve hakkında söylenenlerden bahsetmiştik. Hz. İsmail ile kendisi arasında kaç baba geçmiş olduğu hususunda ihtilaf edilmiş olsa bile, Hz. İsmail'in soyundan geldiğinin kesin olduğunu bildirmiştik. Daha Önceki sayfalarda, bu konuda ileri sürülen kavilleri aktarmıştık. Doğruyu en iyi bilen Allah'tır. Buraya kadar anlatılan soy kütüğünün Adnan ile Adem (a.s.) arasında kalan kısmını da anlatmıştık. Ebu'l-Abbas en-Naşî'nin bu konuyu içeren kasidesini de nakletmiştik.
Bütün bu anlattıklarımız Hicaz Araplanyla ilgili haberlerdi. Hamd, Allah'a mahsustur.
Merhum Ebu Cafer b. Cerir (et-Taberi), tarihinin baş kısmında bu konuda geniş, yararlı ve güzel açıklamalarda bulunur.
Hz. Peygamberin minber üzerinde hutbe irad ederken kendisinin, Adnan'ın soyundan geldiğini söylediğine dair bir hadis nakledilmiştir. Ama bu hadisin, sahih olup olmadığını Allah bilir. Nitekim Hafız Ebu Bekr el-Beyhakî, Ebu Bekir b. Abdurrahman b. Haris b. Hişam'm şöyle dediğini rivayet eder: Kindeli bazı adamlann, Hz. Peygamberle kendileri arasında neseb (soy) bağı bulunduğunu söylediklerine ilişkin bir haber Rasûlullah'a ulaştı. Bunun üzerine kendileri şöyle buyurdular: "Bunu, ancak Abbas ile Ebu Süfyan b. Harb söylemişler ve buna inanmışlardır. Biz babalanmızı inkar etmiyoruz. Biz Nadr b. Kinane oğullanyız."
Bir defasında hutbe irad ederken Hz. Peygamber şöyle buyurmuştu: "Ben, Muhammed b. Abdullah b. Abdullmuttalib b. Haşim b. Abdümenaf b. Kusayy b. Kilab b. Mürre b. Ka*b b. Lüeyy b. Galib b. Fihr b. Malik b. Nadr b. Kinane b. Huzeyme b. Müdrike b. İlyas b. Mudar b. Nizar'ım! İnsanlar iki gruba aynlmışsa, -Allah beni o iki grubun en iyisine mensup kılmıştır. Annem ve babam, beni dünyaya getirdiler. Cahili-yet fücurundan hiçbir şey bana bulaşmadı. Ben, nikah (h bir evlilik)ten doğdum. Flörtten (nikahsız birleşme, zina) doğmadım. Taa Adem'den anne ve babama vanncaya kadar, hem kişiliğim hem de babam itibariyle ben sizin en hayırlınızın!."
Bu, garib bir hadistir. Sadece Kaddamî tarafından rivayet edilmiş olup zayıftır.
"Ben nikah (h bir evlilik)ten doğdum. Flörten doğmadım." hadisi de bu babtandır.
"Andolsun ki, size içinizden bir peygamber gelmiştir." (et-Tevbe, 128.)
Bu ayet-i kerimeyle ilgili olarak Ebu Cafer el-Bakır şöyle demiştir: "Rasûlullah (s.a.v.)'a cahiliyet doğumlarından hiçbir şey bulaşmamıştır." Beyhakî'nin rivayetine göre Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
"Allah, beni nikahtan çıkardı. Flörtten (nikahsız birleşme, zina) çıkarmadı."
îbn Adiyy de bu hadisi mevsul olarak rivayet ederek şöyle demiştir: Muhammed b. Ebu Amr elAdenî el Mekkî, Hz. Peygamber'in şöyle buyurduğunu söylemiştir:
«Ben nikah (h bir evlilik) ten doğdum. Flört neticesinde doğmuş değilim. Bu, Adem'den beri anne ve babamın beni doğurduğu zamana kadar böyle olmuştur. Cahiliye devri flörtünden hiçbir şey bana bulaşmamıştır.»
Hüşeym, İbn Abbas'tan rivayet etti ki, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: «Ben, cahiliyet ehli nikahından değil, ancak İslâm nikahı gibi bir nikaha dayalı bir evlilikten doğdum.» Bu da garib hadislerdendir.
. Benzer bir hadis, Hz. Aişe'den de rivayet edilmiştir: "Ve secdekarlar içinde dolaşmanı..." (eşŞuarâ, 219.) ayet-i kerimesiyle ilgili olarak İbn Ab-bas (r.a.) şöyle demiştir: "Hz. Muhammed'in nuru, aralarında peygamberlerinde bulunduğu kuşaktan kuşağa geçti. Nihayet kendisi, bir peygamber olarak doğdu."
Muhammed b. Sa'd'm rivayetine göre Hişam b. Muhammed el-Kelbî, babasımn şöyle dediğim nakletmiştir: "Hz. Peygamberin anasından başlayarak 500. nenesine kadar ana tarafının isimlerini yazdım. O kadınlar arasında facire ve cahiliye devri pisliklerine bulaşmış birinin adına rastlamadım."
. Ebu Hüreyre tarafından rivayet edilen ve Sahih-i Buharî'de de yer alan bir hadiste, Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:
"Adem oğullarının en hayırlı kuşakları arasından geçip geldim. Nihayet içinde bulunduğum kuşakta (size, gönderildim)."
Vasile b. Eska tarafından rivayet edilen ve Sahih-i Müslim'de de yer alan bir hadiste, Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:
"Cenâb-ı Allah, İbrahim'in oğulları arasından İsmail'i seçti. İsmail oğulları arasından da Beni Kinane (kabilesi)ni seçti. Beni Kinane arasından da Kureyşlileri seçti. Kureyşliler arasından Haşim oğullarını, Haşim oğulları abasından da beni seçti."
Ahmed b. Hanbel, Abbas (r.a.)'m şöyle dediğini rivayet eder; "Halkın bazı sözleri, Hz. Peygamber'e ulaştı. Bunun üzerine minbere çıkıp "Ben kimim?" diye sordu. Onlar da, "Sen Allah'ın rasûlüsün." dediler. Buyurdu ki: "Ben, Abdülmuttalib oğlu Abdullah'ın oğlu Muhammed'im. Allah halkı yarattı. Beni, yaratıklarının en iyileri arasına kattı. Onları iki kısma ayırdı.. Beni, en hayırlı kısma koydu. Kabileleri yarattı.. Beni en hayırlı kabileye mensup kıldı. Onları evler (aileler) olarak böldü.. Beni en hayırlı evden (aileden) kıldı. Kişilik ve ailece ben, sizin en hayırlmızım."
Yakub b. Süfyan, Abbas b. Abdülmuttalib'in şöyle dediğini rivayet eder: "Dedim ki, Ya Rasûlallah, Kureyşliler birbirlerini güleryüzle karşılıyorlar. Ama bizimle karşılaştıklarında, birbirlerine baktıkları yüzden başka bir yüzle bize bakıyorlar."
Benim böyle demem üzerine Rasûlullah (s.a.v.) çok öfkelendi, sonra da şöyle dedi:
"Muhammed'in nefsi elinde bulunan (Allah)'a yemin ederim ki, bir
adam, sizi Allah ve Resulü için sevmedikçe onun kalbine iman girmez.!"
Dedim ki: 'ya Rasûlallah! Kureyşliler oturup kendi asaletlerinden bahsettiler de seni, çöplükteki bir hurma ağacına benzettiler." Bunun üzerine Rasûlullah şöyle buyurdu:
"Cenâb-ı Allah, insanları yarattığı zaman beni, onların en hayırlıları arasına kattı. Sonra onları, kabilelere böldü. Beni, onların en hayırlı kabilesine kattı. Sonra aileleri meydana getirdiğinde beni onların en hayırlı ailesinden kıldı. Ben, kişilik ve aile bakımından sizin en hayırlını-
zım."
Yakub b. Süfyan, îbn Abbas'm şöyle dediğini rivayet etti: Rasûlullah (s.a.v.) buyurdu ki:"Cenâb-ı Allah, halkı iki kısma ayırdı. Beni, onların en hayırlısından kıldu Ashab-ı yemin ile ashab-ı şimal ayetinden kastedilen mana da budur. Ben, ashab-ı yemindenim. Ve ben, ashab-ı yeminin de en hayırlısıyım. Sonra o iki kısmı, üçer gruba ayırdı.. Ben, o hayırlı kısmın üç grubu içerisinde en hayırlısmdanım. Ashab-ı meymene, sa-bikun es-sabikûn ayetinden kast edilen mana da budur. Ben, iyilikte Öne geçenlerdenim ve onların da en hayırlısıyım. Sonra Cenâb-ı Allah, o üçer grubu kabilelere ayırdı. Beni, en hayırlı kabileden kıldı. "Sizi milletler ve kabileler haline koyduk ki birbirinizi kolayca tanıyasmız. Şüphesiz, Allah katında en değerliniz, O'na karşı gelmekten en çok sakına-nızdır. Allah Alimdir, Habir'dir. (ei-Hucurât, 13.) ayet-i kerimesinden kastedilen mana da budur. Övünmek olmasın ama ben, Allah katında Adem oğullarının en değerlisi ve en takvalısıyım! Sonra yüce Allah, kabileleri ailelere ayırdı.. Beni en hayırlı aileden kıldı. "Ey Peygamber ailesi! Şüphesiz Allah sizden kusuru giderip sizi tertemiz yapmak ister." (ei-Ahzab, 33.) ayet-i kerimesinden kastedilen mana da budur. Ben ve aile halkım, günahlardan arındırılmışızdır."
Bu hadiste gariblik ve münkerlik vardır.
Beyhakî, İbn Ömer'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Hz. Peygam-ber'in çevresinde oturmaktaydık. Ona bir kadın geldi. Oradakiler; 'Bu, Rasûlullah'ın kızıdır.' dediler. Ebu Süfyan'ın: "Haşim oğulları arasında Muhammed, çirkef ortasındaki reyhan gibidir." sözünü duyan bir kadın, koşarak sözü Rasûlullah'a ulaştırdı. O da -öfkeli olduğu yüzünden anlaşılıyordu- şöyle buyurdu: "Cenâb-ı Allah, gökleri yedi kat olarak yarattı. Bu yedi katın en yükseğini seçti. Yaratıklarından dilediğini oraya yerleştirdi. Sonra mahlukatı yarattı. Mahlukattan da Adem oğullarını seçti. Adem oğullarından Arapları, Araplardan Mudarlıları, Mudarlı-lardan Kureyşlileri, Kureyşlilerden Haşim oğullarını, Haşim oğullarından da beni seçti. Ben, seçkinlerin seçkiniyim. Her kim Arapları severse, beni sevmiştir. Her kim onlara kızarsa, bana kızmıştır!"
Bu hadis de gariptir.
Sahih bir hadiste belirtildiğine göre Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
"Övünmek olmasın ama, kıyamet gününde ben, Adem oğullarının efendisiyim."
Hakim ve Beyhakî, Hz. Aişe'den rivayet ederek Rasûlullah (s.a.v.)'m şöyle buyurduğunu söylediler: "Cebrail bana dedi ki: Yeryüzünü batısından doğusuna kadar dolaştım. Muhammed'den daha üstün bir adam bulamadım. Yine yeryüzünü batısından doğusuna kadar dolaştım.. Haşim oğullarından daha üstün bir aile bulamadım."
Hafiz Beyhakî dedi ki: Bu hadislerin ravileri arasında her ne kadar kendisine güvenilmeyecek kimseler varsa da, manaları birbirini doğrulamakta ve hepsinin manası da Vasile b. Eska'nın hadisine dayanmaktadır.
Ebu Talib'in, Hz. Peygamberi överek şöyle dediğini söylerim:
"Kureyşliler, bir gün övünmek için toplanırlarsa, onların sırdaşı ve samimi adamı Abdumenaftır. Abdumenaf ailesinde eşraf varsa, Haşim oğullarında da öteden beri eşraf vardır. Günün birinde Haşimîler övünürlerse, Muhammed Mustafa onların sırdaşı ve değerli şahsiyetidir. Kuvvetlisiyle zayıfiyla Kureyşliler bize saldırdı, ama bize galib olamadılar. Düşleri de boşa çıktı. Eğik boyunlara düşmanları vurduğunda biz, haksızlığa dayanamayız. O boyunları doğrulturuz. Öteden beri biz böyleyizdir. Her zorlu günde öylelerini koruruz. Onlara taş atanlara karşılık veririz. Kuru dallar bizimle yeşerdi, bizim verdiğimiz destekle dallara su yürüdü, kökler gelişti."
Ebü's-Seken Zekeriyya b. Yahya et-Taî kendisine nisbet edilen meşhur cüzünde şöyle demiştir: Ömer b. Ebi Zuhr b. Husayn, Hureyra b. Evs'in şöyle dediğini bana anlattı:
Hicret edip Medine'ye gittim. Tebük dönüşünde Rasûlullah (s.a.v.)'m yanma vardım, Müslüman oldum. O esnada Abbas b. Abdülmuttaüb'in, rrYa Rasûlallah seni övmek istiyorum." dediğini işittim. O da şöyle buyurdu: "Söyle, Allah senin ağzına mühürlemesin." Bunun üzerine Abbas, şu şiiri okumaya başladı:
"Daha önce gölgelerde ve üstü yapraklarla örtülü istirahat mahallinde (Cennetrte) idin. Sonra Dünya'ya indin. Sen henüz bir beşer, kan pıhtısı veya bir et parçası değilken atan Nuh'un sulbünden gemiye bindin. Gemidekileri boğulma tutmuştu. Sen, dededen babaya intikal edip geldin. Kuşaktan kuşağa geçip geldin, Nihayet Hindef-i Alya'daki yüksek evinde dünyaya geldin. O evin altında seni övenler vardır. Sen doğunca yeryüzü aydınlandı, ufuklar senin nurunla ışıklandı. Bu aydınlık ve nur ile hidayet yolunda bizler yanmaktayız."
Bu şiirin, Hassan b. Sabit'e ait olduğuna ilişkin bir rivayet de vardır.Hafız İbn Asakir, İbn Abbas'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir:
Rasûlullah (s.a.v.)'a sorarak dedim ki: "Anam babam sana feda olsun Ya Rasûlallah, Cennet'te sen ve Adem nerelerde bulunacaksınız?" Bu sorum üzerine önce -azı dişleri görünecek kadargülümsedi, sonra da şöyle buyurdu: "Ben, Adem'in sulbündeydim. Atam Nuh'un sulbündeyken gemiye bindirilmiş oldum. Atam İbrahim'in sulbündeyken onunla birlikte ateşe atılmış oldum. Anne ve babam asla gayr-ı meşru ilişki kurmamışlardır. Cenâb-ı Allah, beni hep asil sulblerden temiz ve iffetli rahimlere intikal ettirmiştir. İnsanlar, iki grup olarak ele alınacak olursa ben, mutlaka o grupların en hayırlısmdamm.Cenâb-ı Allah, benden peygamberlik sözü ve İslâmiyet taahhüdü aldı. Tevrat ve İncil'de benden söz etti. Benim sıfatlarımı, her peygambere anlattı. Yeryüzü benim nurumla, bulutlar da benim yüzümle aydınlanır. Rabbim, bana kitabını Öğretti. Semalarında şerefimi arttırdı. Kendi isimlerinden birini bana verdi. Arş'm sahibi Mahmud (övülmüş) dur. Ben de Muhammed ve Ah-med'im. Bana, Kevser havuzunu vereceğini ve ilk şefaat eden ile şefaati ilk Önce kabul edilecek olanın ben olacağımı va'detti. Sonra ümmetim için beni, en hayırlı çağda peygamber olarak gönderdi. Allah'a çok hamd eden, iyiliği emredip kötülükten sakmdıranlar var ya, işte benim ümmetim onlardır."
ibn Abbas, Hassan b. Sabit'in Hz. Peygamber hakkında şöyle bir şiir söylediğini ifade eder:
"Daha önceleri gölgelerde ve üstü yapraklarla örtülü istirahat mahallinde (Cennet'te) idin. Sen, henüz beşer, kan pıhtısı veya bir et parçası değilken (dünyaya gelmemişken) dahi atalarının sulbündeyken Nuh'la beraber gemiye bindin. Başkaları ve Nuh ailesi, boğulma ile karşılaştı. Kuşaktan kuşağa ve ataların sulbünden anaların rahmine intikal ederek geldin dünyaya."
Onun şiiri üzerine Rasûlullah (s.a.v.); "Allah, Hassan'a rahmet etsin." buyurdu. Bunun üzerine Hz. Ali de; "Ka'be'nin Rabbine andolsun ki Hassanın Cennet'e girmesi kesinlik kazandı." dedi. Hafiz İbn Asakir, bu hadisin cidden garib olduğunu söylemiştir. Ben de cidden münker bir hadis olduğunu söylüyorum.
"eş-Şifa" adlı kitabında Kadı İyaz şöyle der: "Kur'ân-ı Kerîm'den önceki kitaplarda geçen ve peygambere müjdelenen 'Ahmed' adına gelince Cenâb-ı Allah, kendi hikmetinin bir gereği olarak Rasûlullah'tan başkasının o ismi almasını ve ondan önce bir kimsenin 'Ahmed' adıyla çağırıl-masmı menetmiştir ki, kalbi zayıf kimselerin içine şüphe düşmesin ve Allah Rasûlünü başkalarıyla karıştırmasınlar.
Muhammed kelimesi de böyledir. "Muhammed adında bir peygamber gelecek..." haberi yayıhncaya ve Rasûlullah'm doğumundan kısa süre öncesine kadar ne Araplardan ne da başkalarından hiçbir kimse bu ismi almamıştı. Ancak mezkur haberin yayılmasından sonra ve Rasûlullah'm doğumuna yakın bir zamanda, gelmesi beklenen peygamberin kendi oğulları olması umuduyla Araplardan bazı kimseler, oğullarına Muhammed adını vermişlerdi. Ve Allah, peygamberliğini nereye (kime) bırakacağım daha iyi bilir.
Rasûlullah (s.a.v.)'dan önce Muhammed adım alanlar şunlardır:
1- Muhammed b. Uheyha b. Cülah el-Evsî.
2- Muhammed b. Mesleme el-Ensarî
3- Muhammed b. Berra el-Berkî
4- Muhammed b. Süfyan b. Mücaşî
5- Muhammed b. Humran el-Cu'fî
6- Muhammed b. Huzaî es-Sülemt
Bu altı kişiden başka Muhammed adını alan başkası yoktur.
ilk olarak Muhammed adını alan şahsın, Muhammed b. Süfyan b. Mücaşî olduğu söylenmektedir. Yemenlüerse, Esd kabilesinden Muhammed b. Yuhmud olduğunu söylemişlerdir.
Sonra Cenâb-ı Allah, bu adı alanların, peygamberlik iddiasında bulunmalarım veya bunlardan birinin peygamber olduğunun başkaları tarafından ileri sürülmesini menetmiştir. Hz. Peygamber'in nübüvvetini tartışılmaz derecede isbatlayan iki vasfi görülünceye kadar da, Muhammed adlı diğer şahıslarda peygamberlik intibaı verecek bir durumun zuhur etmesini engellemiştir."

