El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Hz. Peygamberin Risaletle Görevlendirilmesi Ve Buna Dair Müjdeleri

Merhum Muhammedb. İshak'a göre biset zamanı yaklaştığında Yahudi hahamları, Hristiyan rahipleri ve Arap kahinleri, Hz. Peygamberin gönderileceğinden söz ediyorlardı. Hahamlar ile rahipler, Hz. Peygamberin ve zamanının …

Merhum Muhammedb. İshak'a göre biset zamanı yaklaştığında Yahudi hahamları, Hristiyan rahipleri ve Arap kahinleri, Hz. Peygamberin gönderileceğinden söz ediyorlardı. Hahamlar ile rahipler, Hz. Peygamberin ve zamanının niteliklerine dair kendi kitaplarında buldukları bilgilere ve önceki peygamberlerin onun hakkında söyledikleri sözlere dayanarak onun bisetinden bahsettiklerini açıklıyorlardı. Cenâb-ı Allah, bu konuda şöyle buyuruyor:

"Onlar ki, Tevrat ve İncil'de yazılı buldukları, okuyup yazması olmayan (ümmî) peygamber (Muhammed)e uyarlar. O peygamber onlara, uygun olanı emreder ve fenalıktan meneder. Temiz şeyleri helal, murdar şeyleri haram kılar. Onların ağır yüklerini indirir, zor tekliflerini hafifletir. Bu peygamber'e inanan, hürmet eden, yardım eden, onunla gönderilen nura uyanlaryok mu? İşte onlar, saadete erenlerdir." (el-Arâf, 157.)

"Meryem oğlu İsa: "Ey İsrail oğulları! Doğrusu ben, benden önce gelmiş olan Tevrat'ı doğrulayan, benden sonra gelecek ve adı Ahmed olacak bir peygamberi müjdeleyen, Allah'ın size gönderilmiş bir peygamberi-

yim."dedi. (es-Saff, 6.)

"Muhammed, Allah'ın elçisidir. Onunla birlikte olanlar, inkarcılara (kafirlere) karşı sert, birbirlerine ise merhametlidirler. Onları rükûa varırken, secde ederken, Allah'tan lütuf ve hoşnutluk dilerken görürsün. Onlar, yüzlerindeki secde izi ile tanınırlar. İşte bu, onların Tevrat'ta anlatılan özellikleridir. İncil'de de şöyle anlatılmışlardır: Onlar, önce ince bir filiz çıkaran, sonra kuvvetlenen, daha sonra kalınlaşıp sapları üzerinde dimdik duran bir ekin gibidirler ki, çiftçiler bundan memnun olur. Allah, böylece onları çoğaltıp kuvvetlendirmekle inkarcıları Öfkelendirir. Allah, inanıp yararlı işler işleyenlere, bağışlama ve büyük ecir vaad etmiştir." (ei-Fetih, 29.)

"Allah, peygamberlerden ahid almıştı; "Andolsun ki size, kitap ve hikmet verdim. Sizde olanı tasdik edecek bir peygamber gelecek, ona mutlaka inanacaksınız ve ona mutlaka yardım edeceksiniz. İkrar edip bu ahdi kab'ül ettiniz mi?" demişti de onlar: "Evet, ikrar ettik." demişlerdi. Bunun üzerine "Şahid olun, ben de sizinle beraber şahidlerdeninı."

demişti. "(Âl-i Imrân, 81.)

Sahih-i Buharî'de îbn Abbas'ıri şöyle dediği rivayet edilir: "Cenâb-ı Allah, gönderdiği her peygamberden mutlaka şu sözü almıştır: Eğer kendisi hayattayken Muhammed'e peygamberlik verilirse, ona mutlaka yardım edecek ve ona tabi olacaktır.

Cenâb-ı Allah, kendilerinden bu sözü aldığı peygamberlerine, ümmetlerinden şöyle bir söz almalarını emretmiştir: "Eğer onlar hayattayken Muhammed'e peygamberlik verilirse, ona mutlaka yardım edecek ve ona tabi olacaklardır."

Bütün bu ifadelerden anlaşıldığına göre onlar, Rasûlullah (s.a.v.)'m geleceğini müjdelemişler ve ona uymakla emrolunmuşlardır.

Hz. İbrahim, Mekke'liler için dua ederken şöyle demişti:

"Ey Rabbimiz! İçlerinden onlara senin ayetlerini okuyan, kitabı ve hikmeti öğreten, onları her kötülükten temizleyen bir peygamber gönder. Doğrusu güçlü ve Hakim olan ancak sensin." (elBakara, 129.)

Ahmed b. Hanbel, Ebu Ümame'nin şöyle dediğini rivayet eder; Dedim ki; "Ya Rasûlallah! Senin işinin evveli ne idi?" Buyurdu ki:

"Atam İbrahim'in duası, İsa'nın da müjdesiyim. Annem, kendisinden bir nur çıktığım ve o nurun, Şam^araylarını kendisine aydınlattığını görmüştü."

Yani Hz. Peygamber'e durumunun evveli, başlangıcı, insanlar arasında adının, sanının yayılıp meşhur oluşu sorulmuş, o da buna cevaben; Arapların atası İbrahim peygamberin duasını, sonra da İsrail oğullarına gönderilen peygamberlerin sonuncusu Hz. İsa'nın müjdesini anlatmış. Bu ikisi arasında geçen peygamberlerin de, Rasûlullah (s.a.v.)'m geleceğini müjdelediğini göstermektedir.

Yüce âlemlerde ise Hz. Peygamberin şan ve şöhreti, Hz. Adem'den önce yayılmıştı. Nitekim Ahmed b. Hanbel'in, İrbad b. Sariye'den rivayetine göre Hz. Peygamber, bir hadisinde şöyle buyurmuştur: "Adem'in kendi çamuru içinde yerde (cansız) yattığı esnada da ben, Allah katında son peygamberdim. Bu işin başlangıcını size bildireyim: Atam ibrahim'in duası, İsa'nın beni müjdelemesi, benim annemin ye aynı zamanda mü'minlerin annesinin gördüğü rüyadır."

Bunu, Muaviye b. Salih'ten rivayet eden Leys demiş ki: "Hz. Pey-gamber'in annesi, onu doğururken bir nur görmüş. O nur da, Şam saraylarını aydınlatarak kendisine göstermişti."

Ahmed b. Hanbel, Meyseretü'1-Fecr'in şöyle dediğini rivayet eder: "Yâ Rasûlallah, ne zaman peygamber oldun?" diye sordum. Buyurdu ki: "Adem, beden ile ruh arasındayken..."

"Delailü'n-Nübüvve" adlı Mtapda Ömer b. Ahmed b. Şahin, Ebu Hü-reyre'nin şöyle dediğini rivayet eder: Rasûlullah (s.a.v.)'a; "Peygamberlik sana ne zaman vacib oldu?" diye soruldu. Buyurdu ki: "Adem'in yara-tılışıyla ona ruh üflenmesi arasında..." Bu hadisin başka bir tarikinde şöyle bir ifade görülmektedir. "Adem, çamuru içinde yerde (cansız) yatmaktayken peygamberlik bana vacib oldu." Beğavî'nin, Ebu Hüreyre'den rivayetine göre; "Peygamberlerden söz almıştık. (Ey Muhammed!) senden ve Nuh'tan... da sağlam bir söz almışızdır." (ei-Ahzâb, 7.) ayeti hakkında Hz. Peygamber şu açıklamayı yapmıştır:

"Yaratılışta peygamberlerin ilki, gönderilişte ise sonuncuları oldum."

Ebu Müzahim'in bir rivayetinde İbn Abbas'm şöyle dediği nakledilir: 'ya Rasûlallah! Sen ne zaman peygamber oldun?" diye soruldu. Buyurdu ki: "Adem, ruh ile beden arasındayken..."

Arap kahinlerine göre: Cinlerin şeytanları, semadan haber çalarak bu kahinlere getiriyorlardı. Çünkü o zamanlarda şeytanların yıldızlarla taşlanarak semalardan kovulma durumu yoktu. Haber çalmalarına engel olunmuyordu. Bu vesileyle de bazı kahinler, Hz. Peygamberle ilgili bazı haberleri elde edebiliyorlardı. Ama Arapların, bu haberlerle ilgilendikleri yoktu. Nihayet Cenâb-ı Allah, Hz. Muhammedi peygamber olarak gönderdi ve haberi anlatılan şey gerçekleşti, onu öğrenip tanıdılar. Hz. Peygamber'in zamanı yaklaşıp biset vakti geldiğinde şeytanlar, haberleri dinlemekten engellendiler. Daha önce haber hırsızlığı yapmak için semada oturdukları yerlerde oturmaktan menolundular. Yıldızlarla taşlandılar. Şeytanlar, bunun yüce Allah'ın emriyle meydana " gelen birşeyden ötürü böyle olduğunu anladılar. Bu hususta yüce Allah, peygamberine şu ayetleri indirdi: "Ey Muhammed! De ki: Cinlerden bir topluluğun, Kur'ân'ı dinlediği bana vahyolundu, onlar şöyle dediler: "Doğrusu biz, doğru yola götüren, hayrete düşüren bir Kur'ân dinledik de ona inandık. Biz, Rabbimize hiçbir şeyi ortak koşmayacağız..." <el-Cinn,ı-2.)

"Ey Muhammed! Kur'ân'ı dinleyecek cinlerden Bir takımını sana yöneltmiştik. Onlar, Kur'an'ı dinlemeye hazır olunca birbirlerine: "Susun" dediler. Kur'an'm okunması bitince, her biri birer uyarıcı olarak milletlerine dönüp şöyle dediler: "Ey Milletimiz! Doğrusu biz, Musa'dan sonra indirilen, kendinden öncekileri doğrulayan, gerçeği ve doğru yolu gösteren bir kitap dinledik." (clAhksf, 29-30.)

Bütün bu ayetlerin tefsirini, tefsirimizde (îbn Kesir Tefsiri) detaylı olarak verdik.

Muhammed b. İshak'm anlattığına göre eski Araplar, Sakif kabilesinin üzerinden bir yıldız kaydığında paniğe kapılarak kendilerinden biri ve aynı zamanda da Araplann en bilgili ve dâhi adamı olan Beni Haclardan Amr b. Ümeyye'nin yanına gitmiş ve ona şunu sormuşlardı: "Ey Amr! Gökte cereyan eden şu yıldız kaymaları ne demek oluyor?" Amr, onlara şöyle karşılık verdi: "Evet.. Bakın bakalım. Eğer bu yıldızlar, karada ve denizde kendilerine bakılarak yön tesbiti yapılan ve kendilerine bakılarak insanların geçimlerinde faydalarına olan yaz ve kış mevsimleri Öğrenilebilen yıldızlardansa, Allah'a andolsun ki bu, dünyanın dürülüp sonunun gelmesi ve halkın helak olması demektir. Ama başka yıldızlarsa ve sözünü ettiğim diğer yıldızlar, eski halleriyle yerlerinde sabit iseler, bu, Cenâb-ı Allah'ın toplum için istediği birşeyden ötürüdür. Ama bu şey acaba nedir?"

İbn îshak dedi ki: İlim sahibi bazı kimselerin bana anlattıklarına göre, Sehra oğulları kabilesinden Gaytala adında bir kadın, cahiliye devrinde kahin idi. Gecenin birinde kocası yanma geldiğinde, onun altına yatıp: "Bedir, Bedir nedir? Kesip boğazlama günüdür." dedi. Kureyşli-ler, bu sözü duyduklarında:"O, ne demek istiyor?" dediler.

Kocası, bir başka gece yine Gaytala'mn yanına geldiğinde yine Gay-tala'mn altına yattı. Ve: "Vadi.. Vadi nedir? O günde aşık kemikleri böğürlere değer." dedi. Kureyşliler, bu sözü duyduklarında: "O ne demek istiyor? Bu söylediği, mutlaka olacak bir iştir. Bekleyin de onun ne olduğunu görün bakalım." dediler. Vadiler içinde Bedir ve Uhud savaşları oluncaya dek bu sözlerin ne anlama geldiğini bilemediler. Ama bu savaşlar olduğunda, Gaytala'ya o haberleri getirenin, kocası olduğunu anladılar.

İbn İshak dedi ki: Yemen'deki Cenb kabilesinin cahiliye devrinde bir kahini vardı. Hz. Peygamber'in durumu ve Araplar arasında yayılan şöhreti kendisine anlatıldığında Cenb kabilesi, o kahine gidip: "Bizim' için şu adamın durumuna bir bak hele." dediler. Kahinin oturmakta olduğu dağın eteğinde bir araya gelip toplandılar. Gün doğarken kahin, dağdan inip yanlarına geldi. Ayakta, kendi yayına dayanarak durdu. Başını kaldırıp uzun süre semaya baktı. Sonra sıçrayıp hoplamaya başladı ve şöyle dedi: "Ey İnsanlar! Doğrusu Allah, Muhammed'e ikramda bulunarak onu seçkin kılmış, kalbini ve diğer iç kısımlarını temizlemiştir. O, aranızda az bir süre kalacaktır!"

Böyle dedikten sonra, geldiği yere dönüp koşarak gitti.