El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Hz. Peygamberin Yetiştirilmesi, Allah'ın Onu Koruyup, Yetim İken Barındırması, Yoksul İken Zengin Kılması

Muhammed b. îshak der ki: Rasûlüllah, Cenâb-ı Allah'ın koruması altında gelişip büyüdü. Rabbi, onu cahiliye döneminin pisliklerinden uzak tuttu. Çünkü onu, yüceltmek ve peygamber kılmak istiyordu. Nihayet Ras.ûlullah …

Muhammed b. îshak der ki: Rasûlüllah, Cenâb-ı Allah'ın koruması altında gelişip büyüdü. Rabbi, onu cahiliye döneminin pisliklerinden uzak tuttu. Çünkü onu, yüceltmek ve peygamber kılmak istiyordu. Nihayet Ras.ûlullah (s.a.v.), kavminin mürüvvetçe en faziletlisi, ahlakça en güzeli, asaletçe en üstünü, komşuluk bakımından en iyisi, akıllılıkta en ulusu, yumuşak huylulukta en büyüğü, konuşmada en doğru sözlüsü, güvenilirlikte en muazzamı, insanları lekeleyen kötü ahlak ile fuhuştan en uzak ve en iffetlisi haline geldi. Öyleki kavmi içinde onun adı,"güvenilir insan" anlamına gelen "el-Emin" olmuştu. Çünkü Cenâb-ı Allah, onda iyi şeyleri bir araya getirip toplamıştı.

Bana nakledildiğine göre Rasûlullah (s.a.v.), küçüklüğünde ve cahi-liye döneminde Cenâb-ı Allah'ın kendisini nasıl koruyup muhafaza ettiğini anlatırken şöyle demiştir: "Bir defasında kendimi Kureyşli çocuklar arasında bulmuştum. Bazı çocukların oyuncak olarak kullandıkları taşları taşıyorduk. Hepimiz eteklerimizi omuzumuzun üzerine koyarak taş taşıyorduk. Ansızın görmediğin biri, bana acı verici bir yumruk attı. Sonra da bana: "Eteğini bağla!" dedi. Ben de, eteğimi üzerime geçirip bağladım. Sonra da arkadaşlarım arasında sadece ben eteğimi giyinmiş olarak omuzum üzerinde taş taşımaya başladım."

Bu kıssa her ne kadar aynısı değilse de, Ka'be'nin yapılışı esnasında Hz. Peygamberle amcası Abbas'm taş taşımaları esnasında vuku bulan ve Sahih-i Buharı'de anlatılan kıssaya benzemektedir. O kıssanın aynısı değilse de onun bir nevi mukaddimesi durumundadır. Doğruyu en iyi bilen Allah'tır.

Abdürrezzak dedi ki: İbn Cüreyc, Cabir b. Abdullah'ın şöyle dediğini rivayet etti: Ka'be binası yapıldığında Rasûlullah (s.a.v.), taş taşımaya girişti. Abbas ona: "Eteğini, omuzunun üzerine koyarak taşları taşı ki omuzun incinmesin." dedi. Rasûlullah (s.a.v.) da amcasının dediğini yaptı. Ama yere kapaklandı ve gözlerini semaya dikti. Sonra kalkarak, "Eteğim!.." dedi. Eteğini üzerine geçirip bağladılar. Bu hadis, muttefe-kun aleyhtir.

Beyhakî, İbn Abbas'tan rivayet ederek Hz. Abbas'm şöyle dediğini söylemiştir: "Kureyşliler, Ka'be binasını yaparlarken ben de Ka'be'ye taş taşıyordum. Kureyşliler, erkekleri ikili ekiplere ayırmışlardı. Erkekler taş, kadınlarsa harç taşıyorlardı. Kardeşim oğluyla ben de omuzlarımıza koyduğumuz eteklerimiz üzerindeki taşları taşıyorduk. İnsanlar arasına katılırken eteğimizi örtünüyorduk. Bir ara ben yürüyordum. Muhammed de önümdeydi. Aniden yüz üstü yere düşüp kapaklandı. Omuzumdaki taşı bıraktım. Koşarak yanına vardım. Semaya bakıyordu. "Neyin var?" dedim. Kalktı. Eteğini alıp giyindi ve: "Çıplak olarak yürümekten men olundum." dedi. Kendisine deli demelerinden korktuğum için onu insanlardan gizliyordum."

Beyhakî, Hz. Ali'nin şöyle dediğini rivayet eder:

Rasûlullah(s.a.v.)'ın şöyle dediğini işittim: "Cahiliye dönemi ehlinin, meylettikleri kadın ve benzeri şeylere hiç meylim olmadı. Yalnız iki gece müstesna. Ancak o gecelerde de Cenâb-ı Allah, beni o günaha girmekten korudu. Mekke halkının davarlarım Mekkeli bazı gençlerle birlikte otlatmaktayken bir gece arkadaşıma; "Mekke'ye gidip delikanlılar gibi gece eğlencesine katılmam için yerime benim davarlara bakıver." dedim. O da "olur" dedi. Bunun üzerine Mekke'ye vardım. Mekke'nin uçtaki ilk evine geldiğimde davul ve zurna sesleri duydum. ırBu ne?" diye sordum. Falan kadınla falan erkek evleniyor, dediler. İçeri girip oturdum. Seyretmeye başladım. Cenâb-ı Allah, bana bir uyku verdi. Uyudum. And olsun ki sabahleyin üzerime vuran gün ışığıyla uyandım. Arkadaşımın yanına döndüm. Bana: "Ne yaptın?" diye sordu. Ben de "Hiç birşey yapmadım." dedim ve gördüklerimi kendisine anlattım.

Başka bir gece yine arkadaşıma; "Davarlarıma biraz bak, gidip eğleneyim." dedim. Kabul etti. Ben de Mekke'ye gittim. Şehire vardığımda, yine o geceki gibi davul, zurna sesleri duydum. Sordum. Falan erkek, falan kadınla evleniyor, dediler. İçeri girip şenliğe baktım. Cenâb-ı Allah bana bir uyku verdi. And olsun ki, sabahleyin üzerime vuran gün ışığıyla uyandım. Arkadaşımın yanına döndüm. "Ne yaptın?" diye sordu. Ben de "Hiç birşey..." dedim ve durumu kendisine anlattım. Allah'a andolsun ki ondan sonra, yüce Allah beni peygamberliğe yücel-tinceye kadar o gibi şeylere ne döndüm, ne de yöneldim."

Bu, garip bir hadistir. Hz. Ali hakkında böyle bir olay vuku bulmuş olabilir. Sonraki, "Yüce Allah beni peygamberliğiyle yüceltinceye kadar." sözleri ise, fazladan söylenmiş sözlerdir.

Beyhakî, Zeyd b. Harise'nin şöyle dediğini rivayet eder: "İsaf ve Naile adında tunçtan yapılma iki put vardı. Müşrikler, Ka'be'yi tavaf ettiklerinde ellerini onlara sürerlerdi. Bir defasında Rasûlullah (s.a.v.) Ka'be'yi tavaf etti. Onunla birlikte ben de tavaf ettim. Putun yatımdan geçerken elimi onlara sürdüm. Bana: "elini onlara sürme!" dedi. Yine tavafa devam ettik. Kendi kendime; "Elimi puta süreceğim. Hele bakalım ne olacak?" dedim ve elimi sürdüm. Bana:"Sen men olunmadın mı?" dedi. Beyhakî der ki: Başkaları, Muhammed b. Amr kanalıyla yaptıkları rivayette, yukarıdaki habere şunu da eklemişlerdir: "Onu yüceltene ve ona kitabı indirene andolsun ki, Cenâb-ı Allah'ın onu mükerrem kıldığı şeyle yüceltip kendisine kitabı indirmesine kadar o, putlara asla el sürmemiştir."

Daha önceki sayfalarda da anlatıldığı gibi Lat ve Uzza adına yemin verdirerek kendisine soru sorduğunda Bahira'ya öfkelenen Rasûlullah (s.a.v.), ona şöyle demiştir: "Onlar adına yemin verdirerek bana birşey sorma. Allah'a andolsun ki, onlardan nefret ettiğim kadar hiç birşeye nefret etmiyorum."Beyhakî'nin, Cabir b. Abdullah'tan rivayet ettiği hadise gelince... Cabir demiş ki: "Rasûlullah (s.a.v.), müşriklerin meclislerine katılırdı. Bir defasında arkasında İM melekten birinin diğerine şöyle dediğini duydu: "Haydi gidelim de Rasûlullah'm arkasında duralım." Diğeri ise şöyle demişti: "Arkasında nasıl duralım ki, o, putlara el sürme ahdi üzerinedir!" Bu konuşmayı duyduktan sonra artık müşriklerin meclislerine katılmadı."

Beyhakî, bazılarının, yukarıdaki hadisin şu manaya geldiğini söylediklerini nakleder: Rasûlullah (s.a.v.), putlara el sürenlerin yanında hazır bulunmuştur ki, bu da ona vahyin inmesinden önce vuku bulan bir hadisedir. Doğruyu en iyi bilen, elbetteki Allah'tır. Zeyd b. Harise'nin hadisinde de geçtiği gibi, Cenâb-ı Allah'ın kendisini risaletle yüceltmesine kadar Rasûlullah (s.a.v.), müşriklerin meclislerinden uzak durmuştur.

Hadiste sabit olduğuna göre Rasûlullah (s.a.v.), arefe gecesinde Müzdelife'de vakfe yapmaz, hatta Arafat'ta da insanlarla birlikte vakfe yapmazmış. Nitekim Yunus b. Bükeyr, Cübeyr b. Mut'im'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Rasûlullah (s.a.v.)'ı, kendi kavminin dini üzere gördüm. Kendi devesine binmiş, kavmi arasmda Arafat'ta durmuş, vakfe yapıyordu. Onlarla birlikte Arafat'tan inmeyi bekliyordu. Bunu da yüce Allah'ın tevfîki ile yapıyordu."

Beyhakî dedi ki: "Kendi kavminin dini üzere" sözüyle Hz. İbrahim ve İsmail'den intikal eden dinin kalıntısı kastedilmiştir. Rasûlullah, hiç bir zaman Allah'a ortak koşmamıştır. Allah'ın salat-ü selamı daima üzerine olsun.

Ben de derim ki: Beyhakî'nin bu sözünden anlaşıldığına göre Rasûlullah (s.a.v.), kendisine vahiy gelmeden Önce de Arafat'ta vakfe yaparmış. Tabii ki bu da, Cenâb-ı Allah'ın ona muvaffakiyet vermesi neticesinde olan birşeydir.

Ahmed b. Hanbel, Cübeyr b. Mut'im'in şöyle dediğini rivayet eder: Ürene Vadisinde devemi kaybetmiştim. Onu aramaya çıkmıştım. Bir de baktım ki Rasûlullah (s.a.v.) karşımda duruyor. Ben de: "Bu hums'terıdir. Burada işi ne bunun?" dedim.