El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

İffetli Ve Bakire Meryem'in Oğlu, Allah'ın Kulu Ve Elçisi İsa'nın Doğumu

Cenâb-ı Allah buyurdu İd: "Kitap'ta Meryem'i de an. Bir zaman'o ailesinden ayrılıp doğu tarafında bir yere çekilmişti. Onlarla kendi arasına bir perde çekmişti. Biz de ruhumuzu (Cebrail'i) ona gönderdik. (O), ona düzgün …

Cenâb-ı Allah buyurdu İd:

"Kitap'ta Meryem'i de an. Bir zaman'o ailesinden ayrılıp doğu tarafında bir yere çekilmişti. Onlarla kendi arasına bir perde çekmişti. Biz de ruhumuzu (Cebrail'i) ona gönderdik. (O), ona düzgün bir insan şeklinde göründü. (Meryem) dedi ki: "Ben senden, çok esirgeyici (Allah'a) sığınırım. Eğer (Allah'tan) korkuyorsan (bana dokunma)." (Ruh, yani Cebrail): "Ben", dedi, "sadece Rabbimin elçisiyim: Sana tertemiz bir erkek çocuğu hediye edeyim diye (geldim)." "Benim nasıl oğlum olur, dedi, bana bir insan dokunmadı ve ben bir kahpe de' değilim." (Ruh): "Öyledir." dedi, Rabbin: "O bana kolaydır. Onu insanlara, (kudretimizi gösteren) bir işaret ve bizden bir rahmet kılmak için (J)unu yapacağız), dedi" ve iş olup bitti.

(Meryem), ona gebe kaldı. Onunla uzak bir yere çekildi. Doğum sancısı onu, bir hurma dalı (nm altı) na getirdi: "Keşke" dedi, "Bundan önce ölseydim, unutulup gitseydim!"

Altından (İsa veya Cebrail) ona şöyle seslendi: "Üzülme, Rabbin, altın (daki çocuğ)u, büyük bir lider yaptı." Hurma dalını sana doğru silkele, üzerine, olmuş taze hurma dökülsün." Ye, iç, gözün aydın olsun! Eğer insanlardan birini görürsen: "Ben Rahman için (susma) oruç(u) adadım, bu gün hiçbir insanla konuşmayacağım, de." (Meryem) onu taşıyarak kavmine getirdi: "Ey Meryem, dediler, sen tuhaf bir iş yaptın. Ey Harun'un kız kardeşi, baban kötü bir adam değildi. Annen de fahişe değildi (sen ne yaptın böyle?)" (Meryem, konuşmaları için) onu gösterdi. Dediler ki: "Beşikteki çocukla nasıl konuşuruz?"

(Çocuk): "Ben Allah'ın kuluyum, dedi, (O) bana kitap verdi. Beni peygamber yaptı. Beni bulunduğum her yerde insanlara yararlı kıldı. Sağ olduğum sürece bana namaz kılmayı, zekat vermeyi emretti. (Beni), anneme iyilik eder (kıldı), beni baş kaldıran bir zorba yapmadı. Doğduğum günde, öleceğim günde ve diri olarak kaldırılacağım günde (Allah'tan) bana esenlik verilmiştir."

İşte Meryem oğlu Isa. Şüphe edip ayrılığa düştükleri şey "gerçek söz" olarak budur.

Çocuk edinmek, Allah'a yakışmaz. O, böyle şeylerden münezzehtir. Bir işi yapmak istedimi ona sadece "ol" der, (o da) olur. "Şüphesiz, Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Ona-kulluk edin. İşte doğru yol budur."

Kendi aralarından hizipler (çeşitli görüşteki insan toplulukları, muhtelif partiler, bölükler), ayrılığa düştüler (kimi: İsa Allah'ın oğludur, kimi Allah ile beraber bir tanrıdır, kimi Allah'ı meydana getiren üç esastan biridir diyerek ihtilaf ettiler). Artık büyük bir günü görmekten ötürü kafirlerin vay haline!» (Meryem, 16-37.)

Cenâb-ı Allah, bu kıssayı Zekeriyya peygamberin kıssasından sonra anlatmıştır. Zekeriyya'nın kıssası, bu kıssa için bir nevi mukaddime ve giriş niteliğini taşımaktadır. Nitekim Âl-i İmrân sûresinde de bundan bahsetmiştir. İkisini aynı cümlelerle bir araya getirmiştir. Enbiyâ sûresinde de buna değinerek şöyle buyurmuştur:

«Zekeriyya'ya da (lütfettik). Rabbine: "Rabbim, beni tek bırakma (bana bir çocuk ver , ama vermesen de gam yemem, çünkü) sen, varislerin en iyisisin (her şeyim sana kalacaktır)." diye dua etmişti. Onun duasını da kabul ettik. Ona Yahya'yı armağan ettik. Eşini de kendisi için ıslah ettik. (Çocuk doğurmaya elverişli bir hale getirdik). Gerçekten onlar hayır işlere koşarlar. Umarak ve korkarak bize dua ederlerdi. Ve bize derin saygı gösterirlerdi; O ırzını korumuş olana, (Meryem'e) de (lütfettik), ona kendi ruhumuzdan üfledik (de ona erkek dokunmadan bir çocuk verdik). Onu ve oğlunu âlemlere (gücümüzü gösteren) bir işaret yaptık.» (el-Enbiyâ, 89-91.)

Önce de anlattığımız gibi Meryem'i, anası, Mescid-i Aksa'ya hizmet için adamıştı. Onun bakımım,bacısının ya da teyzesinin kocası ve o zamanın peygamberi Zekeriyya (a.s.) üstlenmişti. Onun için, mescid dahilinde, kendisinden başkasının girmeyeceği özel bir ibadet yeri yaptırmıştı. Meryem, buluğa erince ibadetini daha da arttırdı. O zaman ibadet hususunda kendisinin emsali bir kadın mevcut değildi. Kendisinde öyle haller görülmüştü ki Zekeriyya peygamber dahi ona imrenmişti. Kendisine şerefli, temiz, kıymetli, zeki ve mucizelerle te'yid edilmiş bir evlat bahşedileceğini ve Allah tarafından üstün kılındığını melekler müjdelemişlerdi. Babasız bir çocuğun doğmasını hayretle karşılamıştı. Çünkü kendisinin kocası yoktu. Kendisiyle evlenecek bir kimse de o zamanda mevcut değildi. Melekler, Allah'ın her şeyi yapmaya muktedir olduğunu ona bildirdiler. Cenâb-ı Allah'ın bir şeyin olmasını dilemesi halinde ona "ol" dediğim ve bu emir üzerine de o şeyin hemen oluverdiğini söylediler. Meleklerin böyle demesi üzerine o Cenâb-ı Allah'a teslim oldu. O'nun emri karşısında boyun eğip itaat etti. Bunda, kendisi için bü-' yük bir imtihanın mevcut olduğunu anladı. Çünkü babasız bir çocuk doğuracağı zaman, insanların kendisi hakkında ileri geri sözler sarfede-ceklerini önceden biliyordu. Ama insanlar, işin iç yüzünü bilmiyorlardı. Onlar, sadece işin zahirine bakarak karar veriyorlardı. İşin asıl mahiyeti üzerinde akıl yorup düşünmüyorlardı.

Meryem, ancak hayız kanaması gördüğü zaman,ya da su getirmek veya gıda maddelerim elde etmek gibi zaruri ihtiyaçları için mescid dışına çıkardı. Yine günlerden bir gün bazı ihtiyaçlarım görmek için mescid dışına çıkıp, doğu tarafında yalnız başına dolaşmaktayken Cenâb-ı Allah ona Rûhü'l Emîn'i yani Cebrail aleyhisselamı gönderdi. Cebrail, ona tastamam bir insan şeklinde göründü. Meryem onu görünce şöyle de-di:«Ben, senden, çok esirgeyici (Allah'a) sığınırım. Eğer (Allah'tan) korkuyorsan (bana dokunma).» Bu ayet-i kerîmede geçen (Takîyy) kelimesi, Allah'tan korkan ve onun yasaklarına riayet eden kimse manasına gelmektedir. Bu da; o zamanda İsrailoğullan arasında fasıklık ve kötü-lüğüyle meşhur Takîyy isminde bir adam bulunduğunu söyleyenlerin iddialarını çürütmektedir. Bu, delilsiz ve aynı zamanda çok zayıf bir sözdür.

Cebrail ona: «Ben, sadece, senin Rabbinin elçisiyim.» dedi. Yani ben bir insan değilim. Cenâb-ı Allah, "Sana tertemiz bir erkek çocuğu hediye edeyim, diye beni gönderdi."

«(Meryem) benim nasıl oğlum olur? Bana bir insan dokunmadı ve ben bir kahpe de değilim.» dedi. Yani ben evli bir kadın değilim ve fuhuş yapan kadınlardan da değilim.

Cebrail: "Öyledir." dedi. "Rabbin: "O bana kolaydır." dedi. Onun bekar bir kadın olarak çocuk doğurmayı hayretle karşılaması nedeniyle melek onu teselli edici cevap verdi. Bu işin Allah'a göre çok kolay olduğunu ve Cenâb-ı Allah'ın, dilediği her şeyi yapmaya muktedir olduğunu bildirdi. «Onu insanlara (kudretimizi gösteren) bir işaret yapmak için...» Yani onun yaratılışını, babasız olarak dünyaya getirilişini, insanlara karşı kudretimizi gösteren bir alamet kılacağız. Cenâb-ı Allah, Adem peygamberi anasız ve babasız olarak dünyaya getirdi. Havva'yı da bir erkekten, yani Adem'den dişisiz olarak meydana getirdi. İsa'yı da kocasız olarak bir kadından meydana getirdi. Diğer mahlukatı ise erkek ve dişi çiftlerden yaratıp meydana getirdi.

«Ve bizden bir rahmet kılmak için...» Yani İsa vasıtasıyla biz kullarımıza rahmet edeceğiz. Çünkü İsa, onları küçüklüğünde ve büyüklüğünde, çocukluğunda ve ihtiyarlığında Allah'a kulluğa davet edecektir. Ortağı olmayan tek Allah'a kulluk etmeye onları çağıracaktır. Allah'a eş, ortak, emsal ve çocuk ile eş isnad etmekten uzak durmaları için onlara uyarıda bulunacaktır.

«Ve iş olup bitti.» Bu sözün, Cebrail'in sözü olması ihtimal dahilindedir. Yani İsa'mn babasız olarak dünyaya getirilmesi işi kesin karara bağlanarak tamamlandı.

Muhammed b. îshak, bu anlamda ifadeler kullanmıştır. İbn Cerir de bu görüşü benimsemiştir. Fakat ondan başkası böyle bir şey nakletmiş değildir. Doğrusunu Allah bilir.

«Ve bu iş olup bitti.» sözü, Cebrail'in Meryem'e ruh üflemesinin üstü kapalı bir ifadesi de olabilir. Nitekim Cenâb-ı Allah buyurdu ki:

«(Yine Allah, inananlara) îmran'm kızı Meryem'i de (misal verdi). O ki ırzını korudu, biz de on(un rahmin)e ruhumuzdan üfledik.» {et-oTaiırîm, 12.)

Selef ulemasından bazılarının anlattıklarına göre Cebrail, Meryem'in gömleğinin yakasından içeriye doğru üflemiştir. Bu üflemesi de onun tenasül organına sirayet edip akabinde hamile kalmıştır. Tıpkı kadının kendi kocasıyla cinsel ilişkide bulunmasının ardı sıra hamile kalması gibi hamile kalmıştır. Bazılarının dediklerine göre Cebrail, onun ağzına üflemiştir. Ya da onunla konuşmakta olan ruh (Cebrail) ağzından içeri girmiştir. Ancak bu söz, Kur'ân-ı Kerîm'de bu kıssanın anlatılması esnasında kullanılan ifadelere aykırı düşmektedir. Zira Kurân-ı Kerîm'de anlatıldığına göre Cebrail, Meryem ile konuşmak üzere yanına gönderilmiş ve onun vücuduna ruhu üflemiştir. Onun cinsel organıyla karşılaşmış değildir. Bilakis onun yakasından içeriye doğru üflemiştir ve bu üflemesi de onun cinsel organına sirayet ederek hamile kalmasına yol açmıştır. Nitekim Cenâb-ı Allah buyurmuş ki: «Ona ruhumuzdan üfledik.» Bu ayet-i kerimenin delâlet ettiği gibi Cebrail'in üflemesi, onun ağzına değil de vücuduna olmuştur. Nitekim Süddî de bazı sahabelerden böyle nakilde bulunmuştur.

«(Meryem,) ona (İsa'ya) gebe kaldı. Onunla uzak bir yere çekildi.»

Meryem, İsa'ya hamile kalınca çok sıkıntı çekmeye başladı. Onu doğurduğunda, insanların birçoklarının kendisi aleyhinde ileri geri konuşacaklarını anlamıştı. Aralarında Vehb b. Münebbih'in de bulunduğu seleften bazılarının anlattıklarına göre, Meryem'de hamilelik eseri görüldüğünde bunu ilk anlayan, İsrailoğuUarmın abidlerinden Yusuf b. Yakub en-Neccar adındaki bir adam olmuştur. Bu kişi, Meryem'in dayısı oğluydu. Meryem'in dindar, nezih ve abide bir kadın olduğunu bildiği için ondaki bu hamileliği fazlasıyla tuhaf bulmuştu. Kocası olmadığı halde yine de hamile kaldığını görmesi, onu çok şaşırtmıştı.

Günün birinde Meryem'le konuşurken bu konuyu ona açmıştı. Ve: "Ey Meryem, tohumsuz ekin olur mu?" diye sormuştu. Meryem de şöyle cevap vermişti: "Evet, olur. İlk ekini kim yarattı?" Adam sonra şöyle bir soru sormuştu: "Erkeksiz çocuk doğar mı?" Meryem şöyle cevap vermişti: "Evet doğar. Çünkü Cenâb-ı Allah, Adem'i erkeksiz ve dişisiz yaratmıştır." En sonunda adam, "Sen bana başından geçenleri anlat, ey Meryem!" demişti. Meryem de şu karşılığı vermişti: «Allah kendisinden bir kelime ile (beni müjdeledi). Adı Meryem oğlu İsa Mesihtir. Dünyada da ahirette de yüzde (şerefli) ve (Allah'a) yakın olanlardandır. Beşikte ve yetişkinlikte insanlarla konuşacak ve iyilerden olacaktır.» (Âl-i îmrân, 45-46.)

Bir rivayete göre Meryem'le bu konuşmayı yapan Zekeriyya peygamber olmuştur. Meryem de ona yukarıdaki cevapları vermiştir. Doğrusunu Allah bilir.

Süddî'nin sahabelerden naklettiğine göre günün birinde Meryem, bacısının yanına gitmiş; bacısı ona şöyle demiş: "Duydun mu, ben hamileyim?" Meryem de ona şöyle demiş: "Ben de hamileyim, bunu duymuş muydun?" Böyle deyince bacısıyla kucaklaşmış ve Yahya'nın anası olan bacısı, kendisine şöyle demiş: "Karmmdaki yavrunun, senin karnındaki yavruna secde etmekte olduğunu görüyorum!" İşte, "Allah'dan bir kelimeyi doğrulayıcı," ayet-i kerimesinin manası budur. Burada sözü edilen secde, saygı ve ihtiram secdesidir. Selamlaşma anında yapılan temenna eğilişi gibidir. Nitekim bu, bizden önceki milletlerin şeriatlarında caizdi. Ayrıca Cenâb-ı Allah da meleklere, Adem'e bu manada secde etmelerini emretmişti.

Ebu'l-Kasım, Malik'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: Bana ulaşan habere göre Meryem oğlu İsa ile Zekeriyya oğlu Yahya teyze çocuklarıy-mışlar. ikisi de aynı zamanda ana rahmine düşmüşler. Yahya'nın anası, Meryem'e şöyle demiş: "Karmmdaki yavrunun, senin karnındaki yavruna secde etmekte olduğunu görüyorum."

Malik der ki: Bence bu İsa (a.s.)'m daha üstün olduğunun bir işaretidir. Çünkü Cenâb-ı Allah ona öyle bir kuvvet vermişti ki; ölüleri diriltiyor, körleri ve alacalıları da iyileştiriyordu.

Bunu, İbn Ebî Hatim rivayet etmiştir.Mücahid'in şöyle dediği rivayet edilir: Meryem dedi ki: "İnsanlardan uzak ve yalnız başıma kaldığımda, karnımdaki çocuğum benimle konuşurdu. Halk arasına katıldığımda o, kai'nımda teşbih ederdi."

Kuvvetli rivayetlere göre Meryem, onu karnında normal hamile kadınlar gibi dokuz ay müddetle taşımıştır. Zamanı gelince de doğurmuştur. Şayet bunun aksine bir duıoım vukubuhnuş olsaydı, bu mutlaka anlatılırdı.

İbn Abbas ile îkrime'den rivayet edildiğine göre Meryem, İsa'yı karnında sekiz ay müddetle taşımıştır. îbn Abbas'dan gelen diğer bir rivayete göre ise Meryem, ona hamile kalır kalmaz hemen doğurmuştur. Bazıları ise onu karnında dokuz saat müddetle taşıdığını söylemişlerdir. Bu iddialarına da şu ayet-i kerimeyi delil göstermişlerdir: "(Meryem), ona gebe kaldı. Onunla uzak bir yere çekildi. Doğum sancısı onu bir hurma dalı(nm altı)na getirdi."

Doğrusu şu İd herşey, kendine özgü durumlara göre aşama kaydeder. Nitekim Cenâb-ı Allah buyurmuş ki:

«Sonra nutfeyi alaka (embriyo) ya çevirdik. Alaka (embriyo)yı, bir çiğnemlik ete çevirdik. Bir çiğnemlik eti, kemiklere çevirdik. Kemiklere et giydirdik; sonra onu bambaşka bir yaratık yaptık. Yaratanların en güzeli Allah, ne yücedir!» (d-Müminûn, u.) Bilindiği gibi insanın, bu ayet-i kerimede bahsedilen yaratılış aşamaları arasında kırkar günlük süre vardır. Nitekim bu husus, sıhhatinde ittifak edilen sahih bir hadisle de böylece bildirilmektedir.

Muhanımed b. İshak dedi ki: İsrailoğulları arasında Meryem'in hamile kaldığı yayıldı. Zekeriyya ailesinin başına gelen, hiç bir ailenin başına gelmiş değildi! Bazı zındıklar Meryem'in, mescidde ibadet etmekte olan Yusuf la ilişkisi olduğuna dair ithamlarda bulundular. Bunun üzerine Meryem, onlardan ayrılıp uzak bir mekana çekildi. «Doğum sancısı onu, bir hurma dalı(nın altı)na getirdi.» Meryem'in uzaklaşıp altına geldiği hurma ağacı, Beytü'1-lahm denilen yerdir. Ondan sonraki zamanlarda bazı Rum hükümdai'lan orada muazzam binalar inşa ettirmişlerdir. Hurma ağacının altına gelen Meryem: "Keşke, bundan önce Ölseydim, unutulup gitseydim!" dedi.

Bu sözlerde, insanın fitne ve imtihan zamanında kendi ölümünü istemesinin caiz olduğuna delil vardır.

Çünkü

Meryem,

insanların

kendisini

itham

altında

tuttuklarını

ve

sözlerini doğrulamadıklarını, hatta İsa'yı doğurup onlara götürdüğünde, söylediği sözleri yalanladıklarını biliyordu. Onun bu çocuğu babasız doğurabileceğine ihtimal vermiyorlardı. Çünkü onlar, onu Mescid-i Aksa'ya kapanan abide bir kadın olarak tanımışlardı. Peygamber ailesinden olup dindar bir kadındı.

Kendisini itham altında bulundurduklarından dolayı kederlenmiş ve bu o]ayla karşılaşmadan önce ölmesini temenni etmişti. "Keşke hiç yaratılmasaydım da unutulup gitseydim" demişti.

Bu ayet-i kerimeyi şeklinde okuyanlar da vardır. Birinci okuyuşa göre ayetin manası: Ağacın altındaki ona seslendi." şeklinde olur. İkinci okuyuşa göre ise: "Ağacın altından ona seslendi." şeklinde olur. Seslenenin kim olduğuna gelince, bazılarına göre bu, Cebrail'dir. Avfî ile îbn Abbas bu görüştedirler. Bunlara göre İsa, ancak kavminin huzurunda konuşmuştur. Said b. Cübej'r ile Amr b. Meymun, Dahhak, Süddî ve Katade böyle demişlerdir. Mücahid, Hasen, İbn Zeyd, Said b. Cübeyr ise; Ağacın altından Meryem'e seslenenin İsa olduğunu söylemişlerdir. İbn Cerir de bu görüşü benimsemiştir.

«Üzülme, Rabbin altındaki çocuğu bir lider yaptı.» Bazılarına göre ise bu ayet-i kerîmede geçen ı t) kelimesi, nehir manasınadır. Cum-hur-u ulema da bu görüşe kail olmuşlardır. Bu hususta Taberanî'nin rivayet ettiği bir hadis varsa da zayıftır. İbn Cerir bunu benimsemiştir. Hasen, Rebi' b. Enes, îbn Eşlem ve diğerlerinin görüşlerine göre ise bu lider, Meryem'in oğludur. Sahih olan, birinci görüştür. Çünkü Cenâb-ı Allah şöyle buyuruyor: «Hurma dalını sana doğru silkele, üzerine, olmuş taze hurma dökülsün.» Bu ayet-i kerimede Cenâb-ı Allah yiyecek ve içecekten bahsetmiş; bu nedenle şöyle buyruk vermiştir: «Ye, iç, gözün aydın olsun!»

Denildi İd: Meryem'in altında bulunduğu hurma ağacı kurumuştu. Bazılarına göre ise meyveli bir hurma ağacı idi. Doğrusunu Allah bilir. Fakat ihtimaldir ki Meryem'in altında bulunduğu ağaç, bir hurma ağacıydı, ama o esnada üzerinde meyvesi yoktu. Çünkü İsa'nın doğumu, kış mevsimine rastlamıştı. O zamanda ağaçların meyve vereceği bir zaman değildi. Bu da, Cenâb-ı Allah'ın nimetini bildirme kabilinden söylemiş olduğu şu sözünden anlaşılmaktadır: «Üzerine olmuş taze hurma dökülsün.»

Bir hadis-i şeriflerinde Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır:

«Halanız olan hurma ağacının kıymetini bilin. Çünkü o (ağaç), Adem (a.s.)'in yaratıldığı çamurdan yaratılmıştır. Ondan başka, diğerlerini aşılayan bir ağaç yoktur.»

Başka bir hadiste de şöyle buyurulmaktadır:

«Doğuran kadınlarınıza taze hurma yedirin. Taze hurma yoksa kurutulmuşunu yedirin. Çünkü Allah katında, İmran kızı Meryem'in altında oturduğu (hurma) ağaç(ı) kadar kıymetli bir ağaç yoktur.»

Bu hadisin münker olduğu söylenmektedir.

Ağacın altından Meı-yem'e şöyle seslenilmiştir:

«Ye, iç, gözün aydın olsun! Eğer insanlardan birini görürsen: "Ben Rahman için (susma) oruç(u) adadım. Bu gün hiçbir insanla konuşmayacağım, de.» Yani insanlardan birini görürsen ona lisan-ı hal ya da işaret ile de ki: «Ben Rahman için susma orucu adadım.» Zira Meryem'in mensup olduğu dinin kurallarına göre oruç tutan kişinin hem yeme ve içmeyi, îısm de konuşmayı terketmesi gerekiyordu. «Bu gün kimseyle konuşmayacağım.» sözü de buna delâlet etmektedir. Bizim dinimize göre ise oruçlu kimsenin gündüzleyin susup konuşmaması mekruhtur.

«(Meryem) onu taşıyarak kavmine getirdi. "Ey Meryem, dediler, sen tuhaf bir iş yaptın. Ey Harun'un kız kardeşi, baban kötü bir adam değildi. Annen de fahişe değildi (sen ne yaptın böyle)?"» (Meryem, 27-28.)

Ehl-i Kitap kaynaklarından nakiller yapan selef ulemasından bir çoğunun anlattıklarına göre kavmi, Meryem'i bulamayınca aramaya başladılar. Onun mahallesine gittiler. Onunla karşılaştıklarında kucağında bir çocuk bulunduğunu gördüler. Ve ona: «Ey Meryem, doğrusu sen çok kötü birşey yaptın.» dediler. Ona böyle demiş olmalannda ihtilaf vardır. Çünkü bu, başı ile sonu çelişen bir sözdür. Kur'ân ayetlerinin ifadesine göre Meryem, onu kendisi taşıyarak kavmine getirmiştir. Yoksa kavmi gidip de onu çocuğuyla kendi mahallinde bulmuş değildirler. İbn Abbas'm dediğine göre bu olay, Meryem'in lohusalıktan temizlenmesinden sonra, yani doğumundan kırk gün sonra olmuştur. Onu çocuğuyla gördüklerinde: «Ey Meryem, doğrusu sen çok kötü bir iş yaptın!» dediler. Sonra: Ey Harun'un kız kardeşi! Baban kötü bir adam değildi... dediler.

Rivayete göre Meryem'i kendi zamanlarındaki bir abid adama benzetmişlerdi. Adı Harun olan bu adam ibadette Meryem'in fevkinde idi. Said b. Cübeyr böyle demiştir. Ayet-i kerîmedeki Harun ile, Musa peygamberin kardeşi Harun'un kastedilmiş olduğunu söyleyenler de vardır. İbadet hususunda Meryem'i ona benzetmişlerdi. Meryem'in, neseb-ce de, Musa ile Harun'un kız kardeşi olduğunu söyleyen Muhammed b. KaT^ el-Kurazî hata etmiştir. Çünkü Meryem ile Musa ve Harun arasında çok uzun asırlar vardır ki, bu herkesçe bilinen bir husustur. Azıcık bilgisi olan kimseler bunu bilirler. Tevrat'ta ismi geçen Musa ile Harun'un kız kardeşleri Meryem, Cenâb-ı Allah'ın Musa ile kavmini kurtarıp Firavun ile adamlarını denizde boğduğu gün def çalarak şenlik yapmıştır. Bu ifadeler, belki Muhammed b. Ka'b el-Kurazî'yi yanıltmıştır. Tevrat'ta sözü edilen Musa ile Harun'un kız kardeşleri Meryem'in, İsa'nın anası Meryem olduğunu zannetmiştir ki bu da son derece yanlıştır. Sahih hadise aykırıdır. Kur'ân nassı da bunu çürütmektedir. Nitekim biz bu hususu, İbn Kesîr tefsirinde uzun uzadıya anlatmışızdır. Övgü ve minnet Allah'adır.

Sahih hadiste anlatıldığına göre Meryem'in, Harun adındaki bir erkek kardeşi varmış. Fakat İsa'yı doğurma kıssasında ve Meryem'in anası tarafından Mescid-i Aksa'ya vakfedilme kıssasında Meryem'in erkek kardeşi olmadığını bildiren ifadeler mevcuttur. Doğrusunu Allah bilir. İmam Ahmed b. Hanbel, Muğîre b. Şu'be'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: Rasûlullah (s.a.v.) beni Necran'a gönderdi. Oradaki halk bana: Meryem hakkında, "Ey Harun'un kız kardeşi!" diyen ayet-i kerimeyi okuyorsunuz. Bu hususta senin görüşün nedir? Halbuki Musa ile İsa arasında şu kadar uzun zaman geçmiştir!

Ben onların bu soruları karşısında cevap veremediğim için gidip Rasûlullah'a durumu anlattım. Bana şöyle dedi: «Necranlılara desey-din ki onlar, kendilerinden önceki peygamberlerin ve salihlerin adlarıyla adlandırılmaktadırlar.»

Müslim, Neseî ve Tirmizî'nin de böyle bir rivayetleri vardır. Tirmizî, bunun sahih ve garip bir hadis olduğunu söylemiştir.

Katade ve diğerlerinin anlattıklarına göre onlar, Harun adını çok kullanmaktaymışlar. Öyleki onların bazı cenazelerinde hazır bulunan birçok insanlar arasında, Harun adını alanların 40.000 civarında olduğu söylenir. Doğrusunu Allah bilir.

Kavmi, Meryem'e: "Ey Harun'un kız kardeşi!..." dediler. Hadisin de delâlet ettiği gibi Meryem'in Harun adında, dindarlık, salah ve iyiliğiyle şöhret bulmuş aynı nesebten bir kardeşi vardı. Bu nedenle kavmi, Meryem'e şöyle dediler: "Baban kötü bir adam değildi. Anan da fahişe değildi." Yani bu karakter ve seciyeye sahip olan bu aileden biri sayılamazsın! Ne kardeşin, ne anan, ne de baban böylesine kötü değillerdi?

Böyle diyerek Meryem'i, büyük bir ahlaksızlık ve fuhuşla itham ettiler. İbn Cerir'in Tarih'inde anlattığına göre onlar, Meryem'in Zekeriy-ya ile ilişkisi olduğunu iddia ettiler ve Zekeriyya'yı Öldürmek istediler. Zekeriyya da onlardan kaçıp gitti. Peşine düştüler. Kaçmakta iken bir ağaç yarılarak Zekeriyya onun içine girdi. Ağaç da kapanıverdi. Fakat dışarıda kalan eteğinin ucunu iblis yakalayıyerdi. Böylece onun, o ağacın içine girmiş olduğunu kavmine gösterdi. Önceki sayfalarda da anlattığımız gibi kavmi, testere getirerek, Zekeriyya'mn içinde bulunduğu ağacı baştan aşağıya yardılar. Bazı münafiklarsa, Meryem'in, dayısı oğlu Yusuf b. Yakub en-Neccar ile ilişkisi olduğunu iddia ettiler.

Durum zorlaşmca, çare kalmayınca, söyleyecek söz bulunmayınca; onur ve üstünlük sahibi Cenâb-ı Allah'a tevekkül etmek, yegane çare oldu, O'na dayanıp bel bağlamaktan başka çıkar yol kalmadı. «Bunun üzerine (Meryem) ona (İsa'ya) işaret etti.» Yani kavmine: «İsa ile konuşun, cevabınızı o verecektir. İstediğiniz hususları o anlatacak ve açıklayacaktır» dedi. Böyle deyince, onlardan zorba ve bahtsız olan kimseler: «Beşikteki bir çocuk ile nasıl konuşuruz?» dediler. Yani cevap vermesi için bizi, aklı ermeyen küçücük bir çocuğa nasıl havale edersin? Halbuki o, beşiğinde süt emmekte olup, kaymakla köpüğü birbirinden ayırdedemiyecek derecede küçüktür. Böyle yapmakla sen bizi alaya almakta, bizi tahkir etmekte ve bizi küçümsemektesin. Çünkü sen, bize cevap vermiyor; bilakis bizi şu beşikteki küçücük çocuğa havale ediyorsun? İşte tam bu esnada İsa, onlara şu karşılığı verdi:

«Ben Allah'ın kuluyum, dedi, (O) bana kitap verdi. Beni peygamber yaptı. Beni bulunduğum her yerde insanlara yararlı kıldı. Sağ olduğum sürece bana namaz kılmayı, zekat vermeyi emretti .(Beni), anneme iyilik eder (kıldı), beni baş kaldıran bir zorba yapmadı. Doğduğum günde, öleceğim günde ve diri olarak kaldırılacağım günde (Allah'tan) bana esenlik verilmiştir.» (Meryem, 30-33.)

Meryem oğlu İsa'nın ağzından çıkan ilk sözler, işte bunlardı. Söze başlarken: «Ben Allah'ın kuluyum.» demişti. Rabbine kul olduğunu itiraf etmiş idi. Rabbinin Allah olduğunu söyleyerek, onun yüce zatını, zalimlerin umumij'etle kendisinin Allah'ın oğlu olduğunu söylemelerinden tenzih etmişti. Bilakis kendisinin Allah'ın kulu, elçisi ve cariyesinin oğlu olduğunu ifade etmiş, sonra da anasını, cahillerin kendisine isnad ettiği kötülük ve fuhuştan ibra etmişti. Kendisi sebebi ile anasına isnad ettikleri fahişelikle anasının uzaktan yakından ilgisi olmadığını söylemişti. «(Rabbim) bana kita"p verdi ve beni peygamber kıldı.» Cenâb-ı Allah, peygamberliği, kendilerinin zannettikleri kimselere vermez. Allah onlara lanet etsin ve onları rezil rüsvay kılsın. Nitekim Cenâb-ı Allah buyurdu ki:

«Küfürlerinden ve Meryem'e büyük bir iftira atmalarından.» (en-Nisâ).O zamandaki Yahudilerden bir grup şöyle demişlerdi: «Meryem, hayız zamanında yaptığı bir zinadan ötürü İsa'ya gebe kaldı.» Allah onlara lanet etsin. Rabbi Meryem'i bu iftiradan ibra etti ve onun doğru sözlü bir kadın olduğunu bildirdi. Oğlunu da kitap sahibi bir peygamber kıldı. Öyle bir peygamber ki, Ulul-azm denilen beş büyük peygamberden biri oldu. Bu sebeble de dedi ki: «Beni bulunduğum her yerde insanlara yararlı kıldı.» Zira İsa peygamber, insanlar! ortaksız ve tek olan Allah'a kulluğa davet ediyor; Rabbini noksanlıklardan ve ayıplardan tenzih ediyordu. O'nun, eş ve çocuk sahibi olmadığını ilan ediyordu. O'nun yüce ve mukaddes bir zat olduğunu açıklıyordu. Bulunduğu her yerde bunu haykırıyordu. «Sağ olduğum müddetçe bana namaz kılmayı, zekat vermeyi emretti.» Yüce, güçlü ve övgüye layık olan zatın hakkını verme hususunda kulun görevi, namaz kılmak ve muhtaç olan kullara zekat vererek iyilikte bulunmaktır. Namaz kılmak, nefisleri kötü huylardan arındırmayı, büyük servetleri de muhtaçlara bağışlar yaparak temizlemeyi kapsamaktadır. Misafir ağırlamayı, zevcelere nafakalarını vermeyi, köle ve cariyelerle akrabaya masraflarını vermeyi içermektedir. Aynı zamanda diğer taat ve kurbet çeşitlerini de ihtiva etmektedir.

Sonra İsa şöyle diyerek sözlerini sürdürdü: «(Beni), anneme iyilik eder (kıldı), beni başkaldıran bir zorba yapmadı.»

Babası olmadığı, sadece anası olduğu için analık ve babalık hakları yalnızca Meryem'de toplanmıştır Bu sebeble Cenâb-ı Allah, îsa'yı anasına iyilik eden bir kul eyledi. Yaratıkları yaratan, kötülüklerden arındıran ve her nefse de hidayet yolunu veren Allah, noksanlıklardan münezzehtir.

«Beni baş kaldıran bir zorba da yapmadı.» Yani ben kaba ve katı bir insan değilim. Allah'ın emir ve taatine aykırı ne bir söz, ne de bir davranış benden çıkmaz.

«Doğduğum günde, öleceğim günde ve diri olarak kaldırılacağım

günde (Allah'tan) bana esenlik verilmiştir.»

Doğum, ölüm ve yeniden dirilme günlerine dair gerekli açıklamalar, Zekeriyya oğlu Yahya (a.s.)'nm kıssasında verilmişti.

Cenâb-ı Allah, İsa'nın kıssasını açık seçik bir şekilde izah edip beyan buyurduktan sonra şöyle demiştir:

«İşte Meryem oğlu İsa. Şüphe edip ayrılığa düştükleri şey, "gerçek söz" olarak budur. Çocuk edinmek, Allah'a yakışmaz O, (böyle şeylerden) yücedir. Bir işi yapmak istedi mi ona sadece «ol» der, (o da) olur.»

(Meiyem, 34-35.)

Nitekim Cenâb-ı Allah, İsa'nın kıssasını ve başından geçenleri Al-i İmrân sûresinde anlattıktan sonra şöyle buyurmaktadır:

«İşte bu sana okuduğumuz (olaylar), ayetlerden ve hikmetli zikir (Kur'an) dandır. Allah yanında İsa'nın durumu, Adem'in durumu gibidir: Onu topraktan yarattı, sonra ona «ol» dedi, artık olur.. (Bu), Rabbin-den gelen gerçektir. Öyle ise kuşkulananlardan olma. Kim sana gelen ilimden sonra seninle tartışmaya kalkarsa, de ki: «Gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım, sonra gönülden lanetle dua edelim de, yalancıların üstüne Allah'ın lanetini dileyelim!»

«işte (İsa hakkındaki) gerçek kıssa (öykü) budur. Allah'tan başka tanrı yoktur. Allah, elbette Azız (mutlak galip) ve hikmet sahibidir. Eğer dönerlerse, muhakkak ki Allah, bozguncuları bilir.» (Âl-i imrân, 62-63.) Necran heyeti, altmış süvari olarak Peygamber Efendimiz'in yanma geldiler. Bu altmış kişinin idaresini ondört kişi üstlenmişti. Ancak her hususta karar sahibi üç kişi idi ki, bunlar onların eşrafı ve efendileri idi. Bunlar: Akib, Seyyid ve Alkarna oğlu Ebu Harise idi. Mesih (İsa) peygamberin durumu üzerinde tartışıyorlardı. Bununla ilgili açıklamaları Cenâb-ı Allah Âl-i İmrân sûresinin baş taraflarında inzal buyurmuştur. Isa peygamberin durumunu, yaratılışının evveliyatını ve kendisinden önce de anasının yaratılışını beyan buyurmuştur. Necranlı hey'etin kendi davetine icabet etmemeleri halinde Rasûlüne, onlarla lanetleşmeşini emretmişti.

Necranlıl.ar onun iki gözünü ve iki kulaklarını görünce tartışmaktan vazgeçmiş, lanetleşmeye yanaşmamışlardı. Barış ve sulhe meyletmişlerdi. Sözcüleri olan Akib Abdul Mesih şöyle demişti: Ey Hristiyanlar topluluğu! Muhammed'in kitap sahibi bir peygamber olduğunu elbetteki bilmiş siniz dir. Peygamberiniz îsa hakkında size ayrıntılı bilgi getirmiştir ve yine şunu kesinlikle bilmektesiniz ki hiçbir peygamber, bir kavimle lanetleşsin de sonra o kavmin büyükleri hayatta kalsın, küçükleri de yetişip büyüsün; bu mümkün değildir. Peygamberle lanetleşen bir kavmin kökü kazılır. Eğer onunla lanetleşmekten vazgeçer ve tartışmaya girmezseniz, dininizde kalabilir ve bu yaşantınızı sürdürebilirsiniz. Gelin, bu adamla (Rasûlullah ile) musalaha yapın ve memleketinize geri dönün...

Rasûlullah (s.a.v.) Efendimiz'e gelerek ondan, kendilerine cizye tarhetmesini ve kendileriyle birlikte güvenilir bir insanı göndermesini talep ettiler, Rasûlullah da Ebu Ubeyde b. Cerrah'ı onlarla gönderdi. Biz bu hususu ayrıntılı olarak Âl-i İmrân sûresinin tefsirinde açıklamışızdır.

Cenâb~ı Allah, İsa peygamberin durumunu açıkladığında Rasûlullah (s.a.v.) Efendimiz'e şöyle buyurmuştu: «İşte Meryem oğlu İsa. Şüphe edip ayrılığa düştükleri şey, "gerçek söz" olarak budur.» Yani İsa, Allah'ın kulu olan bir kadından doğma bir kuldur. «Çocuk edinmek Allah'a yakışmaz o, (böyle şeylerden) yücedir. Bir işi yapmak istedimi ona sadeee «ol» der, (o da) olur.» Yani hiç birşey onu aciz bırakamaz ve hiçbir şey ona ağır gelmez. Bilakis o, dilediği işi yapmaya muktedir bir zattır. "Onun işi, bir şeyi(n olmasını) istedi mi ona, sadece «ol» demektir, hemen oluverir." CYâsm, 82.)

«Şüphesiz, Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. O'na kulluk edin. İşte doğru yol budur.» (Metyem, 36.)

Evet, İsa beşikte iken onlarla yaptığı konuşmasını, bu cümlelerle sona erdirdi. Cenâb-ı Allah'ın hem kendisinin Rabbi, hem de onların Rabbi hem de tanrılarının Rabbi olduğunu onlara bildirdi ve bunun dosdoğru yol olduğunu açıkladı.

Cenâb-ı Allah buyurdu ki: «Kendi aralarından hizipler (çeşitli görüşteki insan toplulukları) ayrılığa düştüler. Artık büyük bir günü görmekten ötürü vay kafirlerin haline!» (Meryem, 37.)

Yani o zamanın insanları ile onlardan sonra gelen nesiller, bu hususta kendi aralarında görüş ayrılığına düştüler. Yahudilerden bazıları, Hz. İsa'nın (haşa) veled-i zina olduğunu söylediler. Küfür ve inatlarım sürdürdüler. Kafirlikte onlara mukabelede bulunan diğer bir grup da İsa'nın, Allah olduğunu söylediler. Bir başka grup ise Allah'ın oğlu olduğunu söylediler. Mü'minlerse onun Allah'ın kulu, elçisi ve cariyesinin oğlu olduğunu söylediler. Onun Meryem'e Allah tarafından bırakılan bir kelime ve Allah'tan bir ruh olduğunu ifade ettiler. Felaketten kurtulan, sevaba eren, Allah tarafından destek ve yardım gören Fır-ka-i Naciye bunlardır. Bu hususlarda bu Fırka-i Naciye'ye aykırı sözler sarfedenlerse; kafirlerin, fasıkların, cahillerin ta kendileridirler. Yüce, hikmetli ve bilgili olan Zat, onları şu ifadelerle tehdit etmiştir: «Büyük bir günü görmekten kafirlerin vay haline!»

Buharı, Ubade b. Samit'ten rivayet ederek Peygamber (s.a.v.) Efen-dinıiz'in şöyle buyurduğunu söylemiştir:

«Allah'tan başka tanrı olmadığına, onun bir ve ortaksız olduğuna, Muhammed'in de onun kulu ve elçisi olduğuna; İsa'nın da Allah'ın kulu, elçisi ve Meryem'e bıraktığı bir kelimesi, Allah'tan bir ruh olduğuna, Cennet'in hak, ateşin hak olduğuna tanıklık eden kimseyi Cenâb-ı Allah, - işlediği amel ne olursa olsun - Cennet'e koyar.»

Velidin, Cünade'den yaptığı rivayette ise yukarıdaki hadise şu ilave yapılmıştır: «Cennet'in sekiz kapısından hangisinden dilerse oradan Cennet'e koyar.»